BİR ELMAS HİKAYESİ ÜÇ
26 Haziran 2026, Cuma 18:38Birinci İstanbul Seferi sonuçlarını üç arkadaş masaya yatırdık biraz olsun ilerleme kaydetmiştik hepimizin morali daha yüksek. Ali ( KARAOĞLANOĞLU) ise her zamanki gibi biraz fazla tedbirli davranıyor. Yazmam gereken çok önemli bir konu var. Mecburen olayı baştan anlatmak zorundayım. Bize en yakın üniversite Denizli’de idi elbet oraya da gittik Jeoloji bölümünü bulduk. Daha yolun başında sayılırız ben yanımda arkadaşım Mustafa AKGÖREN ile ilk defa jeoloji bölümüne gittik ve ben kafama uygun ve yetkili birini arıyorum elimde de taş dolu torba var! Sonunda Prof.Tamer Beye karar kılıp kapısını çaldım,kendimi ve arkadaşımı tanıttım hayret gayet sıcak davranıp ilgilendi. Bizim gibi yaşını başını almış kişilerin mesleğine ilgi duymasından hoşlanmıştı. Her zamanki Türk içkisi çaylar içildi sohbet edildi bazı taşları gösterdik,neyse verimli bir tanışma olmuştu. Sonraki haftalarda bazen tek bazen başka arkadaşla yanına uğradık sağolsun ilgileniyordu ta ki benim bir gün yanımda Ali varken birazda havalı şekilde hocanın önüne on yedi çeşit minerali yığmama kadar…Her minerali hocaya gösterip önce kendi fikrimi söyleyip kendisine doğrulatma çabam sürerken sadece bir mineralde anlaşamadık önce her şey normaldi sonra hoca durdu durdu birden ayağa kalktı hiç beklemediğimiz bir tepki göstermeye başladı. Özetle dedikleri ; benim önüme elmasla ilişkili mineralleri koyuyorsun yani demek istiyorsun ki bu bölgede elmas var ! Yok kardeşim Türkiye’de elmas yok!
Hadi bakalım çık işin içinden ! Zaten çok saygılı davranıyoruz laf zaten bana gelmiş soğukkanlılığımı koruyarak “hocam bunları aynı bölgeden topladık evet bu bölgede elmas olabileceğini düşünüyoruz çünkü bu bölgede “Lamproite dike” mevcut.
“Hayır,elmas sadece Kimberlite lerde bulunur bu bölgede Kimberlite yok. O nedenle de elmas yok. Siz bu taşları Kayseri,Muğla,Uşak gibi ayrı ayrı yerden toplamışsınız bana bir yerden topladık diyorsunuz!”
“Sayın hocam,inanın hepsini aynı bölgeden topladık isterseniz gider birlikte bakabiliriz. Arkadaşta şahit biz zaten üç kişiyiz.”
“Bana doğruyu söylemiyorsunuz…” İşte bu çümle beni can evimden vuruverdi asla yalan söylemem söyleyeni de hiç sevmem yalan konusu benim kırmızı çizgim.
“Bana yalan mı söylüyor diyorsunuz! Artık sesimin tonu değişmişti hoca ne diyeceğini önce şaşırdı sonra toparladı.
“Hayır,sadece doğru söylemiyorsun…
“Bu zaten yalan söylüyorsun demenin kibarcası,ben asla yalan söylemem. İş karışmaya başlamıştı bende dengemi yitiriyordum Ali araya girdi her zamanki soğukkanlılığı ile ikna edici bir şeyler söyledi.Ortalık biraz duruldu derken ben tekrar
“Bu bölgede Kimberlite yok ama Lamproite var bu oluşumlarda elmas taşır “
İşte bu cümle tartışmayı tekrar alevlendirdi.Hoca dinlemiyor bende bildiklerimi anlatmaya çalışıyorum en sonunda patladım
“sizin bu söyledikleriniz otuz sene önceki bilgiler ben ise son yıllarda olan değişimlerden bahsediyorum Avusturalya ‘da adamlar harıl harıl elması lamproitlerden çıkarıyor ayrıca Hindistan elmaslarında Lamproite kaynaklı “
Artık ip kopmuştu “Sen bana benim mesleğimizi öğretiyorsun? Sen kim oluyorsun” istikametine yönelince bize odayı terk etmek düştü. Dışarı çıkınca Ali beni bir güzel haşladı ne diyecektim ki elbette demedim sonuna kadar haklı idi adamın egosunu tahrik etmiştim.
Bu olay bizi jeoloji bölümünde öksüz bıraktı arkadaşlar bu işi düzeltmemi bana yüklediler haklılar dı bozduğum işi bir şekilde düzeltmeli idim.
Daha sonra bilgisayardan ve yerinde yaptığım araştırma sonucu daha genç biri üzerinde karar kıldım zaten çok fazla alternatifimizde yoktu.Yanlız başıma benden hayli genç olan bu kişi ile tanıştım sanırım bizim Tamer hoca ile vukuatı da biliyordu.Bu yeni kişi sevimli kibar ve daha önemlisi solcu görünüyor. Fakat ta başından itibaren bu kişiye karşı hep kuşkularım oluşmuştu ben bu durumu fazla kibar olmasına bağlamıştım insanı rahatsız eden bir davranışı mevcuttu neyse dedim kendimize dost seçmiyoruz neticede gidip danışacağımız birini arıyoruz. Evet kısa sürede sık sık yanına gittiğimiz kişi olmuştu bu arada başka kişilerle de tanıştık ama biz tek kanaldan gidiyoruz.
Bu hoca bize elmas işinden vazgeçmemizi çünkü Türkiye’de ne kimberlite ne de Lamproite olmadığını yapacağımız en akıllı işin altın aramak olduğunu bize söyleyip duruyor. Bu Konularda sık sık tartışıyorum bazı mineral örnekleri gösteriyorum fakat fikrinden vaz geçmiyor. Ancak arkadaşım Ali ile bu nedenle bozuşmaya başladık “sen hocadan iyi mi bileceksin!” Hani haksız da sayılmaz ancak ben hızlandırılmış biçimde elmas ve kaynaklarına yönelmişim bu arada çok değerli mineralller bulmuşum ayrıca artık paramızla analiz yaptırıyoruz ortaya çıkan tüm deliller tersini gösteriyor. Arkadaşlara daha yolun başında ikaz etmiştim “Şu anda bile sizle benim aramda önemli bilgi farkı var Eğer hızlı okuyup öğrenmezseniz öyle noktaya geliriz ki asla anlaşamayız. Sadece Ali bu dediğimin kıymetini anladı ilk zamanlar epey gayret sarf etti sonra o da okumaktan vaz geçmeye başladı bu ciddi sorunlara yol açacaktı. İlk zamanları bu meseleyi şöyle çözdük “Metin,bu işi sen biliyorsun, ne dersen yapacağız “ bunu Hüseyin ( KARA) söylemişti sanırım samimi idi ancak her ikisini de iyi tanıyordum asla kafalarının yatmadığı konuya uymazlardı.
Bu olaylar silsilesi devam edip gidiyordu irili ufaklı pek çok olay oluyordu olanların kronolojik sıralamasını yapmak artık imkansız bu nedenle yazacağım olaylar da zaman yanlışı olması muhtemeldir. İstanbul’la irtibatı ben sağlıyordum nitekim bir süre sonra Emel Hanım telefonla aradı yeni bir grup taş daha istedi arkadaşlara söyleyip kargo ile gönderdim. Ancak Pamukkale Üniversitesinde işler yolunda gitmiyor aradan üç dört sene geçmiş aynı konularda aynı düşünmeye devam ediyoruz fakat bir gün hocanın yanında iken ben sigara içmek için kantine doğru gitmiştim dönüşte hocanın benim aleyhime Ali’yi kışkırttığını görüp duydum ancak geri gidip ses çıkararak tekrar içeri girdim okuldan ayrılınca Ali ile aramda Özgül ağırlık ve yoğunluk üzerine tartışma koptu hoca ile ters düşmüştüm arkadaşta bana kızıyor yine aynı terane “hocadan iyimi bileceksin?” Ben doğruluğana emin olduğum konuyu sonuna kadar savunurum ispat edilirse vaz geçerim ancak Ali öyle davranmaz kestirir atar!… Böylece biz dönüş yolunda tartışmaya başladık en sonunda bu hocanın ikimizin arasını bozduğunu söyledim ayrıca benim tablette konu ile ilgili bilimsel makaleleri okumasını istedim elbette okumadı iş tehlikeli hal almaya başlamıştı iki yakın arkadaş birbirimize güvenemez hale gelmiştik işin kötü tarafı Karacasu ‘ya gittiğimizde bu konularda pek konuşmayan arkadaşım aynı konuyu gündeme getiriverdi ve Hakkı hocada aynı cevabı verince patladım “ yanlışı kim savunursa savunsun yanlış yanlıştır” tabi bu lafın muhatabı da bana yüklendi, aklıma altın işinde doğruyu seçimle tespit meselesi geldi yine çoğunluğun yanlışına gömülmüştüm.
Çözümsüz görünen sorunu bir çırpıda çözecektim fakat bunun için birkaç hafta daha geçti artık her tür makaleye erişebiliyorum yine arama yaparken bir Amerikan Üniversitesinin “Batı Anadolu lamproitleri” adlı akademik makalesini gördüm nihayet benim dışımda bir belge bulmuştum hemen tercüme ettim. Fakat bu güzel keşif sürpriz yumurtasını da sunuverdi. Yazı da üç Amerikalı akademisyenin yanındaki dördüncü imza bizim hocamızdı!…Şimdi taşlar yerine konmaya başlıyordu artık sakince arkadaşlara durumu anlatmalıydım önce Hüseyin’e anlatıp onayını aldım sonra ikimiz Ali’ye gittik önce yazıyı okumak istemedi fakat sonunda okudu. Artık son vuruş yapma sırası idi hemen hocayı aradım “selam kelamdan sonra Lamproite “falan deyince yine “ya Metin Bey bu ülkede lamproite yok boşuna uğraşıyorsunuz …” deyince “hocam size bir makale ismi veriyorum deyip okumaya başlayınca telefonu suratıma kapatıverdi ! Bu olaydan sonra bizimle bir daha görüşmedi en son bildiğim kurs için ABD veya Kanada’ya gittiği oldu. Artık o işi çözmüştük diğer konuyu da Halil hoca ya sorduk o da önce Hakkı hocaya kızdı ve Metin haklı dedi (yani özgül ağırlık ayrı yoğunluk ayrı konusunda). Ancak buna benzer birkaç olay daha olacak bu ise hiç istemediğim halde okulda ki hocaların tepkisini üzerime çekecektim Halil hocaya bir şey diyemiyorlar ancak sanki ben kışkırtmışım gibi de beni sorumlu tutuyorlardı. Benim bakışım ise kendilerinden çok şey öğrendiğimi ve kendileri ile rekabet diye bir konunun olmayacağını defalarca söylememe karşın zaman içinde o biriken öfkeyi görüp çaresizce çabalamakta idim. Bunların birkaçını tarafsızca yazmaya çalışacağım.
Bir defasında Prof.Halil Sarp ve okuldan sanırım yedi ayrı hoca var çay içip sohbet ediyoruz yeni bulduğum “stishovite “ taşı üzerine konuşuyoruz ben ısrarla sertliğinin 9.5 olduğunu söylüyorum hiçbiri kabul etmiyor Halil hocada ses çıkarmıyor işin gerçeği hiç kimse bu taş hakkında bilgi sahibi değil olması da zor zaten tüm dünyada birkaç tane bulunmuş fotoğrafı bile yok (ayrıca samimiyetle yazıyorum ki binlerce mineralin ne kadar uzman olursa olsun ezbere bilmek imkansızdır ayrıca gereksizdir çünkü hazır bilgilere ulaşabiliyorsunuz,anlatmak istediğim bu binlerce mineralden çok az bilineni birinin bilip veya bilmemesinin önemi yoktur bu yazıyı okuyanların yanlış çıkarsamazlar yapmaması için bu notu yazıyorum). Benimse elimde mevcut. Normal olarak inanması güç bir durum. İş esas olarak sertlik üzerinden gitti madem dediler bilgisayara bakalım itiraz ettim” ben baktım birinin dediğini diğeri farklı yazıyor doğruya bu şekilde ulaşamayız “ dediysemde bakıldı söylediğim gibi farklı rakamlar var ancak hiç 9.5 sertliği yok. Hakem olan Halil hoca beni hepimize ısmarlamak üzere sanırım kola benzeri bir içecekle beni cezalandırdı cezama razı oldum ancak hocaya “hocam tabletin kontürü yok ancak akşam size konu ile ilgili belgeleri müsaadenizle göndereceğim “ kabul edildi ancak benim iddiam
güme gitmişti. Akşam evde on kadar akademik makaleyi hocaya mesajla gönderdim.Sanırım ertesi gün yine okuldayız Halil hoca yazıları okumuş “bunları bende bilmiyordum Metin haklıymış “ dedi ve Hakkı hocadan dünkü hocaların gelmesini istedi. Hepsi geldiler kendilerine konu ile ilgili bilgi verdi ve madem Metin haklıymış sıra ile özür dileyeceksiniz …İşte bu şakavari hareket bazı hocaları aleyhime çeviriyordu gerçi Halil hoca bunu istemezdi ama olan da buydu.
Bu sırada tamamen benim her zamanki işbilirsizliğimle oluşan olay meydana geldi.Artık tabletime sık sık soru soranlar oluyor resimler gönderiliyordu sanırım kimse veya çoğu kimse aynı şeyi yapmaz hepsine yetişmeye çalışıyorum.İşte yine böyle bir mesaj aldım o kişi elinde “painite taşı “ olduğunu iddia ediyordu.O günlerde bu taşla ilgili bir yazı yazmıştım ve Türkiye’de bu taş olması gerekir diye de ilave etmiştim. Denizli’den biri beni evine davet etti yanına gittim hatta evine gittik sağolsun çay ikram etti ben taşı gösterecek diye bekliyorum başka taşlar gösteriyor sonunda dayanamayıp sordum “painite taşı nerede ?” Suratı allak bullak oldu sıkıntı içinde “ancak uzmanına yani Halil hoca ya gösteririm…” Biraz bozuldum ama tamam dedim bende merak içindeyim işçi bir arkadaş bu taş ile hayatını geliştireceği beklentisinde,anlayış gösterip Halil hoca ayrılmadan ( Hoca,İsviçre’de yaşıyor) görüştüreyim dedim.Yanından ayrıldım hoca ile görüştüm,hoca inanmadı ama madem sen istiyorsun buraya getir dedi. Arkadaşa telefon ettim Sarayköy’e geldi ancak nerdeyse bozuk atar gibi “yol param yok “ dedi onada tamam dedim bir arkadaşın oğlunun arabasını benzin parası karşılığı tuttum ayrıca yemek de ısmarlayacaktım! Sonunda Aydın’a gittik.Laboratuvarda Halil hoca bizi bekliyordu.Hocayı görünce taşı özenle sakladığı yerden çıkardı taşı görür görmez gayri ihtiyari tepki gösterdim “ yahu bu obsediyen!” Hoca eli işaret etti beni susturdu “beni takip edin”
Üçümüz cihazın başına geçtik hoca ciddiyetle taşın kırılma indisini ölçtü anlaşılır şekilde izah etti bizim arkadaş kararmaya başladı sanırım tüm hayalleri yıkılmıştı bende üzüldüm bu kadar üzülmesine rağmen orada olduğu müddetçe gayet saygılı davrandı.Neticede işimiz bitmişti teşekkür edip ayrıldık bunları bir pideciye götürdüm karnımızı doyurup dönüş yoluna girdik. Yolda arkadaşın tavrı değişmeye başladı “ durmadan beni suçluyordu “ şoförlük yapan bile sinirlenmeye başladı iş karışıyordu müdahale ettim “ Ne istiyorsun! Elimden geleni yaptım ücretsiz olarak taşını incelettirdim araba tuttum artık yemeği utandığım için söylemedim “ Ben bu gün senin yüzünden işimi bıraktım bugünkü ücretim ne olacak ?” Tamam dedim ne kadar zararın derken şöför “Metin amca bırak bu şerefsizi indirelim kendi gitsin “ dedi galiba hatasını biraz anladı artık sesini kesti Denizli’ye götürüp evine bıraktık. Bu olayın şöyle bir kötü çıktısı oluştu. Üçümüz laboratuvarda cihazlara gittiğimizde üzerlerinin örtülmediği ayrıca kalibrasyon ayarlarının bozuk olduğunu gören Halil hoca çok sinirlendi sorumluları çağırıp hepsine “fırça attı” ee orada biz varız ben olmasam olay açığa çıkmayacak bu fırça işi de bana yapıştı özellikle Hakkı hoca üzerine alınmıştı tamam dedim bunun acısını benden çıkaracak nitekim bu olay çok kötü şekilde sonlanacaktı…
Elmas olayımız bir öyle bir böyle yürütmeye çalışıyorum fakat çok basit olarak olması gerekenler bir türlü olmuyor.İstanbul’dan analiz sonuçları o kadar aramama karşı gönderilmiyor çok basit gerekçeler önüme atılıyor yav biz civ civ değiliz ki! Neymiş mesaj atmasını bilmiyormuş (Emel Hoca) “ hocam,asistanında mı bilmiyor?” Falan benzeri mantıklı cevaplarımız işe yaramıyor bir şeyler ters gidiyor. Elimizde hala aynı taşlardan var yeni bir İstanbul seferine karar verildi bu sefer Ali’de benimle gelecek. Hedefide biraz değiştirdik bu sefer İstanbul Üniversitesine gidecektik nitekim gittik fakat benim yöntemler işe yaramadı ilgili kişilerle görüşemeyince Ali işi bana bırak “ sen insanlarla konuşmayı beceremiyorsun “ dedi hayret hakikaten de başardı nihayet randevu yu kopardık. Fakat önceden araştırma yapıp görüşmek istediğimiz uzman hocanın ayağını kırdığını ve okulda olmadığını öğrendik başka bir hoca bizimle ilgilendi ayrıca Kapalıçarşı’da ki bir kuyumcu tanıdığı imiş bizde bir gün önce o kişi ile tesadüfen görüşmüştük. Uzatmadan, taşları o profesöre teslim edeceğiz içimde bir kuşku var hocam bir hatıra fotoğrafı çekeyim dedim Ali'ye de kaşla gözle taşı öne çıkar diyorum hemen anladı sanırım bir fotoğraf çektim zaten elimizde başka da bir şey kalmayacaktı. Salak gibi getirdiğimiz tüm taşları da vermiştik.Çok sonra edilen telefon ile sonuç alamayınca artık bilmem kaçıncı İstanbul seferinde aynı hoca taşların kampüsde olduğunu ve uzak olduğu için getirmeyeceğini söyledi analiz sonuçlarını isteyince “önemli bir şey çıkmadı “ deyip vermedi.
Baktım işler iyi gitmiyor başka kanallara el attım. El Dorado diye dünyaca meşhur maden firması var onlarla temasa geçtim beni Uşak /Eşme’de ki tesislerine davet ettiler.Yanımıza yakın arkadaşımız avukat Şahin (Küçükaslan) nıda alarak üç kişi tesise gittik. Bize tesisi gezdirdiler sadece altının külçe haline getirildiği yere giremedik. Sonunda bir yetkili ile görüşmeye başladık arkadaşların kafasında %”10 ortaklık var ben ise %2 ye fitim. Avukat arkadaş teklifi yapınca adamları bir gülme aldı ki bütün cesaretimiz kırıldı. Hiçbir şekilde ortaklık söz konusu olamazmış. Eğer analiz sonuçları olumlu çıkarsa birkaç yüz bin lira verilebilirmiş…Neyse biz bazı numuneleri verdik daha önceden de Kanada’ya analiz için numune gönderip sonuç almıştık yani bölge hakkında az çok bilgi sahibiyiz. Analiz sonuçları beklenecekti. Ancak işin rengi belli olmuştu bunlardan bize hayır yoktu. Bu girişimde iyi sonuçlanmayınca aklıma bambaşka bir fikir geldi.Ankara’da görev yaparken Ermeni asıllı bir askerim vardı bak! Yine adını unuttum kendisine hep “gözlük “ derdim öyle anlaşırdık.”Bir saksağan HİKAYESİ “ yazımda bu kişiden çokça bahsetmiştim. Ailecek antikacılık yapıyorlardı kendisi esas olarak resim uzmanıydı ayrıca madenci arkadaşından bahsetmişti. Aramız çok iyi olmuştu kendisini çok severdim sanırım o da beni severdi. Terhis olurken mutlaka İstanbul’a gelmemi istemişti ama gidememiştim. Arkadaşlara bu askerimi göreceğimi söyledim kıyamet koptu. Hüseyin’nin evindeyiz diyorlar ki “ Bu askerinin adı ne “
“Bilmiyorum gözlük derdim” Ya adamı deli etme İstanbul’da on milyondan fazla insan var. “Evet,var.” “Tamamda adamı nasıl bulacaksın?” “İzleri takip edeceğim, mutlaka bulurum. Adam antikacı İstanbul ‘da kaç antikacı olacak ki? Tartışmalar bu mealde sürdü gitti en son Ali noktayı koydu “arkadaş sana sadece bir gün izin ilk gün bulamazsan bizim dediğimizi yapacaksın “ kabul etmiştim bir gün 24 saat çok uzun süre. Trenle İstanbul’a yataklı olduğu için dipçik gibi indim keyfim yerinde görevim için araştırmaya Beyoğlu’ndan başlayacağım. Eski günleri yad edip hedefime kilitlendim. İstanbul beni top gibi oynuyordu bir oraya bir buraya yürümekten canım çıktı. Baktım öğlen olmuş daha ipucu dipucu yok. Nedense hiç kimse işe yarar bilgi vermiyor ilk soru adı ne ? Bilmiyorum bu laftan sonra bazısı kafasını çevirip sözsüz git başımdan diyor bazısı sadece gülüyor bununda anlamı farklı değil . Oturup bir yerde yemek yiyip düşündüm nerede hata yapıyordum? Taktik değiştirme kararı ile artık oldukça uzakta olduğum yerden tekrar Beyoğlu bölgesine döndüm sadece Ermeni kökenli antikacılara bakacaktım. Bu taktik de işe yaramadı fakat bir konu dikkatimi çekti hepsi benden tedirgin oluyordu sanırım o günlerde öldürülmüş olan gazeteci H.Dink olayı hepsini etkilemişti yeniden taktik değiştirdim. Ne yazık ki yanımda siyah çantamla hiç de sempatik görünmüyordum ancak mecburum. Artık girdiğim yerde doğrudan konuya dalıyor samimi olduğumu pratik olarak gösteriyor kafasında soru işareti kalmasını önlemeye çalışıyorum bu taktik işe yaradı ilk defa bir bilgi kırıntısı yakaladım bu bilgi için beş altı km yürüdüm sonunda yarı deli bir ressama ulaşmıştım. Adamin atölyesine gittik her taraf resim dolu sanırım yüzlerce var benim anlayışıma ters resimler. Oturup biraz içtik epey sohbet ettik resim sanatının tarihçesi ve geldiği yer falan derken ben aradığım bir bilgiye daha ulaştım bizim askerin babasını iyi tanıyan birinin adresini verdi. Kendisine söz verdim “eğer bizim elmas işi olursa geri gelip kendisinden uygun fiyata resim alma sözü verdim hala bu sözüm geçerlidir…
Derhal o adamı buldum fakat benden çok tedirgin oldu özellikle emekli asker olduğumu söyleyince gözünün dibi alarm verdi hatamı anlamıştım hemen devrimci olduğumu ve bu konuda başıma gelen bazı hatıraları arka arkaya sıraladım tekrar iletişim kurmayı başarmıştım fakat daha kesin kararını vermemişti kendince beni denedi ancak rol yapmama gerek yoktu hakikaten bende ırkçılık nasıl uğraşılırsa uğraşılsın filiz vermez sonunda adresi aldım. Ancak nerde ise gün bitmek üzere bahsettiği mahalle bayağı uzak zengin semti. Bir araba ile oralara vardım fakat adres karışık emin olamıyorum derken burası olması lazım deyip bir kapının ziline uzun uzun bastım. Kapı açılınca, kim bu salak bakışlı diyen tavırla gençten biri kafasını uzattı, adamın söylediği ismi söyledim “yok burası değil “ dedi tam kapıyı kapatacak içimden bir ses yalan söylüyor dedi o kapatmadan içeri girdim çok şaşırdı bağırıp çığırmaya ve çıkmazsam polis çağıracağını falan söylüyor bende yirmi küsur sene önce askerim olan kişiyi aradığımı söylüyorum tam bir komedi , derken kapıda biri göründü elinde bir şeyler var beni görünce bağırdı “Gözüm Komutanım” Baktım bizimki hemen sarıldık çok sevinmişti tartıştığım kişi kardeşi imiş.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum