DENİZLİ VE ÇEVRESİNDE MADENCİLİĞİN KISA TARİHİ
01 Temmuz 2026, Çarşamba 13:37Değerli arkadaşlar, Pamukkale Üniversitesinden Doç.Dr.Yusuf Ziya Bildirici’nin yazısından faydalanarak oluşturduğum bu yazı ; Madenciliğimizin ne gibi badireler atlattığını gösteriyor.
Dünya tarihi boyunca uygarlık merkezleri değişip durmuştur. Burada hepsini sıralayamayız ama özetlersek:
Bilinen ilk uygarlık merkezi OrtaDoğu da ortaya çıkmıştır. Bu medeniyete Sümer uygarlığı diyoruz. Pek çok ilk, bu uygarlık içinde filizlendi en önemlisi yazı idi. Yazı,insanlığın çok önemli buluşudur. Çok çabuk yayıldı ve gelişime uğradı. Sümerler dili nedeni ile Türkçeye yakın görülür. Ne yazık ki en eski Türkçe hakkında yeterli bilgi sahibi değiliz. Bu nedenle bazı soru işaretleri olmakla birlikte Sümerce ile Türkçe birbirine çok yakın iki dil. Her Neyse, ikinci Uygarlık merkezi yine bu bölgeye yakın Mısır'da ortaya çıkıyor. Mısır hep özel bir bölge olmuştur, bir kere o zaman ki insan nüfusunun önemli kesimini barındırıyordu (bu duruma benzer birkaç yer de; Çin’in Sarı Irmak dolayları, Hindistan'ın İndus Nehri olarak sayabiliriz) Son derece verimli iklim ve topraklara sahipti ve de ilk merkeze çok yakındır. Bir ara merkez Anadoluya kaydı,sonra tekrar OrtaDoğuya. Bir ara Anadolu'nun en batısı ve Yunanistan’a. Sonra Avrupaya göç etti (Roma İmparatorluğu) fakat çok önceden beri zaman zaman sıkıntıya düşse de Çin hep aynı yerde ışıldadı durdu. Romalılardan sonra merkez tekrar Asya'nın batısına döndü Emeviler ile yeni bir merkez oluştu. Ortaçağda Avrupa karanlık çağları yaşarken İslam dünyası insanlığa yön verdi. Fakat Asya ve İslam Uygarlığının son temsilcisi Osmanlı dönemi oldu fakat uzun sürmedi. Dünya hiçbir zaman olmadığı kadar kalabalık ve karmaşa içinde idi. Avrupa kesilen deniz ve kara ticaret yollarının alternatiflerini bulmak için çok efor sarf etti zira bu yollar Osmanlı tarafından kapatılmıştı. Avrupa arayışları ile büyük “keşifler çağını” başlattı ve inanılmaz sonuçlar elde etti.
İspanya,Portekiz,İngiltere,Hollanda,Belçika,Almanya başı çektiler. Çok kısa zamanda Avrupaya altın,gümüş ve diğer doğal zenginlikler ile ucuz iş gücü birikimi oldu. Avrupa hızla zenginleşti ve keşifler çağını “buluşlar çağı” olarak sürdürdü. Sonuç,dünyanın kolonileşmesine sebeb oldu. Orta Amerikada şehirlerde yaşayan milyonlarca insan köle konumuna düştü,dinleri yok edildi,kültürleri aşağılanıp bitirildi,yaşam biçimleri alt üst oldu,zenginlikleri çalındı. Bu durum hemen her yerde tekrarlandı.Bir toplum ne kadar geri ve nüfusu az ise uğradığı felaket de o derece şiddetli oldu. Mesela Avusturalyada ki Aborjinler neredeyse sıfırlandı, çoğalmamaları için hadım edildiler. Eğitim verilmedi,içki ve uyuşturucuya alıştırdılar vs. Fakat,Orta Amerika'da Aztek,İnka,Maya gibi nüfusu çok ve daha ileri toplumlar bir şekilde direnç gösterdiler,hala da göstermekteler.
O dönemde dünya kabaca Avrupa,sömürgeler ve diğer devletler olarak gösterilebilir. Diğer devletler içinde Osmanlı İmparatorluğu,İran,Çin vardır. Bunlar içinde en önemli devlet Osmanlı idi zira doğal kaynaklar bu ülke sınırları içinde bulunuyordu. Düşünelim ki ; Libya,Cezayir,Tunus,Irak,Suriye,Katar,Suudi Arabistan,Yunanistan,Bulgaristan,Yugoslavya,Katar,Kuveyt,İsrail,Ürdün, Irak,Suriye, Yemen,Umman vs. bu ülkeye aitti. Avrupa bazı bakımlardan yetersizdi( petrol gibi). Dünyanın paylaşımı bitince gözünü bu devletlere dikti neticede birinci dünya savaşı oldu. Bu savaşın amacı bu zenginlikleri yağmalamak idi ve öylede oldu. Ancak bu ülkeler tarih bilincine sahip genellikle bağımsız yaşamış ülkelerdi neticede önce Türkiye Cumhuriyeti kuruldu,İran kendini az zayiatla kurtardı, Çin 1949 da bağımsızlığına on milyonlarca insanının canı pahasına kavuştu. Dünyada Batılılar (artık bu kategoriye ABD tüm haşmetiyle girmişti) ve sömürgeler ile yine birkaç doğulu bağımsız devlet vardı. Batı sömürge paylaşımı için yeniden kapıştı bedeli çok ağır oldu (2 nci Dünya Savaşı). Onlarca milyon insan öldü, fakat artık sömürgelerde ayaklanmış bağımsızlık istiyordu. Birçok başka etkenlerin de sebebi ile yeni bir dünya kuruldu. Günümüzün dünyasına yakın bir dünya haritası ortaya çıktı.
1999 yılından sonra olanlar yani SSCB nin dağıtılması,Yugoslavyanın parçalanması,Doğu Bloku ülkelerinin Batıya entegrasyonu,Irak-Suriye-Libya işgalleri vs hala bir planın parçası olarak sırıtıp duruyor.
Bu girişten sonra konumuza gelelim. Savaş, sadece cephede olmaz. Her yönlü olarak sürer gider. Bu alanlardan biri de konumuz olan madenciliktir.
İnsanoğlu hemen her şeyini çevreden,doğadan sağlar. Eskiden su,hava,nisbeten yiyecek bedava veya ucuzdu. Gittikce her şey mal (meta) haline geliyor. Bugün suyun durumu ileride hava içinde geçerli olabilir…
Topraktan yiyeceğimizi elde ederdik daha sonra yaşam için gerekli malzeme için madenleri çıkarmaya başladık. Tarih ilerledikce toprağa olan ihtiyacımız arttı. Durmadan kazıp dönüştürüyoruz. Kah silah yapımında kah alet yapımında kullanıyoruz,Bir ülke çıkarabildiği maden ile zenginleşiyor. Osmanlının en güçlü döneminde Akdenizi ve Hind-Çin yolunu elinde tutması zenginliğine de katkı yaptı. Avrupaya buraları kapattı. Batı önce denizden bu ablukayı kırdı sonra durumu kavrayamayan Osmanlının umursamaz bakışları altında gittikçe zenginleşti. Bu zenginlik Batıda çok farklı neticelere yol açtı bunlardan biri de “ırkcılıktır” Batı beyaz insanın (kendisinin) üstün olduğunu kabul etti insanlarını böyle yetiştirdi bu durum hala devam setmektedir. Lafa gelince demokrat kesilenler yakın tarihlerin en büyük zulümleri her yerde uygulamıştır. Milliyetciliği yayılmacı ve sömürgeci emelleri karşısında en azılı düşmanları görmüş ve görmeye devam etmektedir ancak kendisine direnen “milli devletleri” zayıflatmak için her ülkede olan etnik ve dini azınlıkları kendileri desdeklediğinde “yararlı milliyetcilik veya kullanılabilir dincilik” çok muteberdir. Nitekim bir imparatorluk olan Osmanlıyı zaafa uğratmak için çok uzun yıllardır Ermeni,Rum,Yahudi,Kürt ve Şii,sünni ayrılık ve meselelerini kurcalamış ve kurgulamışlardır. Bu siyasetin önemli aktörlerinden olan ABD sanki yüzyıllarca zenci ve kızılderililere yaptıkları daha dün denecek kadar yakın zamana kadar sürdürmemiş gibi. Sanki,dünyada son 50 yılda onlarca ülkeye saldırıp işgal etmemiş gibi… Ne yazık ki her ülkede bu tip propagandanın etkisinde insanları bulabilmişlerdir.
1838 yılında İngiltere ile Osmanlı arasında ticaret antlaşması yapıldı. Daha önceden Avrupa ülkeler arası denge açısından verilen “kapitülasyonlar” bu antlaşma ile tamamen aleyhimize döndü.19 YY başında Osmanlının vergi gelirlerinin %90 nı maden ve tuzlardan alınan ve adına “mukataa”denilen vergiler oluşturuyordu. Osmanlı-Rus savaşları ve en son Mısır da ki Kavalalı M.Ali Paşa sorunu nedeni ile bir antlaşma yapılmıştı (Hünkar İskelesi antlaşması) bu durum İngiltereyi heveslendirdi ve baskı ile “BaltaLimanı Antlaşması” imzalandı. Bu antlaşma ile İngilizler büyük ayrıcalıklar elde etti. 18 YY kadar Osmanlıda ticarete müslümanlar egemendi. 19 YY da durum tamamen değişmişti. Yabancılar çok az vergi veriyor ve yüksek ayrıcalıklara haizdi. Madencilik bu kişilerin eline geçti. 1858 yılında çıkartılan “madencilik yasası” ile yabancılara büyük tavizler verildi. 1861 yılında ilk kanunnameye ek olarak “Nizanname” çıkarıldı. Bu nizamnameler 1869-1873-1886-1906 yıllarında çıkarılan ek nizamnameler ile yabancılara getirilen imtiyazlar artırıldı. Sonuç olarak Osmanlı Devletinde çıkarılan çinkonun ⅔ ,kurşun ve manganez in %80 ni,zımpara taşının %90 nı,bor madeninin ise antimuanla birlikte tamamı yabancıların eline geçer.
Bu madenlerden sadece bir tanesine yakından bakalım. Türkçesi ile “zımpara taşı” uluslararası madencilik sektöründe “Emery” diye anılır. Bu bir adet mineral değildir dört adet mineralin birlikteliği ile oluşmuş ve sanayileşen dünya için elzem bir madendir. İçeriğinde; götit (demir minerali), hematit (demir minerali), korund (yakut ve safirin ana taşı), spinel (kristali olanı değerli taş,sertlik 8.5). Bu mineral ile ilgili daha önceleri çok yazdım günümüzde tespit edilen tüm dünya rezervlerinin %68 ülkemiz topraklarındadır. Bizden sonra en fazla Yunanistan'da bulunur. Bu madenin çıktığı yerde safir,yakut ve spinel değerli taşları bulunur!...
Zımpara taşı ilk defa Ege'de Naksos Adasında bulundu ve çıkarıldı.İhtiyaca cevap vermemesi ve de Yunanistan'ın fiyatları artırması neticesinde aramalar yapıldı Anadoluda Kula ilçesi ve KuşAdası'nda bulundu daha sonra Batı Anadolu'da değişik yerlerde bu madenin yatakları bulunup işletildi.(1845-1846 yılları) Fakat dertler de başladı Osmanlı vatandaşlarından durumu müsait olanlar gerekli izinleri alıp işletmeye geçtiler ama yabancılar da harekete geçmişti. Bilhassa bir İngiliz olan “Abbott” ailesi ve bir Fransız firması ön planda idiler. Özellikle Abbott aile ve firması işletme ruhsatı almış olsada üretim yapsada Osmanlı vatandaşlarının çıkardığı madene el koymuşlardır.
Denizli’de “Ahi Sinan Dergahı” ve “Şahin Dede Dergahı” da bulunan Şeyh Ahmet ve dergahın imamı Hacı Kasım Efendi zade Şeyh Mehmet ve dergahın türbedarı Şeyh Hammad Efendi zade Şeyh Ahmet 10 Aralık 1898 de Aydın Vilayetine başvurarak Tavas kasabasına tabi Çardak ve Yolaltı köyleri civarındaki zımpara madenleri için işletim haklarını satın almak istediler. 17 Mart 1902 tarihinde de ruhsatı aldılar.
Maden alanı Çardak ve Yolaltı köyleri civarında ki “Kocaviran ve Hançam mezarlığı “ üstünde bulunuyordu. Dergah mensuplarınca bildirdiklerine göre “2.000 lira” vergi ile 1.800 lira inceleme heyetine masraf ettiler.20 adet maden ocağı açıldı.200 işciye 4.000 lira ödeme yaptılar. Bu sırada aynı bölge için Abbott firması da rüşvet vererek kiralama yaptı. Yerli işletme sahipleri çıkardıkları madeni develerle ihracat için İzmir'e götürdüler. Bunun için Denizli’ye nakliye için 2.700 lira ve İzmir içinse 1.500 lira harcadılar. Fakat İzmir’e ulaşan maden cevheri Nazır’ın emri ile el konuldu. Üç yıl uğraşıp elde edilen ve binlerce liraya mal olan mal bir anda ellerinden gitti ve bu yabancı şirkete verildi. Abbott şirketi bu madeni 30.000 liraya sattı.
Denizli sancağına bağlı Tavas’da ki Karacasu nahiyesindeki zımpara madeni ruhsatını almak için Bosnalı Abdullah Efendi çaba gösterir ancak ruhsat Abbottt firmasına verilir.
Denizli merkez köylerinden “Irlıganlı “ zımpara maden 60 yıl çalıştırmak üzere Buldanlı Hacı Emin ve kardeşi Hafız Edhem 22 Mart 1913 tarihinde yetki alırlar.
Diğer bir zımpara madeni içinde Çal İlçesi için Osmanlı vatandaşı Bedros Donilyan ve Avusturya uyruklu Anna adlı kişiler “Ortaköy “ de bulunan maden için ruhsat almıştır.
Türklerden Abdül Hamid Efendi Buldan’a bağlı Güney için ruhsatı almıştır.
Yine Denizli sancağında dava vekili olarak çalışan Ahmet Tevfik Efendi Başkarcılı köyü zımpara madeni için ruhsat almıştır.
Diğer madenlerle ilgili olarak Denizli ile alakalı bir iki örnek de verelim;
Çok önemli bir maden olan krom 1850 yılından itibaren Anadolu'da yoğun olarak çıkarılmıştır.Krom savaş sanayi için olmazsa olmazdır.Biz madeni 200 yıl işlenmemiş olarak dışarı sattık.Bilhassa 2nci Dünya Savaşında Hitler Almanyasına verilen krom savaşın çok uzamasına sebep olmuştur.Osmanı vatandaşlarından da bu madeni çıkarmak isteyenler çıkmıştır. Denizli’ yi ilgilendiren bir örnek verelim;
Aydın vilayetine bağlı olan Acıpayam kazası Nikfer Köyü yakınlarında ve yine Acıpayam’a bağlı olan Alaçam ve Kösten Köyü krom yatakları için ruhsat alınmıştır.
Diğer madenlerden de bahsedelim. Denizli sancağına bağlı Sarayköy ve Karahayıt çevresinde “Jeotermal yataklar” ve madenler mevcuttu. İzmirli Hacı Emin Efendi ve ortakları Sarayköy kazasına bağlı Tırkaz ve Tekke köylerindeki kükürt madenini çıkarmak için (99 yıl süre için) imtiyaz aldılar. Mehmet Rifat ve Abdulkadir Beyler Denizli yöresinde kükürt ve petrol için ilgi duyup Sarayköye bağlı Kumluca ve Tırkaz köylerinde petrol için vergilerini ödeyip ruhsat almışlardır. Aynı kişiler ayrıca Denizlite bağlı Çeşmebaşı köyünde bulunan petrol alanı için ruhsat almışlardır. Bu kişiler 28 Ağustos 1918 tarihinde “Meclis- i Vükela’nın aldığı kararla Ahmet Fikri Beye bu ruhsatı devrederler. Eldeki bilgilerden Sarayköy petrol ve Çeşmebaşı kükürt işletmeleri için yeterli bilgi yoktur ( burada ekleme yapayım bu yazıyı yazdıktan sonra araştırmalar yaptım. Hatta para ödeyerek MTA dan makaleler indirdim ve bilgilendim. Kısacası artık ne olduğunu biliyoruz dilerim bunları da yazabilirim. ) ancak büyük olasılıkla bu işletmelerin Yunan işgalinin ilerlemesi sonucu faaliyetine son verildiği sanılmaktadır.
Yazı biraz karışık oldu.Bazı bölümlere girmedim. Şurası acı bir gerçektir Osmanlı zayıflayınca madenlerine de sahip çıkmamıştır hatta daha kötüsü ise Sultanın Abbott firmasına hizmetlerinden dolayı ödüllendirmesi olmuştur.
Değerli Denizli ‘ ler ilimize ait yeraltı zenginliklerimize sahip çıkalım. Bu konuda somut plan program ortaya koyan partilere destek verelim.Eğer doğal zenginliklerimize sahip çıkarsak fakirlik ilimizden uzaklaşıp gidecektir. Bir konuyu da dile getirmek istiyorum ; Tarihte hiçbir devlet sadece tarım ürünleri ile gelişmemiştir. Topraktan sadece altın,elmas çıkarılmaz ,olmazsa olmaz olan alüminyum,demir,kalay,titanyum,krom,petrol,doğal gaz vs. çıkarılır bu hem istihdam sağlar hem bilimsel gelişmeyi hızlandırır teknolojide gelişme sağlar. Batılı ülkelerin kurduğu veya kurdurduğu sözde doğayı korumak için her madenin çıkarılmasına karşı olan kurum,dernek ve partiler ülkemizin çıkarı için bu melun görevi yapmıyorlar. Bu kişi ve organizasyonlara karşı uyanık olalım. Unutmayı bugün ülkemizde “demokrasi,hak hukuk, özgürlük “ diye yürüyenler yürütülenler çok değil yüz yıl önce “demokrasi,özgürlük” getirmek için vatanımızı işgal etmişlerdi büyük Atatürk ve vatansever halkımız sayesinde bedelini kanla ödeyip bağımsız olabilmiştik. Günümüzde tekrar bu sefer başka yöntemlerle aynı uğursuz eylemi sürdürüyorlar. Uyanık olalım ,uyuyanları kibarca uyandıralım.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum