BİR ASKERİN ANILARI ÜÇ
28 Haziran 2026, Pazar 02:10Çankırı Astsubay Hazırlama Okulunu bitirince yaptığım tercih gereği Ankara/Etimesgut Zırhllı Birlikler Sınıf Okuluna katıldım. Burada ki ortam bir öncekinden çok farklı artık herkes kendini büyümüş olarak görüyor zaten bir sene sonra kıtaya çıkacağız.Yarımız sivilden gelen arkadaşlardan oluşuyor sayımız az olduğu için kişi başına düşen refah seviyesi de yükseldi artık seksen doksan kişilik koğuşlarda yatmıyoruz tam hatırlamıyorum ancak sanırım altı kişi bir odadayız her odada tuvalet ve banyo var. Fakat yemeklerimizin kalitesinde düşme var özellikle makarnalar nerdeyse dördüncü sınıf, sanırım tümenin levazım şubesinin bize kazığı. Ayrıca Türkiye’nin en büyük birliği olmasına rağmen özellikle su yok sanki çöldeyiz ancak bu bize geçerli değil sanırım subaylar içinde sorun yok ancak yedek subay bölümü perişan halde erler ise Kerbela’da yaşıyorlar. Askerler traş olacak su yokluğunda gazoz ve kola satın alıp traş oluyor öyle bir düzen kurulmuş ki erlerin sarı öküz parası değil geride bıraktıkları aile geçim parasına göz dikilmiş inanılmaz acımasız bir para tuzağı var. Çok değil birkaç sene sonra tahminimizinde ötesinde vahşice erlerin ve diğer personelin sömürüldüğünü belgesi ile öğrenecektim. O günün koşullarında yani sol rüzgarın estiği şartlarda bunu yapmaları gerçekten inanılmazdı Eğer beklendiği gibi bir devrim olsa idi bu işin sorumluluklarının neler başına gelirdi diye hep merak etmişimdir.
Su meselesi sonunda bize bulaştı sanırım bazı erler bize şikayette bulundular o zamanlar öğrenci olduğumuz için aramızda astlık üstlük ilişkisi yok ancak biz daha fazla avantajlıyız belki bir şeyler yapabilirdik. Neticede kısa bir araştırma yapıldı koca tümen içinde sıra numarası ile belirlenmiş su depoları var sıra ile bir grup arkadaş buralara gittik sonunda sorumlu depoyu bulduk ve zorla açtırdık! Fakat orada öğrendiğimiz bir bilgi bizi hayret ettirmişti. Birliğin içinde ancak oldukça uzak köşesinde bir yüzme havuzu vardı biz buradan yararlanamıyoruz meğer kesilen sular bu devasa havuzu doldurmak için imiş çok sinirlenmiş ancak elimizden de bir şey gelmemişti aç gözlü mahluklar sözde övüp durdukları Mehmetçiği sırf zevk için susuz bırakıyordu sorsan hepsi müslüman hepsi vatansever…
Aramızda siyaset tartışması devam ediyor ancak solun bariz üstünlüğü var sivilden gelenlerinde çoğu bizim yanımızda duruyor sadece birkaç kişi kaldılar sesleri çıkmıyor. Bir defasında baş teorisyenleri ile cuma günü akşam başlayıp iki gece uyumadan tartıştığımı hatırlıyorum sonunda son sesde susmuştu ancak bazı konularda yanıldığımızı çok sonra anlayacaktım bizden görünenler içinde olup da kendini gizleyenler olduğunu yaşayarak öğrenecektim şimdilik sorun yoktu.
Etimesgut’ta da ilginç olaylar yaşadım en iz bırakanı ise artık mezun olmamıza beş altı ay kalırken oldu. Ankara’ya izne çıktığımızda rahat etmek için ücretli olarak tuttuğumuz soyunma kabinleri miz var paraya gidip sivilleri giyip kendimizi özgür hissediyoruz yoksa bir bira içemezsin veya durmadan selam verir durursun.Yine bir tatil günü gezip tozup sonunda giyinip Okula gitmek için tren garına gidiyorum elbette üzerimde askeri elbise yani harici elbise var. Stadyuma yaklaştığımda arkamda beş altı kişi olduğunu ve takip ettiklerini anladım ancak bu yol işlekti ne yapacaklarsa yapamıyorlar bende işlerini kolaylaştırmak için stada girdim burası tenha olurdu.Fakat onların bilmediği biz buralarda toplanıp toplu olarak trene bineriz vakitte gelmişti biraz sonradan arkadaşlar geleceğini biliyordum. İçeride bunlar hızla üzerime doğru geldiler ancak arkalarında ki arkadaşlarımı da görmemişlerdi hemen arkadaşlara “tehlike toplan işareti “ yaptım koşarak gelmeye başlayınca saldırgan grup dağıldı fakat bir tanesini yakalamaya muvaffak olduk. Bir güzel dayak yedi. Üzerini ararken hepimizi şoke eden fotoğrafı bulduk adamın üzerinde benim fotoğrafım vardı! Bu durum bazı arkadaşları çileden çıkardı bıraksam öldürecekler sonunda sorguya çektik ve bizden birinin hani şu okulda beni Rus Casusu diyen kişi … ”Bu öğrenciyi mutlaka öldürün “ dediğini ve bu kişinin de Atatürk Öğrenci Yurdunda kalan öğrenci olduğunu öğreniverdik. Benim ısrarım ile o kişiyi serbest bıraktık ancak okulda görülecek bir hesap vardı.
Tam o gece Subay Gazinodunda eğlence vardı bizde tam karşısında kalıyoruz işte fırsat. Gece ileri saatte operasyon başladı altı yedi arkadaş bu haini sorguya çekti sonunda itiraf etti. Çok korkmuştu zaten yalancı adi bir kişilik her türlü pis iş yapar bu sefer yalvarmaya başladı arkadaşlar ise parçalayıp oraya buraya atalım diyorlar ben şakavari bir tehdit olarak düşünürken o kadar da şaka olmadığını görünce araya girdim hem bu lanet herifi kurtarmak hem arkadaşlara zarar gelmesin diye “Bize bir daha siyasete bulaşmıyacağına dair söz verirsen kurtulursun çünkü sen siyaseti tamamen yanlış anlamışsın biz siyaseti bütün millet için yapıyoruz herkesin kurtulması için yapıyoruz sen ise senden olmayanı düşman görüyorsun” benzeri bir nutuk çektim “Anam avradım “ olsun la başlayıp bir dizi yemin etti . Bırakın bu haini bu utancı ile yaşasın ! Deyip son noktayı koyup serbest bıraktık. Bu kişiyi uzun süre takip ettim bir süre siyaset dışı kaldı veya bana bu şekilde haber geldi hatta elektronikle ilgilendiği söylendi ‘ tamam galiba aklı başına geldi ‘ diye düşündüğümü hatırlıyorum ancak yanılmıştım bir süre sonra yine siyaset içinde olduğunu öğrenmiştim artık takip etmeyi de bırakmıştım.
Emekli olduktan yıllar sonra bir gün askerlik şubesinden haber geldi mecburen gittim dediler sana “Sefer Görev Emri “çıktı.Yahu öyle bir zamanlama ki zaten askerlik çağım bitti bitecek koca Sarayköy’den sadece beni görevlendirmişler annem yatalak zor durumdayız sağlık raporu alabilirdim ancak yapamadım. Şanlıurfa’ya sanırım yirmi gün kadarlığına gittim tekrar askeri elbiseyi giydim. Benim hep bana vurup duran şansım beni utandırmadı diyebilirim ki en zor askerliği bu sürede yaptım.Tam ben yola çıktım Gaziantep ve Ş.Urfa’da sel felaketi başladı bizim otobiüs büyük zorlukla şehre vardı. Ancak Ş.Urfa’da hava açılmıştı fakat her yer çamur otogarda karşılama töreni yapıldı o kadar insan içinden gelip benimle röportaj yapıldı beylik kelimeleri sıraladım.
Garnizon içinde ne asker ne birlik vardı çünkü köylere insan kurtarma faaliyeti yapılıyordu işim kötüsü kaldığımız binada elektrik yoktu ve sular da akmıyordu yani tam bir fecaat.Uzun süre ne elektrik geldi ne de su. Ancak askeri gazinoda su deposu var oraya tuvalet için gidiyoruz banyo falan hak getire. Bu arada uzun yıllar sonra bazı arkadaşlarla karşılaştık veya yeni arkadaşlıklar edindik. Benim eski solcu sandığım biri orada bana öyle bir pis oyun oynadı ki şaşırıp kaldım bu adamın bana bu kadar kin duyması için acaba ne yapmıştım? Halbu ki hep yanımızda durmuştu oysa sonradan anlafım ki adam sürekli rol yapmış tesadüfen tatbikatta kaldığım koğuşta çoğunluk sağ kesimin eski elemanları oluşturuyor eğer yine eski bir MHP li bildiğim (ki görüş değiştirmiş tam Kemalist olmuş) kişi olmasa nerdeyse linç edilecektim.Yılanlar her zaman sürünecek yer buluyordu bu dersi bir daha unutamazdım.Tatbikat büyük zorlular içinde geçti kıtada görmediğimiz disiplin vardı Halbu ki piyade olanlar bütün gün gazinoda oturnuşlar biz tam tersi durumdayız.En son atışlar yapıldı birazda şansın yardımı ile sadece mk.tab.atışında ikinci oldum diğerlerinin hepsinde birinci olmuştum. Giderken öğrendiğim bir konu beni hafifçe gülümsetti “subayların çoğunluğu rapor alıp gelmemişti”
hep aynı hep aynı…
Sınıf okulundan sonra göreve kinayeli başladığım Edirne’de ilk zamanları iyi giden mesleki durumum Ordu Komutanı ile olan vukuatım nedeni ile hızla bozuldu.Yirmi sekiz günlük hapis cezam biter bitmez hemen doktora çıkmak istedim adettendir birkaç gün istihrat alınır ancak mümkün olmadı çünkü çıktığım gün (pazar günü) bana Kışla Mutfağında nöbet Yazılmış mecburen nöbete gittim.Öğlene doğru tümen karargahından telefon geldi “komutan senin için geliyor ortalığı düzgün tut” hemen temizlik derleme toplama yaptırdım bu arada gözlüğümü çıkarıp sakladım. Kimbilir belki yanıltırım diye! Öğlenden sonra yanında yüzbaşı olan emir subayı ile geldi fırtına gibi girdi denetlemeye başladı adamın niyeti belli fakat ortalık pırıl pırıl eksik gedik yok ama başladı fırça atmaya! Mutfaklarda her aletin kullanma talimatı vardır önce patates soyma aygıtı önüne geldi bana sırtını dön dedi ve talimatı sıra ile oku emrini verdi. Anlaşılmıştı hiç kimseye sorulmayan sorular sorup cezayı basacak bari cezam yerini bulsun dedim ve “Komutanım bu talimat okunsun diye konmuş ihtiyaç duyulursa okunur ezberlenmez burada onlarca talimat tablosu var” cevabım komutanı çılgına çevirdi aklına geleni söylüyor oradan benden günlük “rasyonları istedi “ getirip verdim benden üç günlük (cuma,cumartesi,pazar) yemekleri ve her yemeğe toptan ne kadar hangi malzeme ve er başına ne kadar düştüğü gibi yüzlerce kalem tutacak soruyu sordu yine benzer cevap verdim “bu bilgiler ezberlenmez ihtiyaç halinde bakılır” vay sen misin bunu diyen sonunda “Nerede senin gözlüğün ?” Gidip sakladığım yerde çıkarıp taktım tamam İşte ben o astsubayım….Bana tekrar bağırınca dayanamadım “Sizin beyninize örümcek yuva yapmış sizden komutan falan olmaz!” Ne yapacağını şaşırdı yüzbaşı komutanın arkasında eliyle sus işareti yapıyor yav zaten ceza alacağım gün gibi aşikar hiç olmaz ise hakkıyla yatayım. Bu arada zaten üzerime saldıracakmış gibi yaptı sonra vazgeçti havaya zıplayarak “Yirmi sekiz gün,yirmi sekiz gün” bağırmaya başladı anlaşıldı bize tekrar hapis gözükmüştü zıplaya bağıra jipe binip gitti…Nöbetim bitmeden sarı zarf geldi çıktığım deliğe tekrar girdim.
Zaman izafi bir şey bol bol okudum şiir yazdım resim yaptım bu arada kışla içinde yarı kahraman gibiyim zira bu tümen komutanını hiç kimse sevmiyor benim yaptıklarım duyulmuş benim yattığım yerde pazartesi günü uzun bir kuyruk oluştu kimi hediye getirmiş kimi tebrik ediyor hatta bölük komutanımda geldi eee biraz meşhur olmuştum. Nihayet o günler bitti çıkıp yine doktora gidip rapor alacağım yine mutfakta nöbet yazılmış,ulen ben bu adaletin…Mecburen nöbete gittim günlerden sanırım cuma idi. Bunun anlamı üç günlük erzak alınacak demektir. Levazım bölüğü hemen yakında karşımızda gittim erzakları aldım bir de karpuz var yüzlerce kilo. Askerlere karpuz yenmeyecek (çalınmayacak demektir !) dedim ve birliğe döndük. Kışla nöbetçi amiri tank yzb.Yılmaz Bitirim.Bu kişi ile kanlı bıçaklıyız sürekli olarak bu kişi benimle uğraştı durdu,Onun yüzünden az ceza almadım. Aramızın bozulma sebebinde bir garip iş ; bir gün beni odasına çağırdı başka bölüğün bölük komutanlığını yapıyor kısacası aramızda emir komuta ilişkisi yok. Adam tam bir fanatik gerici. Odasında bana sözde nasihat verdi sonunda da “ O gazeteyi okumayacaksın !” Elimle masalının üstündeki “Tercüman Gazetesini “ gösterdim “ben sizin gazetenize karışıyormuyum bu gazete gericidir Atatürk düşmanıdır diyormuyum?” Derken surat gerildi iş tehdit safhasına çekildi “ Ben sizden hangi gazete okuyacağımı öğrenmem” benzeri laf sonucu ilk husumet oluştu artık arkası hiç kesilmeyecekti. İşte bu kişi kışla nöbetçi amiri ve bütün birliklerin bütün nöbetçi sb ve astsb.lafını çağımış normalde Tb.Nöb.Sb.ları yemek dağıtımına katılmaz ancak herkes gelmiş. Tam dağıtım olacakken durdurdu. Birliklere verilen yiyeceğin ve mutfakta bulunanların tartılmasını istedi herkes şaşırdı zira böyle bir emir ne duyulmuştu ne görülmüştü…Mesele belli olmuştu saatlerce bütün yemek ve kalan yiyecekler tartıldı ancak sonuç çıkarmak zor bu sefer de karpuzları tarttırdı. Nihayet aradığını bulmuştu sanırım sekiz kilo kadar eksik vardı. Koca kışlaya tonlarca karpuz getirilmiş elbette bunlar indirir veya bindirirken çatlayan kırılanı oluyor. Bütün nöbetçi heyetine tutanak imzalatıldı. Bu sefer başım ciddi belada hadi her tür suçlamaya katlanırdım ancak “hırsızlık” kabul edebileceğim suç değil ayrıca herkes benim mutfak nöbetinde ne kadar titiz olduğumu da bilirdi nerdeyse nöbetinde özel yemek yaptırmayan tek kişiyim bu özelliğim de iyi biliniyor ama başka kulp bulamadılar bunu boynuma geçirecekler. Bu olayın biraz başka boyutu var kısa süre önce tabur komutanını mahkemeye vermiştim suçlama da öyle basit bir konu değil şayet mahkemeye çıkılırsa en üç sene hapis cezası alacak bu ordudan atılması demek olur. Ertesi gün düşündüm taşındım bu işten sıyrılmam lazım ama nasıl? Sonunda çaresini bulmuştum hemen bir dilekçe yazdım ve kışla komutanının görevini yapmadığı için askeri mahkemeye verilmesini istedim. Ortalık karıştı. Kariştı çünkü hiç akıllarına gelmeyecek yerden vurmuştum. O gün bütün tartı işlemleri mutfakta ki kantarda yapılmıştı fakat kantar uzun yıllardır ayar yaptırılmamıştı ve ceremesini ben ödüyordum doğru ölçüm olsa eksik çıkmayacaktı ! bu görevini ihmal eden de kışla komutanı idi ve görevini yapmamıştı(!). Kışla komutanı beni çağırdı zaten bekliyordum odasına girince yanında Alay S-1 olan Denizli ‘li Bşçvş.gördüm aynı evin kaldığımız evin) en alt katında kalıyordu tanışıyorduk beni severdi yardımcı olduğu ve olacağı belli idi Albay da beni gülerek karşıladı. ” Ne o beni mahkemeye vermişsin!” Sonra bana yapılanın yanlış olduğunu olayın gerisinde neler olduğunu bildiğini söyledi. Bu sırada haberci ile Yzb.Y.Bitirim’i çağırttı. Yüzbaşı geldi beni görünce şaşırdı. Albay, yüzbaşıya kendi yetkisindeki konuya el attığı ve beni kendisinden habersiz mahkemeye verdiği için sitem etti amacı olayı kapatmak olduğu belli. Ancak yzb.ayak diretti beylik laflar etti sonra şayet benim “tabur komutanı için verdiğim dilekçeden vazgeçersem kendisinde vaz geçeceğini söyleyince Albay masada ki benim dosyayı eline alıp yırttı ve yzb.ya attı “Ne istiyorsunuz bu astsb.dan araştırdım pırıl pırıl bir genç size yedirmem dosyanıda kabul etmiyorum sizin aranızda ki mesele beni ilgilendirmiyor bir daha olursa gerekeni yapacağını “ deyip yzb.yı kovdu.Eh bu pis durumdan kurtulmuştum Albay giderken “Uysal benimle ilgili dilekçeni de geri alıver “ dedi “emredersiniz.” Benim albayla sorunum yok yeterki şu iş bitsin ancak bitmeyecekti o günlerde bunu bilemezdim.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum