DİNLER, ŞERİATLA EŞİTLENEBİLİR Mİ?
07 Haziran 2026, Pazar 12:28Önce, Şeriatın ne anlama geldiğini açıklamamız gerekecektir. Arapça bir kelime olan Şeriat, yol, yöntem, tavır, kural anlamına gelmektedir. Herkesin anlayabileceği bir dil ile söyleyecek olursak, örf, adet, gelenek ve hukuk kuralları demektir.
Yani, din ve imanla bir ilgisi bulunmamaktadır. Dinlerin esası, iman etmektir. Dinler de imanın esasları sabittir, değişmez. Ancak, örfler, adetler ve kurallar zamanla değişebilir. Toplumların ekonomik ve yaşam şekilleri değiştikçe, Şer’i hükümlerle birlikte adet ve gelenekler de değişir. Zira, eskimiş kural ve hükümler yeni gelişen toplumun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalır.
Örneğin; 7. yüzyılda nakliye aracı develerdi. Bugün develerin yerini motorlu araçlar almıştır. Develerin çarpışmasında trafik kazası meydana gelmiyordu. Ancak, motorlu araçlardan dolayı meydana gelen kazalar için kural ve hükümler koymak zorunluluğu doğmuştur. Bu kurallar getirilmeden toplum düzeni sağlanabilir mi? Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Bunun zıddını soranlara şunu sorabiliriz: Eğer 7. yüzyıldaki şer’i hükümlerin değişmezliğini savunuyorsanız, o zaman deve yerine neden motorlu araçlarla seyahat ediyorsunuz? Ya da haberleşmeyi neden mektup ve güvercinle değil de cep telefonları ile yapıyorsunuz?
Bütün yeniliklerden ve teknolojinin nimetlerinden sonsuza kadar yararlanacaksınız, ama 7. yüzyıldaki toplumun geleneklerini, örfünü ve kurallarını halkın önüne “İslam Şeriatı” diye koyacaksınız. Bu bir çelişki değil mi? Bunu savunmak, İslam dinini anlamamaktır. Bunu savunmak, peygamberlerin toplumları ileriye götürme amacını reddetmektir. Bunu savunmak, İslam dinini 7. yüzyıl ile sabitleyip, İslam coğrafyasını gelişmelere kapatmaktır.
İşte, İslam ülkeleri bu anlayış yüzünden geri kalmıştır. O yüzden batının hegemonyası altındadır.
Şeriatı din ile eşitleyenler, Ebu Hanife’nin bin üç yüz yıl gerisinde kalmıştır. Zira Ebu Hanife (İmam-ı Azam) şer’i hükümlerin zamanla değişebileceğini 8. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirtmiştir. Ama maalesef, bizim ilahiyatçı ve din adamlarımız (görevini yapanları tenzih ediyorum) toplumumuza dini anlatamadıkları gibi, şeriatın ne anlama geldiğini de açıklayamamıştır. Yani, halkı aydınlatma görevini yerine getirememişlerdir.
Şeriatı din ile eşitleyenler, aynı zamanda Hz. Muhammed’i de anlayamamışlardır. Zira Hz. Muhammed, Hicaz toplumunu bir üst medeniyete taşımıştır. Yozlaşmış, çürümüş bir toplumu yeni bir kalıba sokmuştur. Hicaz toplumuna iyi ahlakı ve adaleti getirmiştir. Hicaz toplumunda dışlanan ve bir meta gibi alınıp-satılan kadına haklar getirmiştir. Çok kadınla evliliği dörtle sınırlandırmış, kadına mirastan pay verilmesini sağlamıştır. Yoksul ve yetimlerin haklarını savunmuştur. En büyük devrimi ise, aklı kullanmayı getirmiştir.
Şer’i hükümler peygamberden, peygamberlere göre değişmiştir. Çünkü peygamberlik yaptıkları dönem farklıdır, tebliğde bulundukları toplumlar farklıdır. O nedenle; İslam Şeriatı, Musevi Şeriatı, Hristiyan şeriatı birbirlerinden ayrıdır.
Sonuç olarak, şeriat, yani örf, adet, gelenek, kanun ve hükümler dinle eşitlenemez. Bunu savunmak, toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin önüne barikat kurmaktır. Bunu savunmak, 7. yüzyılda donup kalmaktır.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum