Site en üst
İstanbul
24 Ocak, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

İSLAMDA HİCAB KONUSU -2

21 Ocak 2026, Çarşamba 13:30

Müslüman toplulukların dışındaki diğer topluluklarda da bu böyledir! Örneğin Hint toplumunda da evli olan kadın kafasını örter! Bundaki amaç, erkeklerin ona saygın davranmasıdır!

Saygının fazlalığı, o şeyin Allah’tan olduğu anlamına gelmez. Şayet örtü Allah’tan olan bir durum olsaydı, o taktirde yalnızca hür olan kadınlara değil, cariye ve özgür olmayanlara da olurdu! Allah şöyle buyuruyor:

- “Açıkta olanın dışında süslerini açmasınlar!” (Nur: 31)

Kadının açıkta olanları, “yüzü, elleri ve topuklarına kadar olan ayaklarıdır.” Yani Kadınların yüzleri de kafalarının büyük bir kısmını teşkil ediyor! Çünkü kadının güzelliği yüzü, gözleri ve saçlarıdır. Yani güzellik “cinsel tahrik” değildir! Saçta “cinsel tahrik” diye bir şey söz konusu değildir! Fakat göğüsler ve onların üst kısmı tahrik unsurudur! Bunlar tahrik bölgeleridir! Buralar, gerçekte güzellik bölgelerinden farklıdır!

Aslında güzellik arzu edilen bir şeydir. Hiç kimse Allah’ın güzelliği nehiy ettiğini söyleyemez! Bizzat tabiatta ve kadındaki güzellikleri Allah’ın kendisi var etmiştir! Bundan dolayıdır ki güzelliği örtmek, sevilen ve arzu edilen bir şey değildir!

Yine Kuran: “Başörtülerini yakalarının üzerine salıversinler” (Nur:31) diyor! “Kafalarının üstüne” demiyor! Dolayısıyla ayetten şunu anlıyoruz:

- “Allah kadınlardan, erkekleri tahrik edecek yerlerini kapatmalarını emrediyor! Kafa ve saç tahrik edici değildir, şayet kafa ve saç tahrik edici olsaydı, Kuran “Kafalarının ve yakalarının üzerine” derdi!

Demek ki örtüde asıl mesele “örf” tür! Hükümlerin birçoğu da örfe dayanır! Cahiliye dönemi Arap örfünde kadın erkek her ikisi de kafalarını örterlerdi. Çünkü önceden de işaret ettiğimiz gibi çöl hayatında ve Arapların yaşadıkları bölgelerde güneş çarpması, kum fırtınası, toz toprağın bolca bulunması vs. mevcuttu!

Hatta zamanımızdaki çöl hayatı yaşayan Araplar, Afrika’daki çöl hayatı yaşayanlar ve yine İran’ın çöl kesiminde yaşayanlar, kadın erkek tümüyle kafalarını örterler! Onlardaki örfün bu durumu şeriata geçmiştir, örflerinde bulunan birçok şey kutsal şeriata dönüşmüştür! Fakihler bunları ilahi hükümler olarak zannetmişlerdir!

Oysaki örfi olana tabi olmak vacip değildir, şer’i olana tabi olmak vaciptir! Fakat neyin örfi ve neyin de şer’i olduğunun ayrılması gerekir. Dolayısıyla dedik ki başın örtülmesinin kaynağı örfe dayanmaktadır. Kuran’da ne başın örtülmesine ve ne de saçın gözükmesine dair bir ayet mevcut değildir!

İkincisi: Bakıyoruz ki Kuran’da örtü ile ilgili olduklarını kabul ettiğimiz ayetler, örtünün gerekçesini de zikrediyor! Örneğin bu ayet, örtüyü şu gerekçeye dayatıyor:

Bu (örtü), onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!” (Ahzab: 59)

Demek ki ayet, örtünün nedenini de açıklamıştır. Örtünmenin nedeninin “kadının hür ve evli olduğunun bilinmesi ve eziyete maruz kalmaması” olduğu beyan edilmiştir! Çünkü o dönemde hür kadınlar ile Cariye olanlar birbirleriyle karışık bir dudumda yaşıyorlardı. Cariyeler genelde riskli durumlarda oluyorlardı! çoğunlukla onlara dalaşılıyordu! Hür kadınlar ise, falan kabileden filan şahsın eşi veya kızı ya da kardeşi vs. oldukları için onların dokunulmazlıkları olurdu. Bundan dolayı da gençler hür kadınlara dokunup dalaşmaktan sakınırlardı! Ayet de tam olarak bu konuya değiniyor:

- “Bu (örtü), onların tanınması (hür kadın olduklarının bilinmesi) ve (bundan dolayı da) incitilmemesi için daha uygundur!”

Yani kadının örtünmesinin, onun hür ve saygın olduğunun bilinmesi ve dolayısıyla da eziyete maruz kalmaktan korunmasının nedeni olduğu anlatılmaktadır!

Diğer bir ifadeyle; hür kadınlara yapılan eziyetleri nefyetmek, örtünmenin illeti olmuş ve hicabın farz olmasının gerekçesi kabul edilmiştir! O günkü kültüre göre şayet kadın örtülü olur ise, onun hür olduğu anlaşılır ve saygı gösterilirdi ve şayet açık olsaydı, onun cariye olduğu ya da bakire ve eşsiz olduğu bilinir ve hür/evli kadınlar kadar dokunulmazlığı olmazdı.

Buradan hareketle, örtünün hür kadınlara has olduğunu söyleyebiliriz! O dönemlerde de hür kadınlara dalaşmanın kabileler arasında sorunlara sebebiyet verdiği için örtü, evli olan kadın ile evli olmayan kadının arasında bir ayrıştırıcı görevi de üstlenmiş bulunurdu!

Birtakım rivayetlere bakıldığında da bunun böyle olduğunu müşahede etmekteyiz. O rivayetlerden bazıları şunlardır.

Vesailü’ş-Şia kitabının C.3, Namaz kılanın elbisesi bölümü:

1-İmam Muhammed Bakır (as)’’dan soruldu: “Namaz kıldığında Cariye başını örtmeli midir?” Dedi ki, “Cariye için başı örtmek yoktur!” Başka bir rivayette de “Cariye’ ye namazda başını örtmesi yoktur” gibi geçmiştir!

2-İmam Cafer Sadık (as) şöyle demiştir: “Cariye için başı örtmek yoktur!”

Hatta hadisin devamında şöyle geçer: Şayet Cariye başını kapamış olsaydı, imam onu döverdi!”

Bu hususla ilgili de iki rivayet nakledilmiştir ve şöyle denilmiştir:

- “Namazda başını bağlayan Cariye’ den (hizmetçiden) soruldu. Dedi ki “ona o taktirde vurun ki, hür kadın ile Cariye olan birbirinden ayrışmış olsunlar!”

Demek oluyor ki örtünün farz olmasının nedeni, hür kadının Cariye kadından ayrıştırılması içindir! Fakihlerin şu dönemde dedikleri gibi “toplumu fitneden korumak için” değildir!

Şayet örtünmeden maksat toplumun iffetini korumak ve ifsadını önlemek için olsaydı, o taktirde hür kadının da Cariye’ nin de örtünmesi gerekirdi. Çünkü bunların her ikisi de Müslüman kadındır, Cariyeler gayri müslim ve hür kadınlar da Müslüman değillerdi!

İşte yukarıda naklettiğimiz rivayetlerde Ehl-i Beyt imamları, hicabın farz olmasının sebebinin, hür kadınlar ile Cariyelerin birbirlerinden ayrıştırılması için olduğunu söylemişlerdir!

Günümüzde artık hür ve cariye diye bir ayrım kalmamıştır. Dolayısıyla, örtü/hicap konusu da sona ermiştir! Çünkü illet bitmiştir, illetin (örtünme nedeninin) bitmesiyle malul (örtünme) de bitmiş ve sona ermiştir! Bilindiği gibi hüküm, illetin etrafında dönüp dolaşır!

İmam Cafer Sadık: “Onu (cariyeyi) vurunuz ki, hür kadın ile cariye birbirinden ayrılmış olsun!” diyor.

Diğer bir rivayette de şöyle geçer: “İmam Cafer’den soruldu; namazda cariye başını örtebilir mi? İmam; hayır, örtemez, babam (İmam Muhammed Bakır) cariyenin başı örtülü şekilde namaz kıldığını gördüğünde, hür kadının cariye’ den ayrı olduğunun bilinmesi için onu vururdu dedi!”

İşte bu rivayette de örtünün illeti beyan edilmiştir! Nitekim önceden de söylediğimiz gibi Kuran’da da örtünmenin illeti beyan edilmiştir! “Bu (örtünme), onların (hür kadınların) tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!” denilmiştir.


 

Üçüncüsü: Örtünmeden gaye şayet kadınların iffetinin korunması olsaydı, biz şunu çok iyi biliyorduk ki Arap olmayan Rum, Fars ve diğer uyruklara mensup cariyeler, Arap olan kadınlardan daha güzellerdi! O taktirde şeriat neden Rum, Fars ve diğer uyruktan olan kadınların/cariyelerin örtünmemesini mübah görüyor? Zira onların güzellikleri, toplum içerisinde daha fazla fitneye sebebiyet verirdi!

Emevî ve Abbasiler döneminde de Cariyeler, Arap hür kadınlarından kat kat daha fazlaydı. Sokak ve çarşılarda en fazla çıkıp dolaşanlar onlardı. Hür Arap kadınları evlerinde oturuyor ve dışarıdaki işlerini hallettirmek için cariyelerini gönderiyorlardı.

Hatta şunu da rahatça söyleyebiliriz ki, o günkü İslam toplumu içerisinde kadınların 5/3’ü sokaklardaydı ve bunların çoğu da cariyeydi. Demek oluyor ki örtünün/hicabın farz kılınmasından kasıt, hür kadınlar ile cariye kadınların birbirlerinden ayırt edilmeleriydi!

Şayet fakihlerin dedikleri gibi olsaydı, yani örtünmeden kasıt toplumun iffetini ve gençliğin bataklığa düşmesini önlemek gayesini taşısaydı, cariyeler hür kadınlardan daha fazlaydı. Buradan baktığımızda örtünün kadına farz oluşu, dini bir farz değildir, dinde bunun bir esası yoktur! Bunun esası kültürdedir!

Daha önceden dedik ki, örf değiştiği taktirde, onun hükmü de değişir! Dinde/şeriatta geçen şey, kadının cinsiyetinin tahrik edicilikten korunmasıdır! Akıl sahibi olan her kes de bunu tastık eder. Yani kadın örtülü olur ise, daha çok saygın olur! Diğer kadınlara (fitneye vesile olanlara) nispeten daha çok hürmet gösterilir!

Elbette kadının şahsiyeti cismiyle değildir! Fakat açık gezmek ve fiziki boyutunu teşhir etmek, onun değerini azaltır ve kişiliğini sınırlar. Diğer bir deyişle, onu o cismiyle mahkûm eder. Diğerlerinin bu cisme yanlış muamelede bulunmasını temin eder. Bu durum hem aklen hem de şer ’an mümkündür! Fakat kafayı ve diğer yerleri örtmek örfi bir meseledir! Örfi olması hasebiyle de anlıyoruz ki hicap, nisbi bir meseledir!

Bizler örfün saygınlığını gözetmeliyiz. Vaciplerin tümü şeriattan kaynaklanmadığı için, örfün vacibatının cezası ilahi ceza değildir. Örfün, ferdi ve toplumsal vacibatlari dini vacibatlardan daha fazladır!

Necef, Kerbela, Mekke ve Medine gibi koyu gelenekçi dini topluluklarda, kadınların “aba/çarşaf” diye tabir ettikleri bir üst elbisesi vardır! Bu üstlük o topluluklarda farz gibi gözüküyor. Şayet bir hanım İslami örtünmeyle dahi dışarı çıksa fakat üzerinde söz konusu o “aba” yı bulundurmazsa, onun hakkında o topluluk içerisinde kuşkular oluşmaya başlar ve o kadına menfi bir gözle bakılır. Onun hafif bir insan olduğu ve erkeklerle ilişkisi bulunduğu düşünülür!

Kadın için en iyi olanı, şer’i vacipten daha ziyade örfi vacip olarak kabul edilen o abayı giymesidir! Bu vacip türü, elbette ki her bölgede söz konusu değildir. İsmini verdiğim o bölgelere hastır!

Evet, kadın değişmese de fakat aşamalı bir şekilde kültür değişir! Halkın aklının gelişmesiyle, diğer kültürleri tanımasıyla, farklı topluluklarla irtibat kurmasıyla, kız alıp vermesiyle vs. bir toplumun kültürü değişebilir. Fakat bir kadının değişmesi böyle değildir!

Kültürlerin değişmesi kadar “mefhumların” değişmesi de çok önemlidir! Şimdiki dönemde ise “mefhumlar/anlamlar” değişime uğramıştır!

İslam’ın ilk dönemindeki mefhumlar/anlamlar, aynen cahiliye dönemi gibi erkil toplum mefhumları üzerine kurulmuştur! Şimdiki dönemimizde ise o mefhumlar değişmiştir. Bu değişim, bir tek örtü meselesiyle ilgili olmamıştır, diğer toplumsal atmosferlerle ilgili birçok mefhumlarda da değişimler olmuştur!

Örtü/hicap meselesini günümüze kadar ayakta tutan nedenleri de incelediğimizde, onu gerekli görmeyen nedenleri de incelememiz gerekir! Acaba örtü hükmü değişmeli mi değişmemeli mi? Şayet değişmelidir diyor isek, o taktirde değişimin sınırları nereye kadar olmalı?

Derinlemesine incelediğimizde kadının hicap hükmünün ve kadınlarla ilgili herhangi birtakım hükümlerin, (örneğin kadın diyetinin erkeğinkinin yarısı olması, aldığı mirasın yine erkeğin aldığının yarısı oluşu, iki erkeğe karşı dört kadının şahitliğinin kabulü vs.) o dönemdeki toplumun kültürü olduklarını görüyoruz! Şayet kültür değişir ise, yalnızca hicap konusu değil, tüm hükümler değişmiş olur!

Biz, o dönemdeki cahiliye toplumunun ata erkil toplum olduğunu biliyoruz! O dönemde kadın erkeğe tabiydi! Tüm dini mefhumlar da bu anlayış üzerine tesis edilmişti. Kuran’ın hitaplarına baktığınızda bütünüyle erkeklere yöneliktir! Hatta Kuran “Eyyühennas/Ey İnsanlar” dediğinde dahi genel halkı kastetmiyor, yalnızca erkekleri kastediyor! Örneğin bir ayette şöyle hitap ediyor:

- “Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler… insanlara çekici kılınmıştır!” (Al-i İmran :14)

Görüldüğü üzere ayette geçen “Nas” sözcüğü insanlar için değil de erkekler için kullanılmıştır ve “Nisa/Kadınlar” da yine erkekler için aynen bir altın ve gümüş metalarıyla birlikte süs olarak beyan edilmiştir! Yine Kuran’da “Huru’l- Ayn” hakkında onlarca ayet nazil olmuştur! Tefsirler Hurilerin “güzel kadınlar” olduklarını söylemişlerdir. Bunlar da yalnızca erkekler içindirler!

Mümine kadınlar için ise Cennette neler verileceğinden, onlar için de Hurilerin olup olmadığından bahsedilmemiştir! Çünkü Kuran, “cihat” durumunu erkeklere emrediyor, kadınlara cihattan söz etmiyor! Huri ise, cihat karşılığında verilen ikramlardır!

Kıvam/yöneticilik” ise, Kuran’ın açık beyanatına göre erkeklere hastır!

- “Allah’ın kimini kiminden üstün kıldığından ve erkeklerin kendi mallarından harcamada bulunduklarından, erkekler kadınlara yönetici ve koruyucudurlar!” (Nisa: 34)

Ayet, erkeğin kadına yönetici olduğu hususundaki illeti de apaçık bir şekilde beyan etmiştir ve o makamda olmasının nedenini, kendi malından hanımına harcaması olarak izahta bulunmuştur!

Fakat bu dönemde zarflar değişmiştir. Bu dönemdeki kadınlar bu hükümden dolayı kendilerine zulüm yapıldığını hissediyorlar! Oysaki bundan yüz yıl ve öncesinde bu türden hükümlerin kendilerine zulüm olduğunu söylemiyorlardı! Yani o dönemlerdeki adalet, kadınların erkeklerin aldıkları miras hakkının yarısını almalarını gerektiriyordu ya da kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı kadar olmasını icap ettiriyordu! Çünkü toplumsal kültür erkeklerin üzerine kuruluydu! Fakat şimdiki kültür değişmiştir! Kadınlar bu hükümlerden kendilerine zulüm yapıldığını hissetmekteler ve bu hükümlerin değiştirilmesini istemekteler! Bence bu isteklerinde de haksız değillerdir!

İçerisinde yaşadığımız bu dönemde kültür değişince, kadınlar için kimi hükümler zulüm sayılmaya başladı. Fakat kadim dönemlerde bir kadına erkeğe düşen mirasın ya da diyetin yarısı verildiğinde adalete uyuyor ve kadınlarca da insaflı bir hüküm olarak kabul ediliyordu!

Fakat içerisinde yaşadığımız şu dönemlerde kadınlar her şeyde ve insanlıkta erkekler ile müşterektirler.

Kadın erkek eşitliği konusu halk içerisinde açıkça anlaşılır durumlardan birisi olmuştur ve bu eşitlik artık yasaya dönüşmüştür!

Dolayısıyla mefhumlar değiştiğine göre, artık o eski mefhum ve naslar üzerine tesis edilen ve adil olarak kabul gören hükümlerin de değişmesi gerekir!

Yani kadim dönemdeki anlayışa göre adalet olarak kabul edilen hükümler, günümüzde zulüm olarak kabul edilebilir ve zulme dönüşebilir! Böylece bu hükümlerin de değiştirilmesi vacip olur! Çünkü bunu Kuran söylüyor:

- “Kuşkusuz, Allah adaleti, iyiliği…emreder!” (Nahl:90)

Bu, genel bir kaidedir! Ahkamın cüziyatı ise, o dönemde adalet sayılıyordu. Fakat mefhumlar değiştikten sonra bu hükümler zulme dönüşmüş oldu!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum