İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ELEMENT, MİNERAL , ORTAM İLİŞKİSİ BİR

01 Temmuz 2026, Çarşamba 13:56

Değerli arkadaşlar zor bir yazıyı yazmayı göze aldım.Bazı yönlerini tam olarak açıklamak güç olsa veya yetersiz gelse de akademik kaygı taşımadan doğrudan anlaşılmayı ve pratikte işe yaramayı hedef alan bir yazı olması nedeni ile uğraşmaya değer olduğunu düşünüyor gelebilecek eleştirileri de kabul ediyorum.

 

Yazı;değerli taş ve madenlerin nasıl ve nerede oluştuğunu ayrıca arazide hangi oluşumlar içinde,hangi mineral diğeri ile beraber bulunur sebebleri nelerdir gibi epey önemli ve karmaşık meseleleri hedef alacaktır.Konunun zorluğu yanında kendimce problem olabilecekleri sıralayayım;

 

1-) ülkemizde bu tür araştırmalar için yeterli alt yapı yok bu nedenle birçok akademisyen yurt dışında konu ile ilgili eğitim görüyor.

 

2-) yazılan eserler genellikle yabancı dilde ve yazanlar yabancı bilim insanları.

 

3-) Ne yazık ki önemli konularda açılım getirmiş teorik katkı yapmış dünya çapında kendini kabul ettirmiş bilim insanımız yok denecek seviyede,bizde nasıl bir Newton ve Einstein çıkmamışsa bir Goldschmidt çıkmamış.

 

.4-) Son yılların siyasi ortamının olumsuz etkisi ile bilim hem siyasetin hem de dinin kontrolüne girmiş bu arenada kariyer yapma şartları değişmiş ve müthiş bir gerileme ile birlikte yozlaşma hüküm sürmekte bilimsel  olmayan metotlar ile bilimsel sonuçlar beklenmektedir.

 

 5-)Her bilimsel disiplin neticede üretimi artırmak,çeşitlendirmek,geliştirmek için var olması gerektiği halde ve jeoloji ana dalının varlık nedeni ülkemizdeki değerli madenleri,değerli taşları bulmak,çıkarmak,işlemek,satış alt yapısını hazırlamak olması gerektiği halde son diyelim yarım yüzyılda ne yapılmıştır sorusu adeta tabudur.

Konuyu açalım; bizde var olan onca üniversite ile yüksekokul varlığında kaç adet yeni değerli taş yatağı bulunmuş ve işletmeye açılmıştır? Yabancı yatırım ve birikimi olmadan kaç tane değerli maden yatağı bulunup işletmeye açılması sağlanmıştır? Bu soruların cevabı olumlu değildir. Ancak pek çok arkadaş (akademisyen,amatör,yarı amatör)  bu kurumların kendisine ne kadar yabancı olduğunu,sekter davranıldığını,daha meseleyi dinlemeden sözünün kesildiğini,kolay para getiren çalışmalara yönelik durulduğunu,önceden bilinmeyen değerli taş ve maden konusunun yok denilip geçiştirildiğini vs vs yaşamış ve yaşamaktadır. 

 

6-) Durum  ne halde olursa olsun bu mesele bizim meselemizdir ve çözmek  zorundayız.

 

7-)Yapılan her eleştiri doğru olmayabilir ama verilen  her cevapta doğru kabul edilmemelidir.

 

8-) burada ki yazı türünden girişimleri mecrasında değerlendirip dozu kaçırmamak gerektiğini savunuyorum.

 

Bu bölüme bazı basit ama önemli terimler açıklayarak devam edelim.Bilindiği gibi yeryüzüne bakıldığında binlerce farklı yapı,oluşum,Kaya,varlık(canlı cansız) gözlemleriz.ilk bakıldığında sanki birbiri ile ilişkisi yok gibi gözükür.Mesela bir Ardıç Kuşu ile bir kuvars taşının hiç bir ilişkisi yok diye rahatça düşünülebilir oysa on binlerce yıl süren doğayı keşif serüveninde insanoğlu çok önemli sonuçlara ulaşmıştır. Onca yıllar çabalayıp sonunda öğrendik ki aslında doğada gördüğümüz her ne varsa aslında son derece az sayıda ismine “element “dediğimiz en basit ,kendisinden daha küçük parçaya bölemeyeceğimiz ,bölündüğünde ana madde özelliğini kaybeden yapılara ulaştık (atom ile birlikte düşünelim).  Bu yapılar kısaca söylenirse ortada bir çekirdek ve çekirdeğin etrafında dönen ismine “elektron”denilen son derece küçük ve enerji sahibi son derece hızlı hareket eden parçacıklardan oluşuyordu. Çekirdekte  yüksüz olan “nötronlar” ve artı yüklü olan “protonlar”vardı. Çekirdek te ki proton sayısı ile aynı sayıda yörüngelerde  elektronlar dönüyordu (tam olmasa da güneş sistemi benzer bir yapı) bu yapı normalde elektriksel olarak nötr (dengeli) halde bulunur eğer denge bozulursa bir şekilde kendini yeniden nötr hale getirmeye çalışır. Aslında bileşik veya kimyasal olaylar dediğimiz olaylar bu şekilde cereyan eder.Herhangi bir  elementin elektron ve protonu veyahut nötronu bir diğerinden farklı değildir (en azından şimdiye kadar böyle olduğu gözlenmiştir) yani aslında tüm evren son derece basit yapıda ki birkaç parçacığın sayısı ile değişime uğruyor ve oluşuyordur. Örnekleyelim bir altın elementi 79 adet elektrondan oluşmuştur ona en yakın element ise platin elementidir ve 78 adet elektrondan oluşur elbette iş sadece elektron sayısında bitmez.Daha önce yazmıştık elektron sayısı ile proton sayısı eşit olmak durumundadır (olmayanlar vardır ve bunlar radyoaktif maddelerdir bu konuyu es geçiyoruz) Tabi  birde nötron olayı var işi daha karmaşık hale getirmemek adına değinip geçiyoruz (nötron sayısı aynı olmayıp diğer ana parçacıkları benzer olanlarına birbirinin “izotopu madde”diyoruz.

 

Böylece Evren’de gördüğümüz her ne varsa aslında son derece basit yapılardan oluştuğunu görüyoruz bunu bir daha altını çizmek adına tekrar örnekleyelim:en basit element “hidrojendir “çekirdeğinde sadece bir adet proton ve bir yörüngesinde bir adet elektronu vardır nötronu yoktur (olanın ismi farklıdır ve izotopudur) bu elde edilebilecek en basit elementtir ve çok hafif ve de  çok hareketlidir bu nedenle bütün asitlerin yapısında daima hidrojen bulunur.İkinci elementimiz anlayacağınız üzere çekirdeğinde proton ve tek yörüngede iki elektron taşıyan “helyum”elementidir (dikkat edilirse helyumun birinci yörüngesi doludur, bu elementler çok zor bileşik yapar bunlara soy elementler diyoruz). Elbet te burada nötron da vardır ama işi basitleştirmek adına onları görmeyelim. Üçüncü element çekirdekte üç adet proton taşır ve artık ikinci bir yörünge vardır (ilk yörüngede sadece iki adet elektron bulunabilir) Burada artık iki yörüngeli bir element ileyiz ve adını koyalım evet karşımızda “LİTYUM”. Bu süreç bu kadar basit bir şekilde devam eder,nereye kadar! Sonsuza  değil hatta çok küçük sayıda doğada bulunan element sayısı 96 kadardır hatta bunların bazıları yok denecek kadar az miktarlarda bulunur. İlk sekiz adet element nerdeyse gördüklerimizin büyük çoğunluğunu oluşturur (rakamlara ve terimlere girmek istemiyorum amacımız işi basitleştirmek) Konunun anlaşılması  açısından biraz daha detay vermek gerekiyor. Şunu bilelim elektron sayısı arttıkça yörünge sayısı da artar (her yörüngenin taşıyabileceği elektron sayısı sınırlıdır sayı arttıkça yeni yörüngeye  kayar gelen elektronlar)  bu elementleri gösteren bir çizelge vardır buna “periyodik cetvel”denir buraya bakılırsa 120 kadar elementi gösterdiği görülür ne oldu yanlış mı yazdık? Hayır, burada insanoğlunun laboratuvarda ürettiği  Elementler dahil edilmiştir ve bunların çoğu “hayalet elementlerdir”yani bunlara doğada rastlayamazsınız. Artık meselenin bir yerine geldik.Element konusunu biraz anlamış olduk eğer bu bilgilere vakıf olmaz isek ileriki konuları anlayabilmemiz mümkün olmazdı.

Elementlerin de çeşitli var oluş biçimleri vardır okulllarda bu durum üç şekildedir   diye açıklanır. 

1-) Gaz halinde ( bazı elementlerin pratikte sadece gaz hali bulunur yani sıvı veya katı hale geçirmek çok enerji gerektirir mesela  helyum elementi) 

 

2-)  Sıvı  halde ( en basit hal gaz ikincisi ise sıvı halidir ve gazhalinde atom veya molekülller arasında boşluklar bulunur sıvı halde daha yakın olmakla birlikte harekete engel olmayacak seviyededir)

 

3-) Katı halde ( katı halde artık serbest hareket yoktur ancak metallerde serbest elektronlar bulunur ve bu nedenle yani çekim güçleri nedeni ile metaller parçalanmaz sadece enine ve boyuna genişler buna “ sünme” denir)

Aslında maddenin halleri  daha fazladır ancak bu kısma girmeyeceğim ( mesela “plazma hali ve daha ötesi  vb.)  

Ayrıca insanoğlu biraz da keyfi biçimde başka kategoriler yaratmıştır

 1-) canlı (ORGANİK)  olanlar

2-)cansız (İNORGANİK ) olanlar) gibi.

Cansız olanları da çeşitli biçimlerde isimlendirilmiştir.  Kaya,toprak,maden,cam,plastik,saydam,opak,kristal vs vs.

Aslında var olan her şey işte periyodik cetvelde olan bilemedin 60-80 elementin birbiri ile yaptığı sayısız  kimyasal bileşikler sonucu oluşan tabiri caizse melez sayabileceğimiz yeni madde çeşitleridir ancak bilim dünyası bunlara mineral der.(yada bileşikler çünkü bazı mineraller sadece tek bir elementten oluşur) İş biraz karışık bileşiklere tam benzemeyen oluşumlar da var bunlardan biri de alaşımlardır yani şu dişçilerin bir çoğumuza taktığı “kaplama”lar aslında bir civa alaşımıdır veya herkes bilir bazı metallere katkı yapınca yani alaşım yapınca fiziksel özellikleri değişir (sertlik,renk gibi) mesela bronz böyledir. Bir de daha basit olmak üzere “karışım “denilenler vardır (bilhassa boyalarda çok işimize yarar) Ayrıca bileşikler tek şekilde olmaz birkaç çeşidi vardır burada bu detaylara girmeyeceğiz ancak şunu bilelim bazı bileşik çeşitleri elektronların bağlanması neticesinde çok sıkı şekilde birbirine bağlanmıştır ve bunları birbirinden ayırmak (diyelim ki bileşik iki elementtten oluşuyor tekrar iki parçaya ayırmak için önemli oranda enerji harcamak zorunda kalırsınız)Tersine olan bileşikler vardır burada elektronların direk bağlanması değil başka faktörler devreye girer fakat aralarında ki çekim diğeri kadar güçlü olmadığı için kolay parçalanma eğilimindedir.

Bileşik ve mineral ilişkisini biraz daha açalım; herkesin bildiği kuvars minerali aslında sadece iki adet elementten oluşur. 1-) silisyum elementi(ki yeryüzünde en çok  bulunan elementlerdendir,ikincidir) 

2-) oksijen elementi (rekor bundadır ,yer kabuğunda ki en fazla bulunan element) iki adet en çok bulunan element yeryüzünde en fazla bulunan minerallerden birini oluştururlar (en fazla bulunan mineral açık ara farkla Feldispatlar dır  ancak unutmayalım ki feldispatlarında içinde “silis”denen kuvars benzeri yapı mevcuttur. İkinci olarak yer kabuğunda en fazla bulunan mineral ise beklendiği gibi kuvars tır. Burada bir konuyu açıklamak gerekiyor yeryüzü birçok bölümden oluşur biz se yer kabuğunda yaşıyoruz ve esas olarak kabuktan maden çıkarıyoruz şu anda ki teknoloji ile yer kabuğunu daha altına inmemiz mümkün değil.Yerin toplam kütlesi içindeki element oranları ile kabuk veya dış çekirdek aynı oranlarda element ihtiva etmezler.Hatta güneş de bulunan element oranları ile bizim gezegen hiç birbirine benzemez daha ötesi evrendeki toplam kitle göz önüne alınırsa iş daha farklı sonuçlara gider.Burada duralım sanırım bir fikir sahibi olduk.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum