İSLAMDA HİCAB KONUSU -3
25 Ocak 2026, Pazar 17:31Adaletin anlamı kıyamete kadar asla değişmez, güzeldir ve güzelliklerden ibarettir, fakat mistakları değişime uğramış olabilir!
Biz adaletin güzelliğinin nisbi olduğunu söylemiyoruz, adaletin mutlak anlamda güzel, zulmün ise mutlak anlamda kötü olduğunu kabul ediyoruz! Fakat adaletin mistakı, bir toplumda güzel, başka bir toplumda da çirkin ve zulüm olabilir!
Kadim anlayışta Adem’i asıl bilip Havva’yı ona tabi kılmak inancı mevcuttu. Kimisi Havva’nın Adem’in sol kaburgasından yaratıldığını öne sürüyorlardı, kimi kesim de Adem’den arta kalan toprağından yaratıldığını iddia ediyorlardı. Bu inançlardan hangisi doğru olursa olsun, neticede her ikisinin de erkeğin asıl, kadının ise ona tabi olduğunu vurgulamak istemesiydi!
Kadim insanların inançlarına göre erkek (Âdem) yaratıldıktan sonra kendini yalnız hissetti, canı sıkıldı ve sıkıntısını giderecek bir arkadaşa ihtiyaç duydu! Allah da kadını (Havva) ona yardımcı olsun ve sıkıntısını gidersin diye yarattı!
İşte bu, kadim erkil bir kültürün inancıdır! Şayet bu kültür değişir ise, bununla ilgili hükümlerin birçoğu da değişmiş olur!
Ama kadim kültürde ve hala dahi bu kültüre tabi olanların nezdinde kadın erkeğe tabidir ve yöneticilik erkeğin elindedir! Oysaki kadının evinde olmasıyla birlikte ve yalnızca ev işleriyle uğraşmış bulunsa dahi, onun ev işlerini ve çocuklarını yönettiğini hepimiz müşahede etmekteyiz!
Şayet Kuran’da geçen “kıvam” dan kasıt “başkanlık” ise, sözlükte “kıvam”, bir şeyin başka bir şey tarafından ıslah edilmesi anlamına gelmektedir! Bu anlamdan hareketle, neden bu kelimeden yalnızca “erkeğin kadını ıslah etmesi” anlamını çıkaralım ki? Oysaki kadın da erkeğini ıslah edebilir ve hatalarını düzeltebilir!
İçerisinde bulunduğumuz şu dönemlerde kadınların erkeğine ve hatta çocukların babalarına şahsiyet kazandırdığına şahit olmaktayız! Çocukların varlığı ve babalarının onlarla iş yapmaları, babalarını kemale ulaştırır!
Artık bu dönemlerde yalnızca erkek kadını ıslah etmiyor (hatalarını düzeltmiyor), kadın da sürekli bir şekilde erkeğe tabi olup onun buyruğu altında yaşamamaktadır!
Günümüze kadar İslam alimleri İslam dininin “sabit” ve “değişken” hükümlerinin bulunduğundan söz etmişlerdir, fakat bununla ilgili hala dahi tek bir ölçü bulamamışlardır!
Bizler; yaptığımız çalışmada sabit kalan ile değişken olanların “mefhumlar” olduklarını tespit ettik!
Fakihler, konuların değişmesiyle hükümlerin de değişeceğini söylerler. Fakat mefhumların değişmesiyle hükümlerin ne olacağı hususunda sessiz kalıyorlar! Oysaki mefhumların değişmesiyle hükümlerin de birçoğu değişmiş bulunur!
Örneğin İslam’ın ilk dönemlerinde kadın bütünüyle erkeğe tabiydi, çünkü kadını koruyan erkekti. Erkekte var olan bedensel güç, onun için bir ayrıcalıktır! Erkek kadının bedenini, ruhunu ve şerefini korurdu! Bu da nispeten kadının erkeği karşısında hukukunun azalmasına vesile oluyordu! Doğal olarak da kadının hukuku azdı! Çünkü erkek haliyle kendini kadını korumak için feda ediyor ve ona karşı kalkan görevi yapıyordu! Bundan dolayı da işin tabiatı gereği kadının erkeğe tabi olması gerekir!
Günümüzde ise hanımını korumak için kendini kalkan edecek erkek mevcut değildir! Yani bu sorumluluk erkeğin değil devletin ve onun kolluk güçlerinin uhdesinde olan bir sorumluluktur!
Bu dönemde artık bireysel ve kabilevi savaşlar sona ermiştir. Bir aşiretin diğer bir aşireti tehdit etmesi, erkeklerini öldürüp kadınlarını cariye alması artık son bulmuştur!
Bunlar, kadim zamanlarda söz konusuydu. Bundan dolayı da erkek asıl olarak kabul ediliyordu ve kadın da bunun için erkeğine tabiydi!
Fakat günümüzde bu işler son bulduğu için “kıvam/yöneticilik” ve “korumacılık” mefhumları da değişmiştir! Dolayısıyla “tabiiyyetin” de değişmesi gerekir! Şu dönemlerde artık kadın erkeğe tabi değildir. Artık bu dönemlerde hayat müşterektir! Müşterek olduğu için de artık erkeğin asıl, kadının da yedek olması söz konusu değildir!
Önceden de işaret ettiğimiz gibi Arapların cahiliyet dönemindeki zarfiyeti (yani eski Arap kültür), erkeğin asıl olmasını gerektiriyordu! Ayıca kadim inançlara göre yaratılışta da asıl olan Adem’dir! Allah önce onu, sonra da ona arkadaşlık etsin diye Havva’yı yaratmıştır!
Aslında bu inanç doğru değildir! Hem Tevrat’ta hem de biz Müslümanların hadis kaynaklarında mevcut olmasıyla birlikte sahih değildir! Bir hurafe ve efsaneden ibarettir!
Rivayetlerimizde şöyle geçer:
- “Allah, ilk önce Adem’i yarattı. Onun yaratıldığı toprağın arta kalanından da Havva’yı yarattı!”
Yani bu inanç açısından yine kadın (Havva) erkeğe (Adem’e) tabidir! Oysaki bu inanç bu anda kadın için bir ihanettir! Kadın niçin erkeğe tabi olsun ki?
Kadının varlığı erkeğin varlığından daha önemlidir! Aslında ilk olarak Adem’i yarattığını kabul etsek dahi, fakat onda var ettiği erkeklik organından, onun için bir kadının da var olduğu veya olacağı anlaşılmaktadır!
Diğer bir ifadeyle; Allah Adem’i yarattığında, planında onun için bir kadının da var edilmesi mevcuttu! Şayet böyle bir planı olmasaydı, onda bu erkeklik organını var etmesi ya da Havva’da o doğurganlık rahmini yaratması abes olurdu! Buralardan bellidir ki Allah bu varlıkları da aynen diğer canlı varlıklar gibi çift yaratmıştır!
Dediğimiz gibi kadim düşüncede asalet erkekteydi! Kadim düşünce kültürünü okuduğumuzda fakihlerin şu hatasını görüyoruz:
-“Fakihler şer’i hükümleri tarihi zarfından koparmışlardır ve onları o şekilde günümüze kadar taşıyıp tatbikini gerekli görmüşlerdir! Her ne kadar fakihler o hükümlerin tarihi zarfiyetine bakmaksızın onları günümüze kadar taşımış olsalar da fakat bizler o hükümlerin zamansal, mekânsal, kültürel ve tarihsel zarfiyetine de bakmamız icap eder. Bunlara bakıldıktan sonra, 1400 yıl önceden icra edilen ve günümüze kadar taşınan bu hükümlerin günümüzde uygulanmasının doğru ya da yanlış olacağı araştırmasında bulunmamız lazım!”
Kısacası hiçbir hüküm, kendi zamansal, mekânsal ve kültürel zarfiyetinden kopuk değildir!
Evet, İslam’ın ilk başlarında cahiliye Arap kültürü erkeğin asaleti üzerine tesis edilmiştir. Bundan dolayıdır ki elimizdeki rivayetlerin büyük bir kısmı kadını kınama ve küçük düşürme düşüncesi üzerine bina edilmiştir.
Örneğin İmam Ali’ye nispet edilen “Nehcü’l- Belağa” isimli kitapta kadınları küçültücü şu sözler geçer:
1- “Kadın bütünüyle şerdir! İyilerinden de sakının!”
2- “Kadınlarla meşverette bulunmayınız, gerçek şu ki onların görüşleri çok zayıftır!”
3- “Kadın akreptir!”
4- “Kadınların akılları, imanları ve uyum sağlamaları eksiktir!”
İşte o dönemlerde erkeğe söylenecek bir şey yoktu, çünkü asalet erkekteydi ve kadın erkeğe tabiydi!
Şimdi şu dönemde işler değişmiş, mefhumlar farklılaşmıştır. Şimdiki zamanda kadınlar daha uyanık düşünüyorlar! Şimdilerde kadınlar naslara baktıklarında rivayetlerde geçen sözleri üzüntüyle karşılıyorlar! Kişilikleri yaralanıyor! Akıllarının noksan olduğunu söyleyen rivayetleri okuduklarında muztarıp oluyorlar!
Şayet kadın “aklen noksan” ise, erkek de “duygusal olarak noksandır!” Aklın duygudan daha önemli olduğunu kim söylemiştir? Oysaki insanın hayatı duygular üzerinden devam ediyor. Akıl ise domdur!
Şayet erkeğin aklının kadının aklından daha büyük olduğunu farz etsek dahi, kadınlarda bulduğumuz bu cahillikler, onlarda bulunan zati cahillikler değil, arazi cahilliklerdir! Çünkü erkek çarşı pazarda gezip dolaşıyor, alışveriş yapıyor, uzunca yıllar ticaretle iştigal ediyor, okullarda okuyor. Bu ve bununlar gibi birtakım nedenlerden dolayı erkeğin aklı daha büyük oluyor! Şayet bu imkanlar kadınlara verilmiş olsa, kadın dışarıda erkek de ev işleriyle ilgilense, kesinlikle kadının aklı erkeğin aklından daha büyük olur!
İmam Ali’nin dediği gibi; “akıl, ticaret etmek gibidir!” Erkeğin aklı, yaptığı ticaretten dolayı daha büyüktür! Büyüklüğü zatından değil, ticaretinden kaynaklanıyor!
Kadınlar için bu cehalet, bir farazadan ibaret olduğu gibi, örtü/hicap da öyledir! Hicap; toplumsallık ile ilgili bir konudur!
Eski dönemlerdeki topluluklarda günümüzdeki gibi kadın-erkek karışımı bu denli yaygın ve icbari değildi! Günümüzde kadının öğretmen, doktor, bürokrat, eğitimci, memur, işçi vs. olması, toplumsal gereklerden biridir! Bu alanlarda da kadınların bulunmalarına ihtiyaç vardır!
Dolayısıyla şimdiki topluluklarda farklı biçimlerde kadın-erkek karışımları mevcuttur! Yani artık bu karışımlar kaçınılmazdır! Dolayısıyla da dini olmayan radikal hükümlerin/yasaların değiştirilmesi gerekir! Çünkü bu radikal hükümlerin (yasaların) asılları örfe dayalıdır!
Nitekim önceden de söyledik ki fakihler, şu ana kadar örfi olan hükümler ile dini olan hükümleri birbirlerinden ayrıştırmamışlardır! Tümünün de Allah’tan olduğunu söylemişlerdir!
Kuran’da kimi ayetler vardır ki onda geçen hükümler yalnızca Nebi’nin eşlerine hastır. Tüm müfessirler onu öyle kabul etmişlerdir. Nitekim şu ayet onlardan biridir:
- “Peygamberin eşlerinden bir şey istediğiniz zaman, onu hicap (perde) arkasından isteyin.” (Ahzap: 53)
Ayette geçen “hicap”, kadının kafasına örttüğü himâr/başörtüsü değildir. “Hicap”; o günkü şartlarda evlerin dış kapısına asılan bir örtüdür. O dönemdeki Araplar, Nebi’nin eşlerinin bulunduğu odaya direkt olarak giriyorlardı ve yiyecek, içecek, giyecek vs. gibi ihtiyaç duydukları şeyleri, o perdenin önünde durup onlardan istemiyorlardı! Bu da Nebiyi üzüyordu! Böylece bu ayet nazil oldu ve Nebi ile eşlerine has birtakım talimatlar getirdi! Örneğin bir ayette şöyle bir talimat veriliyor:
- “Ey iman edenler! Sesinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. (Peygamberin sesini bastıracak şekilde konuşmayın.) Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla yüksek sesle (bağırarak) konuşmayın. Yoksa farkına varmadan işledikleriniz boşuna gider!” (Hucurat: 2)
Yine başka bir ayet de peygamberin evine gelip yemeklerini yedikten sonra çekip gitmeyen ve uzunca bir zaman orada oturup sohbet eden Arapları ikaz etmek için nazil olmuş ve şu talimatı vermiştir:
- “Ey iman edenler! Peygamberin evlerine izinsiz girmeyin. Fakat yemek için size izin verilirse, yemeğin hazırlanmasını beklemeyin. Ancak çağrıldığınız zaman girin ve yemeğinizi yediğinizde, sohbete dalmadan dağılın. Bu, peygamberi incitiyor, ama o sizden utanıyordu. Fakat Allah hakkı söylemekten utanmaz!” (Ahzap:53)
İşte bu hükümler, Nebiye has hükümlerdirler. Nebi evinin kapısına bir perde astı ki eşleri ile ihtiyaç sahibi yoksulları birbirinden uzak tutsun!
Şayet denilse ki Kuran:
- “Kuşkusuz peygamberde sizin için….güzel bir örnek vardır. (Ahzap: 21)
Ayeti mucibince, peygamber eşleriyle ilgili ne yaptıysa, o yapılanlar bizler için bir örnektir ve bizlerin de aynısı yapmamız gerekmez mi?”
Şu cevabı veririz:
- “Sizin söylediğiniz o düşünceyi kabul ettiğimiz taktirde, Kuran’ın Nebi eşleri hakkında söylediği şu hükmü de kendi eşlerimiz hakkında icra etmemiz gerekir. Hüküm şudur:
- “(Ey peygamberin eşleri!) evlerinizde oturunuz!” (Ahzap: 33)
Şayet birtakım hükümlerin Nebiye has olduğunu ve geneli ilgilendirmediğini kabul eder isek, o taktirde bu ayete istinaden tüm müminlerin eşlerinin de evlerinde oturup dışarı çıkmamaları gerektiğini söylememiz doğru olur mu? Acaba bunu söylesek bile müminlere kabul ettirme imkânımız olur mu?”
Bizim çağımızda kadınların öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik, memurluk vs. yapmaları gerekir. Bu görevleri yaptıkları taktirde de Nebi’ye muhalefet etmiş olmazlar mı? Buna rağmen bu işleri yapmış olurlarsa, toplumda bir kargaşa vücuda gelmez mi?
Bizler toplumsal alanda ya cahiliye asrına geri dönüp kadınları toplumun arasına sokmayacağız ya da kadınlarla ilgili hükümlerin radikalliğini değiştireceğiz! Dolayısıyla Nebi’ye has hükümler ile insanlara ait hükümleri birbirinden ayrı tutmak gerekir!


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum