BİR ELMAS HİKAYESİ İKİ
26 Haziran 2026, Cuma 18:17Bir elmas hikayemiz karmaşık süreçler içinde ilerlediği için anlatımda sık sık geriye dönüşler veya eklemeler ile devam etmesi zorunlu desem gerçeğe yakınlaşmış olurum.Bu nedenle bilerek veya bilmeyerek oluşmuş olan olayların sırası bazı kişilere garip gelebilir fakat bu tip olaylar dümdüz bir hatta ilerlemiyor ,gerçek hayat kurgu gibi olmuyor…
Tekrar zamanı geriye sarayım ; Karacasu Yüksek Okulu ve ilgili personelle tanışmamız olayları hızlandırdı.Bu okulda ilk tanıştığımız kişi öğretim üyesi ve yönetici Hakkı BABALIK olmuştur.Yanımda her zaman olduğu gibi Ali ( KARAOĞLANOĞLU) vardı ve onun arabası ile gelmiştik.Kapı zaten açıktı içeri girip hızla tanıştık , muhatabımız konuşkan ve şakacı bir kişi idi kanım ısınıverdi tamam dedim aradığımız kişiyi bulduk.Sanırım o da bu tanışmadan memnun olmuştu,onların sahasına girmiş iki emekli ilgilerini çekti.Ayrıca dediğine göre “ İlk defa işe yarayan bir kaç mineral getiren kişiler” idik. Yanımızda kuvars çeşitleri ile turmalin örnekleri vardı. Bu hoca sayesinde başka hocalarla da tanıştık sık sık gidip gelip gitmeye başladık. Sahada bulduğumuz taş ve mineralleri götürüp danışıyorduk elbette bizim için çok yararlı olmuştu. Fakat en ilginç kişi muhakkak ki Halil hoca ile ( SARP) tanışmamız olmuştu. Tahminimce Hakkı hoca bizden bahsetmiş , okulun bahçesinde otururken Halil hoca geldi ve gelir gelmez ikimizi de sınava tabi tuttu! Yanında 10 kadar çeşit mineral getirmişti beni sınavdan geçtiğim için “Taşcı” ilan etti…Şaka bir yana bir anda okul içinde konumumu değiştiriverdi ,cana yakın mütevazi bir kişilikti hiç de daha sonra tanıştığım profesörlere benzemiyordu. İki değerli insan ile dostluk kurmuş olduk bu insanlar bize inanılmaz yardımcı oldular ve onlardan çok şey öğrendik(m) .
Hakkı hoca ile ilk tanışmamızda aslında ciddi bir pot kırmıştım ki bu benim özelliklerimden biriydi ( Ali bana ‘Patavatsız olmakla ‘ sık suçlamıştır sanırım haklıdır da ) işte Halil hocanın daha kim olduğunu bilmiyordum , Pamukkale Üniversitesinde bir çok yaşadığım hayal kırıklığı nedeni ile öğretim üyeleri ile ilgili ağır eleştiriler yapıyorken Hakkı hoca kaş göz işareti yapınca yaptığım gafı anlayıp susuvermiştim zira Halil hoca da bir profesördü ama o gülüp geçti hatta biraz ağır eleştirdiğim bir kişi için daha ağır ifadeler kullandı.Bin çuval inciri berbat ettim derken samimi bir minerolog ile daha yakın olmayı garip şekilde başarmış oldum. Halil hoca o zamanlar emekli olmuştu yaşı da hayli ileri idi ama zihni cin gibiydi. Kendisi İsviçre’de oturuyor yılda bir aylığına memleketine ( Karacasu) geliyordu anladığım kadarı ile dağlardan kopmamıştı sık sık ava gidiyordu. Beni taşcı ilan etmesinden sonra ve Hakkı hocanında teşviki ile bu şirin ilçeye sık gider olmuştuk.
Hakkı hoca ile Halil hoca arasında sıkı bir dostluk mevcuttu. Halil hoca anladığım kadarı ile Adnan Menderes Üniversitesi fahri üyesi idi bütün hocalar kendisine karşı çok saygılı idiler. Sonradan öğrenmiştim okula Bern Üniversitesinden labaratuvar araç gereçleri getirip hediye etmişti. Bu lab.da hoca ile ( gerek Hakkı gerek Halil hoca) bir çok defa bulunmuştuk. Hatta bir defasında bulduğumuz gerçekten çok güzel bir kuvarsı elmas olabilir mi (!) diye Hakkı hocaya götürmüştük valla artık tam nedenini bilemeyeceğim bize tek tek testleri lab.da göstererek kuvars olduğunu öğretti. Benim için çok faydalı bilgilerdi. Bunları uzun uzun yazıyorum ki ileride bazı nahoş olaylarında temelini oluşturmuştur.
Ancak her şey iyiye yol almıyordu o sıralarda annemin rahatsızlığı arttı.Bir süre sonra da çeşitli talihsizliklerden sonra yatalak olmuştu . Hem aile içi sorunlarla uğraşıyordum bir yandan da araziye çıkıp arama yapıyordum.Yaklaşık sekiz dokuz sene haftanın altı gününü arazide geçirmiştim , genellikle öğleden önce gidip hava kararınca da dönüyordum. Ne yazık ki hiçbir zaman bir arabam olmamıştı bu nedenle de bazen bisiklet bazen elektrikli motosiklet ile gidiyordum. Annemin rahatsızlığı artınca araziye çıkmam azalsada hiçbir zaman bitmedi. Evde beş kişi yaşıyorduk eşinden boşanmış kız kardeşim ve yetişkin oğlu da vardı.
Herneyse kendimle ilgili problemlere daha fazla girmeden devam edeyim.Bu maceraya atıldığımızdan iş ciddileşince bana en yakın duran Ali ye bir plandan bahsettim. Bu plana göre üç senede hedefimize ulaşacaktık. ilk zamanlar durum öylede görünüyordu.Hayat her zaman sürpriz yapmayı seviyor kimi çok çirkin kimi de beklenmedik oluyor. Hayatımın en mutlu gecesinde ( annem o gece inanılmaz neşeli idi ve mutluydu ) saat iki civarı kız kardeşimin bağırması ile uyandım annem uyanmıyordu sonradan öğrendim beyin kanaması geçirmiş hemen ambulansla Denizli’ye götürdüm ( bu eve gelen belki otuzuncu olmuştu o kadar çok bu devletin aracını kullanmak zorunda kaldık) , annemi yoğun bakıma kaldırdılar ve burada kalamazsın dediler mecburen eve döndüm. Birkaç gün sonra annem vefat etti. Acı dolu günlerdi. Ardından babamın rahatsızlıkları arttı bir gün evde düşerek kalça kemiğini kırdı…( Anneminde rahatsızlığı kalça kırığı ile başlamıştı.İki defa ameliyat olup düzeltmeye muvaffak olmuştuk fakat babam o kadar şanslı olamadı yaklaşık bir ay sonra vefat etti çünkü kalça ameliyatından sonra pıhtı atması sonucu beyin damarlarında tıkanma olmuştu son günlerinde bizi artık tanımıyordu hatta amcamı da tanıyamadı.Böylece babamıda kaybettim artık evde üç kişi kalmıştık.
Bu kadar kargaşa içinde yinede taşla ilgilenmeyi bırakmadım.Her dönüşte alışkanlık haline getirmiştim akşamları gelen taşları incelerdim.Yaşadığımız ev iki katlı idi ben yukarıda yalnız yaşıyordum bu nedenle fazla karışan olmazdı.Mutfağımı laboratuvar gibi kullandım.Her yer çeşitli alet ve taş doluydu.Zamanla ihtiyaç duyduğu alet edevat satın aldım özellikle incelemek için “ Lup” denilen büyütme cihazları satın aldım.Bunların on,yirmi,otuz,yüz,iki yüz hatta dört yüz büyütmeli olanları vardı.Daha başka ihtiyaç olanları da temin ettim bir yandanda amatörce her gün taş işliyordum.Fakat bu konuda satış falan düşünmediğim için kendi kafama göre hareket ettim.Yıllar içinde yüzlerce taşı işledim iyi olanlarını isteyen arkadaşlarıma hediye ettim. Bu nedenle aslında gerçekten değerli olan bazı taşlarımı istemeden de olsa elimden gitti.Özellikle üniversitelerde hocalar bazı taşları görünce “bunlardan bizde yok “ deyip istiyorlardı bazen istekli bazen isteksiz verdim. Çok ilginçtir ve bu nedenle yakın arkadaşlarımdan çok eleştiri aldım çünkü nadir olanlar zamanla elimden birer ikişer gitmişti. Ancak arada taş hediyesi de aldığım olmuştur ilk defa Halil Sarp hoca bana içinde büyükcek altın bulunan kuvars taşı vermişti. Fakat bu taşıda bir başka taş arayıcısı çok ısrar edince verdim böylece hediyeyi hediye ediyordum…
Bu konu açılmışken, ne yazık ki bazı bulduğum taşlar mesela iki adet uvarovite garnet kayaç , son derece temiz yeşil turmalin, iki adet renkli opal taşı, üzerinde mavi safir bulunan kayaç, kırmızı turmalin taşı vs. evin içinde kayboldu hala bulamadım.En çok üzüldüğüm den biri de hikayesi uzun ( bir altın hikayesinde yazmıştım) kendi bulup elde ettiğim altın hiç yere kaybolup gitti. Aslında esas önemli olanı da yazmıyorum hala umut taşımayı sürdürüyorum .
Bizim taş macerası yine benim yüzümden bir müddet sonra altından değerli taşlara dönmüştü hakikaten bazı değerli taşlar da bulmuştuk.Fakat benim gizli sevdam elmas idi. Adım adım arkadaşları ( esas olarak üç kişiydik) buraya sevk etmeye çalıştım. Burada ayrıntısını vermek istemiyorum bazı gelişmelerden sonra hepimiz bir elmas çeşidi olan karbonado üzerine yoğunlaştık. Elimizde şüpheli olmak üzere on beş yirmi kadarı vardı, fakat bazılarını çeşitli kurum ve üniversiteye vererek kimisini kaybederek netice alamadan bu iş de olumsuzluğa gömüldü.
Ben esas olarak “Stishovite “ denilen taşa çok önem veriyordum arkadaşlar ise bu taşla fazla ilgilenmiyordu. O dönemde karbonado ile çok uğraştık.Bana göre ise stishovite çok çok önemli idi. Bu taşı onlarca defa test etmiştim. Bildiğim kadarı ile dünyada bulunanların en büyüğü idi hatta Halil hocaya gösterdiğimde bana “Metin, yakında İsviçre’ye dönüyorum bu taşı bana ver bunu en az 20 milyon dolara satarım “ demişti cevabım “Hocam,kusura bakma sadece bir tane bu benim değil Türkiye’nin “ demiştim. Bahsetmemiştim Halil hocanın tek başına imza atma yetkisi vardı şimdi tam hatırlamıyorum ama en az yirmi tane yeni mineral bulup ismini vermiş dünya çapında bir insanıdır. Hatta bana bir müddet sonra “Metin,senin çok emeğin geçti ilk bulduğum minerale senin adını vereceğim “ demişti…
Karbonado konusunda danışabileceğimiz hiç kimse yoktu emin değilim ama o zamanda belki Türkiye’de de yoktu.Hakkı hoca Amerika’da elmas üzerine kurs görmüştü fakat onun esas uzmanlık alanı elmasların kalitesine göre tasnifi ve elmasın tanımlanması üzerine idi.Bu nedenle kendisinden faydalanamazdık okuldaki diğer hocalar ise bu minerali duymamıştı Halil hoca da bu minerali bilmiyordu hatta bir gün konuşurken kafasını işaret edip altı bin minerale bu kafata sığdırırsam başka bilgiler ne olacak? Diye hayli mantıklı konuşmuştu.Elinde bütün mineralleri listeleyen kitap vardı oraya bakıyordu elbette önemli olanların yüzlercesinin özelliklerini biliyordu.
Baktım işler duracak gözümü İstanbul’a diktim. Pek çok şeyin merkezi idi burada aradığım bilgileri bulabilirdim.Ayrıca o günlerde tesadüf haberlerde çok önemli bir bilgi geçmişti ( sanırım yeğenim Bora ÖZİZMİRLİ) bana söyledi.İstanbul Kuyumcular odası başkanı İstanbul’da elmas borsası kuracağız diye demeç vermiş. Ee ver elini İstanbul.
Yanımda çantam ve içinde karbonado olduğunu düşündüğümüz taşlar var ,hatta bir ara belediye otobüsündeyim artık nasıl davrandı isem genç bir bayanın ilgisini çekmiş çantamı işaret ettti. Buyrun falan dedim güldü çantada “ne var ki sarılmışsınız “ deyince durumu kavrayabildim biraz da sohbet ettik o günlerde ERGENEKON olayları olmakta meğer bir generalin eşi imiş ve kocası tutuklanmış elbette üzülmüştüm .Biraz sohbet edince geliş nedenini de açıkladım nasılsa bir daha görmeyecektim…Kadın bana tahminimce iyi niyetli olarak bazı tanıdığım güçlü insanlar var dilersen yardımcı olabilirim dedi ama riske giremezdim tek başına değildim neyse teşekkür etttim.
İlk işim Kuyumcular Odasına gitmek oldu fakat randevu da almamıştım.Gidip sekretere derdimi anlattım ancak tesadüf bu ya o anda yabancı gazeteciler gelmiş onlarla görüşüyormuş “beklesin “ demiş herhalde iki üç saat bekledim.
Sonunda “Sizi bekliyorlar” sesi ile “Ya Allah” deyip içeri daldım.İçeride bana bakan onlarca göz vardı hepside “ne diyeceksen de sonra git” modunda bana bakıyorlar…Birkaç kişi ile görüşeceğimi sanırken bir oda dolusu insanla yüz yüze gelmiştim,mümkün olduğunca basit olarak meramımı anlattım birden tavırları değişti.Özellikle başkan olan şahıs soru üzerine soru sordu onlarda karbonado yu bilmiyorlardı.Bir müddet sonra sanırım çoğu ikna oldu , sonunda başkan bana “taşları bana verin “ dedi tam bir salaklıkla hepsini verdim….Sonra sesini biraz daha değiştirerek şimdi tam miktarı hatırlayamayacağım ama bana göre inanılmaz yüksek bir miktarda dolar istedi. Dondum kaldım, yahu ne oluyordu? Tam anlamı ile afallamıştım fakat hızla toparlandım “Taşları bana verir misiniz?” Aldım taşları “Ben gidiyorum” dedim beni durdurmaya çalıştılar ancak artık fikrimi değiştiremezdim ben bu tipleri çok görmüştüm.Hızla oradan çıktım doğru İstanbul Ticaret Odasına vardım.Çünkü öncekilerle yaptığım görüşme ile İTO ve İKO ve İstanbul Üniversitesinin birlikte İstanbul Ticaret Üniversitesi kurduklarını ve Türkiye'de ilk defa ( dünyada da ilk diye söylemişlerdi) dört senelik “Değerli Taş Bölümü kurulduğunu ve başına da Prof.Emel Geckinli diye birini getirdiğini öğrenmiştim.
İTO da güç bela yetkili ile görüştüm baktım aynı tas aynı hamam ,içeride siz kalın terleyin deyip dışarı çıktım.Tam bir hayal kırıklığı ,şimdi ne yapacağım! Sanırım Eminönünde bir çay içeyim kafayı toplayayım dedim ve tabletimi açtım.Etrafa bakarken birden İstanbul Ticaret Üniversitesi tabelası gözüme çarpıverdi. Bu okulu ilk defa duyuyordum ancak iş dönüp dolaşıp buraya geliyordu.Çayı bırakıp doğru okula gittim bir yandan da şansa bak okul burnumun dibindeymiş diyordum hay demez olaydım…
Varınca görevliye Prof.Emel hanımla görüşeceğimi söyledim ,kadın bir iki yere telefon etti “Kendisi burada değil,kampüste” dedi. Meğer benim gittiğim yer rektörlük binası imiş asıl okul ise kampüs dedikleri yer. Bu yerde sanki İstanbul’da değilde başka ilde kadar ırak yermiş. Gerçekten oraya varmak için defalarca tren ve otobüs değiştirdim saatler sonra ulaşabildim.Orada araştırınca aradığım bayanın henüz gelmediğini öğrendim doğru okulun giriş kapısına gitttim kadının fotoğrafını görmüştüm nasılsa tanırım. Hakikaten epey zaman sonra geldi içeri girerken seslendim “Emel hanım” durdu buyrun dedi.Fakat daha önce kendisinin telefonunu bulup aramış ve derdimi anlatmıştım ama biraz farklı olarak çünkü tecrübelerimden biliyorum ki artık karbonado demeyecektim nasılsa o da elmas idi ve elmas demiştim.Kadın “Beni takip edin “ dedi.Eh,emre uyduk.Odasına eriştik ,kendisi hayli ileri yaşta idi anladığım kadarı ile yaşı büyük olduğu halde özel kararla görevlendirilmişti.
Bana “Galiba elmas bulmuşsunuz “ dedi ama bu sanki soru idi.”Evet “ dedim.Sonra bir hata yaptım “karbonado “ deyiverdim “Ne!” Çığlığı andıran bu ses sanki biraz sonra olacakları haber verir gibiydi.Kadın birden iyice agresifleşti “ Benimle dalga mı geçiyor sunuz?” Haydaaa,bana da bir kerecik normal insan denkgelse ! Yok olmuyor ,olmuyor.Ne yapayım tüm sakinliğimi ortaya koyarak gayet kibarca derdimi anlatmaya başladım ,bizim konuşma siyaset meydanı kavgasına dönüverdi.
Taa,Denizli’den gel,bütün girişimlerim boşa çıksın! Bir yandan anlatıyorum diğer yandan nasıl bir taktik izlemeliyim onu düşünüyorum.Ya ben bu kadınla yarışamam derken içeri iri yarı biri girdi .Sonradan öğrendim asistanı imiş.Kadın “Bu adamı dışarı atın!” Diye buyruk eyledi,adam gelip kolumu tutunca onu iteledim baktım kadının makam koltuğu boş hemen fırlayıp koltuğa oturuverdim ! Aman allahım bir feryat figan,adam üstüme geldi ben koltuğa iyice yapıştım.”Polis çağıracağım,masamı boşalt”
Arsızlığım tavan yapmıştı bu şansı da kaçıramazdım elim boş dönemezdim.Elimdeki tableti gösterip “ içindeki makaleleri okumadan hiçbir yere gitmiyorum” Kadın bağırıyor fakat adam benden uzak duruyor ,tekrar “Sadece yazıları okumanızı istiyorum” cevap çok duyacağım sesti “Ben profesörüm senden mi öğreneceğim,hiç siyah elmas olur mu?” Bende “hocam bu meredin her rengi olur “ diyorum ve hengame sürüyor.
Son sözlelerim kadını daha da ateşledi ,ağzına geleni söylüyor tehditlerin bini bir para.Cevabım “ Hocam,yazıları okumazsanız asla buradan kalkmayacağım “ ve bunu artık hangi ses tonu ile söylediysem bilemiyorum kadın dondu kaldı.Biraz düşünüp “Tamam ,okuyacağım” dedi hemen yerimden kalktım tableti hazırlamıştım “ Hocam bakın Amerikalıların makalesi “ deyip önüne koydum bir sandalye çekip ayrı duran masaya oturdu. O yazıyı okuyunca hemen ikincisini üçüncüsünü gösterdim bu durum bayağı uzun devam etti fakat artık değişmişti kibarlaşmıştı elbette bende .
Sonunda ayağa kalktı elini uzattı “ Metin Bey,sizden özür diliyorum gerçekten karbonado elmasını bilmiyordum” dedi hemen bende hem kendisinden hem de asistanından özür diledim.
Asistan gittti hemen bana çay söyledi. Artık sakince konuşmaya başladık ,kendisine bizim yörede bulduğum taşlardan bahsettim özellikle stishovite ten falan ama onun kafasında elmas vardı.Hatta diğer değerli taşlara da ilgi göstermişti ( turmalin,garnet vs.) hemen bir çalışma planı ayarladı.Benden bulduğum taşlardan vermemi istedi zaten anladığım kadarı ile ülkenin en gelişmiş laboratuvarı buraya kurulmuştu hemen kabul ettim birkaç karbonado sandığımız taşlardan verdim ayrıca diğer taşlardan da gönderecektim.Fakat kendisine bir kaç defa “Hocam,bu taşların analiz sonucunu istiyorum ayrıca işi bitince de geriye alacağımı” söyledim “elbette” dedi.
Artık akşam olmuştu kendisine teşekkür ederek oradan ayrıldım.Ancak dışarı çıkınca İstanbul’a ne kadar zor döneceğimi de anlar olmuştum.Burası dağ başı gibiydi.Çok zorluklar çekerek güç bela otelime döndüm.Bu ilk İstanbul seferim neticede son anda olumlu bitmişti arkadaşlara eli boş dönmeyecektim.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum