ALEVİLER VE FETÖ OPERASYONLARI
05 Şubat 2026, Perşembe 21:08FETÖ’nün Alevilere yönelik ilgisinin iki ayağı var, demiştik.
FETÖ’nün Aleviler arasındaki çalışmalarının bir ayağı kadro devşirmek ise, diğeri de FETÖ operasyonlarında mayın eşeği olarak kullanmaktı.
Bu yazımda konuya ilişkin biri 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesine, diğeri ise, halen güncel bir süreci işaret eden iki örnek vereceğim.
ALEVİYİ ALEVİYE KIRDIRDILAR!
7 Ocak 2009’da, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı hedefe koyan “Ergenekon soruşturması 9. dalga” operasyonunda çok sayıda akademisyen, asker ve bürokrat gözaltına alındı.
Bu operasyonla birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı olan Ali Balkız, İbrahim Şahin’in bilgisayarında bulunduğu iddia edilen ve sonradan düzmece olduğu Adli Tıp raporuyla ortaya çıkan bir plana göre, suikastla hedef alınacak isimler arasında gösteriliyordu.
Özel Harekât Başkanı Behçet Oktay ise, FETÖ’cü yapılanmaya karşı duran, onların operasyonlarını engelleyen ve İbrahim Şahin’in tutuklandığı iddiaların asılsız olduğunu açık açık ifade ederek, mahkemeye gidip konuşacağını her yerde söyleyen Alevi kökenli bir emniyet mensubuydu.
Oktay, FETÖ’nün kumpasını deşifre etmeye hazırlanan bir emniyetçi olarak, bu yapının hedefi haline gelmişti ve 25 Şubat 2009 tarihinde intihar süsü” verilerek öldürüldü.
Zaman Gazetesi’nde yer alan bir haberde, FETÖ'cü savcı Zekeriya Öz'ün ortaya koyduğu belgelerden ikna olduğunu belirten Balkız’ın, Savcı Öz’e “Evet herkese, hepimize geçmiş olsun” cevabını verdiği belirtiliyordu.
Balkız bununla da yetinmemiş, Milliyet gazetesi, NTV vb farklı basın organlarına farklı tarihlerde kendisini sözde Ergenekon Terör Örgütü’nün hedefinde olarak tanımlamaya devam etti.
KUMPAS AÇIĞA ÇIKTI, AMA BALKIZ’IN İDDİASI SÜRDÜ!
Bir yıl sonra, Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Adli Tıp Kurumu’ndan gelen bilirkişi raporunda Balkız, Mutafyan ve Genç’in adının geçtiği tedhiş planının Şahin’in el ürünü olmadığı açıklandığı halde, suikast yalanının iki aktöründen dönemin Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Başkanı Kazım Genç hâlâ “Ergenekon ülkede kaos yaratmak için toplumun belli kesimlerinin öne çıkmış insanlarına yönelik suikast eylemleri yaparak halkı galeyana getirebilir, bu ihtimal vardır” şeklinde konuşurken, Adli Tıp raporunu ANKA’ya değerlendiren Balkız ise, “Evet, Adli Tıp böyle bir tespit yapmış ama Adli Tıp’ın verdiği kararlar da hep tartışılageldi” diyordu!
SORU: ALİ BALKIZ BİR PİYON MU, YOKSA AKTÖR MÜ?
FETÖ’nün kumpas sürecinde sergilediği söylemler, destekleyici tutumu ve hâlâ özür dilemeyen yaklaşımıyla Ali Balkız, bu süreçte bir figüran mıydı, yoksa aktif bir rol mü üstlendi?
Bu sorunun yanıtı, onun FETÖ ile olan ilişkilerinin niteliği ve geçmişteki bağlantılarının derinliğiyle ilgili daha fazla bilginin ortaya çıkmasına bağlı.
Özellikle Sivas Katliamı sonrası Avustralya’ya gidişi, orada kimler tarafından himaye edildiği gibi sorular, bu bağlantının kökenine dair daha fazla ışık tutabilir.
Ancak bugünkü tabloda net olan şu: Ali Balkız, FETÖ’nün kumpas döneminde kurduğu büyük yalanların gönüllü taşıyıcısı olmuş, kamu vicdanını yanıltmış, Alevi inançlı bir emniyet mensubunun katledilmesinde kullanılmış ve Alevi toplumunu tehlikeli bir şekilde istismar etmiştir.
FETÖ, kendi amaçlarına ulaşmak için Aleviyi Aleviye kırdırmıştı!
MİLLİ KOMİSYONA ALEVİLER NEDEN ALINMAK İSTENDİ?
FETÖ’nün Emniyet içindeki önemli isimlerinden Emre Uslu’nun 4 Şubat 2026 tarihinde yayınladığı bir videoda kullandığı ifadelerden, PKK terör örgütünün tasfiyesi ve arkasından gündeme gelen af tartışması ile bağlantılı olarak, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına FETÖ’cülerin de dahil edilmesinin ön görüldüğü ortaya çıkıyor.
Hatırlayalım; KHK’liler Platformu Sözcüsü Münir Korkmaz da o dönemde, “Bu mesele, KHK meselesi çözülmeden eksik kalır. Barış ve demokrasi diyorsak, tüm kesimlerin yaşadığı mağduriyetler giderilmeli” diyordu!
Nitekim, DEM Parti de, “KHK’lıları sürece dahil ettikleri” yönünde açıklama yapmıştı.
Ve aynı DEM Parti Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na Alevi üye alınması için de ısrarcı olmuş, CHP de bunu desteklemişti.
Ancak, buna itiraz eden Alevi Vakıfları Federasyonu, Cem Vakfı, Tahtacı Dernekleri Federasyonu, Abdallar Birliği, Anadolu Vakıflar Federasyonu, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Dernekler Federasyonu, Avrupa Alevi Düşünce Dernekleri, Alevi Ocakları Federasyonu, Türkmen Abdallar Federasyonu, Serçeşme Vakfı, Seyyid Hacı Kureyş Dergahı ve çok sayıda cemevi ve vakıf açıklama yaparak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde “aslî paydaş” olmuş ve kendisini bu ortak mirasın ayrılmaz bir parçası olarak tanımlamaktadır. Ulus-devletin bütünlüğüne gönülden bağlı, çoğulcu, laik ve demokratik hukuk devleti ilkelerini kararlılıkla savunmakta” olduklarının altını çizmiş ve “terör ve şiddet olaylarının mağduru olarak binlerce canı şehit vermiş olan Alevilerin; güvenlik, terör veya çatışma merkezli müzakerelerde taraf olarak gösterilmesi ya da bu alanla ilişkilendirilmesi, toplumumuz nezdinde derin üzüntü ve rahatsızlık yaratmaktadır” ifadelerine yer vermişlerdi.
Buna karşılık Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu ise, komisyona katılmak için aşırı istekli davranmıştı.,
ALEVİLERİN EZİCİ ÇOĞUNLUĞU DİRENDİ VE BAŞARDI
Alevi Bektaşi toplumunun büyük çoğunlukla terör örgütü ile birlikte anılmaya sert tepki vermesi üzerine, plan bozuldu.
İnkarcılara randevu dahi verildiği halde, Milli Komisyon’da Alevi Bektaşilerin de sorunlarının dahil edilmesi, itirazımız ve direnişimiz sayesinde mümkün olmadı.
Ama, DEM Parti ve CHP içindeki bazı kesimlerin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Diyarbakır’daki son çalışma gününe kadar Alevileri “sürece” dahil etme ısrarına o dönem bir türlü anlam veremesek de, Emre Uslu sayesinde şimdi konu netleşmiş oldu!
Aleviler bir kez daha mayın eşeği yapılmak istenmişti!
Amaç, terör örgütü PKK’nın feshi sonrasında oluşacak ortamı beklentileri yükselterek dizeyn ederek FETÖ’cülere af çıkarılmasını sağlamaktı!
Emre Uslu’nun videosunda “Anadolu’nun muhafazakar insanları”nın sorduğunu iddia ettiği soru şu: “PKK’lılara bile af çıkarıyorsunuz, niye cemaat tabanına af çıkarmıyorsunuz?”
FETÖ’cü Uslu, FETÖ’cülere af çıkarmayı hedefleyen bu sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi insiyatifi ile akim kaldığını da belirtiyor.
PKK’lılar için düşünülen af “çıksa da cemaate çıkmamalı diye” tasarıyı Haziran ayında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geri çektirdiğini iddia eden Uslu’ya göre, “af olacaksa KHK’lılara da af çıksın” diye uğraşan üç isim var: Bülent Arınç, Hüseyin Çelik ve Ali Babacan.
Buradan anlaşılıyor ki, PSAKD, AKD, ABF ve AABK bilerek veya bilmeyerek FETÖ’cülerin kendilerini de sürece dahil etme operasyonunda görev almışlar!
Çünkü, “Türkiye’nin en önemli iki konusu” PKK ve Alevilerin dahil olduğu komisyon çalışmaları sulandırılmış olacak ve “suça bulaşmamış FETÖ’cüler”in de sürece dahil edilmesi yönünde kamuoyu ikna edilecekti!
Bu noktada, Hüseyin Çelik, Bülent Arınç ve diğerlerinin komisyon çalışmaları sürerken yaptıkları açıklamaları de yeniden hatırladığımızda, Alevilerin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ısrarla dahil edilmesi için çabalayanların ve ajadanları da açıkça anlaşılıyor.
Bu süreçte, Alevi Bektaşilerin ülkesinin, devletinin ve milletinin çıkarları ile son derece uyumlu bir yapıya sahip oldukları da bir kez daha kanıtlanmış oldu.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum