EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE BEKTAŞİ TEKKELERİ
10 Ocak 2026, Cumartesi 00:11Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda yaşamış büyük bir gezgin-seyyahtır. 1611 yılında İstanbul’da doğmuş, 1681-1685 tarihleri arasında Mısır’da vefat etmiştir. Ailesi, aslen Kütahya’lı olup, kökenlerini Hoca Ahmet Yesevi’ye, oradan da Hz. Muhammed’e dayandırmaktadır. Babası, Osmanlı sarayında Kuyumcubaşı Derviş Mehmet Zılli’dir. Annesi, Abaza kökenli bir cariyedir.
Evliya Çelebi, babasının sarayda görevli olması nedeniyle, çok iyi bir eğitim almıştır. Kur’an’ı hafz etmiş, güzel yazı yazma-hat dersleri, müzik dersleri almış, Arapça, Farsça, Rumca ve Latince dilleri üzerine eğitim görmüştür.
Evliya Çelebi 51 yıl seyahat etmiştir. Gezdiği yerler arasında on yedinci yüzyıldaki Osmanlı İmparatorluğu egemenliğindeki topraklar, Safevi devletine ait şehirler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na ait bölgeler, Kırım, Rumeli, Balkanlar ve Afrika kıtasında Mısır, Sudan yer almaktadır.
Evliya çelebi, kendi ifadesi ile söyleyecek olursak, yedi iklim on sekiz Padişahlığın bulunduğu ülkeleri gezmiş, notlar almış, sonra da bunları on ciltte bir araya getirmiştir. Hiç evlenmemiş olan Evliya çelebi, Padişahlarla özellikle de dördüncü Murat ile sadrazam ve vezirlerle dostluklar kurmuştur. Osmanlı devletinin bazı fetihlerine katılmış, bazen de yabancı ülkelere elçi olarak görevli gitmiştir.
Evliya Çelebi, Kibirlenmek ve böbürlenmekten uzak durmuştur. Kendisinden bahsederken “Hakir” sıfatını kullanmıştır. Bu deyim de genellikle Bektaşi kültüründe kullanılan bir tanımlamadır.
Evliya Çelebi, dini inançları çok güçlü olmasına rağmen, diğer dinlere ve inançlara karşı hoşgörülüdür. Yalnız, İran gezisi sırasında karşılaştığı Kızılbaşlara karşı olumsuz görüşler belirtmektedir. Onlardan bahsederken, “Müslümanız diyen dinsiz” kelimelerini kullanmıştır. Bunun da o dönemde Osmanlı ile Safevi arasındaki çatışmalardan dolayı söylediği anlaşılmaktadır. Nitekim; bu tanımlama Osmanlı devletinin Kızılbaşlara resmi bakış açısını yansıtmaktadır. Onun da bu anlayışı tekrar ettiği görülmektedir.
Evliya Çelebi’ye seyahati sırasında, yanında köleleri ve koruma görevi yapan yardımcıları da yer almıştır. Seyahatlerinde, yanına dostluklar kurduğu derviş ve babaları da almıştır. Bunlar arasında Kırım ve Viyana gezisinde yanında Baba mansur, Derviş Ahmed Halhali, Baba Turabi Selmani, Aşçı Baba Şüca, Derviş Vahit bulunuyordu.
Evliya Çelebi, seyahat yaptığı bölgelerde bulunan Bektaşi tekkelerini de ziyaret etmiştir. Eserinde bu Bektaşi tekke ve zaviyelerinde sıkça söz etmektedir. Hatta, Kırım gezisinden dönerken bindiği gemi Karadenizde fırtınaya tutulur ve batar. Kendisi bir ağaç parçasına tutunarak bugün Bulgaristan toprakları içinde kalan Kaligra Burnu yakınlarında karaya çıkar. Burada, Sarı Saltuk Baba’nın türbesinin bulunduğu tekkeye sığınır. Sarı Saltık Baba’nın tekkesinde sekiz ay kalan Evliya Çelebi, tekkedeki dervişlerle birlikte Kur’an okur, birlikte ibadet eder.
Buradan da anlaşılacağı üzere, Evliya Çelebi’nin Bektaşiliğe yakın bir kişi olduğunu varsayabiliriz. Zira, Bektaşi tekkelerini anlatırken övgüyle bahsetmekte, buraya sığınan ya da konaklamak için gelen yolcuların huzur ve güven içinde olduklarını ifade etmektedir. Eserlerinde, tekkedeki görevlilerin misafirperverliklerine de ayrıca geniş bir yer vermektedir.
Evliya Çelebi’nin eserlerinde, yüz elli civarında Bektaşi tekkesinin ismi geçmektedir. Bunlar arasında Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Geyikli Baba, Koyun Baba, Gül Baba, Sarı Saltık gibi tanınmış tekkeler de yer almaktadır.
Evliya Çelebi, eserlerinde Balkanlar ve Rumeli’de yedi yüz elli civarında Bektaşi tekkesi bulunduğunu yazmaktadır. Bunlar arasında Bosna’da Yeni Kasaba yakınlarında Kovenik Köyünde Hindi Hamza Baba Tekkesi, Hersek’te Çayniçe kasabasında Gazi Murat Baba tekkesi, Romanya Temaşvar’da Yağmur Baba, Arnavutluk Kosova’da Mustafa Baba, Kasım Baba, Yemin Baba, Piri Baba, Macaristan Budin’de (Budapeşte) Gül Baba Tekkesi, Selanik ve Atina’da Sultan Veliyullah Tekkesi, Mora’da Vostice kasabasında Ali Baba, Ballıbar’da Sarı Sıddık Baba Tekkesi, Girit Kandiye’de Horasani Ali Baba ve Köse İbrahim Tekkesi, Rodos’ta Murat Reis Tekkesi yer almaktadır.
Bunun dışında Bağdat vilayetine bağlı Tikrit sancağının Samara kazasında İmam Mehdi Tekkesi, Halep’te Hacı Bayram Dede Tekkesi, Tebriz’de İmam Rıza ve Mir Haydar Tekkeleri, Nahçıvan’da Muhammed Şam-ı Gazan Tekkesi, Hamedan’da Şahruh Bektaşi Tekkeleri bulunuyordu.
Evliya Çelebi’nin eserinde yer alan bilgilere göre, Şam’da, Mekke’de, Sudan’da, Mısır’da da Bektaşi tekkeleri hizmet veriyordu.
Evliya Çelebi, ziyaret ettiği Bektaşi tekkelerinde şeyh ve dervişlerle samimi ilişkiler kurmuş, onların dualarını almış, hayatta olmayan Bektaşi büyüklerin ruhlarına yasin okumuş ve beyitler yazmıştır.
ARNAVUT BEKTAŞİLERİNDE MUAVİYE VE YEZİD’E DÜŞMANLIK
Evliya Çelebi, eserinde Arnavut Bektaşileri hakkında da çok ilginç bilgiler vermektedir. Dördüncü cilt, ikinci kitapta şunları yazmaktadır:
“Ama garip acayip ki, Rumeli diyarının Arnavut vilâyetinde yani Arnavudistan’ın İskenderiye’sinde, Pirizren Sancağı’nda, Dukagin'inde, Elbasan’da, Avlonya, Delvinye ve Yanya sancaklarında Muaviye'ye ve Yezid'e o kadar söverler ki başı tıraşlı Kızılbaş o kadar sövemez. Ve Zerde yemeğini ve Boza içeceğini Muaviye bulduğu için ne Zerde yerler ve ne Boza içerler. Ve Muaviye maviye rağbet edip daima mavi elbise giydiğinden bu Arnavudistan'da asla mavi giysi giymezler ve mavi kelimesini anmazlar.”
“Hatta yine Amavudluk'da Aydonat adlı bir şehirde kadısı şehre girdiğinde bir mavi samur kürk giymiş, şehrin ileri gelenleri kadıya bin guruş verip kürkü kadıdan alıp parça parça etmişler. Bu korkudan Fireng küffârları Arnavudistan iskelelerinde Ülgün, Bar, Leş, Dırac, Avlonya, Delvinye ve Sayada iskelelerine çuka eşya ve başka mallar getirdiklerinde asla ve kat'a maviye dair bir mal getirmeye kâdir değillerdir. Tâ bu mertebe Muaviye'yi ve Yezid'i sevmezler.”
“Bu durumu hakir (kendisini kast ediyor) pek iyi bilirim. Ve nice Arnavut hacıları Şam'a geldiklerinde, Yezid kabri üzerine işeyip pislediklerini bu hakir görmüşüm. (görmüştüm) Zira hâlâ Yezid kabri Şam'da ihtiyaç giderilen yerdir.” (Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Dördüncü Cilt, İkinci kitap, yayına hazırlayanlar, Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, Sayfa, 614,615)
Evliya Çelebi, seyahatnamesinde, On yedinci yüzyıldaki Osmanlı coğrafyasını, İran’ı, Kırım’ı, Rumeli’yi, Balkanları, Avrupa ülkelerini, Afrika kıtasındaki Mısır’ı, Sudan’ı çok sade bir dille anlatmış ve çok değerli bilgiler vermiştir.
Dünyadaki seyyah-gezginler arasında en ön sıralarda yer alan bu Türk gezgini-tarihçi ve bilim insanını ne yazık ki yabancı bir yazar olan Avusturya’lı tarihçi Joseph Von Hammer ülkemize ve dünyaya tanıtmıştır.
Evliya Çelebi ülkesinde gerekli ilgiyi ancak, 1896 yılında görmeye başlamıştır. Tarihçi Ahmet Cevdet ve Necip Asım tarafından ilk altı cildi sansürlü olarak yayınlanabilmiştir. Latin alfabesi ve Türkçe olarak ise, Cumhuriyetten sonra, 1935 ve 1938 de Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından yayınlanmıştır.
Makalemizi Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini Osmanlıca’dan Türkçeye çevirerek büyük emek veren Sayın Seyit Ali Kahraman’ın “HAKİR” hakkındaki görüşü ile tamamlayalım.
“Evliya Çelebi bir tarihçi, coğrafyacı, mimarlık tarihçisi, şehir tarihçisi, musiki bilgini veya musiki tarihçisi, tabiat bilimci, toplum bilimci, bir gazeteci, bir savaş muhabiridir.” (Evliya Çelebi İle Devr-i Alem, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2022)
Biz de zahmetli ve tehlikeli yolculuklardan sonra, bu değerli eseri ülkemize kazandıran Evliya Çelebi’ye teşekkürlerimizi sunuyor; mekanı cennet, ruhu şad olsun diyoruz.
Kaynaklar:
--Evliya Çelebi ile Devr-i Alem, Seyit Ali Kahraman, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2022.
--Doç. Dr. Fahri Maden, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bektaşi Tekke ve Türbeleri adlı makalesi.
--Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 4. Cilt, 2. kitap, Yapı Kredi Yayınları.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum