İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR SINAV HİKAYESİ DÖRT

28 Haziran 2026, Pazar 11:19

 Edirne’de son senemde iken babamın ikide bir söyledikleri herhalde işime geldiğinden olsa gerek aklıma geldi. Babamın tanıdığı bir general vardı sanırım o sırada KKK de Personel Daire Başkanı. Adam tayin  işlerininde  başında,sorup duruyormuş “Necip Bey,iki oğlun asker bunlar niye talepte bulunmuyor?” Talep dediği de tayinde kıyakçılık yapmak!  O yıllarda şiddetle torpile karşıyım fakat aynı evde kaldığımız Esvet ve Rıza BEKTAŞ Sarıkamış’ta bulunuyor aslında Bektaş iki sene önce tayin oldu. Ayrıca orada başka devre arkadaşlarım olduğunu da biliyorum iyi de ben torpile karşıyım, bu iş nasıl olacak! Çevreme bu sorunu anlattığımda bana gülüyorlar…Guguk kuşu misali düşünürken çözümü buldum ! Ya, bir kere Sarıkamış hiç kimsenin gönüllü gideceği yer değil burayı tercih etmekle birinin daha iyi yere gitmesini sağlayacağım, evet kafamda bu düşünce dönüp duruyor sonunda vicdanımı kanatmadan işi çözdüm ve ilk izinde durumu babama söyledim o da sevindi “oğlum istediği yere gidecek “ diye.Fakat bir daha ki görüşmede babam bozuk attı “ Paşa diyor ki sen yanlış anlamışsındır , tekrar sor! ”  Demiş.  Bende çıplak olarak durumu önüne serdim “hay senin aklının …” evet ne yapayım benim aklım sosyalist ahlakla uyumsuzu ret eder. Uzatmayayım, bizim tayin işi artık çantada keklik.

                                                     O sene de üniversite sınavı için başvurdum. Nihayetinde eşyalarım tren vagonu ile Sarıkamış’a yol alırken ben varmıştım bile. Kaç yılın bekarıyım birçok eşyam var çoğu kitap sandıkları.Yaz günü yeni yerimde eski arkadaşımın evindeyim Esvet Edirne’de iken tanıştığı Zeynep’le evlenmişti nikah şahitleri olmuştum şimdi yine birlikte idik. Hiç unutmam ilk sabah yüzüme vuran gün ışığı ile uyanıp onları bağırarak uyandırdım suratıma bi garip baktılar saati gösterdiler sanırım beş gibiydi. Elbette, Türkiye’nin en batısından nerdeyse en doğusuna gitmiştim saat farkı korkunçtu tekrar uyuduk…

                                                     Eşyalarımı Kars’a reo ile gidip aldım salaklığın cezası! Neticede yeni evime yerleşmiştim evim Astsubay ordu evinin yakınında Lisenin tam yan karşısında bulunuyordu. Birliğe de çok yakındım. Benim tayin yerim Tümen Tank Taburu ikinci bölük (!) Esvet aynı taburda karagah bölüğünde. Rıza ise İstihkam taburunda görev yapıyor. Yeni arkadaşlar edindim devre arkadaşları da var kısacası hayat tekrar normal yolunda devam ediyor. Nihayet sınav zamanı geldi ben Erzurum Atatürk Üniversitesinde sınava gireceğim, bundan böyle sık sık gideceğim Erzurum’a gittim ertesi gün sınav var iyi bir uyku ihtiyacı içindeyim fakat Kral Otel dolu ! Hayda, hadi bakalım otel ara fakat normal yerler hep dolu hep dolu.Sonunda Doğu için bile üçüncü sınıf bir otelde yer buldum iki kişilikmiş ikisinin de parasını ödedim yanımda kimse olmasın şiddetle uykuya ihtiyacım var ne olur olmaz…Akşama kadar gezip otele gittim anahtarları alıp odama çekildim, yemeğimi yemişim çayımı da lokantada içmişim bir keyif sigarası yaktım aradan bir iki dakika geçti geçmedi benim kapı “dan,dan “ dövülüyor, Allah Allah ne oluyor deyip gayri ihtiyari kapıyı açmamla birlikte üç kişi üzerime çullandı, biri resepsiyondaki herif !  “Ne oluyor Lan!”  Cevap “ Seni gidi dinsiz imansız !”  O anda kafama dank etti yahu Ramazan ayında idik burada her yer kapalı olur İşte solcuların gittiği bir lokanta falan açıktır iyide bu herifler benim sigara içtiğimi nerden gördü ? Can havliyle ile bakarken koridora bakan  pencerenin perdesinin aralık olduğunu fark ettim. Durum kötü adamlar izbandut gibi hepside genç kesin dayak yerim hatta daha kötüsü de olası. “Durun be ! “ niye vuruyorsunuz? “ müslüman adam orucu bozar mı !”  Benzeri homurtu çok yüksek sesle “BEN MÜSLÜMAN DEĞİLİM” Zınk diye durdular biri “nasıl yani” dedi “  ben müslüman değilim ki oruç tutayım bak kapalı yerde içiyorum”  bu arada kanayan burnumu falan silmeye çalışıyorum derken bunlar soru sormaya başladılar hah İşte benim alanıma girdiniz…

                                                 Bu işin sonu onların orucunu bozması için yapılan yemek davetini kabul etmemle başka yöne evrildi. Artık senli benli konuşuyoruz bu arada benim Ordu mensubu olduğumu öğrendiler, böyle durumlarda bizim halkımızın Ordu sevgisi ideolojiyi tınlamaz. Gittikçe samimiyet artıyor onlar merak içinde bende de onların çok üstünde din bilgisi mevcut çok takdir ediyorlar falan derken felsefi tartışmalara falan girdik ‘Ne olacak memleketin hali?’ ile devam edip sosyalizmin eksik yanlarını masaya  yatırdık tarikatlar meselesini ölçtük biçtik fakat zaman ilerliyor benim uykum güme gidiyor. Nerden girdi ise biri Tevrat konusunu açtı İşte buna dayanamam,uyumuyuvereyim …Derhal daldım hiç bilmedikleri bilgileri ortaya döküyorum yarım yamalak bildiklerini birleştiriyorum derken anladım ki bana uyku haram,nitekim tatlı sohbetimiz önce sahura sonra sabaha kadar sürdü bunlar üniversite öğrencisi imiş burada görevli olarak bulunup biraz da para kazanıyorlarmış eli kırılasıcı herif de tıp ta okuyormuş valla adam iyi boksör olurdu. Ben sınava hiç uyumadan kafamda “Adem, Musa, Tevrat, Muhammet “ kalıtları ile girdim.

                                                        Aradan aylar geçti sonuç belli oldu ummadığım kadar yüksek puan almıştım, o zamanlar da aldığın puana göre okul belirliyorsun şimdi sorun hangi okulu seçeceğime dönüştü. Akla uygun olan sınava girdiğim okul ama burada beni yaşatmazlar. Haritadan Sarıkamış’a en yakın yer ve okul seçmeye  çalıştım aniden karar verdim  çünkü en yakın o görünüyordu (!)  seçtiğim yer Trabzon, okulda o zamanlarda akademi olan İktisadi Ticari ilimler Akademisi. Tercihi yapıp gönderdim hakikaten buraya kayıt yaptırma hakkını almıştım fakat tam o günlerde “Bir sincap HİKAYESİ “ yazımı oluşturan olayların hızla üzerime geldiğini de bilemezdim. O yazıda detayları ile yazdım. Tam anlamı ile kabus ve komedi dolu günler geçirip güç bela kaydımı yaptırdım ancak yine yapacağımı yapmış ani karar vermenin cezasını görmeye başlamıştım  çünkü haritadan en yakın yer görünen Trabzon’a aslında Ankara’dan gidiliyormuş…Yani bu kadar salaklık sanırım bana özgüdür. Ulan uçakla mı helikopterle mi gidecektin?  En yakın yermiş, gördük en yakın yeri sadece gitmek on saatten fazla sürüyor o yıllarda tünel açılmamış otobüsler döne döne çıkıyor pencereden bakınca kalp krizi geçirmek mümkün. İlk gidişimde yer olmadığı için en arkaya binmiştim bu bölüm virajları dönerken içim dışıma çıktı. Zaten Trabzon’da da öyle bir gece yaşadım ki mutlaka yazmalıyım. Bir defasında Okul için bu şehre vardığımda bir anormallik hissettim araştırınca polis sınavları mı ne varmış bütün oteller dolu Orduevinde yer yok (Trabzon orduevi çok farklı idi sb.ve astsb.diye bölünmemişti ) ayrıca gazinoda deniz kenarına yapılmış denize bakan bölüm tamamen cam. Zevkle yemek yeniyor burası da karışık ayrı gayrı yok.

Her Neyse o gün özel durum var ben güç bela dördüncü sınıf otel buldum bu işlerde çok sıkıntısını çektiğim için iki kişilik yerin parasını verdim ben o günlerde biri horlarsa uyuyamam sanıyordum. Gece on ikiye kadar gezdim tozdum bu ili severim bende hep İstanbul hatırlatması yapar ancak şehir içme suları berbat meğer deniz suyu karşıyormuş hep hazır su içiliyor. Gece on iki civarı otele vardım resepsiyondan anahtar istedim görevli gündüz ki değil kapı açık dedi, uyanamadım doğruca odama gittim hakikaten kapı kilitli değil içeri girince durumu anlayabildim. Yatağın birinde biri yatıyor gece yarısını geçmiş adam horul horul uyuyor. Ya Sabır çekerek yattım ki sanki yanımda lokomotif hareket etti ! Hemen kulak tıkaçlarını taktım mümkünü yok adam ses fabrikası sonunda dürttüm uyanır gibi oldu sanırım bu tür muameleye çok alışıktı dönüp tekrar uyudu. Biraz dayanayım dedim yastığı kafama geçirdim olmuyor olmuyor. Giyinip görevliye gittim “ben bu oda için fazla para ödedim o adamı oradan çıkarın” adam da kendisince haklı bana tutulduğu söylenmedi diyor sanırım önceki parayı cukkalamış. Aramızda hır gür büyüdü ben o odada o herifle odada yatmayacağımı haykırıyorum sonunda bana kendi yerinde yatmamı teklif etti “fakat bu yatak merdiven altında olur bir bak” . Dediği lafa bak nerede olursa olsun yatarım. Baktım çok uygun hemencecik yatıverdim.Sabah kalktığımda her şey değişmişti bile.

                                                   Bir süre okula uzakta olsa gidiyorum elbette devam davasının çıkacağını da bilemezdim. O sırada YÖK kurulmuş hızla bazı kararlar alıyor,aldıkları bir karar benim işimi bozdu. Ben bu bölümü devam mecburiyeti yok diye seçmiştim oysa devam mecburiyeti gelivermişti ! Okul birkaç defa yazı yazdı mesele devamsızlık. Ben YÖK e yazıyorum derken YÖK ten o nalet yazı geldi “devlet kurumlarının zamanını boşa harcanma sorumlusu olarak bir daha yazarsam mahkemeye vereceklermiş…” Bu son yazı kafamı attırdı evde beraber kaldığım arkadaşa “Ben bu Doğramacı denen adamı dövmeye gidiyorum” dedim tabur komutanı ne yapacaksın dediğinde de aynı cevabı verdim sanırım şaka yaptığımı sandılar. Evet bu faşist herife dersini vermek için izni alıp Ankara’ya gittim. Ankara  bildiğim yerdi YÖK ana binası da eski Adalet Partisi Genel Merkezi olduğu bina. Randevu falan almadım sorsalar ne diyecektim!  İlk kapıdan rahat girdim fakat üst katlara çıkarmıyorlar hiç durmadan “randevu,randevu “ deyip duruyorlar. Sonunda önümde ki görevliyi itip yukarı koştum arkamdan da çoğalarak geliyorlar. İhsan DOĞRAMACI’nın kapısına ulaşmıştım sekreter Afrika’da olduğunu söyledi ki beni yakaladılar ben direndim sonra yerde sürüklüyorlar bir hengame koptu o sırada yan kapı açıldı biri çıktı “burada neler oluyor adamı bırakın”  Bana “ne oldu beyefendi,sorun nedir? “ hah İşte adam gibi biri. Durumu özetleyiverdim tabi yumruk olayını söylemedim. Bana lütfen içeri girin dedi hemen çay söyledi. Bu kişi YÖK deki ikinci kişi Prof.Altan GÜNALP mış. Aynı zamanda ÖSYM Başkanı. Tam aradığım adam. Çay içerken olan biteni anlattım YÖK ün beni tehdit ettiğini söyleyip insanlıktan girip bağımsızlık kurtuluş savaşı emperyalizm diye devam ettim gülerek beni dinliyor. Astsubay olduğumu da söylemiştim sonra bana başka sorular sordu. Yarım saat kadar sonra  “Metin Bey ,askerlik size göre değil istifa edin “  dedi kendisine bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalıştım kafası dediklerimi kabul etmiyordu sonunda patladı “ kaç lira tutacak tazminat ödeyin gitsin “ bir daha anlattım ki bu iş para ile de çözülmüyor adamcağız dediklerime inanamıyordu ki bu kişi Türk Eğitim Sisteminin en tepesindeki insan. Epeyce izahattan  sonra durumu kavradı. Yahu neler yapmışız !  benzeri cümleler içinde beni anladığını ima ediyordu. Sonunda bana  “seni çok sevdim akıllı da adamsın senin rektörün benim yakın  arkadaşımdır ona yazacağım notu ver” dedi bir süre daha konuşup kağıdı alıp içten teşekkür ederek oradan ayrıldım.Dışarı çıkınca zarf da ki el yazısını okudum. Benden bahsediyor ve kendisinden devam mecburiyeti aranmamasını rica ediyordu. Bir müddet düşündüm benim istediğim bu değildi. Sadece bana mahsus muameleyi kabul edemezdim daha fazla düşünmeden kağıdı yırtıp çöpe attım.

Benim o senemde güme gitmişti. Önümüzdeki yıla bakalım dedim başka yıl mı yok!  Artık yıllardan 1982 boşa gitmişti ancak başka dertlerde gelmeye devam ediyordu.Tümen Komutanı değişmiş tombaladan çıkan general korgeneral olmak için gerekirse hepimizi cehenneme gönderecek bir tip. İnanılmaz biri , tam bir faşist. Ulen Edirne’de birinden zor kurtulduk   (Bu ayrı bir hikaye AYDINLIK GAZETESİ sayesinde o general emekli edilmişti şimdi de bu çıkmıştı! . Bütün personel isyanlarda abartısız gece gündüz tatil mesai yapıyoruz. Kışın kayak eğitimi yazın dağcılık hemde cumartesi pazar günleri! Bunun hikayesini yazmıştım (BİR KAYAK HİKAYESİ)  Bu tip insanlar göstere göstere suç işlerler nitekim de öyle oldu. Saıkamış’ta her kış “ Kış Tatbikatı “ yapılır fakat bu sefer işler farklı cereyan edecekti. Kışın en soğuk ayında yapılacak tatbikatta asla çadır kurulmayacak ısınmak için önlem alınmayacak ve tatbikat ta üç gün sürecek. Zaten herkesin anasının hatırını sormuş herhalde sıra  sülalemize  gelmişti…Tepkiler büyük karşıda ki rütbe de büyük en cesuru ardından küfür ediyor. Hiç unutmam bir akşam üzeri tabur komutanı tüm sb.ve astsb. toplamış yakında yapılacak denetleme ile ilgili konuşurken içeri giren haberci yeni yazılı emri getirdi, kağıdı okuyan komutanın yüzü iyice donuklaştı ve emri yüksek sesle okudu. Hepimizin gergin sinirlerini koparacak nitelikte emir önce benim bölük komutanımın galiz küfrü patlatması  ile başta Tb.K.nı hep beraber o meşhur deyişi deyiverdik…Silahlı Kuvvetlerde bu çok yadsınacak olaydır ama bize iyi gelmişti. İşte bu şartlar altında o tatbikata katıldık ben bu tür konularda çok dikkatliyim dir nitekim mataramı sadece viski ile doldurdum ekmek torbasına çikolatalar yerleştirdim yedek çoraplar falan  sıkı hazırlık yaptım çoğunluk bu tür yönelimlere girmez kadecidirler.

Tatbikata sabahın erken saatinde başladık hava soğuk olduğu için tanklar sabaha kadar belli aralıklarla çalıştırılmaya devam edilmişti. Bizim yer HANÇERLİ DÜZLÜĞÜ idi burada bir tane ağaç yoktur Kars ile aramızda uzanan vadi olduğundan çok kötü rüzgar eser. Karın kalınlığı bir buçuk metrenin üstünde tanklar güç ilerliyor. Her zamanki gibi  gündüz güneşli geçti soğuğu o kadar şiddetli hissetmedik ancak akşam olunca işler değişti. Yemek birlikten getiriliyor emir gereği hiç çadır kurulmadı ne oturacak sandalye var ne kaya parçası. Ayağımızdaki botlar uyduruk içine kar eriyip giriyor ayaklarımız donmaya başladı. Gece yarısı taarruz yapacağız o zaman biraz hareketlilik olacağından zaman geçer herkes saniyeleri sayıyor yok zaman sanki durdu. Bir ara tabur S-3 Bnb.yanıma geldi “Metin, çıkını aç” haklı her zaman bu durumlarda bana gelirler biraz viski sundum gözleri güldü çikolatayı da verince sıkı bir aferin aldım ama diğerleri de geliverdi benim depo sıfırlanıverdi. Gece ilerleyince iş ciddiye bindi bizim Bl.Bçvş. ani kararla yönetimi ele aldı yüzbaşı sessiz. Artık o dakikadan itibaren en tecrübelimizin dedikleri ni  uygulayacaktık. İlk yaptığı şey kısa nutuk atarak sadece hayatta kalmaya odaklanmamızı bazı kuralların rafa kalktığını ve herkesin birbirine sarılarak daire oluşturmasını istedi önce utanmalar falan “bırakın utanıp sıkılmayı birbirimizin ısısını kullanacağız isteyen istediği gibi ayaklarını oynatacak vb. Sonra sıra ile herkesi dairenin ortasına çıkardı “artık her şey serbest şarkı söyle anı anlat şaklabanlık yap ama beş dakika bunu sürdür “ hepimiz canlandık neşemiz yerine geldi bizim askerler içinde ne cevherler varmış…Zaman ilerleyince bütün tankların şoförlerine yardımcı motorları çalıştırmasını istedi ikişer kişi gidip motor sıcaklığında ısındık. Kısacası bu muhteşem adam sayesinde bizden kayıp olmadan o geceyi atlattık ancak sabah olduğunda duyduklarımız çok kötü  idi. Bu tümenin iki adet piyade alayı vardı (17 ve 28 nci p.alayları) bunların çok az aracı vardı olan bu birliklere olmuş.Yüzlerce asker donma tehlikesi geçirmiş bazılarının eli kolu bacağı kesilmiş hatta bir teğmenin de ayağı kesilmişti sabahleyin ani emirle tatbikat bitiverdi. Sarıkamış askeri hastanesi o gece boşaltılmış doktorlar elinden geleni yapıp askerleri kurtarmaya çalışmışlar bizim bir şeyden haberimiz yok. Birliğe sevinçle dönüp durum ortaya çıkınca içimi hınç kapladı hiç olmaz ise bu cezasız kalmamalı idi. Ancak sürpriz üzerine sürpriz geliyordu o gün tümenden gelen kurmay subay gönderdikleri emri geri almış kayıtlardan  sildirmiş,katiller ayak izlerini saklıyor herkes isyan içinde. Hemen o gün o sinirle bir dilekçe yazdım bölük komutanına götürdüm.Okudu gözlerimin içine baktı “Metin,beni bilirsin bu adamı yolda görsem öldürürüm ama bu dilekçeyi kabul edemem “ Bl.Bşçvş u vaz geçirmeye çalıştı ancak sonra birden vazgeçti sinyali almıştım. Doğru tabur komutanına gittim dilekçeyi okudu “bunu işleme korsam benim işim biter,başının çaresine  bak!”  Galiba hepsi bazı imalarda bulunuyordu gerçektende şikayet edeceğim şahıs tümenin en yüksek rütbelisi olduğu için silsile yolu takip edilemezdi hemen gidip ilgili bölümleri tekrar okudum. Elbette ya, hiç gerek yoktu zarfın alıcısı KKK lığı  olmalıydı. Öyle yaptım. Tabii kimlerin ne yaptığını bilemem belki işin içinde başka işler de vardır zaten teğmenin ailesinin de şikayetçi olduğu aldı ortalıkta dolaşıyordu. Aradan bir süre geçince Tümene Ankaradan heyet geldi önce tümen harekat başkanı sonra başkaları görevden alındı ancak tümen komutanı yerinde duruyordu.Fakat daha sonra bu şahıs yanlış hatırlamıyorsam intihar etti.

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum