BİR AYI HİKAYESİ
27 Haziran 2026, Cumartesi 15:01Yıl sanırım 1982, Sarıkamış’ a artık alışma sürecindeyim hatta zaman zaman av bahanesi ile ormanlarını dağlarını gezme fırsatı oluyor. Taburun Dumlu’dan taşınma ve yerleşme süreci bitmiş, Topçu Alayı Kışlasının sürekli yerleşimcilerinden olmuş Keşif Alayındaki tank taburu ve keşif bölüğünden sonra bizimle gelen tanklar ile rekor sayıda tanka sahip tümenin parçası olmuşuz. Buraya Edirne’de ki tümenden gelmiştim orası nasıl Bulgaristan ve Yunanistan için kurulmuş ise burası da SSCB içindi.
Sarıkamış bölgesi OSMANLI -RUS Savaşları sonucunda uzun süre Rusya’nın hakimiyetinde kalmış bölge idi ve binaların çoğu o zamandan kalmıştı öğrenebildiğim kadarıyla buradaki kamusal binaların çoğunluğu Finli müteahhitlere yaptırılmıştı aşırı soğuklara uygun inşa edilmişlerdi lojman ve askeri bina ile ilçedeki büyük binalar aynı dönemden kalma idi bu arada bu binaların restorasyonu da devam ediyordu. Benim de kaldığım bekar evimiz Lisenin yan kapısı karşısında İstihkam taburuna giderken yolun solunda kalan yine o dönemlerde Rus kamu görevlileri için yapılmış tek katlı bir bina idi binanın yarısında ev sahibimiz oturuyordu. Bu binada çok garipti çünkü bir odası ki biz bu odada kalıyorduk odanın hiçbir duvarının dış teması yoktu.Bu nedenle kolay ısınıp zor soğuyordu zaten bu sayede üç seneyi çok büyük hastalığa yakalanmadan atlatabilmiştim. Bu evde bazen üç kişi bazen iki kişi kalmıştık.Kış ortasında kaldığımız oda ile diğer odalar arasında inanılmaz ısı farklılığı olurdu hatta bilerek kaldığımız odanın her duvarına termometre asmıştım hiçbiri diğeri ile uyumlu olmazdı ! Bu odada bir defasında eksi onbeş de yattığımı hatırlıyorum zira soba yakacak dermanım yoktu ve tatbikat nedeni ile ev en az on gündür boştu. Mutfakta yumurtalar,yağlar hatta bal donuyordu,bir defasında Marmaris’ten gelen bir teneke bal donunca ısıtmak zorunda kalmış ve dehşetle içindeki fareyi görmüştüm sanırım haftalarca bu baldan yemişiz…
Ruslar Lenin’in emri ile buralardan çekildiğinde ki orman miktarı ile benim yaşadığım dönem arasında korkunç fark vardı köylüler haklı olarak korkunç kış için ormandan yararlanıyordu ve ne gariptir ağaç kesmek yasaktı elbette bu uygulanamayan bir yasaktı ancak bazen de uygulanabiliyordu.Çoğu kişinin düşündüğünün aksine bu ormanlarda sadece kargalar yaşamıyordu evet gerçekten ilginç şekilde bu bölgemizde kargaların sayısı normalden fazlaydı sanırım bu kuşlar buralara mükemmel uyum göstermiş. Askerlerin koşularda diline düşse de buralarda kargadan başka epey hayvan yaşıyordu. İlk olarak sincaplar çok fazlaydı sanırım çam kozalağı da ana besinlerini oluşturuyordu,tilki de epey çok görünür karlı günlerde birliğin çöplüklerinde dolaşırdı,yabani güvercinlerde bazı yerlerde çoğalmışlardı o dönemin gereği avcılıkta yasak olduğundan birçok hayvan çoğalabilmişti. Domuz,kurt,ben görmesemde geyik,Şahin,Kartal,tavşan,çilli keklik,kınalı keklik,ayı,alabalık,yaban kazı,ördek,karabatak,bazı su kuşları,Porsuk benzeri hayvan,angutlar,göçmen kuşları,saka,serçe vs.Görüldüğü gibi doğası oldukça kalabalıktı ancak buraya gelen çoğu sb.ve astsb ile diğer memurlar bir an önce görevini bitirip gitmek düşüncesi sonucu olsa gerek bu şirin ilçenin kırsalını yok sayıyorlardı oysa benim gibi düşünen kişiler için burası bir nevi yarı cennetti. Bazen ava giderdik ancak asıl gayemiz avlanmak değildi geziyor ve piknik yapıyorduk elbette çoğu zaman da içkimiz de yanımızda olurdu.O kadar ava çıktım nadiren tüfeğimi ateşlemişimdir yazının konusu da zaten bu nadir olay sonucunda olmuştu.
Aynı taburda görevli olduğum yakın arkadaşımla bir pazar günü sanırım öğleden sonra Keklik Deresine ava gittik öyle hazırlıklı falanda değildik bir anda karar verip çıkmıştık. Keklik Deresi komandoların eğitim yaptığı çok derin bir vadi idi dibinde bir dere vardı,burada dolaşırken yaban kazları gördüm sürü halinde uçuyorlardı ani kararla ateş ettim biri bu vadiye düştü. Araştırdık görünürde yoktu ben aşağı inelim dedim arkadaşım kabul etmedi buradan aşağıya inilmez demişti esasında haklı idi ancak yine inadım tutmuştu biraz tartıştık arkadaşım birazda beni vazgeçirmek için “ben gidiyorum” dedi normalde ona uymam gerekirdi ancak kararı vermiştim o yaban kazını oradan alacaktım!
Arkadaşımın ( Hamza AKMAN) uzaklaşmasına sinirlendim aşağı inmek için yer aradım ve kendimce bir güzergah belirledim tüfeği boynuma astım yavaş yavaş inmeye başladım fakat yukarıdan bakılınca bir iki metrelik görünen kayanın devasa boyutta olduğunu yanına varınca dehşetle gördüm. Zaten çok zor buraya kadar gelebilmiştim fakat dere yatağı ile aramda ki derinlik atlayamayacağım kadar fazlaydı biraz daha dikkatli gözden geçirince dere içinde büyümüş ağacın hemen altımda olduğunu farkettim. Yapılacak tek şeymiş gibi görünen çılgın düşünceyi uygulamaya karar verdim bu konuda C.Arkın abimizin filimsel yol göstericiliği büyük olmuştur! Sonunda onun gibi “ya Allah!” Deyip ağacın tepesine Bizans askerine atlar gibi uçtum, uçuşum çok kısa sürdü sonrası inanılmaz hızlı ve kargaşa içinde oldu çünkü ilk tuttuğum dal koptu sonrakilerde koptu dallar her tarafıma kılıç gibi keserken ben inanılmaz bir tok sesle kendimi yerde buldum uzun süre öylece kaldım. Elbiselerim kargaşa içinde idi bazı yerlerim kanıyordu ve biraz dikkat edince olmayacak bir şansın sayesinde kurtulduğumu da anlamıştım,tam olarak derenin yumuşak kumlarına düşmüştüm. Eğer bir iki metre farklı düşsem kayaların üzerine pike yapmış olacaktım sanırım oradan da öte yakaya. Atlamadan önce fırlatıp attığım tüfeği buldum ne hikmetse sapasağlamdı. Sonrasında uzun süre peşinde olduğum avı aradım ancak yoktu. Dakikalar geçtikçe bu vadinin ne kadar büyük olduğunu anlamaya başladım burada bu kuşu bulmak mümkün değildi.Başka çarem kalmamıştı kaderime razı olup hava kararmadan dönmeyi düşündüm fakat artık düşüşün etkisi mi nedir müthiş bir hata daha yapacaktım.
Nasıl olduysa karşı yamacı tırmanınca Sarıkamış asfaltına ulaşacağımı hesaplayıp tekrar tırmanmaya başladım. İşin aslı tırmanmak daha kolaydı ancak tüfekde sorun çıkarıyor güç bela görünen tepenin en sivri noktasına elimi attığımı ve can havli ile ulaştığımı hatırlıyorum ancak sonrası tam bir kabus sahnesiydi çünkü ben derenin vadiyi ikiye böldüğünü unutmuş yola çıkarım diye en sivri yere tırmanmıştım burada ki korkum bana uzun süre rüyalarımda tekrar tekrar yaşatacaktı. Sipsivri kayanın en tepesinde kalakalmıştım buradan aşağı inmem de mümkün değildi.Benim gibi acemi dağcı buradan inemezdi tek yol var görünüyordu ! Yine tam bir kumar, fazla düşünecek zamanımda kalmamıştı eğer çok gecikirsem karanlık basacak ve her tür vahşi hayvan ava çıkacaktı burada yaşadığım olaydan dolayı ayı olduğunu çok iyi biliyordum.Birkaç ay önce aynı yerde aşağıdan giriş yapıp alabalık tutarken buranın asıl sahibi ayı üzerimize Kaya yuvalamıştı ve ben mucize eseri sağ kalmıştım.O ayı ile tekrar karşılaşmazdım bu nedenle önce yine tüfeği uygun yerden hızla aşağıya ittim sonra önce oturdum sonra uzandım ve kendimi tepeden aşağıya bıraktım…Hesaplarım arasında çalılara tutunup hızımı kesmek de vardı ancak bugün bütün hesaplar yanlış çıkıyordu yolun yarısında sanırım bir Kartal havalandı artık yuvasının yanından mı geçtim bilemedim fakat bir süre sonra yavaşladım ve açıklık olan bir yere yuvarlandım.Zaten perişan olmuş olan elbiselerim artık devre dışı kalmıştı yine sıyrıklarla falan vardı ama neticede bir yerimi de kırmamıştım.Hemen tüfeği arayıp buldum hava artık kararmaya yüz tutmuştu bir an önce buradan gideyim derken bir homurdanma beni geriye döndürdü,tam bir felaket, kocaman ayı iki ayağı üzerinde bana bir şeyler söylüyor elimde tüfek var mermisi de “canyoran” dediğimiz ayı fişeği fakat ben ayı vurmam ! Ayrıca yanımda bir tabanca ve kurt baltası var fakat mesafe o kadar yakın ki ilk atışta öldüremez isem kesin ham olurdum.Tüfeğim gayri ihtiyari ayıya yönelmişti aramızda taş çatlasın on metre ya var ya yok. Yine ani karar verme anı gelmişti ya ateş edip ölmesi için dua ya da barış! Nedense bana barış daha uygun geldi önce tüfeğin namlusunu aşağıya indirdim sonra tüm cesaretimi toplayıp çılgınca bir şarkı tutturdum sözde ayıya onu sevgimi ilan ediyorum bir yandan da geriye doğru gidiyorum sonunda kayalara dayandım gideceğim yer kalmadı.Hadi bakalım diyorum ne yapacak ! bana bir müddet böğürdükten sonra tekrar dört ayak üzerine indi sonra garip bir ses çıkardı ve inanılmaz bir şekilde gayet yavaş ve beni aşağılayarak (ben o an öyle hissettim) kıçını oynata oynata uzaklaştı bir müddet ardından baka kaldım.İnanması zor ama müthiş hakarete uğramış hissederek kalakalmıştım asla sevinemiyordum hayatımda bu kadar aşağılandığımı hiç hissetmemiştim ayı beni rakip olarak görmemişti…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum