ALTIN, AZ BİLİNEN ÖZELLİKLERİ ÜÇ
01 Temmuz 2026, Çarşamba 01:14Değerli arkadaşlar, aynı konudaki yazıya devam ediyoruz.
Bu bölümde altının jeokimyasından bahsedeceğiz. Altın, periyodik cetvelde bakır ve gümüş ile aynı grupta bulunur (periyodik cetvel, çeşitli gruplar içerir. Gruplar yan yana olanları değil alt alta olanları kapsar. Çünkü bu elementlerin son yörünge elektron sayıları aynısıdır) denebilir ki gümüşe daha yakın özellikler gösterir ancak ondan daha asildir (daha zor bileşik yapar.Burada ufak bir açıklama; Bütün elementlerde kimyasal işlemler buna bileşik yapma elbette dahildir,o elementin son yörüngesindeki elektronların ortak kullanım veya verme-alma şeklinde olur.Bir elementin verecek veya alacak elektronu yoksa soy gaz veya soy metaldir.).
Altının iki tip “oksidasyonu”bulunur. (Au) ve (Au)3 biçimindedir. Oksidasyon; Bir elementin bileşik yapma sırasında elektron vermesine denir. Burada altının bir adet ve üç adet elektron verdiğini görebiliyoruz. Bu işlemin tam tersine ise “redüksiyon” denir. Kısaca elektron almasıdır denir unutmayalım elektron alma ile negatif değerlilik , verme ile ise pozitif değerlilik kazandırır)
Altının sulu iyonları yoktur. (çoğu elementin sulu iyonları mevcuttur bu durum altının sudan etkilenmemesinden kaynaklanır) fakat altının klor ve flor ile yaptığı iyonlar mevcuttur. Neden sadece bu elementler ile? Çünkü bu iki element bütün kainatta var olan en aktif elementlerdir. Buna son elektron yörüngesi buna sebeb olur. Bu ikilinin son yörüngelerinde sadece bir adet elektron eksiği vardır. Bu eksiği kapatmak için çok agresif davranışları vardır bu nedenle doğada asla native (doğal ) halde bulunmaz. Bu arada “iyon” da değinelim atom veya molekül halinde olan bir elementin elektron almış veya vermiş haline denir (Anyon ve katyon denir) Klor ve flor; periyodik cetvelde aynı gruptadır (halojenler) bu grubun diğer üyeleri “iyot ve brom”dur. Bu iki elementte aykırı özellikler taşır. İlk dört halojen grubunun haricinde ki grup elementleri radyo aktiftir. Bir elementin son yörüngesinde ne kadar elektron eksiği varsa o kadar aktif olur, son yörüngede toplam elektron sayısı sekiz olduğunda ve eksiklik dörde geldiğinde de özel durum oluşur bu tip elementler ise hem elektron alma hemde verme yönünden aynı aktivitede olduğundan bileşik yapmaya son derece uygundurlar. Bu grupta da ilk element karbondur. Karbon yaşamın temel taşlarından biridir zira çok sayıda bileşik yapabilir. Hemen alt çizelgede ise silisyum bulunur. Silisyumun karbona benzer şekilde son yörüngesinde dörd elektron bulunur. Bu nedenle silisyum elementi binlerce bileşik yapabilir. Eğer evrende başka türlü bir yaşam varsa bunu silis yapıda olabileceği düşünülür. Bu grup içinde yer alan hemen altta “germenyum” elementi vardır. Sırası ile kalay ve kurşun diye devam eder daha sonrakiler radyoaktifdir.
Daha önce yazıldığı gibi altın doğada ya nabit halde ya da tellür ile tellürüdler halinde bulunur. (önemli tellürüdler; Silvanit, kalaverit,pezbit, krennerit tir). Çok az olarak bazı yataklarda (AuSb2), (Ag3AuSe2), (Au2Bi) olarak da bulunabilir. Civa ile bileşik yapmaz (ikisi de metal!) ancak alaşım yapar.
Altın elektriği ve ısıyı çok iyi iletir. Doğada üç ayrı değerde bulunur (0 , 1 ,3) fakat laboratuvar ortamında (2, 5) değerlikli olabilir. Sudan ve kükürtten etkilenip bileşik yapmaz ancak “kral suyu”nda erir.( Kral suyu: insanın bulduğu bir asit bileşiğidir)
Altın ; havanın var olduğu koşullarda “alkali siyanür” de kolayca; alkali sülfit lerde az miktarda; 225 derece sıcaklıkta selenik asit ile kolayca; tellürik sülfürik asit içeren çözeltide ve fosforik asit içeren çözeltide kolayca çözülür.
Altının iyonik yarıçapı “1,44 angstrom “ dur. Bu yarıçap gümüşe çok yakın olduğundan altın ve gümüş birlikte bulunur ve seri oluşum yapar (%20 oranında)
Bakır ise “1,28 angstrom” çapında olduğundan altın bakır içinde dağınık olarak bulunur. Laboratuvar ortamında altın,başka metalllerle alaşım oluşturur.Bu metallar şunlardır; Ag, Cu, Pd, Pt, Ni dir. Ancak altın doğada ise (Ag, Cu, Al, Fe, Bi, Sn, Pb, Zn, Pd, Pt)
içinde bulunabilir.
Altın, gümüş içeriği arttıkça beyazlaşır, oran %65 ulaştığında ise gümüşten zor ayırt edilir. Artı bir değerlikli altın (bu durumda altın iyon halindedir) çözeltide duraylı (AuCl2)2; [Au(CN2)]; [Au(S2O3)] oluşturur.
Altın kolloidlerinin tane büyüklüğü sıcaklık ve “ph” derecesi ile belirlenir. Düşük “ph” de büyük tanecikler oluşur (ph : asitlik derecesidir) . Altının kolloidleri “hidrofobik” özellik gösterir (hidrofobik : suyu sevmeyen madde demektir bu tür maddeler suyu iter ve yapışmama eğilimindedir,en hidrofobik madde elmastır.
Altın, meteorlarda eser miktarda bulunur.Demirli ve kondritli olanlar en yüksek altın içerir. Kondritli meteorlarda Au/Ag oranı bir civarıdır. Siderit yapıda ki meteor larda ise bu 40 ya da daha yüksektir.
Altının yerkürede bulunma oranı ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Mesela;Goldschit’e göre bu oran 0,005 ppm dir. Green ise bu oranı 0,001 ppm olarak verir.Taylor ise 0,004 olarak düşünür vs. Altın,litosferin üst kısımlarında nabit olarak bulunur. Altının oksidi, tuzu, silikati doğada bulunmaz. Bu önemlidir dikkat edilirse doğada elementler yoğun olarak ya oksitler ya silikatlar ya da tuz halinde bulunur. Burada kastedilen sadece yemek tuzu değildir.Tuz, asit ile bazın bileşik yapması ile oluşur. Bazı metallerin iyonları (asitleri) baz lar ile birleşerek o metalin tuzunu oluşturur işte bu anlamda altının tuzuda yoktur diyoruz.
Altının kristal kafeslerinde bulunan elementler şunlardır; Ag, Cu, Fe, Ni, Hg, As, Sb, Bi, Te,Pd, Pt dir.
Genel olarak derinlerde oluşmuş altın yataklarında (Prekambriyen ve Paleozoik jeolojik dönemleri kapsar) bulunan altın kristal halde ender olarak bulunur. Fakat yüzeye yakın olarak oluşmuş altın yataklarında (daha yakın zamanlarda oluşmuştur)
yani “Tersiyer dönemi” de ki yataklarda altın kristal halde daha çok bulunur. Genç yataklarda bulunan altın daha çok çeşitlilik gösterirken daha eski yataklarda ise daha tekdüze yapı arzeder. Tellürüdler daha ziyade volkanik yapılarda bulunur. Buna karşılık “skarn yataklar” da tellürüdler (altın ve gümüş tellürüdü) bulunmaz.
Silikatlar de altın içeriği 0.2-0.24 ppb düzeyinde bulunur. Bu durum “biyotit ve amfibol” de biraz daha yüksek oran olarak görülür. Limonit (demir minerali) nispeten daha fazla oranda bulunur. Mafik yapıda ki kayaçlar nispeten daha yüksek altın barındırır. Bir kayaçta potasyum miktarı arttıkça altın miktarının arttığı görülür. Ancak kayaç tipi göz önüne almadan denebilir ki pirit ve kalkopirit li kayaçlar daha yüksek altın içerir. Japonya da 27 adet termal kaynakta yapılan analizlerde ortalama olarak Altın içeriği “0.53” ppm gümüş içeriği ise “10.7” ppm olarak bulunmuştur. Özellikle “sodyum sülfat” ve “sodyum klorür” ce zengin termallerde altın oran olarak daha yüksektir. Ayrıca termal suyun sıcaklığı arttıkça altın içeriği de artar. Bu tip termal kaynaklarda elde edilen en yüksek oran ise ; altın: 60 ppm ve gümüş : 400 ppm dir.(ABD'de Nevada da )
Altın sahalarının bulunmasında en iyi “iz elementleri” Ag, As, Sb, Hg dir. Fakat başka tip sahalarda ise en iyi iz elementleri Zn, Pb, Cu, B, Ba, W elementleri daha uygun olabilir (burada bir kuralı da ekleyeyim; Bir bölgede W (tungsten) yoğun olarak bulunuyorsa (Tungsten ,yerkabuğunda 0.1 ppm olarak bulunur.Yani nadir bulunur.Yoğun olarak bulunduğunu söylemek için birkaç bin misli zenginleşmenin olmuş olması gerekir) o bölgede altın mutlaka çıkarılacak derecede var demektir ancak bunun tersi doğru değildir.Kısacası bir yerde altın yoğun olarak varsa bu bölgede tungsten yoğun olarak bulunmayabilir.
Altın ; kimberlit, lamproit, lamprofir türü dayklarda (bacalarda) yoğun olarak bulunur. Bu tür yerin derinliklerinden gelen jeolojik oluşumların değeri ve önemi ne yazık ki hala anlaşılmış değildir. Halbuki bu tür yerlerde altının dışında çok değerli metallar ve “Nadir Toprak Elemenetler” bulunur. Daha da önemlisi bu yerlerin aynı zamanda başta elmas olmak üzere değerli taşların ana kaynağı durumundadır. Yazıya son verirken arkadaşlara bir kez daha hatırlatmak isterim ki araziye çıktığında mutlaka dayk benzeri yapı arayınız. Bu yazıda da ek olarak dayk resimleri koyacağım.Unutulmasın ki dayk lar sadece yere dik açı yaparak görülmezler hatta bazen yere parelele yakın bile olabilirler. Ancak neticede bu tip oluşumlar yerin derinliklerinden yeryüzüne uzanan bacamsı oluşumlardır ve çok derinden yukarıya magmayı taşırlar. Genellikle içinden geçtikleri kayaçtan farklı renktedirler. Genişlikleri farklı farklı olabilir.Ne kadar geniş ise o kadar fazla materyal getireceği için o kadar önemlidir diyebiliriz. Bölgenizde bulduğunuz bu tip oluşumların daha önceden bilinip bilinmediğini araştırın. Bunun için o yörede ki Üniversitenin jeoloji bölümleri yayınlarına bakabilirsiniz.
Not: Bu yazıda pek çok teknik terim geçiyor,ne yazık ki hepsini anlaşılacak şekilde ifade edemedim. Eğer yapsaydım yazı çok uzardı bu seferde okunmuyor! Element isimlerini mecburen kodları ile yazdım,yazmadığım terimleri diğer yazılarımda açıklamıştım.
Değerli arkadaşlar, aynı konudaki yazıya devam ediyoruz.
Bu bölümde altının jeokimyasından bahsedeceğiz. Altın, periyodik cetvelde bakır ve gümüş ile aynı grupta bulunur (periyodik cetvel, çeşitli gruplar içerir. Gruplar yan yana olanları değil alt alta olanları kapsar. Çünkü bu elementlerin son yörünge elektron sayıları aynısıdır) denebilir ki gümüşe daha yakın özellikler gösterir ancak ondan daha asildir (daha zor bileşik yapar.Burada ufak bir açıklama; Bütün elementlerde kimyasal işlemler buna bileşik yapma elbette dahildir,o elementin son yörüngesindeki elektronların ortak kullanım veya verme-alma şeklinde olur.Bir elementin verecek veya alacak elektronu yoksa soy gaz veya soy metaldir.).
Altının iki tip “oksidasyonu”bulunur. (Au) ve (Au)3 biçimindedir. Oksidasyon; Bir elementin bileşik yapma sırasında elektron vermesine denir. Burada altının bir adet ve üç adet elektron verdiğini görebiliyoruz. Bu işlemin tam tersine ise “redüksiyon” denir. Kısaca elektron almasıdır denir unutmayalım elektron alma ile negatif değerlilik , verme ile ise pozitif değerlilik kazandırır)
Altının sulu iyonları yoktur. (çoğu elementin sulu iyonları mevcuttur bu durum altının sudan etkilenmemesinden kaynaklanır) fakat altının klor ve flor ile yaptığı iyonlar mevcuttur. Neden sadece bu elementler ile? Çünkü bu iki element bütün kainatta var olan en aktif elementlerdir. Buna son elektron yörüngesi buna sebeb olur. Bu ikilinin son yörüngelerinde sadece bir adet elektron eksiği vardır. Bu eksiği kapatmak için çok agresif davranışları vardır bu nedenle doğada asla native (doğal ) halde bulunmaz. Bu arada “iyon” da değinelim atom veya molekül halinde olan bir elementin elektron almış veya vermiş haline denir (Anyon ve katyon denir) Klor ve flor; periyodik cetvelde aynı gruptadır (halojenler) bu grubun diğer üyeleri “iyot ve brom”dur. Bu iki elementte aykırı özellikler taşır. İlk dört halojen grubunun haricinde ki grup elementleri radyo aktiftir. Bir elementin son yörüngesinde ne kadar elektron eksiği varsa o kadar aktif olur, son yörüngede toplam elektron sayısı sekiz olduğunda ve eksiklik dörde geldiğinde de özel durum oluşur bu tip elementler ise hem elektron alma hemde verme yönünden aynı aktivitede olduğundan bileşik yapmaya son derece uygundurlar. Bu grupta da ilk element karbondur. Karbon yaşamın temel taşlarından biridir zira çok sayıda bileşik yapabilir. Hemen alt çizelgede ise silisyum bulunur. Silisyumun karbona benzer şekilde son yörüngesinde dörd elektron bulunur. Bu nedenle silisyum elementi binlerce bileşik yapabilir. Eğer evrende başka türlü bir yaşam varsa bunu silis yapıda olabileceği düşünülür. Bu grup içinde yer alan hemen altta “germenyum” elementi vardır. Sırası ile kalay ve kurşun diye devam eder daha sonrakiler radyoaktifdir.
Daha önce yazıldığı gibi altın doğada ya nabit halde ya da tellür ile tellürüdler halinde bulunur. (önemli tellürüdler; Silvanit, kalaverit,pezbit, krennerit tir). Çok az olarak bazı yataklarda (AuSb2), (Ag3AuSe2), (Au2Bi) olarak da bulunabilir. Civa ile bileşik yapmaz (ikisi de metal!) ancak alaşım yapar.
Altın elektriği ve ısıyı çok iyi iletir. Doğada üç ayrı değerde bulunur (0 , 1 ,3) fakat laboratuvar ortamında (2, 5) değerlikli olabilir. Sudan ve kükürtten etkilenip bileşik yapmaz ancak “kral suyu”nda erir.( Kral suyu: insanın bulduğu bir asit bileşiğidir)
Altın ; havanın var olduğu koşullarda “alkali siyanür” de kolayca; alkali sülfit lerde az miktarda; 225 derece sıcaklıkta selenik asit ile kolayca; tellürik sülfürik asit içeren çözeltide ve fosforik asit içeren çözeltide kolayca çözülür.
Altının iyonik yarıçapı “1,44 angstrom “ dur. Bu yarıçap gümüşe çok yakın olduğundan altın ve gümüş birlikte bulunur ve seri oluşum yapar (%20 oranında)
Bakır ise “1,28 angstrom” çapında olduğundan altın bakır içinde dağınık olarak bulunur. Laboratuvar ortamında altın,başka metalllerle alaşım oluşturur.Bu metallar şunlardır; Ag, Cu, Pd, Pt, Ni dir. Ancak altın doğada ise (Ag, Cu, Al, Fe, Bi, Sn, Pb, Zn, Pd, Pt)
içinde bulunabilir.
Altın, gümüş içeriği arttıkça beyazlaşır, oran %65 ulaştığında ise gümüşten zor ayırt edilir. Artı bir değerlikli altın (bu durumda altın iyon halindedir) çözeltide duraylı (AuCl2)2; [Au(CN2)]; [Au(S2O3)] oluşturur.
Altın kolloidlerinin tane büyüklüğü sıcaklık ve “ph” derecesi ile belirlenir. Düşük “ph” de büyük tanecikler oluşur (ph : asitlik derecesidir) . Altının kolloidleri “hidrofobik” özellik gösterir (hidrofobik : suyu sevmeyen madde demektir bu tür maddeler suyu iter ve yapışmama eğilimindedir,en hidrofobik madde elmastır.
Altın, meteorlarda eser miktarda bulunur.Demirli ve kondritli olanlar en yüksek altın içerir. Kondritli meteorlarda Au/Ag oranı bir civarıdır. Siderit yapıda ki meteor larda ise bu 40 ya da daha yüksektir.
Altının yerkürede bulunma oranı ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Mesela;Goldschit’e göre bu oran 0,005 ppm dir. Green ise bu oranı 0,001 ppm olarak verir.Taylor ise 0,004 olarak düşünür vs. Altın,litosferin üst kısımlarında nabit olarak bulunur. Altının oksidi, tuzu, silikati doğada bulunmaz. Bu önemlidir dikkat edilirse doğada elementler yoğun olarak ya oksitler ya silikatlar ya da tuz halinde bulunur. Burada kastedilen sadece yemek tuzu değildir.Tuz, asit ile bazın bileşik yapması ile oluşur. Bazı metallerin iyonları (asitleri) baz lar ile birleşerek o metalin tuzunu oluşturur işte bu anlamda altının tuzuda yoktur diyoruz.
Altının kristal kafeslerinde bulunan elementler şunlardır; Ag, Cu, Fe, Ni, Hg, As, Sb, Bi, Te,Pd, Pt dir.
Genel olarak derinlerde oluşmuş altın yataklarında (Prekambriyen ve Paleozoik jeolojik dönemleri kapsar) bulunan altın kristal halde ender olarak bulunur. Fakat yüzeye yakın olarak oluşmuş altın yataklarında (daha yakın zamanlarda oluşmuştur)
yani “Tersiyer dönemi” de ki yataklarda altın kristal halde daha çok bulunur. Genç yataklarda bulunan altın daha çok çeşitlilik gösterirken daha eski yataklarda ise daha tekdüze yapı arzeder. Tellürüdler daha ziyade volkanik yapılarda bulunur. Buna karşılık “skarn yataklar” da tellürüdler (altın ve gümüş tellürüdü) bulunmaz.
Silikatlar de altın içeriği 0.2-0.24 ppb düzeyinde bulunur. Bu durum “biyotit ve amfibol” de biraz daha yüksek oran olarak görülür. Limonit (demir minerali) nispeten daha fazla oranda bulunur. Mafik yapıda ki kayaçlar nispeten daha yüksek altın barındırır. Bir kayaçta potasyum miktarı arttıkça altın miktarının arttığı görülür. Ancak kayaç tipi göz önüne almadan denebilir ki pirit ve kalkopirit li kayaçlar daha yüksek altın içerir. Japonya da 27 adet termal kaynakta yapılan analizlerde ortalama olarak Altın içeriği “0.53” ppm gümüş içeriği ise “10.7” ppm olarak bulunmuştur. Özellikle “sodyum sülfat” ve “sodyum klorür” ce zengin termallerde altın oran olarak daha yüksektir. Ayrıca termal suyun sıcaklığı arttıkça altın içeriği de artar. Bu tip termal kaynaklarda elde edilen en yüksek oran ise ; altın: 60 ppm ve gümüş : 400 ppm dir.(ABD'de Nevada da )
Altın sahalarının bulunmasında en iyi “iz elementleri” Ag, As, Sb, Hg dir. Fakat başka tip sahalarda ise en iyi iz elementleri Zn, Pb, Cu, B, Ba, W elementleri daha uygun olabilir (burada bir kuralı da ekleyeyim; Bir bölgede W (tungsten) yoğun olarak bulunuyorsa (Tungsten ,yerkabuğunda 0.1 ppm olarak bulunur.Yani nadir bulunur.Yoğun olarak bulunduğunu söylemek için birkaç bin misli zenginleşmenin olmuş olması gerekir) o bölgede altın mutlaka çıkarılacak derecede var demektir ancak bunun tersi doğru değildir.Kısacası bir yerde altın yoğun olarak varsa bu bölgede tungsten yoğun olarak bulunmayabilir.
Altın ; kimberlit, lamproit, lamprofir türü dayklarda (bacalarda) yoğun olarak bulunur. Bu tür yerin derinliklerinden gelen jeolojik oluşumların değeri ve önemi ne yazık ki hala anlaşılmış değildir. Halbuki bu tür yerlerde altının dışında çok değerli metallar ve “Nadir Toprak Elemenetler” bulunur. Daha da önemlisi bu yerlerin aynı zamanda başta elmas olmak üzere değerli taşların ana kaynağı durumundadır. Yazıya son verirken arkadaşlara bir kez daha hatırlatmak isterim ki araziye çıktığında mutlaka dayk benzeri yapı arayınız. Bu yazıda da ek olarak dayk resimleri koyacağım.Unutulmasın ki dayk lar sadece yere dik açı yaparak görülmezler hatta bazen yere parelele yakın bile olabilirler. Ancak neticede bu tip oluşumlar yerin derinliklerinden yeryüzüne uzanan bacamsı oluşumlardır ve çok derinden yukarıya magmayı taşırlar. Genellikle içinden geçtikleri kayaçtan farklı renktedirler. Genişlikleri farklı farklı olabilir.Ne kadar geniş ise o kadar fazla materyal getireceği için o kadar önemlidir diyebiliriz. Bölgenizde bulduğunuz bu tip oluşumların daha önceden bilinip bilinmediğini araştırın. Bunun için o yörede ki Üniversitenin jeoloji bölümleri yayınlarına bakabilirsiniz.
Not: Bu yazıda pek çok teknik terim geçiyor,ne yazık ki hepsini anlaşılacak şekilde ifade edemedim. Eğer yapsaydım yazı çok uzardı bu seferde okunmuyor! Element isimlerini mecburen kodları ile yazdım,yazmadığım terimleri diğer yazılarımda açıklamıştım.
Değerli arkadaşlar, aynı konudaki yazıya devam ediyoruz.
Bu bölümde altının jeokimyasından bahsedeceğiz. Altın, periyodik cetvelde bakır ve gümüş ile aynı grupta bulunur (periyodik cetvel, çeşitli gruplar içerir. Gruplar yan yana olanları değil alt alta olanları kapsar. Çünkü bu elementlerin son yörünge elektron sayıları aynısıdır) denebilir ki gümüşe daha yakın özellikler gösterir ancak ondan daha asildir (daha zor bileşik yapar.Burada ufak bir açıklama; Bütün elementlerde kimyasal işlemler buna bileşik yapma elbette dahildir,o elementin son yörüngesindeki elektronların ortak kullanım veya verme-alma şeklinde olur.Bir elementin verecek veya alacak elektronu yoksa soy gaz veya soy metaldir.).
Altının iki tip “oksidasyonu”bulunur. (Au) ve (Au)3 biçimindedir. Oksidasyon; Bir elementin bileşik yapma sırasında elektron vermesine denir. Burada altının bir adet ve üç adet elektron verdiğini görebiliyoruz. Bu işlemin tam tersine ise “redüksiyon” denir. Kısaca elektron almasıdır denir unutmayalım elektron alma ile negatif değerlilik , verme ile ise pozitif değerlilik kazandırır)
Altının sulu iyonları yoktur. (çoğu elementin sulu iyonları mevcuttur bu durum altının sudan etkilenmemesinden kaynaklanır) fakat altının klor ve flor ile yaptığı iyonlar mevcuttur. Neden sadece bu elementler ile? Çünkü bu iki element bütün kainatta var olan en aktif elementlerdir. Buna son elektron yörüngesi buna sebeb olur. Bu ikilinin son yörüngelerinde sadece bir adet elektron eksiği vardır. Bu eksiği kapatmak için çok agresif davranışları vardır bu nedenle doğada asla native (doğal ) halde bulunmaz. Bu arada “iyon” da değinelim atom veya molekül halinde olan bir elementin elektron almış veya vermiş haline denir (Anyon ve katyon denir) Klor ve flor; periyodik cetvelde aynı gruptadır (halojenler) bu grubun diğer üyeleri “iyot ve brom”dur. Bu iki elementte aykırı özellikler taşır. İlk dört halojen grubunun haricinde ki grup elementleri radyo aktiftir. Bir elementin son yörüngesinde ne kadar elektron eksiği varsa o kadar aktif olur, son yörüngede toplam elektron sayısı sekiz olduğunda ve eksiklik dörde geldiğinde de özel durum oluşur bu tip elementler ise hem elektron alma hemde verme yönünden aynı aktivitede olduğundan bileşik yapmaya son derece uygundurlar. Bu grupta da ilk element karbondur. Karbon yaşamın temel taşlarından biridir zira çok sayıda bileşik yapabilir. Hemen alt çizelgede ise silisyum bulunur. Silisyumun karbona benzer şekilde son yörüngesinde dörd elektron bulunur. Bu nedenle silisyum elementi binlerce bileşik yapabilir. Eğer evrende başka türlü bir yaşam varsa bunu silis yapıda olabileceği düşünülür. Bu grup içinde yer alan hemen altta “germenyum” elementi vardır. Sırası ile kalay ve kurşun diye devam eder daha sonrakiler radyoaktifdir.
Daha önce yazıldığı gibi altın doğada ya nabit halde ya da tellür ile tellürüdler halinde bulunur. (önemli tellürüdler; Silvanit, kalaverit,pezbit, krennerit tir). Çok az olarak bazı yataklarda (AuSb2), (Ag3AuSe2), (Au2Bi) olarak da bulunabilir. Civa ile bileşik yapmaz (ikisi de metal!) ancak alaşım yapar.
Altın elektriği ve ısıyı çok iyi iletir. Doğada üç ayrı değerde bulunur (0 , 1 ,3) fakat laboratuvar ortamında (2, 5) değerlikli olabilir. Sudan ve kükürtten etkilenip bileşik yapmaz ancak “kral suyu”nda erir.( Kral suyu: insanın bulduğu bir asit bileşiğidir)
Altın ; havanın var olduğu koşullarda “alkali siyanür” de kolayca; alkali sülfit lerde az miktarda; 225 derece sıcaklıkta selenik asit ile kolayca; tellürik sülfürik asit içeren çözeltide ve fosforik asit içeren çözeltide kolayca çözülür.
Altının iyonik yarıçapı “1,44 angstrom “ dur. Bu yarıçap gümüşe çok yakın olduğundan altın ve gümüş birlikte bulunur ve seri oluşum yapar (%20 oranında)
Bakır ise “1,28 angstrom” çapında olduğundan altın bakır içinde dağınık olarak bulunur. Laboratuvar ortamında altın,başka metalllerle alaşım oluşturur.Bu metallar şunlardır; Ag, Cu, Pd, Pt, Ni dir. Ancak altın doğada ise (Ag, Cu, Al, Fe, Bi, Sn, Pb, Zn, Pd, Pt)
içinde bulunabilir.
Altın, gümüş içeriği arttıkça beyazlaşır, oran %65 ulaştığında ise gümüşten zor ayırt edilir. Artı bir değerlikli altın (bu durumda altın iyon halindedir) çözeltide duraylı (AuCl2)2; [Au(CN2)]; [Au(S2O3)] oluşturur.
Altın kolloidlerinin tane büyüklüğü sıcaklık ve “ph” derecesi ile belirlenir. Düşük “ph” de büyük tanecikler oluşur (ph : asitlik derecesidir) . Altının kolloidleri “hidrofobik” özellik gösterir (hidrofobik : suyu sevmeyen madde demektir bu tür maddeler suyu iter ve yapışmama eğilimindedir,en hidrofobik madde elmastır.
Altın, meteorlarda eser miktarda bulunur.Demirli ve kondritli olanlar en yüksek altın içerir. Kondritli meteorlarda Au/Ag oranı bir civarıdır. Siderit yapıda ki meteor larda ise bu 40 ya da daha yüksektir.
Altının yerkürede bulunma oranı ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Mesela;Goldschit’e göre bu oran 0,005 ppm dir. Green ise bu oranı 0,001 ppm olarak verir.Taylor ise 0,004 olarak düşünür vs. Altın,litosferin üst kısımlarında nabit olarak bulunur. Altının oksidi, tuzu, silikati doğada bulunmaz. Bu önemlidir dikkat edilirse doğada elementler yoğun olarak ya oksitler ya silikatlar ya da tuz halinde bulunur. Burada kastedilen sadece yemek tuzu değildir.Tuz, asit ile bazın bileşik yapması ile oluşur. Bazı metallerin iyonları (asitleri) baz lar ile birleşerek o metalin tuzunu oluşturur işte bu anlamda altının tuzuda yoktur diyoruz.
Altının kristal kafeslerinde bulunan elementler şunlardır; Ag, Cu, Fe, Ni, Hg, As, Sb, Bi, Te,Pd, Pt dir.
Genel olarak derinlerde oluşmuş altın yataklarında (Prekambriyen ve Paleozoik jeolojik dönemleri kapsar) bulunan altın kristal halde ender olarak bulunur. Fakat yüzeye yakın olarak oluşmuş altın yataklarında (daha yakın zamanlarda oluşmuştur)
yani “Tersiyer dönemi” de ki yataklarda altın kristal halde daha çok bulunur. Genç yataklarda bulunan altın daha çok çeşitlilik gösterirken daha eski yataklarda ise daha tekdüze yapı arzeder. Tellürüdler daha ziyade volkanik yapılarda bulunur. Buna karşılık “skarn yataklar” da tellürüdler (altın ve gümüş tellürüdü) bulunmaz.
Silikatlar de altın içeriği 0.2-0.24 ppb düzeyinde bulunur. Bu durum “biyotit ve amfibol” de biraz daha yüksek oran olarak görülür. Limonit (demir minerali) nispeten daha fazla oranda bulunur. Mafik yapıda ki kayaçlar nispeten daha yüksek altın barındırır. Bir kayaçta potasyum miktarı arttıkça altın miktarının arttığı görülür. Ancak kayaç tipi göz önüne almadan denebilir ki pirit ve kalkopirit li kayaçlar daha yüksek altın içerir. Japonya da 27 adet termal kaynakta yapılan analizlerde ortalama olarak Altın içeriği “0.53” ppm gümüş içeriği ise “10.7” ppm olarak bulunmuştur. Özellikle “sodyum sülfat” ve “sodyum klorür” ce zengin termallerde altın oran olarak daha yüksektir. Ayrıca termal suyun sıcaklığı arttıkça altın içeriği de artar. Bu tip termal kaynaklarda elde edilen en yüksek oran ise ; altın: 60 ppm ve gümüş : 400 ppm dir.(ABD'de Nevada da )
Altın sahalarının bulunmasında en iyi “iz elementleri” Ag, As, Sb, Hg dir. Fakat başka tip sahalarda ise en iyi iz elementleri Zn, Pb, Cu, B, Ba, W elementleri daha uygun olabilir (burada bir kuralı da ekleyeyim; Bir bölgede W (tungsten) yoğun olarak bulunuyorsa (Tungsten ,yerkabuğunda 0.1 ppm olarak bulunur.Yani nadir bulunur.Yoğun olarak bulunduğunu söylemek için birkaç bin misli zenginleşmenin olmuş olması gerekir) o bölgede altın mutlaka çıkarılacak derecede var demektir ancak bunun tersi doğru değildir.Kısacası bir yerde altın yoğun olarak varsa bu bölgede tungsten yoğun olarak bulunmayabilir.
Altın ; kimberlit, lamproit, lamprofir türü dayklarda (bacalarda) yoğun olarak bulunur. Bu tür yerin derinliklerinden gelen jeolojik oluşumların değeri ve önemi ne yazık ki hala anlaşılmış değildir. Halbuki bu tür yerlerde altının dışında çok değerli metallar ve “Nadir Toprak Elemenetler” bulunur. Daha da önemlisi bu yerlerin aynı zamanda başta elmas olmak üzere değerli taşların ana kaynağı durumundadır. Yazıya son verirken arkadaşlara bir kez daha hatırlatmak isterim ki araziye çıktığında mutlaka dayk benzeri yapı arayınız. Bu yazıda da ek olarak dayk resimleri koyacağım.Unutulmasın ki dayk lar sadece yere dik açı yaparak görülmezler hatta bazen yere parelele yakın bile olabilirler. Ancak neticede bu tip oluşumlar yerin derinliklerinden yeryüzüne uzanan bacamsı oluşumlardır ve çok derinden yukarıya magmayı taşırlar. Genellikle içinden geçtikleri kayaçtan farklı renktedirler. Genişlikleri farklı farklı olabilir.Ne kadar geniş ise o kadar fazla materyal getireceği için o kadar önemlidir diyebiliriz. Bölgenizde bulduğunuz bu tip oluşumların daha önceden bilinip bilinmediğini araştırın. Bunun için o yörede ki Üniversitenin jeoloji bölümleri yayınlarına bakabilirsiniz.
Not: Bu yazıda pek çok teknik terim geçiyor,ne yazık ki hepsini anlaşılacak şekilde ifade edemedim. Eğer yapsaydım yazı çok uzardı bu seferde okunmuyor! Element isimlerini mecburen kodları ile yazdım,yazmadığım terimleri diğer yazılarımda açıklamıştım.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum