İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR KİRLİLİK HİKAYESİ BİR

27 Haziran 2026, Cumartesi 13:21

Türk Silahlı Kuvvetlerine katılalı yıllar olmuş artık mesleğin ortalarına gelmişim görev yerim MAMAK Garnizonu.

Benim zamanımda aynı kışla içinde iki komutanlık mevcuttu biri 4ncü Kor.K.lığı diğeri ise 28 Tuğ.K.lığı. Ben tugay bağımsız tank bölüğüne tayin olmuştum,bu kışlada sekiz yıl görev yaptım.

Sekiz yıl içinde pek çok değişik görevlerde bulunmuştum önce Tank Bl.de Tk.K.lığı sonra kıta muhabere ve silah astsb.lığı derken uzun bir sürede Tugay Karagahında önce G-4 yardımcılığı sonradan G-1 de seferberlik subaylığı daha sonrada atama ile bağımsız tank bölüğüne Bl.Astsb.olarak görev yaptım. Artık bu yeni görevime geldiğimde altıncı senemde idim en fazla iki sene sonra tekrar şark görevine gideceğim garanti idi.

Bu görevlerim esnasında Ankara ve askeri birlikleri hatta neredeyse tüm bakanlıkları ve de önemli yerleri öğrenmiştim kısacası Ankara kıdemlisi idim nerdeyse tanımadığım önemli mevki kalmamıştı bu sayede pek çok işi becerebiliyordum. Buradan öğrendiğim tecrübe bana Ankara’da çözülmeyecek sorun olmayacağına ikna etti. Fakat bu ilişkiler çoğu zaman “kirli “sayılması gereken türdendi. En basit şekilde ifadesi “gör beni göreyim seni” ile ifade edilebilir. Benim kendime göre prensiplerim vardı ve bunlardan asla vazgeçmedim ancak bazılarını kendimce dönüştürdüm çünkü başka şekilde iş bitirmek mümkün değildi. Başkaları yukarıdaki ilişkiyi kişisel çıkarı için kullansa da ben sadece birliğin çıkarını gözetiyordum hiçbir şekilde tüm hayatım boyunca birliğin üzerinden kişisel çıkar sağlamadım belki muhataplarım böyle sanmış olabilir zira ezici çoğunluk davranışı ne yazık ki bu şekilde oluyordu.

Çeşitli zamanlarda hiç istememe rağmen para işleri ile ilgilenmek zorunda kaldım. Askeriyede para işi deyince öncelikle birliğin “çay ocağı “ akla gelir bunun bir üstü “gazino sorumluluğu” ve “kantin işletmeciliği” benzeri görevler gelir. Denebilir ki kara kuvvetlerinde bölükler sadece çay ocağı parası ile tüm hizmetleri sürdürmeyi başarır zira MSB den bölüklere bir kuruş ayrılmaz. Bölükler para kazanmak için çay ocağı adı altında çok değişik faaliyetlerde bulunur bunlar “pohça,haşlanmış mısır,haşlanmış yumurta,tatlı,lahmacun,pide vb.” yöreye ve iklime göre değişiklik gösterir özellikle acemi birlikler bu bakımdan tam bir “sarı öküz parası “ tuzağı gibidir. Birlik komutanları bu gelire dayanmak zorundadır çünkü kendilerinden o kadar çok iş istenir ve hemen hiçbir gelir aktarılmadan bu işlerin üstesinden gelmek zorundadır bununda yolu çay ocağı geliri ile olur. Bazen büyük birliklerde gazinoya bağlı olarak büyük pide fırınları bulunur özellikle bu fırınlar ciddi gelir kaynaklarıdır. Şimdi tam tarihini bilemiyorum ancak 1988 yılı civarında bu gelirlerin belli bir oranı “Mehmetçik Vakfına” gönderilmeye başlandı elbette bu belli oran yüzünden pek çok şaibeli işlerde ortaya çıkıvermişti…Hiç unutmam resmî olarak Bl.Astsb.lığına atanınca gelir gideri benim tutmam gerekiyordu ancak ne Bl.K.nının nede görevi yürütenin buna gönlü olmuyordu diyebilirim ki zoraki görevi üzerime aldım bana sadece borç devrettiler…

Bulunduğumuz yerde piyade Alay Komutanlığına bu yönden bağlı idik her ay komutana mali  defter götürülüp denetleniyordu kızılca kıyamet ben ilk ay götürünce koptu. Alay Komutanına gittiğimde herkes sırada idi ben en sona kaldım içeri giren,  komutan tarafından haşlanıyordu. Dışarı çıkanlar genelde kızarmış suratla çıkıyordu sıra bana geldi benim de defterimi inceledi fakat bir öncesi ve geçmiş aylarla çok büyük gelir farkı bariz şekilde ortada idi bana otur dedi. Sonra bizim Bl.K.nına gelmesi için haberci gönderdi bizimki gelince rahat bile demeden ağzına geleni saydı. Yüzbaşıyı gönderince bana teşekkür etti bizim yüzbaşı dışarıda beni bekliyor sanki ben hatalı imişim gibi bir iki laf söylemeye kalkınca cevabını aldı ve sessizce gitti.

Bir olay daha anlatıp sonra bunları niçin yazıyorum izah edeceğim. Bir gün aynı yerde çalışırken seni kurmay başkanı çağırıyor diye haberci geldi. Bu esnada üzerimde olması gerekenin üzerinde görevler vardı. Komutanın yanına gidince tugay kantin heyetinin olduğunu gördüm. Onlar  ayakta duruyordu bana otur dedi izlemeye başladım gelir gider defterleri açılmış kendilerinden hesap soruyor fakat verilen cevaplar yetersiz olayı açıklamıyor sonunda bu üç kişiyi gönderdi ve artık bu görevi sizden alıyorum dedi. Sonra bana “Uysal,bu işi sen yapacaksın.Mırın kırın istemiyorum” deyince Komutanım üzerimde şu kadar görev var dediysemde dinlemedi hatta dedi ki tugay komutanı ile konuştuk bu işi tek başına yürüteceksin ve geliride beş misli artıracaksın!

Biraz bu işlerden anlayan kişiler normal olarak bu kadar gelir artışı olmayacağını bilir ancak burada normal olmayan da bir durum olduğu da açıktı. Uzatmayayım emredersiniz deyip kolları sıvadım ve her şeyi yeni baştan düzenledim hatta askerler arasında isimsiz anket yaptım gelen tüm şikayet ve istekleri tek tek değerlendirip işleri tekrar yoluna koydum. Kurmay başkanına defterleri götürürken çıkan rakama kendimde şaşırmıştım zira on mislinden fazla gelir artışı olmuştu!…

Komutan  bana “bu kadar olacağını hiç düşünmemiştim,teşekkür ederim “deyip geçmiş yönetime iyi dileklerde bulunuverdi !

Evet buna benzer durumları gerek görev yapan sb.ve astsb.lar bilir vatan görevine gelen er ve erbaşlarda elbette sezinler.Ordunun içinde ki hiyerarşik düzen olduğu gibi bu olaylardada aynı şekilde yukarı çıktıkça ne yazık ki kirlilik artyordu.TSK nin geçmişten gelen olumlu özellikleri özellikle alt ve orta kesim yaşlı personelde daha belirgindi ancak 1980 Bayrak Harekatından sonra inanılmaz gelişmeler yaşanmaya başladı. Artık para kazanmak herşeyden önemli hale gelmişti hatta ilk defa ticaretle uğraşma bu dönemde yaygınlaştı. Bir Astsb.tanıyorum İngiltere kökenli pahalı bir tencere takımları satan firmada hızla yükselip İç Anadolu baş bayii olmuş emrinde kendinden rütbece büyük onlarca sb.ve astsb.çalışıyordu adamın bütün derdi istifa edebilmekti ancak bizde istifa olayı çok sıkı şartlara bağlı idi öncelikle on beş seneyi doldurmadan ayrılamıyordunuz! Bu da büyük haksızlıktı çünkü bazı sb.lar dört sene devletten okuyarak olmuştu bazıları ise sekiz sene bazı astsb.lar (benim gibi)dört sene devlet okulunda yatılı okumuştu ancak liseden sonra bir sene okuyan da  çoktu bu durumda ortada adaletten bahsetmek de imkansızdı. Bu astsb.da bu işleri iyi bildiğimi düşünerek bana gelmişti “abi,bana yardımcı ol ayrılmak istiyorum “ dedi. O zamanki şartlarda olabilecek tek yolu mevcuttu (aslında bir tanesi de ‘bir kadınla gayri meşru hayat yaşamak ‘ mevcuttu ancak komutan insiyatifine bağlı olduğundan geçersiz sayılırdı.) o da yabancı uyruklu bir kadınla resmî nikah yapması fakat adamın eşi uyanıktı bu öneriyi kabul etmedi bildiğim kadarı ile parayı verip hava değişimi almaya devam etti.

Bu yazıda yaşadığım bazı önemli olayları yazacağım bundan amacım gizli bir intikam hissi değil ancak halkımızında gerçekleri bilmesini ve göz bebeği ordusunun durumuna yapabildiği kadar müdahil olmasını istiyorum. Eğer bu topraklarda bağımsız yaşamak istiyorsak Ordunun en temiz (anamızın ak sütü gibi) olması gerektiğine inanıyorum zira kendi içinde büyük haksızlıklar büyük çelişkiler olan bir ordu gelecekte vuku bulacak varlık yokluk savaşında istenilen görevi yapamayacaktır. İnanıyorum ki devleti yönetenler de pek çok gerçekten habersizdir veya halk bilgilenmiş değil ki, habersiz ki geçmiş siyasileri seçip durdu. Herkes kendi payına düşeni alsın ben sadece yaşadığım gerçekleri yazmış olacağım bu nedenle sakıncalı olduğunu düşündüğüm ve amacım şahıslarla uğraşmak olmadığı için isim kısmını  ( çoğu zaman ) es geçeceğim. İsteyen yetkili tarih belli olduğu için gerçek mi değil mi araştırabilir.

İlk anlatacağım olay Ankara ‘da Mamak Kışlasında geçti.Tugay karargahından gelen tayinim üzerine ayrılıp bağımsız tank Bl.astsb oldum. Burada bilgi vereyim taburda ki bir bölükle aynı konumda değildir bağımsız tank Bl.leri.Bıl.astsb.”S-4 “görevi yapar yani birliğin neyi var yoksa tüm zimmeti üzerindedir Bl.K.nın böyle bir sorumluluğu yoktur aslında Tb.K.nı gibi görev yapar.

Artık Ankara’da olmamın sanırım son iki senesi içinde idim şark tayini kesin olduğu için böyle yüklü zimmet çok tehlikelidir normalde kimse istemez. Ancak Kuvvetten gelen emir olduğu için yapacak bir şey de yoktu. Nitekim zimmeti teslim aldım göreve başladım fakat kısa sürede üzerime pek çok görev yıkılmaya da başladı.Tugay ve Kurmay başkanının tanıdığı güvendiği biriydim bir mesele olduğunda ilk akla gelenlerdendim. Yukarıda anlattığım kantin yönetme işi de bu sıralarda olmuştu aslında S-4 konumunda birine ek görev verilmez zaten çok ağır görevdir ancak öyle olmuyordu. Aklımda kalan bazı görevlerimi yazarsam durum sanırım anlaşılır(birlik S-4 lüğü,TBMM milletvekilleri silah sorumlusu,Senatörlerin silah sorumlusu,bir nolu sıkıyönetim bölgesi halktan toplanan silahlar sorumlusu,zoralım silahlar sorumlusu,Tugay akaryakıt sorumlusu,Tugay Gazinosu sorumlusu,Tugay Misafirhanesi sorumlusu,Tabldot sorumlusu  bir  müddet Kolordu Gazinosu sorumlusu(bu gazino genellikle generallere hizmet eder diyebilirim),Tank Bl.çay ocağı sorumlusu,Tugay Yemekhanesi sorumlusu,Tugay pide fırını sorumlusu,vs.)benim görevlerimin yarısı bile olan bir kişi yoktu.

Bütün bu görevler içinde her gün akşam haberlerine kadar çalışır yemeğimi haberleri izlerken yer, gece genellikle uzun süre kaldığım misafirhaneye 23.00 sıralarında giderdim ancak bir sorun olduğunda birlikte kaldığım için tugay nöbetçi heyeti beni bulurdu!

Bu hengamede Kara Kuvvetleri denetlemesi olacak dendi bu denetleme her sene olmaz bizler için en önemli olaydır.Denetlemeye  yönelik boya kına işleri almış başını giderken eski bir sorun gündeme oturdu.Elimizde M-48 A2C tankları vardı bunlar aslında o zamanlar bizde ki en gelişmiş tanklar  ancak artık hurda olmuş durumda idiler özellikle muhabere sistemleri çalışmıyordu.Tanklar bulunduğu yerde iç ve dış haberleşmeyi sağlarken yürüyünce irtibat da kopuyordu. Bu durumda bu denetlemeden geçmemiz mümkün görünmüyordu bu konu üzerinde ikinci kademede teknisyenlerle görüşünce tahmin ettiğim gibi olay tamamen eskimekte kaynaklandığı cihazlarda olan lambaların emisyon düşmesi olduğu apaçık belli idi ve ne yazık ki tamiri de olmuyordu. Bir gün aklıma geldi muhabere dördüncü bakım kadamesine  gidip danışayım dedim jipe atlayıp oraya vardım. Aslında benim bu kurumla hiçbir ilişiğim yoktu ve olamazdı.  Ancak şansımı deneyeyim diyordum. İlk görüşmeyi sayman olan yüzbaşı ile yaptım benim oraya gelişime çok şaşırdı ortada gariplik hissettim sanki biraz telaşlanmıştı bana olmaz gibi birşeyler geveledi ve adres olarak albayını gösterdi. Bunun üzerine artık tecrübem devreye girdi ve saymanlık görevlileri  astsb.larla  görüştüm galiba anladığım kadarı ile blöf yaparsam tutturabilme şansım olduğunu sezinledim. Sonunda albayın odasına girdim durumu anlattım tanklar muhabere yapamıyor çare bulalım dedim adam bana seni kim gönderdi ? diye tedirgin şekilde sordu bende sanki arkamda çok önemli makam varmış gibi kendimden emin konuştum hatta tartışma uzayınca “burdan bu telsizleri almadan çıkmam “ dedim albay dondu kaldı. Ne diyeceğini bilmiyordu bu sefer bu işin aramızda kalacağını fısıldadım birden değişti. ”Bak,astsb.yım  benim masadaki kalemliği  görüyormusun! bunun değişmesini istiyorum “demeye başlayınca “hallederiz” dedim birde yüzbaşını gör dedi sağolun deyip ayrıldım. Saymanda bir şeyler istedi onada  tamam dedim astsb.larına gittim onlarda bir şeyler istedi onlara da tamam dedim sonunda bize malzemeyi verecek olan sivil memurun yanına vardım o da bir şeyler istedi onada tamam dedim. Sivil memur “komutanım şu gün bütün telsizleri çıkartıp getirin dedi hepsini mi diye sordum çünkü bu kadarını beklemiyordum evet dedi ne kadar muhabere cihazı varsa söküp getirin. Sevinçten deliye dönmüştüm ancak hissettirmedim hemen birliğe dönüp komutana durumu anlattım inanamadı. Çünkü biz kıtalarda telsizin anteni kırıldı diye askeri veya yetkili sb. mahkemeye verip ödetildiğini yaşamış kişilerdik. Tankların üzerinde sadece dış görüşme cihazları yoktur iç konuşma içinde cihazlar vardır ayrıca tekerlekli araçlarda da telsizler var neyse  uzatmıyayım hummalı şekilde çalışarak ve çok nazik şekilde bütün telsizleri söküp reo lara  ( USA yapısı kamyon)  doldurduk. Bizim komutan hala bu işin olacağından şüphe duyuyor aslında bende ikircikliyim. Sonunda o gün geldi askerlerimle beraber yola çıktık bu arada rüşvetlik hediyelerde hazırdı. En tepeden başlayarak hediyelerimizi takdim ettik hepsi çok memnun. En son sivil memura hediyemizi verdik ve adam bizi depolara götürdü. O zamana kadar o kadar büyük depo görmemiştim. Bana,askerleriniz getirdiklerinizi hurdalığa döktürün  dedi dondum  kaldım ağzımdan yüksek sesle “Ne!” dediğimi hatırlıyorum oysa o aynı lafı tekrarladı…

Başımdan aşağıya kaynar sular dökülüp duruyor Ankara’nın sıcağında bu adam ne dediğini biliyor mu? 

Valla sonunda bizim kıymetlilerimiz hurdalığa atıldı. Depoya döndük kocaman sandıklar vardı askerler ile birini açtık. Bu sandıklar su geçirmez şekilde yapılmıştı içi sıfır telsiz cihazları dolu. Tank ve araç sayımıza göre telsiz takımlarını ayırmaya başladık adam çok memnun kalmıştı bize fazladan birkaç  tane de telsiz verdi ne zimmet ne evrak hiçbirşey yok. Bizim mahkemelik sandığımız bazı adaptörler yedekleri ile daha doğrusu herşeyin yedekleri ile aldık. Tek bir düşünce vardı kafamda bir an önce tüymek! Çünkü bu inanılmaz birşeydi bir aksilik çıkmadan birliğe dönmek istiyordum. Elbette en son albayımızı gördük teşekkür ettim ama içimde binbir çelişki adam bana otur dedi ve yemin ettirdi hiç kimseye ama hiç kimseye bu olaydan bahsetmemi istedi eh ne yapayım ettik yeminimizi. Hakikaten başka birliklere de söylemedim. Bizim araç ve tanklar gıcır gıcır telsizlere kavuştu en büyük sorunu halletmiştik.

Şimdi aradan otuz seneden fazla zaman geçti.Gerçi o zamanda düşünmüştüm ama kurcalamak istemedim.O gün öğrendiğim gerçekleri yazmam gerekiyor.

Amerika bize her verdiği araç gereçi kayıt altına almış. Hepsinde bir plaket vardır burada stok no falan yazılıdır. Meğer bizim verdiğimiz telsizler hurdalıkta plaket zarar görmeden ezilip tekrar Amerika’ya gönderiliyormuş bizim TSK da öyle bir albayı öyle kritik yere getirmiş ki adam bize iş çıkmasın  diye hiçbir birliğin telsizlerini yenilememiş. Bunu anlayınca çok berbat olmuştum evet biz kendi birliğimizi kurtardık ancak diğerleri bu adamlar yüzünden neler çekiyordu bu durumu en iyi muhabere teknisyenleri  bilir. Ordumuzun bu durumlara bir daha düşmemesini dileyerek bu bölümü bitiriyorum.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum