İstanbul
05 Ekim, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

AHİLİĞİN ALEVİLİK İLE İLİŞKİSİ

26 Temmuz 2026, Pazar 20:53

Ahi kelimesi, Arapça da "kardeş" anlamına gelmektedir. Ancak, Ahi kelimesinin Divanü Lûgati't Türk'te eli açık, cömert, yiğit anlamına gelen "akı" kelimesinden geldiği de belirtilmektedir.

Anadolu’daki Ahi teşkilatları Selçuklular döneminde 13. yüzyılda Evahüddin-i Kirmani tarafından kurulmuş, daha sonra damadı Ahi Evran öncülüğünde devam ettirilen üretici esnaf birliklerine verilen bir tanımlamadır. Ahi birliklerin amacı, Anadolu’da imalat sanayisini ve ticareti elinde bulunduran yerli Hristiyanlara karşı, Müslüman halkın çıkarlarını savunmak ve pazarda etkinliğini sağlamaktı.

Kendisi de debbağ-derici olan Ahi Evran, çeşitli meslek kollarını bir arada toplayarak, aralarındaki dayanışma ve işbirliğini kurallara bağlamış, Ahi teşkilatlarının kurumsallaşmasını sağlamıştı.

Bu teşkilatlar, kısaca bugünkü esnaf ve ticaret odalarının görevlerini yerine getiriyordu. Ancak bu kuruluşlara girmenin belirli kuralları, ilkeleri bulunuyordu.

Bu ilkelerden bazıları şunlardı:

-Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak,

-Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, sabırlı ve yumuşak huylu olmak,

-Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak,

-Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet (nefsi eğitmek) kapısını açmak,

-Haksızlığa kapısını kapatmak, Hak'tan yana kapısını açmak,

-Herze (manasız boş laflardan kaçınmak) ve hezeyan (büyüklük-kibirden kaçınmak) kapısını bağlamak, Marifet Kapısını açmak,

-Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak.

Ahilik’te yer alan öğütler ise, şöyleydi:

-Ahdinde ve sözünde vefalı ol.

-Şefkatli, merhametli, adaletli, faziletli ve dürüst ol.

-İkram ve kerem sahibi ol.

-Alçak gönüllü ol.

-Büyüklük ve gururdan kaçın.

-Yaptığın iyiliği başa kakma.

-Kin, haset ve gıybetten kaçın.

-Sır tutmayı bil, sırları açığa vurma.

-Küçüklere karşı sevgi, büyüklere saygılı ol.

-Ölçüde ve tartıda hile yapma.

-İşinde ve hayatında doğru ve güvenilir ol.

Ahi teşkilatlarına üye olan esnaflara, imalathanelerde çalışan çırak ve ustalara tekke ve zaviyelerde din ve ahlak eğitimi veriliyordu. Tekke ve zaviyelerde verilen bu eğitimlerdeki inanç ve ritüellerin bugün Alevi İslam anlayışı içinde devam ettiğini görmekteyiz.

Ahilikteki inanç ve ritüeller üzerine araştırma yaparken, Prof. Dr. Sayın Mehmet Saffet Sarıkaya’nın “ALEVİ VE BEKTAŞİLİĞİN AHİLİK İLE İLİŞKİSİ” adlı makalesine ulaştım.

Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olan Mehmet Hocam, Ahiliğin görevlerini, amacını, inanç ve ritüellerini şöyle özetlemektedir:

“XIII. yüzyıl Anadolu’sundaki siyasî ve sosyal istikrarsızlığa rağmen, bu yüzyılda tezahürlerini gördüğümüz Ahilik teşkilâtı varlığını asırlarca muhafaza edecek kuvvetli bir örgütlenmeyi başarmıştır. Ahilik, eski Türk akılık ve alp geleneğinin, Arap ve İran fütüvvet idealiyle İslâmî bir sentez içinde birleşip Anadolu’da ortaya çıkan kurumlaşmış şeklidir.” 

“Ahiler, XIII. yüzyılda Anadolu’nun büyük şehirlerinden en küçük köylerine kadar bütün yerleşim birimlerine dağılmışlar, hem yerleşik hem göçebe nüfus ile iç içe yaşamışlardır.

XIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra bilhassa şehirlerin mahalli idaresinde söz sahibi olarak halkın asayiş, sükun ve huzurunu temine yönelik çaba sarf etmişlerdir.”

Mehmet hocam, makalesinin devamında Ahilik teşkilatlarında farklı tarikat mensuplarının da bulunduğunu belirterek şöyle devam etmektedir:

“Ahilik, sahip olduğu tasavvufî fütüvvet idealine rağmen klâsik tarikat örgütlenmesinden farklılık arz eder. Ahiliğin bu farklı örgütlenişi, Ahilerin dinî- tasavvufî tarikatlara mensup olmalarına imkân tanımıştır. Böylece Mevlevîlik, Rifâîlik, Kâdirîlik, Halvetîlik, Bektâşîlik vb. tarikatlar ile Ahilerin direkt ilişkileri olmuştur.” 

Mehmet hocam, bugün Alevi İslam inancında yer alan Cem ibadetinin ve diğer ritüellerin Ahilikte de bulunduğunu belirterek bu ortak uygulamaları şöyle sıralamaktadır:

Dört Kapı Kırk Makam 

“Hacı Bektaş Velî’nin Makâlât’ında yer dört kapı kırk makam açıklaması Fütüvvetnamelerde hemen hemen aynı şekilde yapılmıştır.

 Buna göre, Şeriatin makamları “İman, namaz, zekât, oruç, hac, helâl kazanç, haram yememek, şeriat evine girmek, çağrıldığında Allah rızası için gazaya gitmek, emr-i maruf (iyilik yapmak) ve nehy-i anil münker (yasak edilenden kaçınmak)”;

Tarikatın makamları: “Tevbe, tıraş olmak, mürid olmak, havf (merhametli olmak) ile reca (rica etmek) arasında olmak, lezzeti terk,  hizmet, evrad (dua) okumak, pîrin icazetiyle okumak, nasihat, terk-i tecrid”;

Hakikatın makamları: “Toprak olmak, yetmiş iki millete bir gözle bakmak, iyi lokma yemeye yönelmek, mahlukatın kendisinden emin olması, kimseyi incitmemek, fukarayı geri çevirmemek, Hak yolunda malını harcamak, sırrı saklamak, münacaat-ı Teâlâ, gözünü açıp ilim öğrenmektir”;

Marifet makamları: “Edeb, nefs-i cevr (terbiye) etmek, haram lokmadan perhiz kılmak, sıdk ve ihlas, haya, hılmü’n-nefs, din-i mübîni (gerçeği) bilmek, kurb (Allah'a yakın olmak) ve visal (Kavuşma), kendini bilmek.”

“Bu esaslar Ahilik ve Alevî ve Bektâşîliğin din ve dünya görüşünün temelini teşkil eder.” 

Mehmet Hoca, makalesinin devamında, Ahilikte yer alan Hz. Ali, ehlibeyt sevgisi, On iki imam, on dört masumu paklar, Tevella ve teberra, Kırklar Meclisi, yol kardeşliği-müsahipliğin, kuşak bağlamanın, hırka ve taç giymenin, Cemlerdeki on iki hizmetin, dua ve gülbankların, adap ve erkanların Alevi-Bektaşilikteki ile birebir aynı olduğunu belirtmektedir.

Mehmet Hocam, Ahilik ile Alevi-Bektaşilik’te yer alan inanç ve ritüelleri Fütüvvetnamelere ve tarihi belgelere dayandırmaktadır. Bu kaynaklar arasınada, Burgâzî Fütüvvetname’si, Hacı Bektaş’ın Makâlât’ı,  İmam-ı Cafer Buyruğu, Kitâb-ı Cebbarkulu, İbn Batuta Seyehatnamesi, Seyyid Hüseyin Fütüvvetnamesi, Fütüvvetname-i Selman-ı Pak, Fütüvvetname-i Cafer-i Sadık adlı eserler yer almaktadır.

Mehmet Hocam, makalenin sonunda ise, şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Ahilerin teşkilât mensuplarını korumak üzere uyguladıkları merasimler daha sonra Alevî ve Bektâşîlerce neredeyse aynı denilecek şekilde benimsenmiş ve takip edilmiştir. Bu durum yol atası ve yol kardeşi edinme, ikrar verme törenlerinde açıkça tezahür eder. Bu bağlamda merasimler esnasında kullanılan şedd (kuşak), hırka, tac, vb. kıyafetler ve diğer şeyler iki zümrenin müşterek sembol ve yorumlarla benimsedikleri motiflerdir.” 

“Bunların yanında Ahi teşkilâtının iç düzeniyle ilgili (yola dair) soru ve cevaplar, tâlibe verilen nasihatlar, çeşitli vesilelerle okunan duâlar, tercümanlar ve gülbenkler çoğu kere sözleri bile değişmeden Alevîler ve Bektaşîler tarafından aynen dile getirilmişlerdir. Hz. Peygamber’in miracıyla ilgili sonraları Alevî ve Bektâşî çevrelerinde geliştirilen Kırklar ile ilgili söylencenin de ilk örneklerini Ahilerde bulma imkanına sahibiz.”


.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Ayhan Aytaç Yazarefendi
    26-07-2026 23:37

    Alevilik İslam'ın özü mü?..Pir Gerçek Veli Sırnamesine göre Alevilik İslam'ın özü ve Bektaşilikte tasavvufun özüdür... 32 ve 54 farz ı Cem ve vasıl edince ortaya 4 kapı 40 makam kutsal şeriat yolu çıkar... Evvel ve ahir zahir ile batıni Hızır ve İlyas yolu olarak yol cümleden ulu ki yol kesinlikle Allah'ın yoludur... Allah ve Resullerin kutsal davası kesinlikle hak ve hakikat davasıdır ki bu anlamda Gerçeğe huu diyen tek yol bizim yolumuzdur... Hak ve hakikat yolunda mutlak gerçekçi yol ile şek ve şüphe yolunda labirent vesveseci yol hiç bir olur mu? Gerçek canlar... Hac suresi 3. Ayette dinci ve dinsiz yobazlık inatçı ve kaypak şeytanın ardından gider ki ne der hacı bektaş veli: imanın aslı Rahman gümanın aslı şeytandır... Güman ne demek? şek ve şüphe demek... Hz.isa niye milad oldu? o gelinceye kadar felsefeciler hak ve hakikat ortaya çıkan a kadar şek ve şüphe esas idi ancak noldu İsa bin Meryem: yol da gerçek te yaşam da kıyamette benim diyince ki lisan ı hal ile enelhak demiş olur ki bu davanın galip ve muzafferi hiç kuşkusuz Odman baba i mehdivaridir huu ekber... İmdi İsa sonrası ve Ahmed sonrası o filozof vesvesof ve felsefeci de vesveseci oldu... Felsofiye göre sufi beyinsiz sufiye göre felsofi beyinsiz ki kimin beyinsiz olduğunu bektaşi sırrı bilir ki iblis i Laindir... Mevlana der ki: felsefeci şeytanı inkar etti aynı anda onun maskarası oldu... İmdi bir ateist tanrıyı değil iblisi inkar ettiği için kaybetti ki o zaman ateissatanist oldu... Ve imam i rabbani der ki: şeytan çok kuvvetli bir düşman ki ondan kimse kurtulamaz ancak Allah'ın seçkin ve seçilmiş kulları müstesna... İşte o iblis o yüzden bize musallat olamaz zira biz ademe secde ederiz huu sırrı ile ki aslında kimse kimseye secde etmez gönlünde ki rabbe secde etmiş nefsi Burak gönlü mirac olmuş olur İzzet ve şeref sahibi mümin i muvahhid olur vakti ererse üçler Beşler yediler kırklar üç yüzler ve binlere gark olur Odman babanın sadık muhibleri olur ikinci gelişi ile ki dört kapı kırk makam sultanımız Mehdi kızılbaşbuğtürk olarak gelir... Demir sultan sırrı ve mührü haktır o mührü Mehdi kopartır huu ekber... Cümle sırlar bize ayan bizde Faş olur vesselam u darusselam der pir gerçek veli sirnamesi huu ekber...Alevi Mehdioğulları:Odman babanın sadık muhibleriyiz ve miskin abdal Horasan tembelleriyiz Huu Ekber... ????YouTube notlarım:İslam ve tasavvuf yolu dört kitap dört Mürsel dört kapı kırk makam kutsal şeriat ile yedi bin yaşında ki Odman baba o yüzden aklı ile bin dört yüz kırk yaşında ve imanı yedi bin yaşında ki iblis yedi bin yıllık bu hale getirdi dünyayi Odman baba yedi yıl da helak eder ki o yüzden melek bilmeden kan döküp fesat cikrtacak adam sandı Odman babayi ki sir çok büyük İsa'nın baba dediği de Odman baba ki o yüz sefer bin yıl da bir geldi yüz bin senede sır çok büyük coook?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum