BİR ASKERİN ANILARI
28 Haziran 2026, Pazar 01:44B İ R A S K E R İ N ANILARI
Tarih 1960 yılları gösterirken Çal İlçesinde görevli babam nedeni ile bu yerde artık alışılmış yaşantımızı sürdürürken orta ikinci sınıfta okumaktayım, deli kanın beslediği, sık okuduğum Amerikan kahramanlarının resimli romanları nedeniyle gerçeklerle arama uzun mesafeler koymuş hayal dünyasının pembe köpükleri üzerinde kurguladığım evrenin sorunları yetmezmiş gibi altta ara sıra baktığım yeryüzünden gelen gerçek damlaları artık yağmura dönmüş; çocukluk masumiyetini kaybetmiş, sınırsız zamanımın olmadığının sinyalleri kulağımda küpeler oluştururken yeryüzünde yaşantımı sürdürmem gerektiğini başıma geligeliveren hadiseler karşısında bunalmış durumda, babamın öğüt sövgü karışımı konuşmalarını dinleyip duruyorum. En çok duyduğum sözcük “asker olacaksın” oluyor benimse silahlara olan tutkum maceraya olan aşkım asker olmama yeterli değil! Bir şeylerin gizli uyarısı ile tedirgin oluyorum içimden bir ses -sakın ha! Diyor. Ancak seçeneklerim gittikçe daralıyor zira orta ikide sırf din dersi yüzünden bir sene kaybım geride bıraktığım baş belalarından biri, daha nicesi de ara sıra ortaya çıkıp nanik yapıp duruyor…
Bu ilginç olayı es geçemem anlatmak farz oldu. O yıllarda din dersi seçmeli ya müzik ya da din dersi. Bana kalsa müzik ancak komşumuz olan cami hocası babama rica etmiş mecburen seçtim. Bir müddet sonra bizim evin üst katına taşındı ve benim görevlerim arasına hocanın odunları kırmak ekleniverdi !. Birinci dönem yedi olarak karneye geçti ikinci dönem ilk yazılı yedi aldım ikinci yazılı olmadan o meşum olay oldu. Dersde hoca Adem ve Havva konusunu anlatıyor bir ara “sorusu olan var mı?” Deyince parmak kaldırıp bir soru sordum
-Hocam,Adem'in göbeği varmıydı?
O gün yağmur yağmış ve şemsiye ile gelmişti o kara aleti de kürsüye dayamıştı.Hoca sorum üzerine durdu düşündü döndü düşündü kürsüye gitti düşündü sonra birden şemsiyeyi kapıp yanıma geldi,ben ayakta bekliyorum,bana baktı sonra başını aşağıya eğdi bir haykırış duydum bir el havada kara bir şey görüntümü kapladı birden gözlerim önünde şimşekler çaktı yıldızlar döneledi sonra zaman durdu acı falanda duymuyorum sadece beyaz gömleğimin renk değiştirip bayrak gibi olduğunu düşündüm. Beni hastaneye götürmüşler, kafama zımba benzeri metalle diktiler. Elbet bunun yaptırımı olacaktı nitekim ikinci dönem nasıl başardı hala şaşarım (çünkü ikinci dönem ilk yazılı sınavda sekiz almıştım ) ortalamam dört oldu.E ne var bunda yedi+dört =onbir yapar böl ikiye 5.5.Geçer not değil mi! Hayır burası Türkiye, öğrencinin ne önemi var mühim olan insanlık! Sen çok yaşa Adem baba…
Böylece otomatikman sınıfta kaldım.
Sonunda Çal Askerlik Şubesinde görevli albayın garantisi ve en önemlisi bir oldu bitti ile Hançalar Kasabasında belediye başkanının evinde kendimi buluyorum bu eve daha önce babamla defalarca gelmişiz her defasında “kralllar”gibi ağırlanmışız hatta hayatımda ilk defa bal ve tereyağı birlikte olarak bu evde yemişim yani benim için özel ve güzel bir yer veya ben öyle sanıyordum. Bu gelişimizde başından itibaren acayiplik var sanki herkes buz kesmiş hoş geldin diyen yok yemek yok bense saf saf bakınıyorum.Tam hatırlamıyorum ama babam ortadan kaybolunca belediye başkanı ile yalnız kaldık beni takip et işareti ile odadan çıktık ilerideki ahıra girdik. Bana burada yatacağımı ve keçi güdeceğimi deklare etti herhalde şaka yapıyor derken yatak yorgan geldi aklımda başıma geliverdi haydi bakalım asker olmama direnişinin acı meyvelerini kemirecektim. Kabus gibi geçen birkaç gün içinde keçilerin adının hakkını güzelce verdiğini defalarca gözlemledim elbette bağ bahçe sahiplerinin nadide şarkıları arasında. Ahırın kokusunu bağırış çağırışı uykusuzluğu kuru ekmeğe talimi ile yeniden düşünmek ve ilk kararımdan dönmek zorunda kaldığımı, sildiğim anıların içinden her zaman hatırlayacaktım neticede bu savaşı kaybetmiş,tutsaklığımın sonuçlarını kabullenmiştim yeterki şu ahırdan ve keçilerden kurtulayım! Ah! benim hayallerim ne de erken gömüvermiştim…
Albayında üniversite de okuma garantisi vermesi ile babam için sorun kalmamıştı onun tek derdi benim siyasete erken bulaşıp üniversitede okurken vurulacağım korkusu idi hani çok haksızda sayılmazdı daha yaşım 15 olmadan Dev-Genç derneğine gidiyordum bütün çocukluk arkadaşlarımla aram açılmıştı. Hayatımın ilk dışlanmasını bir müddet önce yaşamıştım. Kendi arkadaş çevremde çok sevilen biri olmama karşın çok erken çıkış yapmanın sonuçlarını kötü şekilde yaşamıştım bütün arkadaşlar birlikte karar almışlar bir ay süre ile benimle her tür ilişkiyi keseceklerdi bende aklımı başıma devşirip tekrar yanlarına kabul edilecektim elbette bu durumun tek nedeni siyasi duruşum değildi gerçi o zamanlar ortalıkta “anarşist” umacı dolaştırılıyordu ama benimkinde ilaveten “din düşmanlığı”da eklenmişti bir anda “Allahsız,kitapsız anarşist” oluvermiştim bu öyle ceket gibi giyinip çıkarılmıyor adeta katran gibi yapışık kalıyordu.
Herkese yardımcı olan yapım sayesinde ilk dışlanmayı aşınca önümde ikinci engel olan ev deki baskıyı ancak askeri okula giderek kırabilecektim fakat orada bile sorun vardı babam subay olmamı istiyordu benimse herşeyimi belirlediği gibi bu tercihimi de siyasi inancım belirleyecekti.
Artık lise de okuyorum,neredeyse gerçek dünyayı algılamaya başlamış gibiyim uzun zamandır ilk defa yeniden başarılı öğrenciyim.Böylece sınav serüvenim başlayacaktı.
Pek çok askeri okula müracaat ettim ve sınavlara girdim önceden hiçbir okul sınavına girmemiştim aynı yıl beş altı okula başvurmuştum.Deniz Lisesi,Astsb.Hazırlama okulu,Elektronik Astsb.Okulu,Bando Mızıka Okulu,Jandarma Okulu hatırladıklarım ancak Jandarma müracaatı mı kabul etmemişti sanırım üç gün okuldan uzaklaştırma nedeni ile olmuştu.Bu cezayı hiç almaması gereken belki tek öğrenci idim çünkü bütün arkadaşlar içinde kahveye gitmeyen hatta nefret eden biri olmama karşın ilk defa bir arkadaşın abisini görmek için girdiğim kahvede okul müdürü ve öğretmenlerinin baskını ile yakalanıp işin aslı aslında bir tek beni yakalayamamışlardı zira masanın altına girip vartayı atlattım derken çok sonra biri Metin’de vardı diye benide listeye almışlar (Bu olayın faili Ali SÖZBİLEN isimli eski dost yeni düşmanım olan kişiydi eh felek yıllar sonra bizi karşılaştırdığında bana en yakın arkadaşım diye kucaklarken af kapımdan geçmişti !) en az otuz kişiden tek ceza alan ben oldum çünkü herkesin babası okula gidip listeden adını sildirmiş ben yakalanmadım diye dolanırken cezayı yemiştim) neticede o sene sınavlara girmiş ve iki okulu kazanmıştım birinden Astsb.olarak mezun olacaktım diğerinden ise Deniz Lisesi Okuluna gidecektim solcu yanım anamın da denizci olmamı istememesi ile birleşince Çankırı Astsb.Hzr.Okl.na gireceğim kesinleşmişti.
Nihayet yaz bitip sanırım Eylül ayında yada Ağustos sonlarında Çankırı’ya ikinci defa vardım, sınavda olduğu kadar kalabalık olmasa da yine de aile ile gelenler nedeni ile ortalık mahşer yeri gibi. Daha önceden sağlık raporunu almışım artık kayıt olup burada en az üç senem geçecekti.
Okul içinde kayıt için sırada beklerken önümde duran kişiyi dürtüp adını sordum söyledi ancak hiç de konuşmaya hevesli görünmüyordu bu sefer - memleket? sorusuna ( Veysel Çakır) Ordu dedi “bak,bizi şans bu şıra içinde karşılaştırdı kayıttan sonra birbirimizi arayalım.”
Tamam dedi bu sefer arkaya döndüm o kişiye aynı soruları sorup onunda Eskişehir’li ( Halil Öz) olduğunu öğrendim aynı teklifi ona da yaptım o da kabul etti (bu kişilerle aynı kısma düşmedik ama arkadaşlığımız sürdü). Sıra bana gelince içeri girmemle “fırça yemem” bir oldu. Meğer kovboy gibi boynuma mendil dolamışım çıkarmayı da unutmuşum sonradan bizim bölük Astsb.olduğunu öğreneceğim Ahmet Ünaldı Bşçvş.tan ilk ikazı almış oluyordum.
Kayıt bitti ancak herkeste olduğu gibi bende de içimde açılan çukura düşmem ve mahzunlaşmam ardı ardına geldi,dut yemiş bülbül misali okulun bahçesinde yeni arkadaşlarımla dolanıyoruz. Dolanıyoruz derken ben gördüğüm iğde ağaçlarına gitmeyi teklif ettim hava sıcak gölge serin pek konuşmuyoruz ama orada hiç unutmayacağım bir kalıcı anı yarattım, bu pek anlatılmaya uygun olmayan bir ruh hali ile yapılabilen bir durum, kısaca anlatırsam gözlerimi iğde ağacı dal ve yapraklarından gelen güneş ışığını göz kapaklarımı hafif hafif oynatarak renkler şekiller oluşturuyorum bir müddet sonra beynime bu gördüklerini hiç unutmayacaksın talimatını verip günün akışına uyduk.
Yemekler ayrı yerde yeniyor, dershanelerin olduğu bina ayrı bu binanın üst katı yatakhane yani koğuşlar var. Hepimiz geldiğimiz sivil kıyafetler içindeyiz akşam yemeğinden sonra birileri “mütala” dedi ve bizi denkgele dershanelere soktular. Bir müddet sonra içeri resmî kıyafetli biri girdi rütbesi yüzbaşı imiş kendisi coğrafya öğretmeniymiş bize bir şeyler anlattı çoğu askerlikle ilgili idi. Biraz anlatımdan sonra şimdi ismini hatırlamadığım bir arkadaşa bir soru sordu, arkadaş da sanırım düşmana saldırırız gibi cevap verince “ taarruz ederiz “ diyeceksin diye bir yumruk çıkarttı bir anda kendimi kaybettim “ne vuruyon len!” diye bağırınca hemen yanıma geldi hiç beklemeden suratıma üst üste yumruklarını indirince “bak ulen şerefsize birde bana vurdu!” der demez suratım boks çuvalı misali darbelere maruz kaldı ya biz öğretmenimize el kaldırmayız ama bu adam tokat değil yumruk atıyor...Yüzüm gözüm kan içinde,yüzbaşı “götürün şunu elini yüzünü yıkayın!”
Daha birinci gün sona ermeden ilk darbeyi almıştım.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum