BİR KAYAK HİKAYESİ
27 Haziran 2026, Cumartesi 18:451980 harekatı olmuş bir sene sonra kesin Doğu sıram var, babam eskiden beri sıkıştırıyordu tanıdığı general ile torpil yapalım diye aklıma geldi ilk fırsatta kendisine söyledim. Sıkı sıkıya tembih ettim torpilli yerim “Sarıkamış “ diye babamda aynen iletmiş paşa demiş senin oğlan kafayımı yedi? Kimse orayı istemez bir daha soralım demiş. Yeniden görüştüğümüzde babamda Sarıkamış hakkında bilgi toplamış “yahu orada ne işin var “ dediyse de ısrarcı oldum 1981 yılı haziranında tayinim Sarıkamış’a çıktı.
Elbette burayı yakın arkadaşlarım için istemiştim birde zaten torpile karşıyım bu bir nevi ters torpil olacaktı yani imanımıza da helal gelmeyecekti !
Türkiye’nin en yüksek ve en kalabalık yerleşim yeriydi benim gibi maceraperest biri içinse gayet uygun. Bu güzel ilçede üç senem geçecekti fakat daha başlangıçta terslikler başlamıştı. Görev yapan Tümen Komutanı sanırım 12 Eylül Harekatı ile ters düştü biz gittikten kısa süre sonra istifa etti. Yerine gelen şahıs bu göreve şans eseri gelmişti bu nedenle de fırsatı değerlendirip yükselmek istedi bu isteği de pek çok olaya neden olacaktı.
Komutan birliklerin üzerine üzerine gitmeye ve komutan baskısını artırmaya başladı bunlara az çok alışıktık fakat bu stresi arttırdıkça birlikler normal yapacaklarını da yapamaz hale geldi. Birliklerde intihar olayları arttı. Nerdeyse her hafta erlerden biri intihar ediyordu sonra sb.ve astsb.dan da intihar edenler oldu ancak komutan tutumunu değiştirmiyordu ardından fazla mesai normal hale geldi. Herkesin siniri burnunda kim daha yüksekte ise aşağı doğru tepiyor altta kalanın canı da kolay çıkmadığından inim inim inliyoruz. Yetmedi mesai saatleri gece onbire kadar uzatıldı artık evin ihtiyaçlarını bile alamıyoruz sonunda sb.ve astsb.eşleri çocukları ile Sarıkamış’ta yürüyüş yaptı “çocuklarımız babasız büyüyor”
Mecburen biraz rahatlama oldu ancak bu sefer Komutan bütün sb.ve astsb.lara kayak eğitimi mecburiyeti getirdi! Fakat mesai zamanından çalmamak için bu eğitim cumartesi ve pazar günü olacaktı ve de nöbetçiler hariç herkes katılmaya da mecbur…
Ben tümen tank taburundayım. Bizim taburda toplam üç adet kayak var. Birini Tb K.aldı.Birini Tb.S-3 bnb.aldı kaldı mı bir adet onuda Kh.Bl.K.nı ile Bl.astsb.beraber kullanacak. Geri kalan kırk kadar sb. ve astsb.”gözlemci kayakçı”olacaklar ! İlk haftadan itibaren içtima ile kayak eğitimine başladık fakat bütün tümen personelini ikiye ayırmışlar biz zır acemi olduğumuzdan bizi ilk sene dağ taburunun pistinde eğitim göreceğiz. Başımızda ki eğitmenlerin neredeyse hepsi Tümen içinde görevli sivil memur ve işçiler ve bunların hepsi kaymayı iyi biliyor ancak sayıları da yetersiz. Neticede “İznos” denen yere reolarla ( taşıma araçları) o soğukta gidiyoruz mesafe herhalde yirmi km civarında idi.
Orda tesis mesis yok! Bir tepe ve ağaçlar içinde, aşağıya inişi başarırsan inişin on misli zamanda ve eforla tekrar başa geliyorsun eee bizlerin zaten kayağı yok ne yapalım bizde soğukta bekleme eğitimi yapıyoruz arada sırada küfür falan da ettiğimiz oluyor. Zaten bu askeri kayak ile sivil kayak arasında ki fark kağnı ile Mercedes otomobilden fazla bizim kayakların ayakkabısı yok bot ile giyiliyor, bir düşersen ayağın kırılmazsa şanslısın.
Gidip geliyoruz bir ara arkadaşım olan Kh.Bl.astsb.Esvet bana kayak verdi tamam dedim iki dakikada bana nasıl durup döneceğimi anlattılar “canım çok kolaydı, dönüş ile duruş neredeyse aynı azıcık fazla basarsan duruyorsun “ tamam bu kadarı yeter dedim ve tepede kayağın birini ayağıma zar zor geçirdim ancak ikinci kayak inat ediyor bir türlü kayağı bota bağlıyamıyorum derken bir ara ayağıma oturdu fakat tepede olduğumdan hareket etmeye başladı. Batonlarda arkada kalmıştı kayak kendi kafasına göre gidiyor ve güzergahtan çıktı kocaman bir çama doğru gidiyorum. Hız gittikçe artiyor onların anlattığı gibi dizi kıvırıp döneyim dedim olmuyor çok fena düşeceğim öyle mi yapayım böyle mi yapayım derken iki bacağım birbirinden ayrılmaya başladı ne oluyor demeye kalmadan bacaklarım kopma noktasına gelmişti tamam dedim benden bir tane daha çıkacak! Sonunda yardım istedim bana kahkaha olarak geri geldi nasıl oldu tam bilmiyorum bir anda koca çamla kucaklaştık.
O hır gür içinde ayağım nasıl kırılmadı hala şaşarım elbette herkes benim kadar şanslı değil ayağını kolunu kıran eğitim dışı kalıyor hatta biri sanırım gözünden oldu.
O ilk sene azıcık kaymayı öğrendik ancak hala durmayı beceremiyoruz. Yaz gelince ki Sarıkamış’ta yaz en geç gelendir bizim kayak HİKAYESİ bitti ancak bu sefer komutan “dağcılık “eğitimi diye tutturdu hani şansım varmış ilk hafta nöbetçi idim de gitmedim zaten o gidiş son oldu çünkü biri çok fena düşmüştü ve kara düşmek gibi olmadığından nasılsa bu sevdadan vaz geçildi.
Ertesi sene yine kış gelince kayak eğitimi faslı tekrar başladı ancak artık biz milli takımın kamp yaptığı “Çamurlu dağ “ a terfi etmiştik ancak bizim kayak takımlarının üreme gibi yeteneği olmadığından yine elde üç adet kayak takımı var.
Bu tesiste yukarı çıkmak içim “telesiyej ”dedikleri bir düzenek var üzerine oturuyorsun hangi kapıda istersen iniyorsun.Tam hatırlamıyorum ama galiba yedi kapı vardı biz acemiler birinci kapıda iner temkinli şekilde aşağıya inmeye çalışırdık elbette kayak takımı ele geçirebilirsek.
Bu tesislerin dağa bakan tarafında büyük bir meydan vardı gelen sivil ve asker şahısların büyük çoğunluğu bu alan içinde bulunurdu. Özellikle milli takım içindekiler en yukarıdaki kapıya kadar gider oradan döne döne inerlerdi bizde imrenerek seyrederdik.
Yine bir gün elime kayak takımı geçti artık gitmeyi falanda beceriyoruz o gün sanırım üzerimde sivil elbise vardı çünkü personel kontrolü gittikçe gevşemişti ama mecburen geliyorduk.Tam telesiyej denen yere otururken genç milli takımın ekibi geldi mecburen beraber yukarı çıkmaya başladık niyetim her zamanki gibi birinci kapıda inmek. İlk kapıda inmeye teşebbüs edince kızlar gülmeye başladı Nasıl olduysa birden karar değiştirdim bana gülmelerini istememiştim…
İnşallah üç te dururlar dörtte dururlar derken son kapıya geldik. Aşağıya baktım millet kuş sürüsü gibi görünüyor elim ayağım karıştı ayağımda kayaklar ellerimde batonlar,ha ha hi hi derken gençler ki o zaman bende gencim aşağıya doğru kıvrıla kıvrıla gidiyorlar en son giden hadi der gibi işaret etti “Ya Allah “ deyip kendimi bıraktım aman allahım hızım gittikçe artıyor yahu ben ne dönmesini ne durmasını biliyorum…
Kontrol benden çıkmıştı hayatımda bu kadar yüksek hıza ilk defa erişiyordum,çevredeki ağaçlar görüntüler vızır vızır akıyordu bir ara bir kayanın üzerinden uzun atlama yaptım nasıl düşmedim bilmiyorum kesinlikle benim becerim falan değildi bu arada benden önce yola çıkanları sağından solundan önünden geçip gidiyorum sanırım dünya hız rekoru falan kırıyorum koca dağdan aşağıya dümdüz iniyorum aşağıda ki kalabalıktan bir alkış koptu ben acayip bir ruh halindeyim melekler gibi uçuyorum…
Kalabalığa yaklaştıkça insanlar bir gariplik olduğunu anlamaya başladılar ve sağa sola çekilmeler oldu bir yandan nasıl duracağımızı bize öğretilenleri içimden tekrar ediyorum alanda boşaldı şöyle karları savurta savurta zınk diye durma hayalleri yapmaktayım baktım artık alana girdim sonunda kararımı verip dizimin üzerinde döneyim derken birden her şey tepetaklak oldu epey bir süre uçtum nasıl oldu bilmiyorum ayağımda kırık falan yok bir sonra kalkayım derken batonun biri kafama düştü!
Millet başıma toplanmış arkadaşlar durmadan gülüyor sonradan anlattılar aşağıya bir inişim varmış herkes beni yurt dışından getirilmiş sporcu sanmış tezahürat da ondanmış ancak filmin son perdesi olmasa durum fevkalade imiş falan filan…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum