İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BİR SUİKAST HİKAYESİ

28 Haziran 2026, Pazar 16:52

BİR SUİKASTIN HİKAYESİ

 

Anlatacağım olay Türk Tarihi için bir ilktir sanırım dünya tarihinde de nadir yaşanmıştır. Aradan uzun yıllar geçti bazı hatıralar birbiri içine girebilir istemeden hatalı tarihlendirme yapabilirim fakat olayların akış sırası belli olduğu için hatalı kısımlar hemen belirlenebilecektir.

 

Olay Edirne serhat şehrimizde geçiyor burası benim ilk görev yerim. Aslında kurada İstanbul'u çekmiştim ancak bizim kura çektiğimizde  "becayiş" denilen yöntem uygulanıyordu bu sayede tayin yerleri karşılıklı değiştirilebiliyordu ,bütün arkadaşlar gönüllü olarak bu işi düzenlemeyi bana bırakmışlardı yani herkesten üç istek alıp herkesin gideceği yeri değiştirecektim itiraz edilmeyecekti elbette bu iş adil yapılmalı idi. Neticede ben İstanbul'u Edirne ile değiştirdim bir kişi hariç herkes memnun kaldı tek itiraz eden ise onlarca yıl sonra karşılaştığımızda sayende bütün hayatım değişti çok memnun kaldım diye teşekkür etmişti… Bu becayiş olayı sanırım bir sene sonra kaldırıldı herkes şansına göre ilk tayin yerine gitti.

İşte aslında olmamam gereken  bir yerdi Edirne, burada başıma çok şey gelecek ve bütün askeri kariyerim tam anlamı ile sıfırlanacaktı. Oysa ilk göreve başlamam bile ilk şiddetli uyarıcı idi ancak dikkat etmemişim, bir ara bu olayıda yazmak isterim.

 

Edirne'ye 1977 tarihinde dört arkadaş tayin olmuştuk bir arkadaş Süloğlu Garnizonuna,ben 3 mknz.tnk.tb.K.lığı 1nci Bl.K.lığı 2Tk. atanmıştım yerimiz meşhur Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı yerin karşı tarafındaki Tunca Kışlası idi arada Tunca ırmağı bulunuyordu hemen yanında da Tavuk Ormanı. İki arkadaş ise Kestanelik Kışlasında ki tank Tb.na atanmıştı. Bunlardan biri çok yakın arkadaşım Esvet Aslan dı zaten bu arkadaşla beraber olmak için becayiş yapmıştım nitekim önce Orduevinde sonra aynı evde birlikte kalacaktık.  Sonraki yıllarda da bu durum kısmen sürdü,O Sarıkamış’a ben de  sözde torpile  Sarıkamış’a sonra arkadaşım Şereflikoçhisar’a ben Ankara’ya buradan sonra koptuk.

Edirne’de kısa süren Orduevinde ikameti ,sonra benim yüzümden ikimizde atıldık (bir gazete nedeni ile) !  Mecburen kiralık eve geçtik yaşayıp giderken ülke “anarşi”nedeni ile çoğu yerde sıkıyönetim var Edirne bundan muaf değil.

Arada sırada içkide içiyoruz Esvet hep kontrollü içer benim ayarım kaçabiliyor bazen haddinden fazla içtiğim olurdu. Esvet’in olmadığı bir tatil günü aynı evde kaldığım Eskişehirl’li arkadaşım (ismi yazmıyorum onayını almadığım için) ile içkiyi fazla kaçırdık ya sonbahar ya kış günü benim üzerimde siyah pardusü var. Sen şunu yaparsın yapamazsın yarı şaka yarı ciddi inatlaştık, arkadaşım normalde zor yapılacak bir iş becerdi ve topu bana bıraktı…

Öyle bir iş yapmalıyım ki itiraz edemesin!  Ani bir kararla  “E-5 Karayolu”  ortasına geçip ilk gelen aracı durdurdum. Özel bir otomobildi hiç itiraz etmediler sözde kimlik ve araç kontrolü yaptım. Ardından gelen araçlar da durdular. Uzun süre trafik aksadı çok uzun bir araç kuyruğu oluştu arkadaşım uzakta beni gözlüyor fakat işaret yok, devam ettim…

Bir süre sonra bir onbaşı eşliğinde Merkez Komutanlığına bağlı nöbet değiştiren askerler yanımdan geçerken işaretle yanıma çağırdım. ”Emret Komutanım!”  Diyerek iki tarafıma dizildiler, işte şimdi tam olmuştu!  Fakat aynı  yere ( Merkez Komutanlığı) kısa süre sonra görev alacaktım ,ilginçtir bu askerlerle hiçbir ilişkim yoktu yani beni tanımıyorlardı….

Uzun zaman geçti iki TIR sıraya girdi fakat şoför bir garip davranıyor şüphelenip arka kapağı açmalarını istedim  (cahillik,meğer bu araçlar aranmazmış) fakat direndiler bunun üzerine makinalı tabancalar üzerine doğruldu, mecburen mühürü açtı içinden sandıklar çıktı onlarda açılınca silahlar ortaya çıkıverdi…

Bu olayın yansımaları derin olacaktı medya “Yurt dışından “ anarşi için gelen silahlar konusunu çok yazdı ( Rahmetli U.Mumcu da yazmıştı).Dönemin haber dergisi  “Yankı” daha teferruatlı yazıp olayı derinleştirdi bu dergi TSK ne yakın diye bilinirdi.

 

Bir sarhoşluk şakası pek çok olayın tetiklemesini yapmış oldu. O dönemde  “Kapıkule “ kontrolü benim bulunduğum Tunca Kışlası Komutanı topçu albayın emrinde idi biz bu sınır kapısı ile ilgili bazı şaibeli işler yapıldığını biliyorduk (özellikle subaylara gümrükte bekleme süresini dolduran otomobiller sözde açık artırma usulü satılır oysa iyi olanlar gösterilmeyen listede olurdu ) ancak işin sadece rüşvet ve suistimal boyutunda olduğunu düşünüyor siyasi yönünü bilmiyorduk. Bu olaydan sonra bir gün Tümen Karargahında iken  (ben oraya bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim) yine garip işler döndüğünü fark ettim arkadaşımda haberleşme için el telsizi vardı Tümen Komutanı da Bulgaristan sınırı birliklerini denetlemeye gidiyordu şu an tüm teferruatını net hatırlayamadığım bazı şüphe çekici belirtiler üzerine bizzat kendim yoldaki komutana geri dönün çağrısı yaptım sonradan anlaşıldı ki yolda pusu kurulmuş…

 

Artık ip kopmuştu,komutan Edirne’de ki tüm askeri ve sivil erkanı odasında toplantıya çağırdı. Sıkıyönetim komutanı olduğu için yetkisi vardı ancak askeri birlikler hariç katılım tam değildi. Bildiğim kadarı ile vali,MİT bölge başkanı,Emniyet müdürü vs. katılmadılar. İlginçtir komutan yıllar sonra ilk defa bir gün önce Kıyık Kışlası” da kendi tabancası ile atış talimi yapmıştı.

Odada neler olduğunu en çok araştıranlardan biriyim çünkü Tüm.K.nın emir subayı benim eski Bl.K.dı,ayrıca olaylar benim yüzümden bu noktaya gelmişti ve belki en siyasi kişiliklerden biriydim bu olayın çok önemli olduğunun bilincindeydim.

Olay çok farklı olarak kamuoyuna aksettirildi özellikle o günlerin  en çok satan gazetesi olan Hürriyet Gazetesi tamamen yalan haber yapmıştı herşey ters yüz yapıldı. Bu cenaha göre ( bu cenahta zamanın GenelKurmay Bşk.ve 1nci Or.K.da vardı) 3ncü Mknz.Tüm.K.nı sinir krizi geçirip odadakileri mermi yağmuruna tutup sonra kendisini de vurmuştu!

Benim öğrendiğim ise çok farklı idi ki bu yazdıklarımı o gün ilgililerin hepsi bilir .Komutan toplantı başlatınca tabancasını çıkarıp masaya koyuyor ve Gümrükten sorumlu Albaya hitap ederek  “vatan haini olduğunu “ bağırarak söylüyor Albay itiraz edince tek kurşunla alnından vuruyor sonrasında odada bulunan herkes tabancasını çekiyor  (içeride  düzinelerce boş kovan bulundu) buraya kadar her konuştuğum kişi böyle anlatıyor bundan sonrası ise sessizlik. Benim Bl.K.nı olan kişiyi yıllar sonra Ankara’da gördüm olayı hatırlatıp devamını sordum (o zaman rütbesi albay)  ısrarla geçmişte söylediğini tekrarladı ( ilk kurşundan sonra komutanın masasının  altına girdiğini ve orada saklandığını söyledi ki bu mümkün  değildir zira kendisi komutanı koruması gereken kişidir muhakkak o da ateş etmiştir fakat ısrarla aynı şeyleri söyledi)

Olayın başlaması ile Tümen  komutan korumaları çavuşları ile içeriye giriyor ancak bu gençlerde vuruluyor. Ayrıca her alayın  komutanı yaralı odada yaralı olmayan yok gibi. İntihar ettiği söylenen komutanın hem kafasında hem kalbinde mermi deliği mevcut!

Tümenin Kurmay başkanı çok yerinde bir kararla  “Komuta bende” diyor ve bütün birlikleri nöbetleri de bırakıp yemekhanelerde toplanma emrini veriyor. Bu tümen Türkiye’nin en kritik birliği  (hem Yunanistan hem Bulgaristan’a karşı kurulmuş ) bir isyan çıkabilir diye önlemler alındı.

Sanırım iki gün sonra cenaze töreni yapıldı törende komutanın eşi 1nci Or.K.na  “senin yüzünden öldü onu siz öldürdünüz “ diye bağırırken koluna iğne yapılıp hastaneye kaldırıldı çok dikkatli gözlemledim o günlerin MHP ne yakın subaylar Tümen Komutanı suçladılar, gümrüğe bakan albay MHP ye yakınlığı ile bilinirdi. Aynı tartışma daha alt rütbelilerde de olmuştur.

Türkiye işte buna benzer şaibeli olaylar nedeni ile 12 EYLÜL 1980 gitti veya götürüldü.Geçmişin hesabı sorulmadığı ve ipliği yurt dışına uzanan örümcek ağları tahrif edilmediği takdirde yine ortalığı kana bulayıp sözde sorumlulardan hesap sormak için Atatürk veya Barış veyahut yaratılan pahalılığı önlemek için harekete geçirilecek işbirlikçiler sanıldığından da çoktur. Bağımsızlık ve ortak yaşama irademizi hedef tahtası yapanlar asla asıl niyetlerini söylemeden yapacakları gün gibi açıktır,her aydının sazan balığı gibi sunulan yeme değil sunan ele tutup suya  (ortaya) çekmelidir gerisini halkımız yapacaktır.

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum