B İ R A L F A B E Y A R A T M A K İKİ
01 Temmuz 2026, Çarşamba 12:43Uzun insanlık tarihinde çok önemli dönemeç,sıçrama eşikleri vardır. İlk defa dört ayak durumundan ayağa kalkmak (daha geniş gözetleme için olduğu açık,büyük ihtimal ağacın avantajını kaybetmenin giderilmesi) en önemlilerinden biri böylece sadece korunma ve av gözetme amaçlı olan evrimsel değişiklik farklı sonuçları da getirmiş; olumsuz olarak, topraktan uzaklaşan burun eski önemini yitirmeye başlamış (bir köpek insanla kıyaslanamaz derecede iyi koku alır),omurga yeni duruma hala ayak uyduramamış bel ve sırt ağrıları,doğum güçleşmiş vs. Olumlu yanı; ön ayaklar ele dönüşmüş ve alet yapmak için alt yapı hazırlanmış,cüssesini büyüterek Bazı avantajlar vs. İlk ateşin kontrolüne giden adımlar ve yiyeceklerin pişirilmesi (Ateş her zaman vardı,korkutucu idi, bu buluş zannedildiğinden daha fazla önem arz eder) .Serbesti kazanan el ile,elin uzantısı denebilecek olan ilk taş veya kemik (ağaç dalı) kullanımı (güçlü olmayan tırnakların telafisi) sertliği en vahşi yırtıcı dan daha yüksek taş silahın yaratımı (böylece kemik içindeki değerli iliğe erişim) ,ilk taş balta aslında elin içine giren taşın bir adım ötesidir.. Ancak çok büyük önemi vardır zira avuç içindeki taşın misli ile fazla kuvvet birikimi sağlar. İlk mızrak; aslında bu da taş baltanın gelişmiş versiyonudur denebilir . Ancak kaçan av için insana büyük avantaj sağlar. Mızrak atıcı; mızrağın bir adım ötesi ve ok ve yayın öncüsü.
İnsan,yukarıda yazılanın dışında binlerce kimi küçük kimi büyük binlerce buluş yaptı. Bunların çoğunun doğada benzeri vardı,taklidinin yapılması sadece zaman meselesi idi. Ancak bazı buluşlar vardır ki doğada ya örneği yoktur ya da belirgin değildi. İşte yazının bulunması bunlardan olup muhteşem bir buluştur.
Her buluşun oluşma ortamı ve sebebi vardır. Bazen ihtiyaçlar buluşun anasıdır bazen de rastlantısal anomaliler (bundan kastım,nadir olan iki olgunun yani normalden zeki biri ve nadir doğa olayının bir yerde bulunması ve sentez!) Tarihte binlerce ismini bilmediğimiz Einstein ve Edison lar vardır, bu insanlara çok şey borçluyuz dilerim bir gün bizim devletimiz tüm insanlık adına bu insanlar için onlara layık anıt yapar.
Gelelim alfabeye . Bu buluş benzersiz inanılmaz bir mucizevi olaydır. Ne doğada benzeri vardır ne belirli yönü. Çok zorlarsak konuşmadan yani dilden başlamak gerekir .İnsanoğlu yüzbinlerle yıldır konuşuyordu (kesinlikle birkaç onbinlik yıllık değildi) Elbette dil denen fenomenin aşamaları olmuştu ancak muhteşem haberleşme vasıtasının çok zayıf yanı vardı,konuşma bitince kalıcı değildi dinleyenin ilgisi ve hafızasına bağlı idi bu nedenle yanlış anlaşılma bilhassa aktarılma olasılığı vardı. İkinci olarak yine insanın müthiş buluşlarından biri olan resim le alaka kurulması gerekir. Duvar resmî,mağara resmi sebebi ne olursa olsun kalıcı idi mesaj veriyordu. Hatta diyebiliriz ki anlamlı iletim örneği de sayılır (resimlerin o zamanlar en büyük yiyecek kaynağı olan av hayvanlarının eldesi ile ilgili olduğu açıktır gerek dinsel ve ya büyüsel sebeb olabilir)
Yine de yazı öyle yani diğer buluşlar gibi çok zeki biri dışında başka öğeler gerektirir.Diyelim ki tarihte biri yazı benzeri bir buluş düşündü asla hayata geçiremezdi zira yazı muhatabının da aynı derecede bilgili olmasını zorunlu kılar. Bu durum iki ayrı dile mensup kişinin düştüğü duruma benzer asla anlaşamazlar (işaret dili ile ancak çok belirgin basit konular anlatılabilir)
Lafı uzatmadan diyebiliriz ki yazı ancak yerleşik insan topluluklarının eseri olabilirdi. İnsanlar çok uzun zaman (yüzbinlerle yıl Avcı toplayıcı gezginler olarak yaşamıştır) Ne zaman ki ilk bitkiler (karbonhidratlı) toplamaktan ekiciliğe başlandı o zaman insan ayağına prangayı vurdu (o toprağa yerleşmek zorunda kaldı zira korunma dışında yapması gerekenler vardı) Hangisi önce evcilleşti hala meçhul ama ilk evcilleşen hayvan öyle görünüyor ki köpektir (daha doğrusu kurt) Aslında köpeği biz mi evcilleştirdik yoksa o mu gönüllü oldu tartışmalıdır.(ancak kedi kesinlikle yarı vahşi kalmıştır hala içgüdülerine göre davranır ayrıca köpek gibi gönüllü değildir) tarihte ilk bitki (buğday,arpa,çavdar vs) evcilleştirmesi (elbette bitkiler hayvan değildir bu benzetmedir) kesinlikle bugün tarihçilerin “Bereketli Hilal “ dediği bölgede olmuştur (Torosların Güney doğusu-güneydoğu Anadolu-Irak-Suriye )
Böylece insan ilk defa açlık tehlikesi olmadan yaşama lüksüne kavuşmuştur (bu demek değildir ki avcılık tamamen bırakıldı) Bu bitkilerin tohumu insanın yaşaması için gerekli olan besin ve vitaminlere) haizdi ve zamanla aynı tür ama farklı çeşidinin çaprazlama tozlaşması ile daha verimli melez çeşitler elde edildi. Neticede ilk köy oluştu. Bu köylerin zamanla birleşmesi ile (genellikle güç kullanarak oldu) ilk şehirler oluştu. Hem evcilleşen bitkiler hem de hayvanlar çoğaldı (ilk başlarda koyun,keçi,sığır,yak,) Yeni bir ihtiyaç doğdu bu durum matematiğin doğumunu da işaret eder. Gerçi çok önceden beri insan çeşitli nedenlerle “saymak” zorunda kalmış bunu içinde çeşitli çözüm yolları üretmişti (kemiklere çizik atmak,bir kaba çakıl taşı koymak gibi) Ancak durum karmaşıklaşmıştı çünkü onlarca hayvanı gütmeye giden çoban ve onu gönderen geri dönüşte noksan olup olmadığını bilmek zorunda idi. Böylece ilk defa ciddi matematik bilimi yol aldı. Bir müddet sonra farklı sürüler için özel işaret (mühür,damga) icat edildi. Bunlar alfabeye giden adımlardı. Fakat çoğu yerde yazıya kadar varamamıştır. İnsanlığın bu aşamasına gelenler daha sonra tercihlerine (mecburiyetlerine göre demek daha doğru) kabaca ikiye ayrılmıştır göçebelik yapanlar ( bunlar da kısmi olarak tarımla ilgili idi ) tamamen bir yere yerleşenler(bunlarda da tarımın yanında hayvancılık vardı) artık tarih bu iki farklı insan grubunun çatışması ve ilişkisi üzerinden gidecektir.Şehir de yaşayanlar göçebe çoban tehlikesi nedeni ile yaşam bölgelerini surlar ile çevirecek,gözetleme kuleleri inşa edeceklerdir.Göçebeler ise depolarda duran zengin yiyecek (ileride değerli maden,eşya vs.) peşinde idi bu durum sık sık çatışmaya sebeb oluyordu. Tarihçiler ilk uygarlığın oluşumunu bu çatışmaya bağlar. Şöyle ki; Yerleşik hayata geçmiş insanlar mecbur olmadıkları için ilk başlarda kendi ihtiyaçları kadar üretirdi. Eğer bir toplum “artı değer” üretemez ise uygarlaşmaz (bu tez değil gerçektir) sınıflara ayrılmamış,tabakalaşmamış,özel oluşumları (asker,rahip,çiftçi,köle,işçi,memur) olmayan uygar bir toplum olamaz) bu insanlarda sınıf,tabakalaşma,şef yoktu veya bir kurala bağlanmamıştı (babadan oğula gibi) İşte bazen işgalci göçebe yakıp yıkmak ve talan etmektense “çöreklenmeyi” tercih etmiştir. Bu durumda işgalciler üst sınıfı oluşturmaya başlar(asker,idareci) Nüfus çok arttığı için altında ki çiftçileri daha fazla çalışmaya zorlar. Sadece fazla çalışmanın yetmediği yerde verimi artırmaya yönelik organizasyonlara gider (bataklığın kurutulması,sulama kanalı yapılması vs.) Bu yazdıklarım aynı ile ilk yazının doğduğu yerde Yani Mezopotamya da olmuştur. Kendi anlatımları ile Sümerler (aslında kendilerine “Kender”derlerdi ve kendi yazdıklarına göre Hazar denizi civarından gelmişlerdi ve göçebe çobanlardı) iki ırmağın
birleştiği tarıma belli derecede uygun yörede bugün kendilerini belirtir hiç belge kalmamış ( Fakat ,bazı yer isimlerinin Sümerce olmaması nedeni ile bu insanlardan kalan kırıntıların varlığı düşündürücüdür,Fırat nehri gibi) ancak tarıma geçmiş küçük köylerde yaşayan insanlara Kender ler gelip başlarına çöreklenmiş ve onları daha fazla üretim yapmaya zorlamışlardı. Bu zorlama neticesinde artı değer oluşmuş bu da sınıflaşmayı getirdi. Daha iyi örgütlenen şehirler diğer şehirleri kendilerine katınca nüfuz,tarihte hiç olmadığı kadar yükseldi,ihtiyaçlar çeşitlendi böylece ardı ardına buluşlar oldu.Bunların en önemlisi muhakkak ki yazı idi.
Yazı,kullanılabilmesi için önceden çok sayıda buluş gerektirir demiştik. Geçekten ortada depolanacak değerli nesneler yoksa (yiyecek,maden,obsidyen taşı,silah,vs) anlamsızdır,bir teşkilatlanma yoksa da olanaksızdır (öncelikle çalışmayacak “yazıcılar” gerektirir, tabi bunların eğitimi lazımdır ve çok uzun sürer) Ayrıca yazılacak nesne (bazen papirüs bazen kil tablet,bazen deri) bunu yazmak için kalem benzeri alet,depo,muhafaza gibi konular çözülmek zorundadır. Sümerler doğal olarak ilk girişimleri resim yazısı denilen yöntemi kullanmışlardır. Bu ilk zamanları ihtiyacı karşıladı ise de üretim karmaşıklaştıkca devlet teşkilatlandıkca yetersiz kaldı. Bilhassa soyut kavramların ifadesi bu yöntemle imkansızdı. Bir öküzü ifade etmek için boynuzlu bir kafa resmî yapıldı ama “ruh,hayat,sevinç,üzüntü” gibi soyut kavramların resmî yoktu bu nedenle başka yöntemler geliştirdiler. Mesela soyut bir kelime olan “başarı” için bir baş,bir de arı resmini yanyana çizdiler (baş+arı=başarı) olay çözüldü elbette ben burada Türkçeye uygun örnek verdim. Bir başka yöntem de şöyle idi; Sümercede ok kelimesinin karşılığı “ti” idi aynı zamanda bu kelime “ruh” anlamına da geliyordu. Böylece yazı için kullandıkları ok işareti ruh gibi soyut kavramı ifade edebilirdi. Ancak bir sakıncası vardı hangi anlama geldiği nasıl bilinecek ti ?
Bunun için “gösterge işaretleri” denen özel işaretler yaptılar ve böyle soyut kelimelerin yanına koydular böylece okuyucu ruh mu ok mu olacağını anlıyordu. Ayrıca şunu göz önüne almak gerekir herkesin kolaylıkla anlayabileceği resim-yazılar okuyanın konuştuğu dilden alakasız olarak okunabilir Yani bir Sümerlinin ev diye okuduğunu bir Babilli kendi dilinde ev diye seslendirir (tıpkı bizim 5,6,9 gibi rakamları Türkçede beş,altı,dokuz İngilizcede five,six,nine diye seslendirmesi gibi) Şunu da eklemek gerekir, Sümerce bir anda oluşmamış yüzlerce yıl sürmüş (elimizde en eskiden yeniye doğru tabletler var) her kelime için 1200 ün üzerinde işaret bulunmuş daha sonra öğrenme güçlüğü nedeni ile yarıya düşürülmüştür. Fakat neticede Sümer yazısı alfabe değil resim yazısıdır fakat daha sonraları evrilerek hece yazısına dönüştü. Bugünkü sadece yirmi civarında ki işaret ile(harfler,ki bunlar ta eski biçimlerini hala çağrıştırır zira -A- harfi Aslı “aleph”olan ve anlamı öküz (sığır) olanı, -B-harfi Aslı “beth” olan ve anlamı ev olanı,C-harfi Aslı “gimel,camel”olan anlamı deve olan kelimenin ilk harfidir ve hala yaşamaktadır. Günümüzdeki alfabenin 20-30 kadar olan işareti ile neredeyse sınırsız sayıda kelime yapabilmekteyiz. Resim yazısından alfabeye geçiş ayrı bir hikayedir ve öyle görülüyor ki bu sefer kahramanları tacir bir millet olan Fenikelilere aittir. Yine yüksek olasılıkla buna neden olan şey ihtiyaçtır. Fenikelilerin fazla zamanı yoktu çok uzak bölgelere gidip ihtiyaç olan yöre halkına takas veya para ile satıyorlardı bu nedenle ellerindeki malları yazarken zamandan tasarruf etmek için kısaltmalara ihtiyaç duydukları zaten onlara gelinceye kadar yazı sistemi çok mesafe kat etmişti. Uzatmadan,bu insanlar son şekli verdiler diyelim (yazıda en önemli aşamalardan biri de sesli harflerin kullanılması olmuştur.ilk dönemler sessiz harflerle yazılmıştır.Diyelim ki “baba” kelimesi yazacaksınız bu durumda “b b” gibi bir şey olacaktır artık konunun gelişine göre anlaşılır (bu yazı baba,diye okunabileceği gibi bebe,bibi,bibö,böbö,vs okunabilir bunlar basit kelimelerdir daha karmaşık olanlarını okumak daha zordur bunu aşmak için Bazı eklemeler yapılmıştır (mesela Arapça sessizlerden oluşan harflerle yazılır ilk zamanları Hz.Muhammet döneminde sonradan eklenecek olan noktalama işaretleri yoktur o dile ve zamana uymayan birinin doğru anlayabilmesi çok güçtür.)
Yazı meselesini başka bir parantez açarak sürdürelim. Yazı öyle bir şeydir ki ilk defa gören toplumlar (elbette belli bir gelişmişlik seviyesine gelenler) hemen sahip çıkmıştır. İlk çıktığı bölgeden sonra hızla bütün Orta Doğu ve ön Asyaya yayılmış oradan büyük olasılıkla Hindistan'a ulaşmıştır (çünkü buralarda Sümer mühür ve tabletleri bulunmuştur ki bunlar kendi yazılarında önceki tarihlere aitttir) Mısır Uygarlığı Sümer den yaklaşık 700 yıl sonra oluşmaya başlamış ve ilk zamanlarda gerek gemi gerekse diğer belirtilerden anlıyoruz ki Sümer etkisinde kalıp ancak Sümerler’in yaklaşık yüzlerce yılda kat ettiği mesafeyi çok kısa sürede alıp kendi dillerine uygun ama yine resim yazısı yaptılar. (yazının önceden benzeri yoktu taklit edilemezdi ama bir kere bulununca çok kolay yol alınıyordu,bir noktada kopyalamaya benziyor) Bir toplum ihtiyacı yoksa yani yeterli gelişmişliğe ulaşmamışsa yazıyı es geçiyordu. Fakat genellikle çok çabuk kabullenilmiştir. Çin yazısının gelişimini tam bilmiyoruz arada ki mesafe de oldukça yüksektir bu nedenle bağımsız olarak doğma ihtimali mevcuttur. Kesin olarak diyebiliriz ki Sümerler’in haricinde bağımsız doğduğundan şüphe etmiyeceğimiz tek yer şimdiki Meksika dır. Bilindiği gibi Asya ile Amerika kıtası en az 15.000 yıl önce Bering Boğaz’ı ile ayrılmış(mesafe çok büyük)bir daha nerde ise hiç irtibat kalmamıştır(Amerika tarafında küçük bir insan grubunun karşı kıyıya yerleştiği biliniyor ama bu extrem bir durum kabul edilir. Meksikada doğan yazı M.S 600 lü yıllarda ancak bulunabildi ama kesin olarak orjinaldir. Görüldüğü gibi bütün dünyada sadece iki ayrı yer sayabiliyoruz.Bunun nedeni çok yazıldığı gibi yazıyı bulmak olağanüstü zordur.
Not : Devam edecek.l


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum