TUNCELİ’Yİ BOĞAN KARANLIK
21 Nisan 2026, Salı 17:40Gülistan Doku adlı kızımızın kurbanı olduğu cinayet ile ilgili yeni gerçekler ortaya çıkarken, aslında Tunceli’nin üzerine karabasan gibi çökmüş olan bir karanlığın hepimizi nasıl boğduğuna da tanıklık ediyoruz.
Doku’nun başına gelenleri tekil-münferit bir olay olarak değerlendirmek en büyük yanlış olur.
Daha bir ay önce, bayram tatili nedeniyle ziyaretimize gelen konuklarımız bir çırpıda, Tunceli’nin çeşitli ilçelerinden ve yurtdışından 10’a yakın intihar vakasından söz etmişlerdi.
Son olarak, yine iki hafta önce, 3 çocuklu Ovacıklı bir anne kendisini Munzur’un soğuk sularına atmıştı.
Tunceli’de gerçekleşen intihar girişimlerinde özellikle de gençlerin sayısı ciddiye almamız gereken bir meseledir.
İntiharların arkasında çoğu kez derin bir umutsuzluk, çaresizlik, gelecek beklentisinin yıkıma uğraması ve psikolojik acı duyumu vardır.
Elbette, bireyi intihara götüren çevresel ve biyolojik faktörler de vardır.
Bütün faktörleri bir arada düşündüğümüzde, Tunceli özelinde iyimser konuşmak için neredeyse alan kalmadığını görüyoruz.
* * *
Bir yanda, pazar ekonomisinin yarattığı yıkıcı dönüşüm...
Diğer yanda ise, siyaset kurumunun ilin sorunlarına çözüm üretmede yetersizliği...
Bir yanda terör ve yağmacılığı meslek haline getirmiş küçük para-militer gruplar, diğer yanda ise, uyuşturucu-fuhuş ve benzeri mafyatik-yasadışı ekonomilerin yaygınlaşması...
85 bin nüfusu ile Türkiye’nin en küçük ikinci ili olan Tunceli’de, hayatını normal koşullarda olması gerektiği gibi sürdürmek isteyen “sessiz çoğunluk” için dikenli ve engelli bir mekan üretiyor.
Bireyin tek başına çözemeyeceği sorunların baskısı, kentten kaçışın da imkansızlığı karşısında, umutsuzluğu, çaresizliği, çıkışsızlığı her gün hayata kahrederek yaşamayı önce kanıksatıyor. Ardından, herkes kendince itirazını üretmek için yol arıyor.
* * *
Gülistan kızımızın hayat normal seyrinde yürüse, belki selam bile vermeyeceği bir psikopatla sevgili olmasını da, “kendi itirazını üretmek” başlığı içerisinde değerlendirmek gerektiği kanaatimdeyim.
Sorumluluktan kaçmadan, başkalarını suçlayarak yükü omuzumuzdan atmaya yönelmeden, gençlerimizi son yıllarda artarak intihara veya benzeri yokoluş süreçlerine sürükleyen durumu nasıl değiştirebileceğimiz üzerine kafa yormak zorunluluğumuz vardır.
TUNCELİ’DE YANLIŞ OLAN NEDİR?
Bugünkü il sınırları ile Tunceli ve önceki Mamuratülaziz Vilayeti’ne bağlı Dersim sancağı Murat, Fırat nehirleri ile Peri suyunun, kuzeyde ise Munzur sıradağının doğal sınırlarını oluşturduğu bir bölgedir. 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun ile birlikte Pülümür de il yönetimine katılmıştır.
Osmanlı döneminde bölgeden çıkan, tanınmış herhangi bir aydın yoktur. 2. Abdülhamid’in kurdurduğu ve 1892-1908 yılları arasında faaliyet gösteren “Aşiret Mekteb-i Hümayunu” sayesinde, örneğin bölgenin devletle işbirliğine önem veren aşiretlerinden Hozat’lı Kankozadelerden Hasan Hayri Bey gibi ilk “okumuş” insanlar ortaya çıktı. Nitekim, Mehmet Kemal Işık (Tori) de “Ünlü Kürt Bilgin ve Birinci Kuşak Aydınlar” kitabında Nuri Dersimi dışında bölgeden başka isme yer vermemiştir.
* * *
Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin tüm yoksullarına olduğu gibi, Tunceli insanına da ışık oldu.
Parasız eğitim ve yatılı okullar sayesinde Tunceli sadece Türkiye değil, dünya çapında ün kazanan aydınlar yetiştirdi.
Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, Kemal Burkay, İsmet Kemal Karadayı gibi yazarların yanında, Adnan Yücel, Yusuf Hayaloğlu, Mehmet Çetin, Ahmet Can Akyol, Emirali Yağan gibi şairler, Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, Hakkı Bulut, Seyfi Doğanay, Rahmi Saltuk, İntizar gibi müzisyenler, Taner Ölmez, İclal Aydın, Nihal Yalçın, Bülent Polat, Onur Buldu gibi oyuncular, Prof. Dr. Şahin Albayrak, Doç. Dr. Erdinç Sezgin, Doç. Dr. Umut Özcan gibi bilim insanları ile birlikte buraya sığamayacak kadar ismini anamadığımız aydınların yetişmesi, kendilerini başarıları ile var ederek, insanlığa katkı sunmaları Cumhuriyet ile mümkün oldu.
Yüzlerce yıl ortaçağ karanlığına mahkum edilmiş Tunceli, Cumhuriyet sayesinde bilimle ve sanatla buluştu.
Aydınlandı ve aydınlattı...
CUMHURİYET’İN AYDINLIĞINI KİM KARARTTI?
Yüzlerce yıl tarihte ve coğrafyada yeri bile olmayan bir şehirden, ne mutlu ki, dünya çapında bilimciler, sanatçılar ve aydınlar yetişmişti.
Ülkemizin her karış toprağı gibi, insan kaynağı yönünden bereketli Tunceli ilimiz, Cumhuriyet’ten aldığını fazlasıyla verdi, diyebiliriz.
Ancak, sadece Tunceli değil, bütün Türkiye 1945 sonrasında Atlantik emperyalist bloku ile kurulan yeni ittifakın sonucu olarak, yeniden sömürgeleştirilme sürecinin olumsuz etkileri ile karşı karşıya kaldı. Muğla ile Hakkari, Van ile Edirne, Trabzon ile Adana hep birlikte ABD emperyalizminin zorladığı sömürü ve baskı düzeninden zarar gördüler.
Uçak, araba, lokomotif üreten Türkiye’yi neredeyse toplu iğneye muhtaç hale getirdiler!
Türkiye’yi “Küçük Amerika yapacağız” derken, gerçekte ülkeyi küçülttüler!
Türk edebiyatının büyük yazarı Oktay Akbal’ın deyimiyle, “önce ekmekler bozuldu”!
Türkiye küçülürken düzen bozuldu.
* * *
İşte, Tunceli’de tanık olduğumuz kapkara tablonun mimarları da, yağmacı emperyalistler ve onların ülkemizdeki işbirlikçileridir.
Ne yazık ki, şu kahredici soruyu da sormak durumundayız:
Sadece kendi köyünü, ilçesini, ilini değil, bütün Türkiye’yi “hak ve adalet algısı” ile değişirebileceğini hayal eden bir kuşağın çocukları bugün neden intihar ediyor?
“Büyük” gelecek hayalleri kuran anneler babalar neden çocuklarına bir gelecek ümidi aşılayamadılar?
Çözüm üretmeyen “itiraz”, çaresizlik üretir.
Çözüm üretmeyen “itiraz”, umutsuzluk üretir.
Çözüm üretmeyen “itiraz”, melankoli üretir.
Tunceli’de tanık olduğumuz “kurşun gibi ağır hava”nın bir tarafı da, “çözümsüz itirazcılar”dır.
Bu gerçeği de kayda geçirmek zorundayız.
GÜLİSTAN DOKU DAVASININ SEYRİ NE OLACAK?
Medyaya yansıyan bilgilere baktığımızda, devletin “muktedir eli”nin bu davanın halkın adalet duygusunu karşılayacak şekilde sonuçlanmasına iradesinin varlığından söz edebiliriz.
Hem, önceki Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu gibi, cinayeti örtbas etmeye yönelik girişimleri engelleyerek, delillerin ortaya çıkmasında kararlı tutum sergileyen yöneticilerimizin varlığı, hem de “siyasi erk”in dirayeti bu dava özelinde adaletin tesis edilmesinde sonuç alabilir.
Ancak, bence asıl üzerine düşünülmesi gereken konu, bundan sonra başka Gülistan Doku’ların aynı kaderi paylaşmaması için ne yapılması gerektiğidir.
İlde ekonomi alanını genişletmeden işsizlik azaltılamayacağına göre, Tuncelili iş insanlarının kendi kentlerinde yatırım yapmasını engelleyen faktörleri açıkça konuşup, önlem alınması için müdahil olacak mıyız?
Öğrencilere burs veren kuruluşlar, il sınırlarındaki öğrencilere öncelik vererek, gençlerimizin başını dik tutmasına vesile olmayı gündemlerine alacaklar mı?
Yasadışı mafyatik oluşumların temizlenmesi için “şeksiz gümansız” işbirliği yapacak mıyız?
İlimizdeki cemevleri siyasette kariyer yapmak için o partinin-bu partinin peşinde koşmak yerine, gençlerimiz başta olmak üzere toplumsal sorunların çözümüze aracı olmayı görev olarak benimseyecekler mi?
Yüz yıl önce yaşanan zulüm üzerinden üretilen “acı ticareti” ile yaratılan kısır ve fasit bir döngü içine halkı hapsetmek yerine, Tunceli’nin makus talihini yenecek projelerle geleceğimizi kazanmak için çalışacak mıyız?
Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, Gülistan Doku’ların bundan sonraki kaderini de belirleyecektir.
Tunceli ya kendisini boğan bu karanlıktan kurtulacak, ya da umutsuzluk, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde, intihar eden bir şehir olarak tarihte yok olup gidecektir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Hasan Ali Öztürk
21-04-2026 21:24Sayın Özkan,Tunceli'nin sorunlarını çok dikkatli bir gözle tespit ettiğiniz için size şükranlarımı sunarım. Tunceli konuşamayan şehirdir. Bizim dilimiz oldunuz. Biz sizden razıyız, Hakk da sizden razı olsun.