İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR EMEKLİLİK HİKAYESİ SON

27 Haziran 2026, Cumartesi 14:50

 

                                           BİR EMEKLİLİK HİKAYESİ—SON

 

     Benim günahımı anlamak için biraz daha başa sarmamız gerekiyor.Tank Sınıf Okulunda bir sene daha okuyup tankçı astsb.olarak görev yerlerine gideceğiz artık eğitim öğretim bitmek üzere bazı önemli kararlar aldık bir tanesi de benim “günahım “dediğim. Sınıf okulunda geçen sürenin emekliliğe sayılması için kuradan sonra maaşımızdan ödeme yapmamız, kanunen gerekiyordu. Ancak yıl 1977. Türkiye’de herkes siyaset içinde, kimi Atatürk kimi Lenin kimi de  Fatih olmuş memleketi kurtarıyor o zamanki biz gençler daha bir siyasete dalmışız her olay mutlak siyaset terazisinde tartılıyor. Emin değilim ama ben demiş olmalıyım diye düşünüyorum bu “haraç”gibi gözüken parayı vermeyelim diye görüş aramızda hakim oldu. Günümüz şartlarında bu durumu algılamak zor ; bizim başımıza gelenler bizi asi duruma getirmişti her şeyde art niyet arar hale gelmiştik.

Bir iki olayı yazarsam hak verilebilir. Birincisi bayram izni nedeni ile oldu. Bayram iznine gidecektik ancak yanlış hatırlamıyorsam bayram bitmeden dönmemiz isteniyordu. Yine toplu karar aldık hep beraber geç okula döndük. Kıyamet koptu herkesten   savunma istediler. Askerlikte savunma demek yargılama değil infaz anlamındadır. Yine karar alıp savunmaları aynı cümlelerle verdik bu toplu isyan benzeri  durumdu ya hepimizi atacaklar ya bir şekilde uzlaşılacaktı. İlk olayda uzlaşma galip geldi. Çok büyük sorun olmadı. Fakat başka bir olay da eklenince iş değişti. Bir gün öğrenci bölük komutanı bir görev dönüşü muhalif olduğumuzu bildiği halde sanırım Harp Okulu Marşı ile yürütmek istedi. Marş komutu havada kaldı, hepimiz yerinde duruyoruz ne hareket ne ses !  Tabi aradan çok zaman geçti tam hatırlamıyorum ama bizim Bl.K.nı yakındaki Tümen Karargahına  koştuğunu hatırlıyorum. Öğrenci Bl.Çvş.tarafından binamıza gittik. Fakat tümen komutanı geldi hepimize boya kına çaldı…Hadi tamam fırçayı yedik ardından toplu savunmamız istendi bu sefer durum ciddi idi aramızda bir iki tane MHP ye yakın arkadaş var onlar “yanlış yapabilir!”  Elbet önlemler alındı yine toplu cevabımız fotokopi benzeri olunca epeyce başımız ağrıdı ancak o dönemde birde darbe girişimi yaşandığı için hepimizi gözden çıkaramadılar. Yani sınıf okulu sıkıntılı dönem geçiriyordu bizimde “her şeye karşı” oluş derecemiz yüksek bu nedenle olsa gerek bu anlamsız kararı aldık. Ben ilk kıtamda  Emekli Sandığından uyarı yazısı gelince dilekçe ile “ödemiyorum” yazıp göndermiştim. Sonraki senelerde aynı cevabı vermeye devam etmiştim elbette bütün arkadaşların da benim gibi kararımıza uyduğunu düşünüyordum !

Sarıkamış’ta son senemde bir gün Tb.K.nı odasına çağırdı seni tümen komutanı istiyor beraber gidiyoruz dedi bende aklımı  boş yere sebep arayarak,komutan  makamına ulaştık.Tb.K.da hiçbir şey bilmiyor ancak bakışlarından da kimbilir ne karıştırdı yine diye bakıyor bende azıcık telaşlıyım. Komutan babacan  tavırla “Ulan Türkiye Cumhuriyetinde bir sen bu parayı ödememişsin !” diye seslendiğinde de ne olduğunu anlayamamıştım ancak evrakı bana verince durumu kavradım Emekli Sandığı özel olarak Tümen Komutanına durumu yazmış…

—İleride bana dua edersin, bunun maaşından kesin gönderin

Ben konuşacak oldum ikaz etti —hiç konuşma, bu sana iyiliktir benzeri sözlerle beni sus pus etti selam verip çıktık. Hakikaten o ay maaşımdan kesinti yapılıp para Ziraat Bankası ile gönderildi bende makbuzu özel klasörümde “makbuzlar” dosyasına koymuştum.

İşte durum  vaziyet geçmişte olan zırtabozluğun gelip suratıma çarpması olmuştu bu arada bütün arkadaşlara verdikleri sözden döndükleri ve bana da haber vermedikleri için sık sık hayırla (! ) andım.

Tamam bu sefer durum daha netti çözümü de basit görünüyordu. Makbuzu bulup gösterince ödeme yaptığım anlaşılacak ve sayılmayan bir yıl sayılınca fiili çalışma zorunlu süresini dolduracaktım. Vay be, iş çok kolay görünüyordu bu sefer Bina ile  savaşımımın  başarısı garanti görünüyordu. En son haberleri evdekilere anlatıp ertesi gün İzmir/Narlıdere’ye yola çıktım. Fakat oraya varınca eşyalarım, sandıklarım hala öylece duruyordu elbette benim için eve yerleşmezlerdi ancak nedense onları böyle görünce hayıflandım kimbilir kaç bin km taşıdıklarım vardı hepiciği de öylece duruyordu.

İş başa düştü ancak onlarca sandığı karıştırmak yüzlerce kitap içinde dosyayı bulmak neredeyse bir hafta mı aldı. Sonunda emeklilik biletimi elime almıştım biraz yıpranmıştı ama işe yarardı. Doğruca Ankara’ya döndüm evdekilere makbuzu gururla gösterdim.

Tekrar binaya dönmüştüm o da öyle duruyor, dalga mı geçiyor derken içeri daldım. Artık elimde sihirli kılıcım var itiraz edenin boynunu gövdesine veda ettirmeye kararlıyım, hızlı şekilde basamakları tırmanıp elimdekini gösterip bir bir yukarı çıka çıka Genel Müdür Yardımcısı Suzan hanıma ulaştım artık yukarısı Everest oraya çıkacak donanımdan da yoksundum. Hiç beklemediğim kadar anlayışlı davrandı sakince zaman zaman hiddetlenip anlattıklarım karşısında arada bir şaşırarak dinledi. Sonunda “sizin için özel kurul toplanacak o kurul kesin kararı verecek “ dedi bende içini dökmenin verdiği rehavetle en son kurul kararı sonrası K.K.Karagahına albayın söylediklerini düşünüyorum ”Astsb.ım  ordudan bir kere istifa edince geri dönüşü olmaz, burası M.E.Bakanlığı değil!”

Evet ya emekli olmaktan vazgeçmem de işe yaramamıştı K.K.leri beni Em.Snd.na gönderiyor onlarda beni tekrar geriye şutluyor fakat ortada gol mol yoktu…

Herhalde artık bu makbuz ile bizim iş olacaktı nitekim benim için özel kurul toplanacakmış, uzatmadan teşekkür edip tekrar eve döndüm. Eh, şunun şurasında bir hafta kadar daha bekleyeceğim.

Aylardan nisanı bulmuştum ki bir haber duyuruldu MHP genel başkanı A.Türkeş ölmüş. Ankara’ya kar yağıyor hemde lapa lapa. Bu kadar mücadele ettik cenazesine gideyim dedim, Kızılay meydanında inanılmaz bir kalabalık var Türkiye’nin her yerinden gelenler var. Bu kadarını beklemiyordum o kalabalığın içinde saatlerce dolaştım çoğunu yüzünde eşarp, atkı ve ya  şapka benzeri örtüler olduğundan mı nedir bir tane tanıdığa rast gelmedim gördülerse görmezden mi geldiler bilmiyorum oysa o cenahın benim yaşımdakillerden epeyce tanıyanım çıkması gerekirdi kimbilir belki de günün önemine binaen affa uğramışımdır.

O günü ibrişimle çektim kopmadı ama bir şeyler yapacağını da belli etmişti. Nihayet gelecek olan geldi gidecek olan ben o binaya tekrar uzaktan bakıp “ya Allah” deyyip daldım.

Bu sefer en yukarıya doğrudan gittim aradakiler arkada kalmıştı nihayet büyük zaferimi ilan edecek çileli haftaların acısını da çıkaracaktım. Doğrudan içeriye girdim Suzan Hanım beni görünce anası ölmüşün doktoru gibi baktı, aman tanrım yine mi!

Cehennemin kazanları dökülmeden dondurup bekledim öyle ya kadıncağızın belki kocası falan vefat etmiştir bu dünyada bir ben mi yaşıyorum falan diye umut yaratırken tam anlayamadığım ancak “Metin Bey çok üzgünüm “ cümlesi kazanın tümünü kafamdan aşağı boca etmiş artık duymuyorum görmüyorum ancak herhal ölmedim ki duymadığımı görmediğimi biliyorum.

Bir iki dakika iç hesaplaşması sonucunda atom bombası misali patladım ne dediğimi ben değil içimde ki bir deli belirliyor oda çınladı kadın panikledi ayağada kalkmışım Em.Snd.na içimden geçenleri boca ediyorum ki odaya biri girdi kelli felli biri  “ Ne bağırıyor bu adam!”

Dönüverdim ona neden bağırdığımı bir güzel izah ettim bu arada Suzan Hanım koltuktan kalkmış içeri giren yerine oturmuş benim beyin bunun ne anlama geldiğini idrak etmeye çalışıyor derken adamın güven verici sakin sesini rahat duydum  “ oturun ve bana anlatın.”

Bu sakinlik beni utanç içinde oturmama sebep oldu başladım anlatmaya arada bir Suzan Hanıma dönüp doğruluyor tekrar bana dönüyor.Uzun süren emeklilik çilemi dinledi. Sonunda bana yine sakince “ Metin Bey yarın onda burada olun “ dedi ve odadan çıktı. Eh, benim işimde bitmişti biraz mahcup biraz kızgın odadan çıktım, bir an önce temiz hava almalıyım Ankara’da o dönem de  o da yoktu ya!

Akşam olanları konuştuk hepimizde bıkkınlık var özellikle kardeşim ve eşi umutsuz bende söylemde aynı ama içimde bir yerlerde bir kıpranış var buna umut mu desem…

Ertesi gün en az randevudan bir saat sonra bina ya yaklaşmışken iki adam üzerime koşarak geliyor “ne oluyor be, kaçayım mı durayım mı “ derken uzaktan  “Metin Bey misiniz?”  Denince benimde onlara gitmem gerektiğini anladım biri ” sizi bekliyorduk müdür bey sizi bekliyor” dedi ve binanın başka bir girişine beni yönelttiler vay be, bu kapıyı görmemiştim , içeri girince beni asansöre götürdüler hep merdivenlerden çıktığım en tepeye yıldırım gibi çıktık. Müdürün kapısı önünde durup kendime çeki düzen verdim “acaba içeride ne olacak!”

Beni görür görmez ayağa kalktı —ü” buyurun Metin Bey ne içersiniz?” 

Valla olay çok güzel başlamıştı hemen çay geldi içerken bana “ siz ,komutanımıza müdürlüğümüz çok çektirmişiz  bütün personel olarak özür diliyoruz,buyurun emekli ikramiye çekiniz.” 

Kaybolan bilmem kaçıncı eşeği bulmuş biri olarak mutluluk doldum hatta bundan sonrasını zor hatırlıyorum biraz daha bekleyip içten teşekkür ile ayrıldım giderken Suzan Hanım’a uğrayıp özür teşekkür karışımı selamımı verdim kaçarcasına binayı terk ettim.

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum