İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

EVRENİ YORUMLAMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ BİR

11 Temmuz 2026, Cumartesi 20:14

EVRENİ YORUMLAMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ

 

Hepimiz dar bir kesenin içinde büyüdük,insanın ilk hapishanesi ilk koruyucusu oluyor doğum denilen özgürlüğe ilk zorluğun ilk başarının nişanesi olan ağlama eşlik ediyor atmosferin yutulması yaşam sarhoşluğunun başlamasını sürdürürken bizden önce doğanların asla hatırlamayıp belleğin en gizli köşelerine attığı hatıralar,  doğmuş olanında yaşamasını sağlarken aynı akıbete uğratmanın başlangıcını işaretliyor,içeride iken duyduğu seslerin görüntü ile dansı sarhoş beyni afallatıp haykırışları arşa yükselirken içinden çıkana sahiplenen bu yaratık yaşamını ona sunarken şimdi sürdürmesini  de sağlıyor ilk "anne"sözcüğüne kadar karşılıksız sevgi  ancak gülücüklerle kendini sunuyor, bir insan dünyaya gelip evrenin gizemli kütüphanesinde kayıt olacak evrenin parçası olup büyütürken evrenin mutlak sorguluyacısılarından biri olup,o meşum soruyu sorarak cevap bulamadan giden milyarların parçası olarak mı  yaşayacak yoksa sadece birkaç bin bireyin başarısını mı gösterecek bunu zaman belli edecek.

Evet,şimdiye kadar kaç insan var oldu bilemiyoruz ancak şimdiden sayımız sekiz milyarı buldu bundan sonrası kar topu etkisi.

İnsanoğlu doğada güçlülük simgesi değildi aslında ilk atalarımızın çok akıllı olduklarıda doğru değildir bizler zayıflığın gücüyüz.Ne bir ceylan gibi koşabilir ne uçabilir ne de güçlü zehirlere sahibiz işin aslı şayet ağaç yaşamını bırakmasak sürekli tedirgin sürekli hareket halinde bitkisel besinler peşinde gün bitiren canlılar olarak yaşar giderdik.

Tam bilemiyoruz ancak bir şekilde ormanı terk ettik veya çevre buna zorunlu bıraktı sonuçta arada sığınsak da ayaklarımız toprağa  sıkıca sarıldı yalpalasak  da yürümemiz hatta koşmamız zamanla mümkün oldu dört ayak ikiye ayrıldı ön uzuvlar kola ele dönüştü işte ikinci büyük evrim başlamıştı artık serbest kalan el,zamanla silaha dönüşüp suni silah yapımınında yapıcısı olacaktı. 

Bu dönüşümden ortaya çıkan marazalar çok idiyse de kazanımlar daha kıymetli olmuş insan olma yolunda ilerleyiş sürdürülmüş  akrabada olsa ilk ciddi topluluklar oluşturarak bir zamanlar sadece anlık siddetli duygularımizı ifadeye yarayan dil,dişisinin de katkıları ile geçmişe ve geleceğe ait duyguların aktarılmasına yarayıp hızlı şekilde gelişmeye başlamış ancak ilk ayrılık tohumlarını da  bünyesinde taşıyarak ve sürdürerek geleceğin milliyet dil savaşlarına zemin hazırlamıştı.

Her canlı bir savaşcıdır sadece cansız maddelerle yaşamını sürdürse de bu gerçek değişmez.Hepimiz ilksel yaşam formunun kopyalarıyız hala yaşamın sürmesi bu basit gerçeğin sade kanıtıdır.

Besin zincirinin en altı ile en tepesi hep aynı kimyasalların hem ürünü hemde tedarikçisi.Aslında yok birbirimizden farkımız ama kimi,yaşadığının bile farkında değil.

Zamanın ve   şansın iteleyip tepeye çıkardığı biz insanlar,önce diğer öncüllerimiz gibi sadece var olmaya odaklandık ancak geldiğimiz yerde bizi var eden doğayı en güçlü şekilde tehdit ediyoruz aramızdaki bitmeyen savaş bütün canlılığı tehdit ediyor sürecek olana bakılırsa bu  tehdit güneş sistemini bile içerebilir.  

Bu hikayenin başlangıcı ne kadar muallak ve belirsizliklerle dolu ise de asli başlangıcı ancak kalıcı düşünce aktarım aracının yani yazının bulunması ile belirginleşiyor.İlk dilsel ve kan bağı savaşlarına Tanrılar da katılıyor artık tanrılar aramızda yaşıyor ama yaşatmadan ziyade yok etmeye çeşitlilikten ziyade tekdüzeliğe bizi iteliyorlar tarih ancak kanla yazılır diye kanıksıyoruz.Tarih başlıyor,insanlık asıl savaşımını kendi içinde verecek.Göremediğimiz tanrıların devasa heykelleri kendi yaşam alanlarını kapsıyor artık herkesin kendi tanrısı sadece kendisinin gerçek olduğunu diğerlerinin kırılacak nesneler olduğunda ısrarlı, diğer tanrıları yok etmeden cennete gidiş mümkün değil, ve bütün dünya cehenneme dönüyor…

Bir çok ilk içinden birini seçerek tarihimize göz atalım.

Her kim güçlenmiş ise zayıfların tepesine çöreklenmesi mutlaksa,hangi toplum güçlendiğinde diğer toplumlar onların kölesi olması muhakkak olup, bu durumun izahı göksel ilahların seçimi olduğundan eleştiri imkanı kalmamış, sırası gelen zalimliğine başlıyor.    

 Yazılı çizili kaynaklarımız bize yaşam savaşından başını kaldırıp garip sorular soranların adlarını şimdilik ilk defa eski Yunan Uygarlığı havzasında tek tek şehirlerde yaşayan aristokrat çevrelerde bulunduğunu bildiriyor ancak her şeyin başlangıcı olan Sümer ve Mısır Uygarlıklarının ferdiyetci olmayan yapısı bize mutlak dahilerini fısıldayamıyor fakat biz varlıklarından eminiz.Bilebildiklerimizden yola devam edelim.

Aslında bütüncül evren modelleri her toplumun kendi icadı olan dinlerinde kendi ifadesini bulur diyebiliriz ki belli sayıya ulaşıp da din yaratmayan toplum olmamıştır ancak herkes çoğrafyasının kendi tarihinin hatta dilinin özellikleri ile doğrudan alakalı evren modelini bazende komşusundan kopyalayarak harmanlayarak oluşturdu geliştirdi.Sümerler tanrılarını dağlar gibi yükseklerde yaşadığına inandığından o geçmişin gökdelenlerini inşa etmişlerdi oysa yaşadıkları yer yeryüzünün en alçak yerlerinden biri idi geçmişi de buraya getirmişlerdi tanrılarınıda sürükleyerek, Yunanlılar gibi yaşamlarını denizden temin edenler ise hemencecik denizsel tanrılarını yaratıp dağsal tanrılara akrabalık etmişlerdi bazı zihinler bu birlikteliklerin hikayesini şiirselleştirirken kimileri yeni çıkarımların tartışmasına başlayıp ilk dinsel reform sinyallerini vermekte idi kimilerinin sonu pek hüzünlü sona erdi…

Bildiğimiz derli toplu evren modeli görünene uygun olarak dünyayı evrenin tam ortasına yerleştirip güneşi ve ayı etrafımızda dolanan göksel tanrılar olarak algılayıp küreselliği kutsayıp ilk hareketi de baş tanrıya bırakıp uzun süre şüphe duymadan yaşadılar.Fakat akıl bu ya durduğu yerde duramıyordu durmadan yeni sorular soran küresel beyinlerden bazen devrimsel fikirler fışkırıyordu bunlardan biri basit geometrik bilgileri kullanarak dünyanın büyüklüğünü bile hesaplamayı başardı zaten bu dar fakat verimli çevrede yeryüzünün küresel olduğu çok önceden belirlenmişti.Bu dönemde ki dünya henüz globelleşmemişti en ileri fikirler ile binlerce yıllık katı inançlar birbirlerine yakın mesafelerde birlikte barınabiliyordu kitap elle yazılarak aktarılabildiğinden dolayı hem pahalı hem çok azdı  zaten okul işlevini görecek kurumlar oluşturulmadığından okuyabilen sayısı da çok çok azdı.Demokrasi bilimde kullanılamaz yöntemdir ancak çoğu zaman parlak beyinlerin yok edilmesi veya çıktılarının engellenmesi için muhteşem mazeretlerden biri olacaktır.Nitekim zaten çok zor kabul gören dünya merkezli sistem üzerinde küçük değişimler bazılarının daha fazla sorgulamasını gerektirince bir acaip sonuçların çıkması beklenirken uzağı yakın eyleyen cihaz olmaması gerekeni görünce, binlerce yıllık dinsel temelli evren görüşü tuz gibi dağılacağı aşikar olduğundan dinsel gücün temsilcileri gerekli sert uyarıyı yapıverdiler "ne demek ti ! kutsal kürelerin asi yavrularının  olması!"

İlk gören gözün sahibi ömür boyu ev hapsinde ikende bilgi uçup yeni yuvalar bulmuştu artık "Avrupa da kuşku bulutları elektriklenmiş muhakkak ki yıldırım olarak inecekti "

Krallar İmparatorlar ve mavi kanlılar yeni bir   dünyanın oluşmakta olduğunu anlamaya başlamışlardı bütün mesele yeniye yenilmemekti,gereken yapılmalı idi.

Evren düzenleyiciler durmadan farklı alanlarda "yeni dinin kelamlarını "yaymaya eskiyi gömmeye gayret sarf ediyor eski evren düzenleyici devasa kurum şaşkınlıktan ne edeceğni bilmez güç olarak uzlaşmanın yollarını arıyor bazı güç alanlarını bile fedaya razı olmaya başlamıştı.En vurucu hamleyi aslında kendi içlerinden biri yapmıştı esasında bu ortaya konan acı gerçeklerin başka türlü yorumlanamaz oluşundan kaynaklanıyordu.Evrensel sistem ilk defa nerede ise tüm bilimleri kapsayarak oluşturulmaya çalışılıyordu  ancak ilk olanın hataları da kaçınılmazdı.Artık dünyamız güneş sisteminin mütevazi bir gezegeni olmuş kendini tanrısal olarak kutsayan insanın içine kuşku tohumları filizleniyor "acaba"sorusu binlerce kılığa girip yeni bilimin girdisi olarak yüksek yeni çıktılara sebep oluyordu. 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum