İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR KİRLİLİK HİKAYESİ İKİ

27 Haziran 2026, Cumartesi 13:38

Renkler arasında ki KİRLİLİK yarışmasını beyazın kazandığını veya kazıklandığını herkes bilir. Toplum en değer verdiği katmanı ile övünür ve onun en temiz kalmasını ister, bizde bu katman ASKER dir. Bu neden böyledir araştırılması gerekir ancak yadsımak da yanlış elbette bunun sağlam sebepleri var. Bazı toplumlar HUKUK ile övünür ve güvenir bazıları BİLİM ile bu toplumdan topluma değişebileceği gibi zaman içinde de aynı toplumda değişebilir.

İlk yazıda böyle bir yazının halkımızın en güvendiği kurumun da önemli ölçüde olumsuz değiştiğini göstermek ve gerek halkımızın gerekse yetkililerin üzerinde düşünüp önlem alması veya ona göre seçim yapmasının sağlanması olduğunu yazmıştık aynı düşünce içine devam edelim.

Bu bölümde yazdıklarımda MAMAK Kışlası içinde olmuştur. Çok kıymetli ve gerçekten hepimizin çok sevdiği tugay komutanımız hiç beklenmedik şekilde yükseltilmeden  emekliye sevk edilmişti hepimiz şok içinde idik.

Hüzünlü bir uğurlama töreni ardından yeni komutan göreve başladı ama daha ilk günden ne olduğunu ne yapmak istediğini de ortaya koymuştu. Herkes bilmez Tugay Komutanı ve daha üst birlik komutanları sabah birliğe geldiğinde “tören mangası “ tarafından karşılanır. Daha ilk karşılama da tören komutanını anlamsız şekilde haşlamıştı hiç alışık olmadığımız bir davranıştı giden komutanımız ciddi bir asker olduğu kadar nazik biriydi gereksiz yere bağırıp çığırmaz ancak gereken ne ise yapar veya yaptırırdı.

Anladık ki “O “ komutanlardan biri başımıza gelmişti. Bu sırada ben karargahta değildim. Aradan kısa bir süre geçti birlik içinde yapılan küçük bir tatbikatta ansızın “çıkarın kalem ve kağıtları !”  Dedi hepimiz şaşırdık adam içkili idi hemde güpegündüz eh emir bu çıkardık. Hepimize bazı sorular sordu kısa bir zaman verip kağıtları topladı. Tamam dedim bu iş böyle sürecek yine çattık belaya…Benimde şansım en divanesi ile bu kadar çok karşılaşmada ki şansızlığımdı. Zaten o gün de beni mimledi neden bilmiyorum o kadar personelin içinde doğrudan bana soru sordu soruyu hatırlamıyorum ancak konu askerlikle ilgili değildi bende oluruna gitmedim aksi cevap verdim tabii iyi bir nutuk dinledim dinledik.

Yakın arkadaşlarımdan biri bu komutanın emir astsb. olmuştu bu kişiden maceralarını sık sık dinliyordum. Bir generale yakışmayacak işler peşinde idi. İnanılmaz bir lüks takıntısı vardı. Basit bir örnekle açıklayayım; ne oldu bilmiyorum komutan beni çağırmış Ankara’da yapılacak işler varmış bunlar işimizle ilgili idi tam gideceğim sırada bana kiraz al dedi yerini de  tarif etti dediği yer Ankara’nın en lüks semti (Kuğulu Parka gelmeden ki cadde ki manavlardan almamı istiyordu) neyse işimi bitirip dediği yere gittim fiyatlar korkunç pahalı milyar dolarım olsa buradan alışveriş yapmam ama en iyilerinden satın aldım. Birliğe gidip tekmili verdim sonra kiraz paketini sundum açtı baktı suratı buruştu “bunlar ne yahu ! “ şaşırmıştım renkleri ve büyüklükleri aynı olan kirazları beğenmemişti hemen emir astsb.nı çağırdı ve değiştirmesini istedi bende hayal kırıklığı içinde ayrıldım.

Bir başka ufak bir olay daha; ben tugay akaryakıtına da bakıyorum akaryakıt pompa istasyonumuz var ben imzalı kağıt verince görev araçları yakıt alıyorlar bu istasyon önünde çok geniş bir alan var mümkün olduğu kadar düzenledik ama içinde çim yok. Bir gün öğleden sonra sanırım saat dörde doğru yeni komutan beni buraya çağırdı. Aylardan Ocak olması lazım yani kıştayız. Yine sarhoş bana “söyle komutanına burası yarına çimlenecek “ dedi. Haydaa, yahu bu iş aylar sürer o da yaz ise. Baktım ciddi. Emredersin dedim emri ilettim o saatten sonra ne kadar kazma kürek varsa topladık ancak kazma toprağı gıdıklamıyor bile! Gece olunca işi bıraktık komutana ben yarın gider kendisine izah ederim dedim kabul etti. Ertesi gün komutana çıktım. Neyseki sarhoş değil beni iyi karşıladı gülüyordu dedim yeteri kadar zaman verin burayı düzenlerim ancak kışın olmaz dedim güç bela bu işten bu şekilde kurtulduk ancak o alan gerçekten çimlendi.

Asıl olayı anlatmak için bazı bilgiler vermem gerekiyor.Tugay Karargah Destek Bölük Komutanı olan yüzbaşı astsb.tan geçen ve benden birkaç devre büyük olan kişiydi. Çalışkan dürüst bir subay ayrıca görevi icabı da Tugay Komutanın yakın personeli içindedir.Yeni acemi birliklerinden askerler gelmişti böyle durumlarda Tugay G-1 olan Personel subayı kalifiye er veya erbaşların çoğunu bu bölüğe verir aynı görevi bende yıllarca yapmıştım, işte bu erlerin bir kısmı kalifiye olduğu için değil ailesi daha doğrusu ailesinin zenginliği veya makamı nedeni ile askeri tabirle “kıyak yerlere “ verilir bunlardan biri de o dönem iktidarda olan ANAP kurucularından birinin oğlu bu birliğe verildi ve komutanın şoförü oldu. Bl.K. ile sık sık çay içip sohbet ediyoruz bu askerden yakınıyor ancak herhangi bir şeyde yapamıyor zira Tugay Komutanın korumasında. Nerden bilirim bu askerin benimde başıma bela olacağını!..

Uzatmıyayım,bir gün bahsettiğim yüzbaşı odama geldi yanında o asker var. O dışarıda dururken anlattı bir gece önce komutanı ÇANKAYA semtindeki gazinoya götürmüş elbet komutan içmiş geri dönerken de araç bir kasise girip komutanı sarsmış o da askerin ensesine bir şaplak vurmuş !

İşte bundan sonra Kızılca kıyamet kopmuş daha sabah olmadan Ankara askeri bürokrasisi karışmış. İş hızla büyüyor nerden aklına gelmişse Tuğ.K.nı benim bölük astsb.olduğum bölüğe gönderiyor özellikle de  bana teslim ediyor yüzbaşı bunları anlattı. Kendisi böyle bir yükten kurtulduğu için sevinçli bana dikkatli olmamı erin arkasının güçlü olduğunu söyledi tamam dedim ikramdan sonra gitti.

Yazıcıya erin  içeri girmesini söyledim,içeri giren derhal sinirlenmeme sebep olacak olan o şımarık zengin çocuklarından biriydi. Selam falan yok sallana sallana geldi suratıma bile bakmıyor. Hakkında az çok bilgi sahibiyim hiçbir tepki vermedim sadece standart her ere yaptığım hoş geldin brifingi verdim. Yo şaka yapmıyorum çok acil işim yoksa her gelen askerimizle özel olarak ilgilenir bilgi verir moral verir bir sorunu varsa ilgilenirdim. Fakat bu sefer tek kişi gelmişti ve acemi birliğinden değildi yoksa sırada kışlanın tanıtımı olurdu ancak buna gerek yoktu. kısacası yaptığını görmezden gelip ayrım yapılmayacağını tekrarlayıp depocuyu çağırıp arkadaşlarla tanıştırmasını istedim ve işime geri döndüm.

Aradan bir gün geçmeden depo çavuşu yanıma geldi yeni gelen askerin sorun çıkardığını söyledi. Çavuş benim sağ kolumdu hakikaten yaşça bilgice ahlakça yüksek biriydi kendisini dinledim beyimiz kimseyi dinlemiyormuş efelik yapıyormuş vs. Zaten bekliyordum çağırın geldin dedim yine sallanarak  geldi yine selam yok!

Suratına uzun uzun baktım baktıkça toparlandı sonunda aramızda diyalog başladı 

-Sen,bilim insanımısın? Afalladı “hayır”

-Peki sanatcımısın? Yine “hayır”

-Yazar falanmısın? Yine “hayır”

-Peki sporcumusun? Yine “hayır”

Artık Uzatmıyayım onlarca soruma “hayır” dedi.Artık uzun bir nutuk vakti gelmişti elbette öyle yaptım ilk defa utanır gibi olduğunu sezinledim üzerinde olduğu sandığı şatafatlı örtüyü kaldırıp kendisine göstermiştim. En sonunda “Sen sadece zengin birinin oğlusun kendin ise burada ki çoğu askerden daha değersizsin ayrıca biliyorum ki uyuşturucu kullanıyorsun, ancak yinede sen bizim askerimizsin ve sana öyle davranılacak!  Herkese gösterilen  önem  kadar herkese gösterilen kadar saygı göreceksin eğer yanlış yaparsan birliğin önünde yaptıklarını açıklar seni mahçup ederim. Benzeri sözlerden sonra moralde vererek işine geri gönderdim.

Ertesi gün yine odamda çalışırken Tugaydan asker geldi “Komutan sizi çağırıyor”

Mecburen karargaha gittim ne olduğu hakkında en ufak fikrim yok. Kapıyı çalıp içeri girince komutanı masasında  otururken gördüm çok sıkıntılı hali vardı. Yüzü kızarmış ve terlemişti sanki beni görünce biraz sevinmiş gibi hissettim ancak işin garibi benim asker elleri cebinde odanın ortasında idi ve arka tarafta koltuklarda birileri vardı. Ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum hala rahat denmediği  için hazırolda duruyorum ancak bizimki elleri cebinde bir şeyler söylüyor komutanda “evladım,yavrum yanlış anlamışsın “benzeri sözlerle kendini kötü şekilde savunuyor. 

Komutan masanın üzerine “Başımıza gelenler”kitabından bazı satırlar okumaya gayret ediyor ancak başaramıyordu. Nihayet bütün gözler benim üzerime döndüğünde son bir gayretle ve umutla “işte size bahsettiğim astsb.bu adam asla yalan söylemez oğlunuzu da ona teslim ettim olanları ona sorun,kendisi benim şahidimdir onu hakem tayin ediyorum  “ benzeri şeyler söyledi o zaman anladım ki koltuklarda oturanlar TBMM üyeleri idi ve bu heyeti  H.CİNDORUK göndermişti  yani Meclis başkanı ne düşünmüş ise bu olay içindeydi. Tam hatırlamıyorum ama beş altı kişilerdi. Benim moralde bozulmuştu çünkü ben hala esas duruşta  iken bir er tuğgeneralin önünde eller cebinde onu fırçalıyor “sen kimsin  ulan bana vuracak “benzeri sözler beynime çekiç gibi iniyor…

Hayatımda karşılaştığım en feci anlardan birini yaşıyorum aslında ben böyle durumlarda birden değişip kendimi çok güçlü hissederim ama bu sefer bu olay beni can evimden vurmuştu salak salak bakınıyorum. İçimden geçenleri söylesem başım belaya girecek bıraksalar askeri pataklıyacağım ama komutanı da birlikte, insan kendini bu kadar aşağılatır mı ? Ver istifanı başlarım sizin anlayışınıza de!  Ama olmuyor komutan sımsıkı kariyerine sarılıp siyasetçilere yalvarıyor, hazin tablo, nalet olsun keşke hiç şahit olmasaydım.

Komutan defalarca sicilinin ne kadar yüksek olduğunu mutlaka tümgeneral olacağını her fırsatta söylerdi ancak bütün geleceği sanki kendi anlayışı ile bana bağlamış gözüküyordu. Benden istediği kendi deyimi ile “tugayın en dürüst kişisi “ olarak yanında yer almamı ve kendisini savunmamı istiyordu ancak bende bunu yapacak ne anlayış ne düşünce var bana kalsa bu adamı onbaşı yapmam.

Oda içinde tek yapabildiğim iyi  şey bir ara askerle göz göze gelince kendisine çeki düzen verip ellerini cebinden çıkarması oldu. Heyet başkanı birşeyler söyledi şu an ne geveledim bilmiyorum zaten bir süre daha kalıp sen çıkabilirsin dediler ben temiz havaya koştum.

Tam bu şoktan çıktım derken bir asker koşarak geldi sizi nizamiyeden istiyorlar dedi. Oraya vardım heyet beni bekliyordu asker gitmişti veya orada o an yoktu içeride sadece heyetle ben vardım,oturun dediler ve bize açık seçik fikrinizi söyleyin. Önce askerin yanlışlarını sıraladım babası devreye girdi “oğlumu biliyorum,bize senden de bahsetti size minnettarım ancak konu komutan hakkında son fikrin nedir?”

Epey düşünüp “bu adamdan asker olmaz komutan hiç olmaz dedim” hah dediler sizden bunu bekliyorduk . Sonrasında vedalaştık onlar gitti. Ertesi gün bizim komutan görevden alındı.Sonradan öğrendik Cumhurbaşkanı ÖZAL hemen Meclis başkanını ve Genelkurmay Başkanını aramış bizim komutandan savunma istenmiş.

Bir süre sonra yine beni nizamiyeden aranıyorsunuz diye haber geldi oraya vardığımda o askerin babası beni bekliyordu. Kendisine çay ikram ettim biraz sohbet ettik içeride yine kimse yok bir ara masaya bir kutu koydu. Benim dedi iki oğlum var ikisi de uyuşturucu kullanıyor bilhassa bu çocuğu adam edememiştim ama sizi sevip saygı duyuyor düzelme yoluna girdi minnettarlığın göstergesi olarak bunu kabul edin elimle  yokladım büyük miktarda para vardı hemen kendisine iade ettim  “ben hediye kabul etmem lütfen yanlış anlamayın oğlunuza da her Türk askerine davrandığım gibi davrandım özel bir durum yok “ dedim bir ara göz göze geldik senin bu parayı almayacağını da biliyordum.Bak daha ciddi bir şey konuşalım,biliyorsun ben zengin insanım ancak oğullarım işimize sahip çıkamıyor bana senin gibi adam lazım sana söz veriyorum işlerin başına geç hiçbir şeyine karışmayacağım “ dondum  kaldım başka şeylerde söyledi ama o bana kalsın. On Beş seneyi doldurmadığımı istifa edemeyeceğimi bana güvendiği için teşekkür ettiğimi söyledim bir kez daha ısrar etti ben ayarlarım dedi hayır dedim sorun istifa değil ben bunu yapamam.

Evet, biraz da özele girdim ancak benim yoğurt yiyişim  densin. Bu olayda gösterdiği gibi tarihin en eski kurumlarından olan TSK zaman içinde yıpranıp kendine has değerleri yitirmek üzeredir önümüzde çok ciddi varlık yokluk savaşı yaşanacağına inanıyorum aslında dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD ile neredeyse otuz yıldır savaşıyoruz bu zamana kadar  bu savaş bir nevi uzantıları ile oldu.Artık bu durum böyle sürdürülemez noktaya doğru evriliyor milletimiz ve milletimizin aydınları bu gerçeğe uygun davranmak zorunda ne kadar erken uyanırsak gelecek o kadar aydınlık olacaktır.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum