İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALTIN,AZ BİLİNEN ÖZELLİKLERİ BİR

01 Temmuz 2026, Çarşamba 00:58

 ALTIN, AZ BİLİNEN ÖZELLİKLERİ      BİR

 

Değerli arkadaşlar, altın ile ilgili gerek kendim gerekse arkadaşlar pek çok yazı, bilgi, döküman yayınladı. Bu yazı biraz daha farklı, bu sefer çok bilinen bilgilerden ziyade az bilinen bilgilere eğilelim istedim. Çeşitli kaynaklardan derlediğim biraz da eklektik bir yazı olacak.

 

Altın, yerkabuğunda en az bulunan element ve minerallerden biridir. Yerkabuğu ortalama olarak 35 km derinlik ( okyanus ve kıtalarda farklı derinlik ,bu ortalamadır)  arz eder. Okyanuslarda bu derinlik düşer dağlık bölgelerde yükselir. Dağlar biraz da buz dağlarına benzer alt kısmı daha büyüktür. Buz dağları deniz suyunda yüzer, dağlar da magma tabakasının üstünde.(gerçek durum biraz farklı benzetme yaptım Yer Kabuğunun altında pek çok bölüm vardır zaten bütün nitelikleri hala tam bilinmez magma her yerde yani yer kabuğun hemen altında bulunmaz çoğunluk olarak ısıdan dolayı plastiğimsi olarak hayal edebiliriz kısacası bu bir benzetme olsun,kolay anlaşılsın diye o şekilde yazıldı.)

 

Altın, su ve oksijenle bileşik yapmaz. Oysa bu ikili en aktif maddelerdendir genel olarak hemen her şeyi etkiler,bileşik yaparlar. Ancak bu duruma bakarak altın hiç bileşik yapmaz diye düşünmeyelim. Hem doğada doğal olarak hem de laboratuvarda yapay olarak çok çeşitli bileşikler yapar. Doğada olanlara altının mineralleri adı verilir. .Konu ile ilgili gerek kendimin gerekse arkadaşların yayınladığı listeler var oraya bakılabilir. Ancak altın pek çok metal gibi sadece bileşik yapmaz  “alaşım”  denilen fiziksel olaya yol açar. Bilindiği gibi bileşik yapma demek kimyasal değişime neden olur oysa alaşım sadece fiziksel değişime sebeb olur. Metaller diğer metallerle bir  araya geldiğinde ametaller gibi reaksiyon gösterip bileşik yapmazlar ama buna karşılık belli şartlar altında birbirleri ile karışarak alaşımları oluştururlar, civa ile altının amalgam oluşturması gibi. Metallerin böyle davranmasının nedeni son yörüngeleri ile ilgilidir. Bu aynı zamanda bütün metallerin beyaz (gümüş rengi dahil)  görünmesinin de sebebidir, bilindiği gibi metaller genelde bu renklerde olur. Doğal  oksitlenme olayını göz ardı ediyoruz. Farklı renkte olan metallerden biri de altındır, elbette herkes altın rengini bilir.Bakır da farklı olanlardan biridir. Metallerin son yörüngelerinde bir,iki,üç elektron bulunur. Bu elektronları vererek artı yüklü olurlar ve bileşik yaparlar daima bir metal ametal ile bileşik yapar ve hep artı değerlikli olur( kısacası hep dış yörüngedeki elektronları verir). Bu durum aynı zamanda renklerinin de sebebidir fakat hem konumuz ile ilgili değil hem karışık bir konu değinip  geçelim ( renk dediğimiz aslında bir atomun son yörüngesindeki elektron ve ışık etkileşmesidir).

 

Altın labaratuvar ortamında doğada asla var olmayan bileşikler yapar. Bunun nedeni doğada bunu yapacak kimyasal olarak çok aktif olan elementlerin daha önceden bir başka element ile bileşik yapması sonucunda boşta kalanlarının olmaması diyebiliriz. Mesela bilinen en aktif elementler (klor ve flor) asla doğada serbest halde bulunmaz. Zaten bu elementleri elde etmek de son derece zor olmuştur. Aslında flor ve klorun etkileyemeyeceği element bulunmaz (soy gazlar hariç) Oysa insanoğlu laboratuvarda bunları saf olarak kullanabilir ve bu nedenle doğada oluşmayacak bileşikleri elde eder ( bu kadar aktif olma sebebi yine atomun son yörüngesindeki elektronlarla ilgilidir.Yani her ikisi de son yörüngesinde tek bir elektron eksiği vardır ve her element ile bu eksiği kapatmak için çok agresif davranır). Altın doğada en çok  “tellür” denilen bir element ile bileşik yapar fakat sorun şu ki bu elementte altın kadar nadir bulunur.

 

Bütün elementler dünyanın magmasında sıvısal  karışımı halinde  bulunur. Ancak bu karışımda gazlarda mevcuttur. Magmanın araştırılmasına devam edilmektedir, söylenecek şeyler bitmemiştir ancak zaman geçtikce bilgimizin arttığı söylenebilir. Bu sıvı ve gaz  karışımı her yerde aynı özellikte değildir. Magmanın dışarıya (yeryüzüne) çıkması ile birlikte farklı kayaçların oluş nedenlerinden biri de budur elbette başka etkenlerde var (soğuma sürecinin derinliği, süresi, çevresindeki kayaçlar vs.)  şunu biliyoruz ki bazı magmalarda silis miktarı daha fazladır (asidik yapı)  bazılarında ise magnezyum daha fazla silis daha az (mafik yapı)  bazılarında ise çok daha az silis bulunur (ultramafik yapı) . Bu üç farklı mağmanın oluşturacağı kayaçlarda farklı farklı olacaktır. Bazı maden ve mineraller bu oluşma biçiminden direkt olarak etkilenir. Bazı mineraller özellikle bazı mineraller  ile beraber bulunma eğilimindedir. Bu durum maden aramacılığında önemli etkendir. Konumuz olan altında bu özellikleri taşır ancak pek çok minerale göre daha karmaşık yapı arzeder. Genel olarak diyebiliriz ki altın minerallerin ayrışma ve oluşma sürecinde esas olarak sülfürlü (kükürt) mineralleri tercih eder. Yani  altın aranacaksa kükürtlü bileşikleri de iyi tanımak gerekir. (kalkopirit,pirit vs) Altının bir başka yoğun bulunduğu oluşum veye bulunma şekli de hidrotermal yataklar dır. Buna sebep de sıcak sularda zenginleşmenin yüksek olmasıdır. Hidrotermal çözeltiler de  ; 

[Au(HS)2];  [Au(S2O3)];  (AuCl2)2;  (AuCl);  (AuCl6); [ HAu(HS)2]  şeklinde ki iyonlar halinde taşındığı ve bu iyonların bileşik oluşturma sonucunda çökelme ile zenginleşme olduğu kabul edilir. Bu oluşum eğer yüzeye yakın koşullarda olmuşsa; birincil oluşum sırasında oluşan mineral(lerin)in bozulmaya uğrayarak ayrışması sonucunda serbest hale gelen altın nabit altın halinde, ağırlığının da  etkisi ile bir araya gelerek altın yatakları oluşturmaktadır. Burada anlaşılması gereken husus; altının soy metal olması nedeni ile iyon halinden kurtulduktan sonra yeni bileşik yapmasının bazı özel koşullar dışında imkansız olmasıdır (eğer ortamda tellür varsa bu element ile bileşik yaparak “tellürid”leri meydana getirebilir ancak yukarıda yazıldığı  gibi bu element te son derece nadir bulunur.) İşte bu nedenle bir kere serbest hale gelen altın, bir araya gelme eğilimindedir. Buna kimyacılar  “soğuk kaynak “  diyorlar. Bu  oluşum ile büyük kütleli altın parçaları oluşur (nuget) . Önemli olması nedeni ile bir kere daha tekrar edersek ; mağma içinde sülfür ile beraber  bulunan altın, bu minerallerin yapısında bulunur diyelim ki bu pirit olsun. Bir zaman sonra şu veya bu nedenle pirit bozulmaya uğrarsa (ki çoğu zaman bu böyle olur,doğada bozulmaya uğramayan veya az uğrayan minerallerden olan “kuvars “ dahi özel koşullarda bozulmaya uğrayabilir.) ilk oluşum sırasında mağma ortamında var olan flor ve klor sebebi ile bileşik yapan altın artık kendisini birleştirebileceği  ( kimyasal reaksiyona girdiği) element bulamaz ve serbest hale gelir. Buradan çıkan sonuç şudur: altının bir başka arama yeri ilk sülfürlerin bozulmaya uğradığı yüzeye yakın olan hidrotermal yataklar dır  diyoruz. Burada tam olarak çözülememiş olan husus şudur ki serbest hale gelen altının davranışlarını kesin olarak çözemiyoruz bazen altın nuget oluştururken bazen de taneciksel saçılımlar, ince film, lifler, dendritler şeklinde birikebilmektedir.  Bilindiği gibi nuget olarak son derece büyük parçalar bulunabilmiştir (Avustralya'da 285 kg lık parça gibi)

Bu girişten sonra yazıya ara veriyoruz zira uzun yazıların okunma şansı az.

Not:yazı devam edecek.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum