İSLAMDA HİCAB KONUSU -1
01 Ocak 2026, Perşembe 16:55Kimilerine göre “hicap” ile ilgili bu denli sıkıca yapılan tenbihlerin nedeni fars kültürüdür! Zira bu iddiaya göre Abbasi Sultanları hicap kültürünü farslardan almış, kendi ailelerinde uygulamış ve bu şekilde hakimiyet kurdukları bölge halkının hanım ve kızlarının da kendi ailelerinde olduğu gibi hicap konusunu uygulamalarını sıkıca tenbih etmişlerdir!
Oysaki hicap, Abbasi Sultanlarından önce de mevcuttu! Hatta Kuran ve sünnette de hicap konusu zikredilmiştir. Fakat tefsilatı fakihler tarafından ortaya konulmuştur!
Yani fakihler, kendilerince yaptıkları içtihat ve istinbatlarıyla, bu konuya dair birçok hükümler çıkarmış ve hicap meselesinin sıkı tutulmasına vesile olmuşlardır. Hatta diyebiliriz ki, bununla ilgili ifratta da bulunmuşlardır!
Aslında hicap, Kuran ve İslam ile ortaya çıkmış bir mesele de değildir. İslam sonrası “hicap” ismini alan “örtü” ya da “örtünme”, İslam öncesi de var olan bir gerçektir, fakat “örtü” nün sıkı tutulması ve dini “hicap” meselesine dönüşmesinin, Abbasiler sonrası döneme ait olduğunu söyleyebiliriz! Fakat bizim asıl konumuz örtünün ne zaman ortaya çıktığı meselesi değildir! Örtü ve örtünme, Nebi’nin kendi zamanında da vardı. Nitekim tarihin kayıtlarında şöyle geçer:
- “Ensar’dan bir delikanlı, genç bir kızı görmüştü. Kızın göğüslerinin üst kısmı açıktı. Delikanlı durmadan o kızın açık olan o yerine bakıp duruyordu. Gözleri adeta o yere takılıp kalmıştı. Bu şekilde dalgınca etrafına dikkat etmeden gelip kafasını bir direğe vurdu. Alnı yarılıp kan akmaya başladı. Bu haliyle de Nebi’nin yanına geldi ve: “Ya Resulallah! Başıma şöyle bir durum geldi” dedi ve başından geçenleri ona anlattı! Bu hadiseden dolayı da Allah örtü/hicap ayetini nazil etti! Böylece örtü/hicap meselesi İslam dininde ortaya çıkmış oldu!
Tabi ki hadislerde geçen konuları inkâr etmek mümkün değildir, fakat kimi fetvalardaki hükümleri inkâr mümkündür! Bununla birlikte naslarda (Kuran ve sünnette) geçen konuları da doğru okumak ve onları, cahiliye örfünün giydirdiği adetlerden temizleyip ayrıştırdıktan sonra, yeniden onları mütalaa etmek gerekir!
Bir konu her ne kadar ayetlerde geçmiş olsa dahi, Kuran’ın (hammalu’l- vücuh) “birden fazla anlam taşımasından” dolayı, ayetleri hayli derinlemesine incelemek gerekir!
Her bir müfessir ya da fakih her bir ayete, kendi zihnindeki mesbukatı (şuur altındaki bilgileri) ve farazalarını yükler, zihninde taşıdığı kültür ve mesbukatlara göre ayetleri tefsir etmeye ve hüküm çıkartmaya yeltenir ise, işte sıkıntı o zaman başlar ve onun çıkartmış olduğu bu faraziyeler işi çıkmaza sokar!
Acaba onun bu faraziyeleri doğru mudur değil midir, Allah’tan mıdır örften midir, bunları derinlemesine tahkik etmek gerekir! Hatta o ayetleri anlamlandırıp hüküm çıkarmada fakihler arasında “icma” (görüş birliği) olsa dahi, yine de o ayetlere yüklenen anlamlara dikkat etmek gerekir!
“İcma”; şeriatın dört delilinden yalnızca biridir! Aynı şekilde Kuran’ın nas oluşu da dört delilden biridir! Bundan dolayı “icma” ve “nas” tan daha önemli olan şey, o nasta yer alan konuyu doğru anlayabilmektir!
Nassı anlamak ise “mesbukata” dayalıdır! Yani insanın şuur altını oluşturan kültüre vabestedir! Asıl üzerinde durup konuşulması gereken şey ise bu kültürdür! Acaba söz konusu kültürün kaynağı tümüyle “saf İslam” mıdır? Yoksa bu kültürün oluşmasında “örf” mü müdahildir?
Ve yine, müfessirin o ayeti tefsirinde ya da bir fakihin o ayetten hüküm çıkartmasında acaba örfün müdahalesi söz konusu mudur yoksa eğitim ya da dış değişimler mi etkindir!
Kanaatim odur ki “örtü” ile ilgili hususta müfessir ve fakihler üzerinde cahiliye dönemi Arap kültürünün etkisi hayli fazladır!
Örtü ile ilgili olduğu söylenen Nur Suresindeki ayet şöyledir:
- “Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını kontrol etsinler ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olanın dışında süslerini açmasınlar! Başörtülerini, yakalarının üzerine salıversinler. Süslerini kocaları…. dışında kimseye açmasınlar.” (Nur: 31)
Söz konusu bu ayetin, “başı örtmesiyle” ilgili değil de sadrı (göğüs üstünü” örtmesiyle ilgili olduğu daha çok dikkat çekmektedir!
Fakihlerin bu ayetten “başı ve göğsü” kapamaya dair istinbat ve içtihatta bulunmaları pek de anlaşılır gibi değildir!
Ayet: “Başörtülerini yakalarının üzerine salıversinler” (Nur:31) diyor. Bildiğimiz gibi “Himâr”, başı kapatır! Kuran bu ayette başı kapatmayı emretmiyor! Daha açıkçası Kuran’da bir tek ayet dahi kadınların saç tellerini ve kafalarını örtmeyi emretmemektedir!
Başı örtmek, cahiliye örfünde mevcuttu! Yani çöl şartları, çölde yaşayan Arap erkek ve kadınları, başlarını yüzleriyle birlikte sarıp örtmeye icbar ediyordu! Çünkü çölde kopan kum fırtınaları, toz- toprak ve kavurucu güneşin çarpması, ister istemez kadın erkek her kesin çadır ve evlerinden dışarı çıktıklarında, kafa ve yüzlerini, bir tek gözleri açık kalacak şekilde kapamalarını gerekli kılıyordu!
Bu da şu demektir: “Yani kafayı örtme meselesi zor tabii şartlardan dolayı cahiliye döneminde Arapların baş vurdukları mecburi yöntemlerden biriydi! Allah tarafından vacip ve kaçınılmaz bir olgu değil, tabiat şartlarından kaynaklanan bir icbarlıktı!”
Fakat ayet ile gelen konu, “Himâr” ın (başa örtülen örtünün) “Cüyub” un (ceplerin/göğüslerin) üst kısımlarına da salınması ve orayı da örtmesi şeklindeydi! Bizler bu ayetten (Nur:31) bu kadarıyla yetinmeliyiz! Bundan başka hükümler çıkartmamız gerekmez!
Yani delilin medlulden (ayetin örtüden) daha has olması icap etmez!
Fakihler bu ayetten yola çıkarak başın ve göğüslerin kapanmasının vacip oluşu düşüncesini elde etmişleridir! Oysaki ayet, açıkça “Cüyub” (göğüslerin üst kısmı) nın örtülmesini emrediyor. Çünkü “Himâr/baş örtüsü” daha önceden örfi (töresel) olarak mevcuttu!
Bizler bu ayette örfi olan ile şer’i olanı birbirinden ayrıştırmakla mükellefiz! Fakat üzülerek belirtmeliyim ki verilen fetvaların büyük çoğunluğu bu iki hususu (örfi olan ile dini olanı) birbirlerinden ayrıştıramamaktalar! Dolayısıyla diyebiliriz ki burada örf, şeriatın içerisine girmiştir! Halk da bu türden fetvaların (örfi olgulara dayalı fetvaların) dinden ve Allah’tan olduğunu tasavvur etmişlerdir. Oysaki örtü ile ilgili verilen fetvaların %80’i meşruiyetini örften almaktadır, Allah’tan değil! O halde şayet örf ve kültür değişirse halk, bu türden fetvaların Allah’tan olduğunu tasavvur ettikleri için, onların değişimine yanaşmamaktadırlar!
Önceden de işaret ettiğimiz gibi rivayetler ayetin nüzul sebebini şöyle açıklar:
- “Ensar gençlerinden biri bir kızın peşince gidiyordu. Onun göğüslerinin üst kısmı açıktı. Bu bölgesi o delikanlının dikkatini çekmişti ve onun fitneye düşmesine sebep olmuştu! Söz konusu bu ayet de nazil olup o kızın göğsünün üst kısımlarının örtünmesini söylemiştir, saçlarını kapamasını ya da başını örtmesini değil!”
Diğer bir ifadeyle Kuran, cinselliği (erotizmi) tahrik eden yerlerin örtülmesini emretmiştir! Saç ise erotizmi tahrik eden şeylerden/yerlerden değildir!
Erotizmin yerleri göğüsler, kalçalar, kırıtarak yürüyüşler vs. dir! Yani İslam’da gösterilmesi haram olan şey, kadının çekiciliği olan yerlerini göstermesidir, başın açıklığı ya da saç tellerinin gözükmesi değildir! Fakihler ise “teberrüc/çekicilik” in baş ve saçlar olduğunu tasavvur etmişlerdir ve onların örtülmesinin vacip olduğu kanaatine varmışlardır!
Oysaki İslam’da yasaklanan şey, kadının teberrücüdür. Yani gençleri yoldan çıkarması için vücudundaki insanları fitneye sevk edecek yerlerini teşhir etmesidir! Dolayısıyla İslam’da haram olan şey, başı açmak ve saçı göstermek değildir!
Fakat Fakihler bunun tam tersine şeriatta örtülmesi gereken yerin saç ve baş olduğunu tasavvur etmişlerdir! Oysaki Kuran’da başın örtüleceğine dair herhangi bir ayet nazil olmamıştır! Hatta tam tersine birçok rivayetlerde başın açık olması gerektiği sözü teyit edilmiştir!
Nebi’ye kadınlarının ve kızlarının örtünmesini emreden ayet bunun bir örneğidir. Ayet şöyledir:
- “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, çarşaflarını üzerlerine almalarını söyle. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur. Allah, sürekli bağışlayandır ve merhamet edendir!” (Ahzab: 59)
Bu ayette “kafayı örtme” geçmiyor! Ayet şöyle diyor: “Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına de ki” diyor! Yani eşleri ile “kızlarını” da zikrediyor!
Normal müminlere gelince, “müminlerin kadınlarına” da deki diyor! Fakat müminlerin “kızlarını” zikretmiyor! Buradan da “örtünmenin müminlerin kızlarına farz olmadığını” anlıyoruz!
Yani evlenmemiş bir kız, hatta yirmi yaşına ulaşmış olsa dahi yine de örtünmek ona farz değildir. Şayet müminlerin kızlarının örtünmeleri onlara da farz olsaydı, ayet bunu da zikretmiş olurdu!
Ayet, Nebi’nin eşlerine ve kızlarına üzerlerine çarşaf almalarını söylemekle memur olduğunu açıkça beyan etmektedir. Fakat müminlerin eşlerine de bunu söylemekle memur olduğunu beyan etmesine rağmen, kızlarının adı zikredilmemiştir!
Şayet ayette geçen “Ve nisaü’l- müminin/müminlerin hanımları” sözünün “müminlerin kızlarını” da kapsadığı iddia edilir ise, o taktirde aynı kelimenin (Nisa) peygamberin eşleri için de zikredilmesiyle birlikte, neden “kızları” kelimesinin de ayrıca zikredildiği sorusu akla gelir! Bu da şunu gösteriyor:
- “Mesele başın açık olup saçların gözükmesi meselesi değildir! Ayet peygamberin eşleri, kızları ve müminlerin hanımlarının örtünmelerine has bir meseledir. Şayet müminlerin kızlarına da örtünme farz olsaydı, ayet onu da açıkça zikretmiş olurdu!”
Anlaşıldığı kadarıyla ayetteki işin sırrı şudur:
- “Evli kadınların evli olduklarına dair bir işaret taşımaları gerekir! Böyle bir işareti taşımakla birlikte, karşısındaki yabancı erkekleri tahrik etmekten uzak durmuş olurlar! Yani bakışlarını uzaklaştırırlar!”
Bakire ve evli olmayan hanımların sahip oldukları güzelliklerini izhar etmeleri, tabiatları gereğidir! Çünkü Allah’ın onlara gençlik ya da güzellik vermesindeki hikmet, erkekleri kendine cezbedip evlenmek ve yuva kurmaktır! Fakat şayet bir kız ya da evli olmayan bir hanım tepeden tırnağa örtülü olup da evli olanlardan ayrıştırılmazsa, erkekler onların evli olmadıklarını anlayamayacakları gibi, onların da evlenip yuva kurma hedefleri gerçekleşmiş olmayacaktır!
Ayrıca İslam dini hakkında tasavvur edilen şey, onun fıtrat ve tabiat dini oluşudur! Yani bu din, insanın fıtratı ve tabiiliği üzerinden hareket edip giden bir dindir! Evli olan kadın ise, evlenmek ile bu daireden (fıtrat ve tabiat dairesi) çıkmış olur! Bundan ötürü de onun bu daireden çıkışıyla birlikte örtünmesi ve eşine has olması gerekiyor!
Fakat kızlar böyle değillerdir! Bundan olsa gerek ayet, müminlerin hanımlarının yanında, kızlarını zikretmemiştir, çünkü kız cazibiyetini (çekiciliğini), süslü yerlerini ve Allah’ın ona lütfetmiş olduğu güzelliklerini eş bulmak amacıyla izhar etmelidir! Örneğin yüz güzelliğini, saçlarını ve kendindeki diğer güzelliklerini ortaya koymalıdır ki kendine eş bulmuş olsun!
BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum