İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR ASKERİN ANILARI İKİ

28 Haziran 2026, Pazar 01:58

 

 

                                                  12 Eylül öncesinde ülkede ki siyasi durumun yansıması olarak Silahlı Kuvvetler içinde de siyasi ayrışmalar çoktan başlamış hatta zaman zaman iş çatışma veya kayırma düzeyine varmıştı. İlk aklıma gelen olaylar Çankırı Astsubay okulu ile ilgilidir. Benim bu okulda bulunmam 1973 yılında oldu. Okula başladığımda kendimi sosyalist zanneden bir solcu idim zaman beni ve benim gibileri budaya budaya ya gerçekten sosyalist yaptı ya da solun karanlık mahzenlerinde içki alemi ve vatan umursamazlığına itti. Okula başladığım yıl üzerinden henüz iki sene anca geçmiş 12 Mart Muhtırasının koyu karanlığı hüküm sürüyordu elbette yansımalarını da acı çekerek tadacaktık.

Okulumuz daha ilk günden anladığım gibi tamamen o zaman ki MHP nin kontrolünde idi fakat bu partiyi günümüzle karıştırmak, zamanı yok saymak olacaktır. Çoğumuzun yaşı 15-16 yaş aralığında idi benim yaşım sanırım 17 zira orta ikide din dersinden dolayı sınıfta kalmıştım ayrıca lise birinci sınıfı tekrar okuyordum (o hocam ölmüştür sanırım adamcağıza sorduğum soru nedeni ile bu iş başıma gelmişti halbuki sorduğum soru son derece basitti”Adem ile Havva’nın göbeği varmıydı ?”)

Hatırladığım ilk büyük eylem çatal kaşık yüzünden oldu. Bütün yemek eşyalarının üzerinde “USA”damgası vardı solcu öğrencilerin birlikteliği ile bu gereçler kırıldı “yerli çatal kaşık istiyoruz”dedik  Okul İdaresi nedense bu durumu geçiştirdi ve yerine getirdi.

İkinci dikkatimi çekense  çoğu arkadaş bilmeyebilir okulun aşağısında sanırım ulaştırma takımı veya bölüğü vardı bir  ara teksiyen bir ağbi ile  konuşuyoruz bana yedek parça sıkıntısından bahsettİ. Yaş ve bilgi icabı konuyu tam anladığımı söyleyemem ancak TSK ya ABD tarafından ambargo uygulandığından bahsediyordu. Daha önce arızalı parçayı komple değiştirirken artık kendileri tamir yapmak zorunda kalıyorlardı!

Bir ara biz birinci sınıfız, bir belge dağıtılmaya başladı teksir kağıdı ile çoğaltılmıştı bu belgeyi MHP li öğrenciler dağıtmıştı yazıda Atatürk’ün annesi ile ilgili çok ağır hakaretler mevcuttu bu nedenle pek çok kişi ile ciddi sert tartışmalara girdim, girildi.

Benim bulunduğum birinci sınıflarda ortada benden başka sol görüşlü görülmüyordu ve bunun sonuçları da tarafıma ağır ödettiler.Defalarca hakarete ve dayağa maruz kaldım oysa çok iyi sporcu,güçlü kuvvetli biriydim ancak asla iki kişi bile üzerime gelinmiyordu kalabalık karşısında çaresiz kalıyordum. Hiç unutmam bir gece sabaha karşı havalanmış  hissettim rüya görüyorum sanıyorum ve gayet güzel havada uçuyordum fakat çok sert iniş ile tatlı rüyam bozuldu. Üç kişi beni tuttu bazıları sırayla suratımla elim sende oynadı…(bu kişiler ikinci sınıftı ve bana gözdağı veriliyordu) yıllar sonra burun muayenesine gittiğim doktor “senin burnun Honaz Dağı olmuş yok yok Everest” diyerek durumu tescilledi.

Bundan çok daha kötüsü olacaktı ismini vermeyim aynı sınıftan biri ile yine vatan kurtarma tatbikatında! Sağ elimi yakalayıp ağzına götürüp yeme eyleminde bulundu,canım feci yanmıştı üst üste karnına yumruk vurdum lanet dişler dahada içeriye girdi  artık gözüm kararmaya başlamıştı ki aslında dıştan bakıldığında kendilerine yakın bizim meşhur beşinci kısımdan arkadaşımız (Sezai Ersalman)  devreye girdi okkalı bir yumruk suratına patlattı ama olan benim ele oldu !Sağ baş parmağımın tırnağının içine dişler girmişti ve kemik görünüyordu artık ben bir şey yapamadım , beni revire götürdüler. Doktor sana tetanoz aşısı vuralım dedi valla ciddi duruyordu yok dedim bunu köpek değil köpekliğe hevesli biri ısırdı diye göbeği zor kurtardım…

Bu vatan savaşı gaziliği bana çok pahalıya mal olacaktı çünkü tam ilk iki yazılılar yapılmış ve sözlülerde bitmiş sadece üçüncü yazılı yapılacak daha bir kaç gün önce kim bölük başçavuş olacak diye hesap kitap yapılmıştı ben açık ara yani büyük farkla önde idim. Olay şöyle gelişti. Edebiyat hocası yzb. Sümer GÜLEZ derste “Metin, her gün öğretmenler kim birinci olacak diye tartışıyoruz fakat senin ismin hiç geçmiyor, tahtaya çık bakalım “ dedi. Sonra yaz bakalım benim derslerim ;edebiyat ve kompozisyon 10. Sonra sıra ile dersleri ve ortalamaları yazdırdı hepsinin ortalaması  inanılmaz bir rakamı gösteriyordu. Sümer hoca “Osmandan en az 15 puan fazlasın yani kesin okul birincisisin” dedi ben zaten biliyordum ama arkadaşlar çok şaşırmıştı. Fakat birkaç gün sonra o olay oldu zaten tırnağımda düşmüştü değil yazmak elime dokunamıyorum. Askeri okullarda sınava girmemek diye bir olay olamaz olsa olsa benim gibi raporlu olursun. Neticede ben üçüncü yazılıların hiçbirine mazeretli olarak giremedim. Nerden bilecektim bizim okulun yönetmeliğini hiç kimsede söylemedi meğer mazeretli olarak bir sınava girmezsen ortalamadan bir puan altı veriliyormuş tabi beşten aşağı olmamak üzere. Sonuçta benim bütün derslerden birer puan düşürüldü bizim ders sayısı sivile nazaran fazladır (motor,İç Hizmet,Taktik vb.dersler de var ayrıca biyoloji mantık felsefe sanat tarihi vs hepsi de tam mevcut) Ders sayısı fazla olunca sadece üçüncü olabilmiştim ve sadece kısım çavuşu. Kısım çavuşunu bir üstü “üstçavuş “rütbesi idi o kişi  ( Hüsnü KARABOĞA) hepimizin de üstçavuşu oluyor zirvede ise “başçavuş” var artık hepimizin amiri. Bense  içimden seviniyorum bu görevler bela işlerdi ancak başıma kısım çavuşluğu belası da geliverdi.Bu işin çok dayağını yedim çünkü arkadaşların kanı  fokurduyor elbette hemen söndürücü gelip benden numaralarını istiyor zira görevlerimden biri de arkadaşlarımı sobelemek ama bende o göz yürek yok!  Her defasında onların yerine tokadı ben yedim durdum, bazı arkadaşları 49 yıl sonrasından taşlıyayım…

Birinci sınıfın ilk yarısı sona ermeden ne yapmış etmiş hayatımın ikinci afarozu ile karşılaşmıştım (ilki Çal İlçesinde olmuştu yine aynı nedenden yani “dinsiz,imansız” )  Fakat Çal’da bir ayda çözdüğüm sorunu burada çözemiyordum çünkü askeri okulların bazı gelenekleri vardır bir kere toplu karar alındı mı işin biter!  Haftalarca aynı kısımda (sivilde sınıf deniyor) arkadaşlarım beni yok saydılar.Yalnız ve korunmasız kalmıştım. Tabi bu durumu değerlendiren milliyetçi kardaşlarım bana hürmetlerini sunu sunuverdiler…

Bu lanet aforoz Çanakkaleli arkadaşın (Ertuğrul Kurnaz)bir cümlesi ile bitiverdi. Mütalaada (günde üç saat mütalaa olurdu) bu arkadaş öğretmen kürsüsüne çıktı yumruğunu masaya vurdu “konuşuyorum ulan” gibi anlatımı bozuk sonucu muhteşem bir cümle sarf etti ve yanıma gelip oturdu sanki herkes bu işareti bekliyormuş bir iki kişi hariç ziyaret etti. Aforoz bitivermişti.

Nihayet normal yaşama dönmüş ruh halimde düzelmeye başlamıştı ki daha büyük bir bela hafiften kendini göstermeye başladı ne oldum demeden bir gün Bölük Komutanı sanırım o zaman kıdemli üsteğmendi beni odasına çağırdı. Pek normal değildi ancak ben o sıralar sınıf birincisi olmam nedeni ile kısım çavuşuyum hani başka bir sıradan sebebi de olabilirdi ancak vaziyet farklı idi. Hiç beklemediğim bir suçlama ile karşılaştım  “Rus casusluğu” ile suçlanıyordum şikayet edilmiştim. Dünya başıma yıkıldı desem az kalacak güneş tepeme çöktü buram buram terliyorum…

Bir sürü nasihat ve gizli tehdit içeren söz beynime kazındı vurgun yemiş olarak kısmıma döndüm bu işin müsebbibini gayet iyi biliyordum.

Bir müddet sonra suçlamaların delilleri önüme döküldü. En büyük delil  “çok kitap okuyor,bu paraları nerden buluyor”

Elbette bu arada Bl.K.nı ve Bl.Astsb.benimle ilgili herşeye bakmışlar evden gelen paraları toplamışlar,öğrenci maaşımı çıkarmışlar vs. Yeniden çağrıldığında daha hazırlıklı idim öncelikle beni kim şikayet etti ise yüzleşmek istediğimi arz ettim elbette kabul edilmedi ancak özellikle derslere giren öğretmen hocaların gözdesi öğrenci idim not ortalamam çok yüksekti sigara içmeyen içki içmeyen hatta verilen askeri elbiseleri asla modaya uygun hale getirmeyen ve sevilen biriydim bunlar benim artılarımdı ancak suçlama ile bunları   sıfırın solunda bırakıyordu. Özellikle Bl,K.beni severdi biz öğrenciler olarak da gerçekten kendisini çok sever ve sayardık bambaşka bir subaydı bize Kıbrıs'taki özel görevinden gelmişti sanırım. Vatansever ve ilerici Kemalist yapısı vardı son derece dürüsttü ve beni kaybetmek istemiyordu ancak elinden de fazlası gelmiyordu  ( Bu değerli subayla yıllar sonra Sarıkamış’ta karşılaştım kendisi Dağ Taburu komutanlığını yürütüyordu fakat beni kardeşimle karıştırdı zira aynı anda iki kardeş aynı okulda idik.Beni kardeşim sanarak benim ne  yaptığımı sordu hala beni merak ediyordu hayatımın sayılı yalanlarından birini söylemek zorunda kaldım aslında cevaplarım öznesizdi)  Bizim dava uzadı gitti sanırım tüm öğretmenler lehime fikir beyan etmişler artık Bl.K.nı Bl.Astsb.nın tam gözetiminde idim ikide bir bana emir veriyor hemen denetliyorlardı ancak her seferinde görevi tam olarak yapıyordum. Ancak bazı çok kötü uygulamalarda başlamıştı. Her öğrencinin bir dolabı vardır ve dolap düzen planı bulunur fakat bu planda nedense kitaplar için yer bulunmuyordu ben satın aldığım kitapları bir yerlere sıkıştırıyorum ancak kitaplarıma el konuldu.İşin kötüsü anı tutmak ve şiir yazmak ve günlük olayları yorumlamak için özel defterim vardı şayet ele geçerse yandığımın tescili olurdu  ama asla defterimden de  vaz geçemezdim ve bu defterimi bir şekilde korumalıydım. Evet,uzun sürede korudum. Mütala denen ders çalışma saatinde arkadaşlar da bilirdi şiir ve öykü ile anılarımı bazende siyasi değerlendirmeler yazardım. Bir gün defterimi bulup el koydular iş mahkemelik olmuştu. Özellikle siyasi yazılarımda bazı bölümlerin altı kırmızı kalemle çizilmişti bunlar ne anlama geliyor falan diye soruyorlardı ancak işin komik tarafı Rus ajanlığı ile suçlanan ben,bütün yazılarımda SSCB ye ateş püskürüyordum hani Çin ajanı deseler biraz daha olabirliği olacak ama ısrarla Rus Ajanı !  ( Hiç unutmam ‘SSCB bir gün Çin’in önünde selam duracak ‘  benzeri bir uzun cümle  vardı )  Suçlama ile elde edilenler bir türlü örtüşmüyordu. Ayrıca satın aldığım tüm kitapların parası benim öğrenci maaşım ve evden gelen para hesaba katılınca bir dengesizlik yoktu çünkü benim kitap dışında nerede ise harcamam yoktu (örnek olsun diye yazıyorum ; okulun kafeteryasında bir çay 2.5 kuruştu fakat piyasada bu para yoktu ancak iki çay içip parasını verebiliyorduk, sıradan yerlerde bu para 25 kuruşa denk geliyordu.Okul çorabından,ayakkabısına ve kalem defterine kadar bütün ihtiyaçlarımızı karşılıyordu bir öğrenci sigara içmiyorsa ve içkisi yoksa ki bu ikisi de  şiddetle yasaktı para harcaması zordu okulun kendi sinema salonu mevcuttu vs.)

Benim geleceğim belirsizleşmişti her an okuldan atılabilirdim. Aslında bu okula hiç istemeden gelmiştim ancak atılmak farklı idi ve atılmak istemiyordum. Dayanacağım diye karar verip kafamı dağıtmak için sanırım Fransızca okuyan 7 cı kısımdan Fransızca kitaplarını aldım ve bu dili öğrenmeye başladım. Çünkü beynim bu kadar baskıyı kaldıramama belirtileri göstermeye başlamıştı bu arada koğuşta her gece yanımdakiler beni tahrik etmek için o zamanlarda çok bilinen D.Gezmiş lere küfür edip duruyorlardı kavga etmekten gına gelmişti sanki tüm dünya üstüme üstüme geliyordu kaçış yolu olarak Fransız kalmayı seçtim…

Elbette Fransız kalmak istemekle olmak çok farklı idi artık iş daha vahim boyutlara varmıştı.Onbeş tatil veya dini bayramlarda öğrenciler evlerine tatile giderdi bunun için de okula sivil otobüsler gelir bir tören düzenlenir ve uğurlanırdık ilk izin benim kabusum olacaktı. Bütün okul (yaklaşık bin öğrenci)ve idareci ile öğretmenler toplu halde iken benim adım hoparlörden yükseldi  mecburen ortaya çıktım valizimi de getirmemi istediler içini açıp kağıt kitap ne varsa el kondu sonra çırılçıplak soyunmamı istediler önce dalga geçiyorlar sandım bu benim için ölmekten kötü idi ama yapmak zorunda kaldım evet beni rezil etmeyi kafaya koymuşlardı o anda utanmayı bıraktım ne yani Tarzan gibi vücudum vardı olmayan utansın…

Şaka bir yana aynı uygulama izinden dönüşte yapıldı sanırım Bl.K.nının koruması yetersiz kalıyordu. Okul komutanlığı bana kafayı takmıştı.Uzatmayayım  bu süreç sürdü ikinci sınıf olduk devam ediyor “sakıncalı öğrenciliğim”uzatmaları sürdürüyor yine bir hata yaptım Çal İlçesinde çocukluk arkadaşıma ( Osman DURMAZLAR lakabı “kaptan) bir mektup yazdım, normalde mektuplarımız ücretsiz gider ancak okunurdu. Ben bir arkadaşımın (Hidayet BİRCİVAN) sayesinde Çankırı içinde sivil elbise giyip Postaneye  gitmeden posta  kutusuna o mektubu attım. Bu mektup ağırlıklı olarak siyaset üzerine idi arkadaşım Dev-Yol cu ona bu siyasetin yanlışlarını yazıyorum falan. Nasıl olduğunu bugün de bilmiyorum o mektup mahkemede önüme kondu!

Öyle görülüyor ki yolun sonu görünmüştü. Artık bu hata benimdi, ellerine iyi bir koz vermiştim. Fakat hani Amerikan filmlerinde olur ya ,bir mucize oldu.

Hiçbir şeyden  haberimiz yok derste iken birden kapı açıldı bir general  ( yanlış hatırlamış olabilirim belki albay idi)  ve heyet içeri girdi hocamız şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı general herkesin dışarı çıkmasını istedi sadece ben yerimde kalacaktım. Üstümü başımı arayıp ne var ne yoksa ortaya döküldü. Bu arada sıramın gözünde duran ders kitapları ve en önemlisi gözüm gibi koruduğum ikinci anı,şiir,yorum defterim de ellerine geçti. Benim kitaplarımda defter gibidir her boş yer resim veya yorum veya özdeyişlerle dolu olur. Hepsine bakıldı en önemlisi olan deftere sıra geldi paşa benim sıraya oturdu önce gözden geçirdi sonra diğerlerine “çık “işareti yaptı bana da otur dedi. Adam uzun süre defteri okudu nerdeyse bütün şiirleri ve yorumları, ben biliyorum ki hayatım bu adamın ellerinde çaktırmamaya çalışarak put gibi oturuyorum birden ayağa kalktı yüzüme baktı “çok sevimli candan bir tavırla” elini uzattı  “evladım seni tebrik ederim”dedi ve çıkıp gitti.

Evet, bu olay hakkımdaki davayı tam olarak bitirmedi daha doğrusu izleri ve etkisi emekli olana kadar sürdü. Sonradan yaşayarak öğrenecektim ki yurt dışına çıkış yasağım varmış benim devrelerim içinde Kıbrıs ta görev yapmayan tek kişiydim. Sakıncalı öğrenciden sakıncalı tankçı ya terfi etmiştim ve bu etiket gittiğim her kıtaya benden önce ulaştı kimisine  dişini kimisine  elini uzattırdı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum