İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİLİM DAMLALARI DOKUZ

11 Temmuz 2026, Cumartesi 10:44

KÜTLE  VE  ENERJİNİN   KORUNUMU YASASI 

 

 

Önce olayla ilgili olaylar dizisinin bir kısmını yazalım ; 

 

1667- Alman simyacı (dikkat! Kimyacı DEĞİL)  Johann BECHER maddenin ateşin yanması sonucu oluştuğunu yazdı (yanlış düşünce bile olsa günümüz ile çok kısmi olarak uyumlu denilebilir)

 

1703- Alman kimyacı Georg STAHİL bu olayın adını vererek bu olaya yani yanmaya veya sebebi olana “flojiston “ adını verdi ve yaygınlaştı.

 

1772- İsveç’li Kimyacı Carl SCHEELE adını “ateş hava “ diyerek aslında oksijeni buldu ama bu bulgularını 1777 yılına kadar yayınlanamadı.

 

1774- Joseph PRiESTLEY adı halen resmileşmemiş olan oksijeni ayrıştırmayı başardı ve bu bilgileri arkadaşı Lavoisier ‘e anlattı.

 

1789- Fransız kimyager LAVOİSİER yazdığı bir kitapla bilimsel olarak oksijen elementini yazdı.

 

Aslında bu bölümde derdimiz oksijen ve bulunuşu değil ancak olay doğrudan hem kahramanı hem oksijen ile alakalı. Bu bölümün amacı çok önemli bir bilimsel temel gerçeği açıklamak “Doğada hiçbir şey yaratılamaz,hiçbir şey yok olmaz,her şey başka forma veya enerji ye  dönüşür ”

Bilim tarihi yanlış girilen veya çıkmaz olan sokaklarla doludur. Bilim asla düz çizgi olarak ilerlememiş zaman zaman tökezlemiş bazende yanlış yollarda zaman kaybetmiştir. Bugün  birer deha olduğundan şüphe duymadığımız pek çok bilim insanının aynı hatalara saplanıp kaldığını biliyoruz ve hala yaşıyoruz (Newton iflah olmaz bir simyacı idi !  Bazı anlı şanlı bilim adamları havadan ağır hiçbir şeyin uçamayacağını matematiksel olarak ispatlarken bahçesinde kuşlar uçup duruyordu ancak bir türlü göremediler !)

 

Avrupa an geri bölgelerden biri durumunda idi yani bilimsel gelişmeler başladığında durum  böyle idi bunun en önemli nedeni ise Hıristiyanlığın kabullerininin   normal insan aklı ile mümkünü yoktu. Yani düşünün Tanrı bir hatunu yani kulu ile ilişkiye giriyor bundan da bir  yarı tanrı hatta Tanrı doğuyor ve bu olağanüstü kişilikle ilgili o tarihlerde tek yazılı kaynak yok sonra bu kişi yalvar yakar oniki kişiyi yanına çekebiliyor ve en az biri de kendine ihanet ediyor Romalılar bu kişiyi hacca gerip işkence ile öldürüyorlar koskoca Tanrı bütün bu katliamı seyrediyor (ha ufak bir deprem olmuş muş…)  Sonra biz bu ölen faniyi tekrar  Tanrı ilan ediyoruz göklere falan gönderiyoruz vb.vb ).

Bu nedenle Avrupa’yı hakim olan feodeller  (öldü “Tanrı “ yaşasın “ YENİ Tanrı “ diyerek )  Avrupa halkının birkaç yüzyıl içinde  bu dini iyice içlerine sindirtmek  için gayret sarf ettiler elbette sonucu da ağır oldu bu esnalarda Doğu Işıl ışıldıyordu….

 

Avrupa’nın girdiği veya yanlış anladığı bu olayda da yanan nesnenin ne olduğu konusunda tam ters değerlendirmeleri olmuştur.Yani yanma olayını havayı  DEĞİL yanan maddeyi esas almışlardı (mesela odun kömür vb.) Hakİkaten odun yanınca geriye kül kalıyordu ve teori ile uyumlu görünüyordu. Ancak magnezyum yakıldığında kütle artışı oluyordu ve bu teoride işe yaramıyordu ! Oysa çok uzun yıllar önce antik Mısırlılar metalleri eritmek için “üfleç” kullanmışlardı veya Çin ilk defa “körük “ icat ederek işi daha ileri boyuta taşımıştı. Elbette herkes (veya ilgili kişiler)  hava olmayınca yanma olmadığının farkında idiler mumu yakıp cam fanus ile kapatılınca ve belli bir süre geçince mum sönüyordu. Lavoisier ise havanın bir tek yapıdan oluşmadığını buldu ve ayrıştırdı (arkadaşının katkısı ile)  bulunan da  oksijen idi. Ancak asıl başarı da bu değildi yaptığı deneyler ile asla bir maddenin tamamen yok olmadığını buldu. Mesela bir cam  fanus içinde yakılan (önceden tek tek ölçüm yapılarak) diyelim ki odun dan geriye kalan kül ile kaybolan oksijen miktarı toplandığında başlangıç ağırlığını veriyordu ve hiçbir şeyin yakılarak yok edilemeyeceğini (veya farklı yöntemler kullanarak diyelim ki asit kullanarak) ancak ısı veya elektrik veya ışık olarak şekil değiştirdiğini anladı bu gerçekten bilim tarihinin önemli devrimsel buluşlarından biridir. Bu çalışmalar sonucunda 1778 yılında kısaca artık kütle ve enerjinin korunumu kanununu  yayınlanmasına neden oldu.

 

Bazı yanlış anlamaların olmaması için ek bilgiler;

Madde ve enerjinin korunması kanunu YALITILMIŞ yerlerde geçerlidir. Tam kapalı cam fanus ve benzeri gibi. Ayrıca bilim insanları evreni de tam yalıtılmış kabul ederler bu nedenle evrende de bu kanun geçerlidir.

Einstein meşhur “E=  M. C2  formülü de aslında bu kanunun matematiksel ifadesidir. Formülden  anlaşılması gereken ise , enerji ve maddenin ( kütlenin) birbirine dönüşebileceği gerçeğidir. Nükleer enerji ve bombaları maddenin enerjiye dönüşme biçimidir.Fakat bu durumun diğer ifadesi olan yani enerjinin maddeye dönüşmesi meselesi daha tam anlamı ile çözülebilmiş değildir.

Özellikle enerji dönüşümlerinde ki dikkat edilmez ise anlaşılmaz görünebilir mesela bir saat zembereğini  iyice kurup asit içine atılırsa depolanan enerji  ne oldu ? Sorusunun cevabı o enerjinin asit i ısıtmak için kullanılmış olduğu anlaşılmalıdır. Özellikle mekanik araçlarda enerjinin bir kısmı sürtünme nedeniyle harcanır. İşte tam bu sebeple sıfır sürtünmeli sistemler üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Aslında olayı basitleştirecek anlattık konunun daha ince noktalarını ileride fırsat bulunca girilecek.

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum