İstanbul
25 Mayıs, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLİK, İKTİDAR KAVGASINDA NEREYE SAVRULUYOR?

25 Mayıs 2026, Pazartesi 17:55

Tarih, bazen mukaddes olanın dünyevi hırslarla çarpışma sahnesidir. İslam düşünce tarihinin en derin ve iyileşmeyen fay hatları da ne yazık ki bu çarpışmanın eseridir. Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından başlayan "Onun yerine kim geçecek?" sorusu, özü itibariyle idari ve siyasi bir meseleyi, esasında devlet başkanının kim olacağı ekseninde bir Halifelik krizini işaret ediyordu.

Ancak zamanla bu siyasi kriz, Şia hareketinin iktidara yönelme eğilimiyle birlikte teolojik bir tartışma bağlamına çekilerek “İmamet" doktrini haline geldi. Burada gözden kaçan en büyük yanılgı, Halifelik ile İmamet kavramlarının aynı şeymiş gibi algılanmasıdır.

Oysa ikisi tamamen ayrı dünyalara aittir: Halifelik dünyevi/siyasi iktidarın, İmamet ise manevi/ruhani rehberliğin makamıdır. Bu iki ayrı kavramı birbiriyle zorla bağlantılayıp hem siyasetin hem de teolojinin ortak konusu haline getirmek, İslam dünyasının dini lideri ile siyasi liderini tek bir koltukta birleştirmek esasında sadece Şia’nın değil ama aynı zamanda ehlisünnetin de meselesidir. İkisi arasındaki en önemli fark, Ehlisünnet anlayışının Şia’nın ileri sürdüğü gibi Halifeliğin mutlak surette Ehlibeyt kökenli oluşunu red etmesidir. Yoksa her ikisi de Halifenin hem dini ve hem de ruhani liderliği konusunda ittifak içindedir. Ancak Şia, Ahzab Suresi’nin 33. ayetindeki Ehl-i Beyt'in masumiyeti üzerinden bir doktrin inşa ederek, “imamet” adı altında siyasi ve ruhani iktidar bütünlüğünü inancın (itikadın) merkezine koymuştur.

Oysa bu meselenin; kaynağını Ahmet Yesevi ocaklarından alan, Horasan’da mayalanıp Anadolu’da Hacı Bektaş Veli irfanıyla şekillenen “Anadolu Aleviliği” ile hiçbir yapısal ilişkisi yoktur. Anadolu Aleviliği, Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisini baş tacı eder; ancak onları hiçbir zaman Şia’nın yaptığı gibi dünyevi birer devlet başkanı adayı veya iktidar doktrini olarak görmez. Alevilik, dünyevi Halifelik kavgasıyla ilgilenmez; o, İmametin batıni (içsel) ve nurani rehberliğine taliptir. Gayesi, dünyevi bir iktidar kurmak değil, "Eline, diline, beline sadık" insan-ı kamil yetiştirmektir.

Fakat tarihin cilvesi ve siyasetin acımasızlığı tam da burada devreye giriyor. Özünde dünyevi hırsları reddeden bu barışçıl ve arifane inanç, tarih boyunca gücü ele geçirmek isteyen aktörlerin iştahını kabartmıştır. Anadolu’nun toplumsal dengelerini sarsan Baba İshak hareketinden tutun da, Şah İsmail’in Osmanlı ile giriştiği o devasa egemenlik mücadelesine kadar birçok tarihsel kırılma, bu durumun trajik örnekleridir.

Şah İsmail, Şia’nın o siyasetle dini birleştiren karakterini Anadolu’nun batıni Kızılbaşlığına enjekte etmeye çalışarak; Yavuz ise Alevilik üzerinden kendisiyle rekabete girişen Şah İsmali’e karşı “ehlisünnet”’in Aleviliği rafizi, dinsiz ilan eden fetvalarıyla karşılık verdi.

Ne yazık ki bu amansız siyasi mühendislik, bugün modern ve post-modern maskelerle, küresel bir dizayn projesi olarak yeniden sahnededir.

Bunun en bariz ve tehlikeli tezahürü, türetilmiş bir ideoloji olan "Alisiz Alevilik" inşasıdır.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) gibi diasporada üslenmiş odakların başını çektiği bu proje, inancın merkezindeki Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyt’i tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Çünkü çok iyi bilmektedirler ki; inancın manevi direkleri yıkılmadan, o inanç topluluğu seküler ve yıkıcı bir ideolojinin militanı haline getirilemez.

İşte bu tehlikeli planın iç siyasetteki yansımalarını, içinde bulunduğumuz şu günlerde sıcak bir kriz olarak izlediğimiz CHP içindeki liderlik savaşında ibretle seyrediyoruz.

Mahkemenin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı "mutlak butlan" gerekçesiyle iptal etmesi tamamen anayasal, yasal ve teknik bir karardır. Ne var ki, bu hukuki kırılmanın hemen ardından, aslen Alevi bir kökenden gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Alevi kimliği" yeniden kirli bir propaganda malzemesi olarak sahneye sürülmüştür. İşin daha da düşündürücü tarafı, diasporadaki o Alisiz Alevilik projesinin ülke içindeki uzantıları olan Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) gibi kurumların da adeta birer siyasi parti organı gibi refleks göstererek peş peşe "yargı darbesi" temalı bildiriler yayınlamasıdır.

Görev alanı Horasan'dan gelen o kadim irfanı korumak olan bu kitle örgütlerinin, bir siyasi partinin iç tüzük ihlallerine bodoslama dalıp yargı kararını "darbe" olarak nitelemesi, Türkiye siyasetinin nereye götürülmek istendiğinin açık bir ifadesidir.

Götürülmek istenen yer nettir: Alisiz Alevilik inşasını, marjinal Marksist- Leninist guruplar ve Kürt politik hareketiyle eklemlemek; bu yapay inanç modelini toplumsal muhalefetin yeni harcı haline getirerek her üçünü de tam bir uyum içine sokmaktır.

Resmin büyüğüne bakıldığında, Türk siyasal sistemini dizayn etmeye çalışan küresel aklın sinsi planı deşifre olmaktadır.

Türkiye, mevcut devlet aklının kararlı adımlarıyla yürüttüğü "Terörsüz Türkiye" politikaları kapsamında, etnik fitneyi kurutarak muazzam bir iç cephe ve toplumsal barış zemini yakalamıştır.

İşte bu küresel güçler; mahkemenin butlan kararıyla sarsılan ve muhalefet alanı adeta "yok hükmüne" düşen CHP muhalefetinin bıraktığı boşluğu, Kürt politik hareketinin öncülüğü misyonunu yüklenmiş bu "Alisiz Alevicilerle" doldurmak istemektedir.

Amaç; yakalanan yerli ve milli toplumsal barışı baltalamak, bölücü siyasi ajandalar ile inançsal hassasiyetleri tek bir potada eriterek Türkiye'nin önünü kesmektir.

Dün Şah İsmail’in sınır tahkimatı için araçsallaştırılan inanç dinamikleri, bugün küresel aktörlerin Türkiye'yi dengeleme ve dizayn etme aparatına dönüştürülmek istenmektedir.

Geçmişten bugüne uzanan tüm bu kirli aparatlaştırma çabaları, Aleviliğe vurulan en büyük darbedir. Siyaset sahnesine, etnik veya ideolojik bir güç unsuru olarak çekilen Alevilik; özündeki o muazzam batıni derinlikten ve felsefi zenginlikten uzaklaştırılmakta, içindeki aşk ve irfan boşaltılarak geriye sadece ideolojik ajandalara hapsedilmiş bir zahiri görünüm bırakılmaktadır.

Bugün yapılması gereken; Şia'nın o dünyevi iktidarla dini birleştiren hatasına düşmeden, Aleviliğin adını küresel projelerin, etnik milliyetçiliklerin ya da parti kurultaylarının hesaplaşmalarına feda etmemektir.

Horasan'da mayalanan bu yolun gayesi dünyevi bir halifelik veya siyasi bir aparat olmak değildir. Unutulmamalıdır ki; küresel projeler, etnik ajandalar, dernek bildirileri ve parti içi koltuk kavgaları geçici, Ehl-i Beyt’in nuruyla aydınlanan Anadolu irfanı ise bakidir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum