İstanbul
12 Temmuz, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİ-BEKTAŞİLER KENDİ KURTULUŞUNUN KAHRAMANI OLACAK!

12 Temmuz 2026, Pazar 13:23

Hararet nardadır, sacda değildir

Keramet baştadır, tacda değildir

Her ne arar isen, kendinde ara

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ

Tarih boyunca ezilen, yok sayılan veya kenara itilen toplumların düştüğü en büyük yanılgı, kendi kurtuluşlarını bir başkasının zafer bayrağı altında aramaktır.

Oysa bir toplum, kaderini kendi iradesi ve mücadelesiyle tayin etmek yerine, dışarıdan bir “kurtarıcı” beklemeye başladığı an, aslında kendi esaretinin de ilk sözleşmesini imzalamış olur.

Bu durumun sosyolojik faturası ise hep aynıdır: “Kendi kurtuluşlarını başkalarının kahramanlıklarında arayanlar, yenilgilerinde de başkalarının kahramanlarını suçlarlar.

Bu sözü, 12 Temmuz 2014 tarihinde, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla, Alevi-Bektaşi Canlara uyarıcı olmak amacıyla yazmıştım.

Bugün bu tarihsel ve sosyolojik gerçeklik, en sıcak ve en yakıcı haliyle Alevi-Bektaşi canların önünde yine bir ayna gibi durmaktadır.

BİR SİYASİ PARTİNİN İÇ KAVGASINDA ALEVİLER

Son yıllarda Türkiye’deki güncel siyasi iklim, Alevi-Bektaşi toplumunu kendi özgün sorunlarıyla kabul etmek yerine, onları seçim dönemlerinin kullanışlı birer “oy deposu” veya siyasi kavgaların “kalkanı” haline getirmiştir.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki bitmek bilmeyen koltuk ve güç savaşlarında, Alevi-Bektaşi kimliğinin ve canların adeta birer cephe malzemesi olarak öne sürülmesi bu istismarın en somut örneğidir.

Parti liderliğini mi, yoksa CHP’yi yıkıp yeni bir parti kurmayı mı hedeflediği muğlak Özgür Özel, son bir ay içerisinde bunun en somut örneklerini Alevi-Bektaşi Canlara adeta ders verir gibi, gösterdi.

Çorum’da “Rıza Şehri” etkinliği, İstanbul Garip Dede Cemevi’nde Muharrem oruç açma etkinliği ve 2 Temmuz’da, Sivas’ta katliam anma etkinliği CHP’nin iç kavgalarının taşındığı ve karşıtlarına karşı pervasızsa hakaret edilen mekanlar haline dönüştürüldü.

Etkinliklerin “ruhu”na ve Alevi-Bektaşi edep ve erkânına uymayan, hatta genel anlamda insanlığın ulaştığı medeniyet seviyesinden de uzak, lümpen ve sokak ağzı ile uygulanan sözlü şiddet toplumun temel değerlerini yaralarken, Alevi-Bektaşi canlar inançları, kökenleri ve aidiyetleri üzerinden karşılıklı hakaretlere, gizli veya açık itibarsızlaştırma kampanyalarına maruz bırakıldı.

Siyaset sahnesinin aktörleri kendi ikballeri için dövüşürken ve taraftarlarına ilkesiz ve kuralsız bir linç kültürü dayatırken, bu kavganın tozu ve çamuru ne yazık ki yine Alevi-Bektaşi toplumunun üzerine sıçradı.

Buradaki temel trajedi, Alevi-Bektaşilerin yapısal sorunlarının, bu siyasetçilerin ajandasında hiçbir zaman gerçek bir öncelik taşımamış olmasıdır.

Kendi zaferine, kendi koltuğuna ve kendi iktidarına odaklanmış bir siyasetçinin dünyasında, Alevi canların sorunları yalnızca birer retorikten, seçim kürsülerinde harcanacak süslü cümlelerden ibarettir.

BAŞKALARININ KAHRAMANLARINDAN MEDET UMMANIN ÇIKMAZI

Alevi-Bektaşi toplumu, kendi hak mücadelesini egemen siyasetin sözde “kahramanlarına” havale ettiği sürece, her seçim sonrasında veya her parti içi kurultay ardında yeni bir hayal kırıklığı yaşamaya mahkumdur.

Fransız aydınlanma filozofu Jean-Jacques Rousseau “Toplum Sözleşmesi”nde şöyle der:

Halk, kendini yönetecek liderleri mutlak birer kurtarıcı olarak gördüğü an, özgürlüğünü onlara teslim etmiş demektir. Kendi gücünün farkında olmayan bir kitle, sadece efendilerini değiştirir, konumunu değil.

Alevi toplumu için de durum tam olarak budur.

Başkalarının kahramanlarından Alevi-Bektaşi toplumuna herhangi bir kalıcı fayda gelmesi mümkün değildir.

Çünkü o kahramanların çizdiği sınırların, hedeflediği menzillerin hiçbir noktasında Alevi-Bektaşi canların inançsal ve kültürel varoluş kaygıları samimi bir yer işgal etmez ve etmeyecektir.

Onlar için başarı, Alevi-Bektaşilerin sorunlarının çözülmesi değil, onların desteği ile sahip oldukları veya hedefledikleri koltuklarının korunması veya ele geçirilmesidir.

İşler ters gittiğinde, fatura yine Alevi-Bektaşilere kesilecek, “arkamızda durmadınız” ya da “sizin yüzünüzden kaybettik” denilerek kitleler haksız bir suçluluk psikolojisine itilecektir.

ÇÖZÜM: KENDİ ZAFERLERİMİZİN KAHRAMANI OLACAĞIZ!

Alevi-Bektaşi inancı, özü itibarıyla zaten dışarıdan bir kurtarıcı aramayı reddeden, insanı merkeze alan ve “Ene-l Hakk” bilinciyle bireyin kendi öz gücünü yücelten bir yaklaşıma sahiptir.

Batu felsefi akımlarından örnek vermek gerekirse, 17. yüzyılın büyük düşünürü Baruch Spinoza da insanın edilgenlikten kurtulup etken hale gelmesini özgürlüğün tek yolu olarak görür.

Spinoza’ya göre, “insan kendi eylemlerinin ve varoluşunun nedeni olabildiği ölçüde güçlü ve özgürdür, başkalarının arzularına ve yönlendirmelerine bağımlı kaldığı sürece ise, köledir.

Alevi-Bektaşi canlar, Spinoza’nın işaret ettiği bu “etken” gücü kendi içlerinde bulmak zorundadır.

Yüzyıllardır bir arada durmayı başaran bu kadim toplum, kendi sorunlarını çözmenin anahtarının egemen siyaset binalarının koridorlarında değil, kendi rızalık meydanlarında, kendi birlik ve beraberliklerinde olduğunu görmelidir.

Alevi-Bektaşi toplumu en kısa sürede, siyasi partilerin iç kavgalarında taraf olup tüketilmek yerine, sivil, bağımsız, inançsal ve kültürel özgünlüğünü koruyan güçlü bir kamuoyu baskı unsuru haline gelmelidir.

Ayrıca, parçalanmışlık ve siyasi kamplara bölünmüşlük, istismarı kolaylaştıran en büyük zaaftır.

Çözüm, farklı siyasi eğilimlere sahip olunsa bile, inançsal haklar ve toplumsal saygınlık noktasında tek bir gövde gibi hareket edebilmektedir.

Ve en önemlisi, başkalarının yazdığı senaryolarda mağdur veya figüran olmak yerine, kendi hak mücadelemizin öznesi ve yürütücüsü olmamız şarttır.

GELİN CANLAR BİR OLALIM!

Alevi-Bektaşi toplumu, kendi sorunlarını ancak kendisi olursa ve birlik içinde hareket etmeyi başarırsa çözebilir.

Başkalarının zafer arabalarına binseler de, o arabaların direksiyonunda kendileri oturmadığı sürece varacakları yer hiçbir zaman kendi menzilleri olmayacaktır.

Alevi-Bektaşi Canlar, kendi zaferlerinin kahramanı olmayı başarmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, yarasını başkasının merhemiyle sarmaya çalışanlar, merhemi süren elin insafına mahkum kalırlar.

Kendi merhemini kendi özünden, birliğinden ve inancından damıtan Alevi-Bektaşi toplumu, hiçbir siyasi ikbal avcısının oyuncağı olmayacak kadar köklü, güçlü ve bilgedir.

Kurtuluş, başkalarının sahte kahramanlarında değil; “Gelin canlar bir olalım” diyen o tarihsel çağrının bugünkü iradesindedir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum