İstanbul
06 Eylül, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

İDRİS-İ BİTLİSİ TARTIŞMASI ÜZERİNE

05 Eylül 2026, Cumartesi 17:28

DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile avukat Faik Özgür Erol’un 2 Ağustos’ta İmralı’yı ziyaretlerinde Abdullah Öcalan’ın sarfettiği iddia edilen, “Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kağıt verir, ne istersen yaz der. Bu, bunu yapabileceğiniz anlamına gelir.

Bunlar Kürtlerin uygulamalarını feda etmek anlamına gelmiyor. “Kürtler yüz yıl uğraştı, APO gitti, Kürtlerin fikirlerini devlete sattı.” diyenlerin de maskesini düşüreceğim, gerçek ihanet budur.” ve “Bu çalışma sadece boğazlaşmayı engellemek değildir. Kürt-Türk demokratik ittifakı olacak. Demokratik entegrasyon dediğimiz şey oluştuğunda, Yavuz Kürt emirlikleriyle nasıl Ortadoğu'yu kazandıysa öyle kazanıyoruz. Bu, endişelenmenize gerek olmadığı anlamına gelir.” sözleri aslında Kürtçü kesimlere tartışmaya neden olması gerekirken, Alevilerin tepkileri daha öne çıktı.

Heyette yer alan isimler, 17 Ağustos’ta yayınlanan “Görüşme notları”na yalanlama açıklamasını 23 Ağustos’ta yaptılar.

Geçen 6 gün içinde özellikle de Alevi sosyal medya kullancılarında tepkiler büyümeye başlamıştı.

25 Ağustos’ta da Öcalan’a ait olduğu belirtilen elle yazılmış bir mesajda ise “bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır” ifadeleri yer alıyordu.

Ancak, açıklamalar etkisiz kaldı ve 31 Ağustos’ta 53 imza ile yayınlanan “Alevi Aydınlar Bildirgesi” ile tepkiler karşılıklı olarak daha da büyüdü.

* * *

Görüşme notları” olduğu iddia edilen belgelerin “İsrail/Barzani” çevrelerine yakın bir siteden yayınlanmış olması, elbette içeriğine ihtiyatla yaklaşmaya neden oluyor.

Bu arada, bir “yanlışlığı” düzeltelim. Öcalan’a ait olduğu iddia edilen metinleri ilk yayınlayan haber sitesi “Rastî Haber” değildir.

UtopiaTV Ari” adlı site, 17 Ağustos 2024 tarihinde, Rastî Haber ise, aynı notları 19 Ağustos’ta yayınlamıştı!

Filiz Deniz’den bir “kahraman” yaratmak isteyen çevreleri uyarmış olalım!

* * *

Peki, “Terörsüz Türkiye” sürecini “sabote” edenler Aleviler mi?

Ya da, Alevi kesimlerden gelen tepkilerin hiç mi haklılık payı yok?

DEM Parti Eş Başkanı, Alevi Bektaşiler arasından yükselen tepkiyi böyle yorumluyor.

Bakırhan, bildirge imzacılarına tepkisini PKK’nın Belçika’dan yayın yapan kanalı Medya Haber TV’de “Kesinliği doğrulanmamış bir metindeki bir cümleyi alıp Alevilere karşıymışız gibi algı oluşturmak sabotajdır. İmzacılar arasında Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız isimler var. Hangi aydın kimliği var bilmiyorum. Vicdansız herif. Kürt halkı seni Alevi olduğun için bakan yapmış.” sözleri ile dile getirdi.

Bakırhan’ın “kesinliği doğrulanmamış bir metin” vurgusu elbette önemli.

Tartışma konusu yapılan metnin doğruluğunu iddia edemeyiz.

Hatta, bizzat Abdullah Öcalan’ın kendi el yazısı ile yayınladığı tekzibi esas almak zorundayız. Buna göre, kendisi sözü edilen cümlelerin kendisine ait olmadığını belirtiyor.

Ancak, bu tekzip Alevilerin tepkisini dindirmeye yetmiyor.

Çünkü, bu tepkinin neden olduğu referans yaklaşım, Abdullah Öcalan’ın ağzından ilk kez dökülmüş kelimeler değil.

1990’lı yılların başından beri, Kürtlerin nasıl siyaset yapması gerektiği konularında açıkladığı görüşlerinde Öcalan’ın İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Sultan Selim ile yaptığı ittifakı önemsediği ve övdüğünü biliyoruz.

Tarihe Doğru Bakış” (İstanbul, 1993), “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” (İstanbul, 2012), “İmralı Notları” (İstanbul, 2015) kitaplarında bu konuda görüşleri açık olarak ifade ediliyor.

Aynı şekilde, 21 Mart 2013’te, Diyarbakır’da düzenlenen Nevruz kutlamalarında Sırrı Süreyya Önder tarafından okunan mesajında Öcalan “bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşam”ı öne çıkarıyordu.

Nitekim, Öcalan’ın 25 Nisan 2025’te PKK terör örgütünün feshine ilişkin yazdığı “Perspektif” metninde de aynı vurgu vardır: “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir. Osmanlı’nın Ortadoğu imparatorluğu haline gelmesinde rol oynayan Ridaniye, Mercidabık, Çaldıran savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının ürünüdür. Kürtler imparatorluğun asıl kurucu unsurlarından biridir.

* * *

Siyaset yapmakla ilgili olarak Abdullah Öcalan’ın tarihsel referansı nettir. Ancak, Öcalan’ın bu fikri oluşumunda mezhepçi bir yaklaşım aramak absürt olur.

Öte yandan, Öcalan’ın “bir tarihsel siyasi figür” olarak İdris-i Bitlisi’yi ve yaptıklarını önemsediği de bellidir.

Burada, Öcalan’ı asıl ilgilendiren konunun, İdris-i Bitlisi üzerinden geniş bir sahada Kürt emirlerinin yerel özerklik içerisinde yönetime sahip olması, Türk beyliklerine tanınmayan hanedan yönetiminde süreklilik hakkını almaları ve yüzlerce yıl yerel siyaset, toplumsal ve kültürel düzenlerini kendi başlarına sürdürebilmeleri olduğunu düşünüyorum.

Ancak, bu ittifaka “neden olan” temel unsurun Osmanlı ve Safeviler arasında ortaya çıkan ve mezhepsel çatışmaya evrilen siyasi rekabet olduğunu, İdris-i Bitlisi aracılığı ile şekillenen bu siyasal-mezhepsel ortaklığın zaman içerisinde Nakşibendilik ile de bütünleşerek katı bir dinsel muhafazakarlık ürettiğini yadsımak demek, tarihsel referanslardan günümüze ve geleceğimize herhangi bir ders çıkarmamak anlamına gelir.

Kaldı ki, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde, böyle bir referans ile siyaset üretmeye yönelmek, gerçeklikten kopuk “ham hayal”dir ve Cumhuriyet’in 100 yıllık birikimini hiçe saymak demek olur.

Anayasal vatandaşlık modern dünyanın en ileri hukuk normu iken, 16. Yüzyılın konfederatif geçici ittifaklarında çözüm aramanın hayatta herhangi bir karşılığı olmayacağını bilmek için, çok zeki olmaya da gerek yok.

Türkiye’nin sağ-sol siyasetinin, Alevi-Sünni inanç çevrelerinin, Türk-Kürt kesimlerinin Cumhuriyet’in kazanımlarını Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasında yapıldığı iddia edilen bir ittifaka terk edebileceklerini düşünmek hem aymazlıktır, hem de siyasetin gerçeklerini okuyamamaktır.

Elbette, Abdullah Öcalan’ın ve takipçilerinin nasıl siyaset yapacağına biz karar veremeyiz.

Ama, önerilen bu yolun Türkiye’nin gerçekleri ile örtüşmediğini belirtmek, hem halkın ve hem de siyaset sınıfının Cumhuriyet kazanımlarını savunmak konusunda taviz vermeyeceğinin altını çizmek görevimizdir.

Anayasal vatandaşlık hukuku temelinde, sadece Kürtleri ve Türkleri değil, sadece Alevileri ve Sünnileri değil, tüm halkı kucaklayan Cumhuriyet dururken, 500 yıl önce, nasıl ve ne koşullarda yapıldığı da ayrıca tartışma konusu olan bir sözde ittifakı 21. Yüzyıl Türkiye’sinin geleceğine önermek, başarısız kalmaya mahkumdur.

* * *

Bu noktada asıl sözümü sona ve Alevi Bektaşi Canlara sakladım.

Kıymetli arkadaşlarım, bacılarım, kardeşlerim, büyüklerim, küçüklerim...

Gözümüzün önünde, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği üzerine büyük bir kavga veriliyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 2023 Mayıs ayında söylediği “Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir. Her şey değişecektir; öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez!” ifadesinin ertesinde, ardı ardına devletin büyük hamlelerine tanık oluyoruz.

Önce, Suriye’de rejim yıkıldı.

Ardından, “terörsüz Türkiye” süreci başlatıldı.

Ardından, Türkiye Irak ile çok boyutlu anlaşmalara gitti.

Ardından, önce ABD Suriye’deki üslerini Irak’a götürdü.

Sonra, Gazze katliamı başladı, ardından İran’a saldırılar...

Bu arada terör örgütü PKK silah bırakmayı kabul etti.

Yine Bahçeli’nin seçim ve siyasi partiler yasası değişmelidir, sözünün ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revizyon yapılacağı konuşuluyor.

Görünen o ki, yeni anayasa tartışmalarının merkezine siyasi sistemin geleceği oturacak.

Tam bu aşamaya gelindiğinde ise, özellikle İslamcı ve Kürtçü kesimler ideolojik ittifak tartışması başlattılar.

Öcalan’ın Diyarbakır Nevruz’unda Sırrı Süreyya Önder’e okuttuğu mesajında vurguladığı “bin yıllık İslam kardeşliği” Türkiye’nin iktidar formülünde güç paylaşımı için öneriliyor.

Aynı anda, Bülent Arınç ve Abdullah Gül de sahneye çıktı.

Bir el” Batıcı, İslamcı ve Kürtçü bir koalisyon ile Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor.

Buraya Özgür Özel ekibini de ekleyelim. Çünkü, “CHP’yi yıkmak-parçalamak” projesinin Cumhuriyet savunucularının en önemli kalesini zayıflatmak, akim kılmak, tepki veremez noktaya getirmek, böylece yarattıkları “dikensiz bahçede siyaseti belirlemek” olduğunu görüyoruz.

Bu formül, aslında 2005’lerden sonraki AK Parti’nin (Yetmez ama Evet'çi Batıcı liberallerle) MHP’siz ittifakını ifade ediyor.

Dikkat ederseniz, “bu mahalle”nin sözcülerinin AK Parti’nin ilk yıllarını sürekli övmelerinin sebebi de budur.

Ancak, 15 Temmuz ile bu koalisyon sona erdi.

Şimdi bu koalisyon yeniden kurulur mu, kurulursa başarılı olur mu, emin değilim.

Kişisel kanaatim, Türkiye’nin artık o pozisyonda durmadığı ve hiçbir gücün ülkemizi ve devletimizi bir daha emperyal odaklara mahkum edecek bir noktaya çekemeyeceği yönündedir.

Ama, elbette emperyalizmin siyasetimizi belirleyeceği veya söz sahibi olacağı bir ortamın oluşmasına sebep olacak her türlü girişime karşı dururum.

Vatansever herkesin de karşı çıkacağını düşünürüm.

İşte, bu noktada, hepinize soruyorum:

Tüm bu kavga içinde, Aleviler nerede?

Ne yazık ki, siyaset bilgisi sıfır, devlet hissiyatı zayıf, politika kurma yeteneği ve gücü olmayan Alevi Bektaşi kesimlerin bu sürece bırakalım müdahil olmayı, meselenin boyutunu kavradıklarını dahi düşünmüyorum.

Ancak, aynı anda ilginç bir gelişmeye daha tanıklık ediyoruz.

Sistematik bir şekilde, Alevileri mağduriyet kanalına sürüklemek için hamleler yapılıyor.

Buradan bir şey çıkmayacağını biliyoruz.

Türkiye eski Türkiye değil.

Kimse Türkiye’de Alevilere yönelik katliam veya benzeri şiddet eylemi yapamaz.

Ama, Alevilerin hafızası kaşınarak, duygusal bir seviyede tepkiselliğe mahkum edilmek isteniyor, kanaatindeyim.

Duygusal tepkileri ile yeterince meşgul olan Alevi Bektaşiler doğal olarak, siyasette rol almak için hamle yapamayacaklardır.

Sağolsunlar, bizim Aleviler de zaten slogan atmak, duygusal tepkiler vermek konularında çok mahirdirler.

Biraz uzun oldu, ama sonuç olarak, benim düşüncem;

Alevilerin yeni iktidar ve devlet ideolojisindeki yerine odaklanmak, Türkiye’de Alevilerin varlığının meşruiyetini yükseltmek için çalışmak sonuç alıcı olacaktır.

Öte yandan, linçlenmek pahasına şunu da eklemeliyim:

Altan Tan, Kemal Öztürk gibilerle uğraşmak, sadece tuzağa düşmek olacaktır.

Bizim artık muhalif, tepkisellikle ve duygusallıkla kendisini ifade eden konumdan çıkıp “devlet kuran tarihsel hafızamız”la hareket etmemiz zamanı gelmiştir, diye düşünüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti kendisini yeni bir geleceğe hazırlarken, dost da düşman da bilmelidir ki, Alevisiz bir Türkiye olmayacaktır.

Tam tersine, Türkiye, geleceğine ülke içindeki ve periferisindeki Alevi Bektaşilerle birlikte yürüyecektir.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Binali Efe
    05-09-2026 20:55

    Sevgili Alirıza Özkan,Son dönemde derin devletin yönlendirdiği, Aleviler üzerinden kendilerine rant ve çıkar kapıları açmaya çalışan kimi parti eş başkanları ile Kürtler içindeki gerici, mezhepçi ve tarikatçı çevrelerin Alevileri yeni bir çatışmanın içine çekmeye yönelik son derece tehlikeli oyunlarıyla karşı karşıyayız.Makalenizin uzun olması kaçınılmazdı; çünkü böylesine ciddi ve hassas bir konunun bütün yönleriyle anlaşılır ve aydınlatıcı biçimde ele alınması gerekiyordu. Cesur, kapsamlı ve bilgilendirici değerlendirmeniz için teşekkür ediyorum. Kaleminize ve emeğinize sağlık.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum