İstanbul
28 Eylül, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

APO, BİZİ DEVLETE GÖTÜR!

28 Eylül 2026, Pazartesi 01:55

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in yanında ücretli memur olarak çalışıp, Kızılbaş Türkmenlere karşı Kürt aşiretlerinin seferber edilmesi ve Doğu Anadolu’nun “Türksüzleştirilmesi” çalışmalarında rol alan İdris-i Bitlisî ile ilişkisinin, 21. Yüzyılda “terörsüz Türkiye” konseptine “rol model” olarak sunulması, Alevi-Bektaşi kitlelerde güçlü bir tepki yarattı.

Bu durum, Abdullah Öcalan’ı, emrindeki DEM Parti’yi yeniden sahaya sürmeye mecbur kıldı.

22 Eylül’de bazı “tabelasında Alevi yazan” kuruluş başkanları DEM Parti genel merkezine çağrıldı.

“Alevilerin kitabı, peygamberi yoktur” diye demeç veren DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, buluşma ile “Alevilerin çözüm sürecine yönelik beklenti, eleştiri ve önerilerini almak istediklerini” belirtti.

Ama, yine en çok konuşan Tuncer Bakırhan oldu.

HEP AYNI MAĞDURİYET EDEBİYATI!

Bakırhan, demokrasi mücadelesi verdiklerini vurgulayarak, “Bu mücadelenin bir ayağı Kürtler ise bir ayağı Aleviler, ezilenler, hakkı hukuku tanınmayanlardır” dedi.

Bakırhan’ın “dilinin altındaki bakla” asıl şuydu: “Bizi ayırmaya çalışıyorlar!”

Bakırhan, konuşmasının devamında kendince hayali bir düşman yaratıyordu.

Güya, birileri Kürtlerle Aleviler arasındaki (var olduğu iddia edilen) birlikteliği sabote ediyormuş!

BAKIRHAN, ÖCALAN’DAN AZAR İŞİTEBİLİR!

Abdullah Öcalan’ın “Yavuz Selim/İdris-i Bitlisî İttifakı” gafına da isim vermeden gönderme yapan Tuncer Bakırhan şöyle diyor: “Geçmişin acıları hepimizin hafızasındadır ama geleceğimizin kaderi geçmişin hafızasıyla belirlenmemeli.”

Bakırhan’ın bir sonraki cümlesi için Öcalan’dan azar işiteceği ise kesin: “Eksikliğini kabul eden, geleceğe güçlü yürümek isteyen bir parti olarak önümüzdeki dönem Alevilerle birlikte yürümek istiyoruz.”

Bakırhan bilmiyor olabilir: Öcalan/Önderlik hiçbir zaman hata yapmaz, eksik değildir.

Tuncer Bakırhan, Alevileri sürece dahil etmek için böyle konuşmak zorunda kaldığına ikna edemezse, Öcalan’dan iyi bir “eleştiri” alacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Çünkü Abdullah Öcalan, ilk önce ifadenin kendisine ait olmadığını iddia etse de, “İmralı Heyeti” ile sonraki görüşmesinde ulaştırdığı mesajında görüşlerinin arkasında durduğunu gösterdi.

Zaten, önceki yazımızda da, Öcalan’ın bu fikirlerinin yeni olmadığını, daha 1992 yılından itibaren savunduğunu kanıtlarıyla ve kaynaklarıyla göstermiştik.

MEĞER, İMRALI’YA GİTMEK İSTİYORLARMIŞ!

DEM Parti ile görüşmelerini İlke TV’de anlatan ABF Başkanı Mustafa Aslan, hem Öcalan’ın sözlerine itiraz eden Alevileri suçlama dilini terk etmedi hem de şöyle dedi: “Bazı kesimler Alevilerin kaygılarını farklı zeminlere çekmek istiyor.”

Bu buluşma ile ilgili olarak Tuncer Bakırhan’ın konuşması dışında medyaya bir açıklama yapılmadı.

Ancak, “Alevilerin peygamberi, kitabı yok” iddiasının sahibi DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, 24 Eylül’de İlke TV’de bazı detayları kamuoyu ile paylaştı.

Mutlu şöyle dedi: “Onların (toplantıya katılan temsilciler) taleplerinden mesela bir tanesi, madem Çaldıran İdris-i Bitlisi meselesi, bu tarihsel mağduriyetler bir kesim tarafından kullanılıyor, biz de Alevi örgütleri temsilcileri olarak İmralı’ya gidip, bunları soralım!”

ALEVİLERİN SORUNLARI ÖCALAN’LA ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?

İnsan aklının şaşırmaktan dumura uğrayacağı şeyler duyuyoruz.

Ya DEM Parti yöneticileri ne söylediklerini bilmiyor, ya da kendilerine “Alevi süsü” veren kimi başkanlar akli melekelerini yitirmişler!

Bitmedi, devam ediyor!

Bu “başkanlar” terörsüz Türkiye sürecinin takibi için TBMM çatısı altında kurulan komisyonlara da katılmak istiyorlarmış!

Halbuki, bu komisyonların tek görevi terörsüz Türkiye süreci için çıkarılan kanunun hayata geçirilmesini takip etmek!

Bu süreç başladığı andan itibaren, bunun sadece terör örgütünün silah bırakması ve kendisini feshetmesiyle alakalı bir süreç olduğu binlerce kez ifade edildiği halde, kimi sözde Alevi örgütleri neden illa buralara dahil olmak istiyor?

İkinci merak konusu ise, bu sözde Alevi kuruluşları komisyonlarda hangi taraf olarak yer almak istiyorlar?

SÜRECİ SABOTE EDEN ALEVİLER DEĞİL, DEM PARTİ’DİR!

Şu gerçeği de artık açıkça söyleyelim: DEM Parti yönetimi başından itibaren süreci sulandırmak isteyen ana kuvvettir.

“Çerçeve yasa”nın da sınırları açıkça belli olduğu halde, DEM Parti sürekli, sanki gündem farklıymış gibi açıklamalar yapıyor.

Duruma müdahale eden, Alevilerin bu sürecin herhangi bir tarafı olamayacağını vurgulayan arkadaşlarımızı ise “süreci sabote etmek”le suçluyor.

Öte yandan, Cemil Bayık’ın açıkça süreci çıkmaza sokacak açıklamalarına karşı susuyor!

Alevi aydınlara “kükreyen”, “aydın mı bunlar” diyerek aşağılayan, daha önce birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarına “sokaktan aldık getirdik” diye hakaret eden Bakırhan, Cemil Bayık’a karşı “süt dökmüş kedi” oluyor!

Ama yine de, süreci sabote edenler Aleviler oluyor!

Aleviler bu fotoğrafı görüyor ve analiz ediyor.

Kendi sorunlarını çözemeyen, halkı aşağılayan, insanları emir eri, kul olarak kullanma alışkanlığını açığa çıkaran bir örgüt, Alevilerin sorunlarının çözüm tarafı olabilir mi?

Olamaz elbette.

ALEVİLERİN SORUNLARININ MUHATABI DEVLETTİR!

Yıllardır söyledik; Alevi-Bektaşiler devletle görüşecek, taleplerini masaya koyacak ve çözüm önerilerini müzakere edecek.

Peki, şimdi İmralı’ya gitmek isteyenler ne yaptı?

Üyelerine devletle görüşmeyi yasakladı.

Mustafa Aslan’ın, Cuma Erçe’nin, Seher Yılmaz’ın onlarca konuşması, demeci duruyor!

Görüşenlere “Muaviye’nin yağlı pilavını kaşıklayanlar” diye hakaret ettiler!

Düşkün dediler, Yezit dediler!

Yasal hakkı olan elektrik ödemesini alanlar küfür yediler, aşağılandılar!

Meğer, bu arkadaşlar Alevilerin sorunlarını çözmek için Abdullah Öcalan’ı bekliyorlarmış!

“Devlet orada dururken müzakere etmeyin” diyenler, şimdi “bizim yerimize Abdullah Öcalan müzakere etsin” diyor!

Apo, bizi devlete götür!

ALEVİ-BEKTAŞİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ ÖZGÜNDÜR!

Aleviler arasında sıklıkla yapılan hata, sorunlarımızın tanımlanmasında yatıyor.

DEM Parti bilerek konuyu çarpıtıyor.

Kendisine bağladığı Alevi kuruluşlarının yöneticilerini, deyim yerindeyse, birer figüran gibi istismar ediyor.

Alevilerin sorunu Anayasal düzeyde 'eşit vatandaş' olmamak değil; Anayasa’da var olan eşitlik ilkesinin idare/yönetim tarafından uygulanmamasıdır.

Yani sorun hukuki metinlerde değil, siyasi irade ve yönetim anlayışındadır.

Ama bilerek sorun çarpıtılıyor.

Çünkü DEM Parti, Türkiye Cumhuriyeti yerine başka bir devlet hayal ediyor!

DEM Parti’nin Kürtler için ortaya koyduğu taleplerle Alevi-Bektaşilerin taleplerinin yan yana gelmesi imkansızdır.

Hak mücadelesinde her toplumsal grup kendi özgün taleplerini oluşturur ve devletle müzakere eder. Bu mücadele ve müzakere sürecinde de elbette farklı siyasi partilerin ve sendika, STK gibi kuruluşların desteğine ihtiyaç duyacaktır.

Ancak Alevilerin AK Parti, MHP, CHP, İYİ Parti gibi partilerden alacağı destekle DEM Parti’den alacağı destek arasında hiçbir fark yoktur.

Bu noktadan bakınca, DEM Parti ve Abdullah Öcalan’ın Alevi-Bektaşiler içindeki kimi başkanlar aracılığıyla amaçlarının, Alevileri kendi siyasi eksenlerine bağlamak olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Ama bu senaryo hayatın doğal akışına uygun değil.

Alevi-Bektaşiler her partiye üye olabilir, üye oldukları partilerde haklarını kazanmak için çalışabilirler.

Ama onbinlerce Kızılbaş-Alevi katili İdris-i Bitlisî’den 21. Yüzyıl Türkiyesi için feyz alan bir “siyasi akıl” ile Aleviler hangi yolda yürüyebilir?

En önemlisi; Alevi-Bektaşiler kendi özgün örgütleriyle devletle masaya oturmak ve sorunlarını, çözüm önerilerini müzakere etmek hakkına sahiptir.

DEM Parti, Alevi-Bektaşilerin bu hakkının vekaletini almaya kalkışarak, aslında asıl amacının Alevileri kendi çıkarları için kullanmak olduğunu açığa çıkarmış oluyor.

DEM Parti örneğin sendikalara böyle bir öneride bulundu mu? STK’lara böyle bir teklif götürdü mü? Hayır! Çünkü böyle bir teklifi onlara yapamaz. Peki Alevi-Bektaşilere neden bu istismarcı teklifi yapabiliyor?

İşte, bu noktada onlarla görüşen sözde Alevi kuruluşları temsilcilerinin yapısı gündeme geliyor.

Ne diyor atasözü: Sen boyun eğersen, yularını tutan çok olur!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum