İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

FAYDALI BİLGİLER BİR

11 Temmuz 2026, Cumartesi 17:08

Yeni bir yazıya başladım amacım biraz karmaşık da olsa elde ettiğim bazı bilgileri olabildiğince anlaşılır şekilde arkadaşlara iletmek ve tartışılmasını sağlamak. Bu yazı dizisinin eleştirilmesini isterim, benim her yazdığımın doğru olma olasılığı yok zaten hemen hepsi çeşitli kişilerin (kimi bilim insanı kimi değil) oluşturduğu düşüncelerdir ve her düşünce başka düşünce ile ancak doğruya yaklaştırılabilir ayrıca kendi içinde tutarlı bir hipotez yanlışlansa bile değer ifade eder yani yanlış olduğunu anlarsak ve neden yanlış yapıldığı ortaya çıkarılırsa bilimsel ilerleme sağlanabilir.

 

Her neyse yukarıdaki kısa açıklamamın anlaşıldığını sanıyorum. Bizim alanımız değerli taş ve madenler olması nedeni ile pek çok bilim dalı ile ilişkili olmak zorundayız. Bu kabul neredeyse zorunlu bir ön  kabuldür elbette doğrudan bir bilim dalı ile ilişkisi olmadığı halde değerli taş veya maden bulanlar çıkmıştır ancak burada pür bilim olmasada aslında bilimsel yöntemin üstünkörü kullanıldığını da bilmek zorundayız. Örneklersek ilk defa maden kömürünü bulan Uzun Hasan (yanlış hatırlamıyorsam adını) asker olduğu sırada kendisine bir komutanının anlattığı bilgiden etkilenerek terhis sonrası memleketinde bu madeni bulması dikkat edilirse yine bilimsel yöntemler çerçevesi içinde kalır.

DEĞERLİ MADEN VE MİNERALLER NEREDE BULUNUR

Gelelim konumuza,bu bölümde aslında daha önce çeşitli vesilelerle yazdığım konuyu biraz değiştirerek yazmayı düşündüm. Bilindiği gibi bizim maden veya değerli taş dediğimiz nesnelerin asli kaynağı “yer kabuğudur”. Evet bazı tali olanlarını ekliyebiliriz mesela “göktaşları ve dış  çekirdekten gelenler ile kozmos kökenliler” olarak, ancak bunlar asıl olanın yanında çok azınlıkta kalırlar. Göktaşlarını ele alırsak evet bu olay sürmektedir ancak dünya milyarlarca yıl içinde güneş etrafındaki yörüngesi üzerinde ki meteorları temizlemiş durumdadır zaten astronomide kendi yörüngesini temizleyemeyene “gezegen”  sıfatı verilmez. Bir gök cismi yerçekimsel gücü ile yörüngesi üzerinde ki büyük küçük meteorları bünyesine katar işte bu süreç özellikle yeryüzünün oluşumdan sonrasında inanılmaz yoğunlukta  olmuş ve sürekli kütlesini artıran dünya bu sıralarda tam bir cehennemdir. Dünya nerdeyse mağma halinde idi hem yerçekimi hemde dönüşü nedeni ile bünyesinde ki element ve mineraller gittikçe çekirdeğe doğru hareketlendi sonuçta en ağır olanlar en dipte yer aldı ancak bu meteor bombardımanı devam ettiği için bazıları daha yukarılarda kaldı. Günümüzde istisnalar hariç (bir şekilde asli yörüngesinden çıkmış büyükçe bir meteor gibi) artık günümüzde göktaşları başka nedenlerle değer kazanmaktadır (bilimsel değer ve saf halde demirin doğrudan işlenmesi gibi)

İkinci olgu ise dünyasal olmasına karşın yerkabuğu ile ilgili değildir çok daha derinlerden gelen materyaldir.Bu tip olaylar ancak büyük fay hatları çerçevesi içinde ele alınır.Bu durumda yer kabuğuna mantonun altından malzeme taşınır.Bu süreçler hala tam anlamı ile çözülmüş meseleler değildir bu kadarı  ile yetinelim.

Diğer iki  olgu daha önemli bizi doğrudan ilgilendiriyor. Bu konuyu anlamak için biraz konuyu deşmek lazım…

ELEMENTLERİN OLUŞUMU VE ANLAŞILMASI

Güneşimiz hem hayat kaynağımız hemde demire kadar (demir dahil)  bütün elementlerin yaratıcısıdır. Bilmeyen arkadaşlar için hatırlatalım; elementler bünyelerinde ki elektron sayısı ile (bunlara eş sayıda proton taşırlar) birbirinden ayrılır. En basit element “hidrojen”dir ve tek elektronu vardır. Elektron sayısı iki olursa (elbette çekirdekte proton sayısı da ikilenir ayrıca burada yüksüz olan  “nötron” da bulunur) artık bu yapıya “helyum”diyoruz,helyum aynı zamanda soy gazdır. Soy gaz veya soy metaller atom yapılarında ki elektron sayısı ideal sayıda olduğu için kimyasal reaksiyona girmez yani bileşik yapmaz veya çok zor yapar. Üç olursa “lityum”, dört olursa “berilyum”, beş olursa “bor”, altı olursa “karbon”, yedi olursa “azot veya nitrojen”denir, sekiz olursa “oksijen”(bu da yaşamamız için elzemdir),dokuz olursa”flor”olur (bu evrende ki en aktif maddedir sebebi elektron dağılımı ile ilgilidir çizerek durumu anlayabilirsiniz), on olursa “neon”olur bu ikinci  soygazdır yine sebebi elektronlarının tam olması nedeni iledir), onbir olursa “sodyum”adını alır bu elementte çok aktifdir doğada serbest olarak bulunmaz, oniki olursa “magnezyum”dur ve saf halde yanıcıdır ancak bileşikleri yani mineralleri değildir, on üç adet olursa “alüminyum”olur bu elementde saf halde bulunmaz,elektron sayısı ondört olunca “silisyum”a varırız dünyada en bol bulunan elementlerdendir asla saf halde doğada bulunmaz birinci çoklukta bulunan oksijenle birleşerek “kuvars”denilen minerali yapar, onbeş elektronla “fosfor”bulunur bu da çok aktif bir elementtir, onaltı ile “kükürt”bulunur bu element yaşam için zaruri olanlardan olması ile birlikte en kötü kokanlar arasındadır, On yedinci olan ise yine flor gibi çok aktif olan “klor” bulunur (peryodik cetvele bakılırsa ikisininde aynı kategoride olduğu görülecektir, onsekiz elektrona sahip olan ise “argon”dur bu da üçüncü soygazlardandır diğer ikisi helyum ve neondu, ondokuz ise “potasyum” demektir bu da aktif elementtir, yirmi elektronlu olan “kalsiyum”dur ( Vücudumuzun iskeletinin ana maddesi),  yirmibir elektronlu olan “skandiyum”dur bu garip bir elementtir zira dünyada ki üretimi(eldesi) çok düşük miktardadır bunu iki sebebi var bu element çok dağınık bulunur yani kümelenmez ayrıca elde etmek çok karışık ve zordur, yirmi iki elektronlu olan “titanyum”dur hafif metallardan olmasına rağmen ısıya dayanıklılığı ile silah,uzay sanayinin gözdelerindendir, yirmi üç elektronda olana ise “vanadyum”adı verilir bazı minerallere yeşil rengi verir, yirmidört elektronlu olan ise “krom”dur bilindiği gibi hem yakuta hemde zümrüte o renkleri verir, yirmibeş li olan ise “manganez veya mangan”adını alır bu mineralde “rodokrozit”in muhteşem rengini verir, VE nihayet yirmi altı elektronlu olan “demir”dir. Demirin ne olduğunu herkes bilir ancak bizim güneşimiz demir dahil olarak buraya yazdığımız bütün elementleri üretir fakat dünyada yirmi altı elementten daha fazlası vardır bu durumda geri kalanlar nerden kaynaklıdır diye sormak gerekir.

 

DEMİR ÖTESİ ELEMENTLERİN BULUNMA SEBEBİ

Demir den sonra yirmiyedi elektronlu “kobalt”gelir artık bunlar bizim sistemimiz dışından gelenlerdir (altın,bakır,platin,tungsten,uranyum vs.)

Bilim bu konuyu sonunda  açığa çıkarmıştır bu elementler güneşin çok üstünde enerji yayan sistemlerin ürünüdür. Ağır metallerin “süpernova” patlamaları gibi devasa patlamalar  (kuasar denilenleri daha büyük enerji çıkarır) sonucu ortaya çıktığı kesindir, bu olağanüstü patlama ile oluşan zerre halinde ki bu elementler evrenin her tarafına saçılır bunlar milyonlarca yıl yol alarak önlerine çıkan uzay cisimlerine (gezegen,uydu,meteor) saplanıp kalırlar eğer meteor gibi yuvarlak olmayan (bir uzaysal cismin yuvarlak olabilmesi için belli miktarda kütle yani kütleçekimi gerektirir) bir meteorda kalırsa gerek az kütleçekim gerekse döngünün olmaması nedeni ile bu ağır metaller dış kısımlarında kalacağından (dünya gibi uzay cisimlerinde bu mümkün değildir) elde edilmesi çok kolaydır işte bu nedenle “uzay madenciliği” çekici hale gelmiştir. Uzayın ve zamanın inanılmaz büyüklükte ki yapısı gereği milyarlarca yıldır süren bu süreç sonunda dünyamızda bile bu güneş sistemi dışı metaller ve elementler büyük oranlara ulaşmıştır.

 

MADEN VE DEĞERLİ TAŞ ARAMA YÖNTEMLERİ

Bugün maden aramada çeşitli yöntemler kullanılır. Bunun pek çok temel nedeni vardır. Şayet bu konuları doğru olarak anlarsak aradığımız element, değerli mineral veya madeni daha kolay bulacağımız aşikardır.

 

Peki, nedir bu yöntemler deyip kısaca yazılacak kadar olay basit değildir kanımca henüz bitmemiş bir araştırma sahası olarak durmaktadır.Yine de bazı önemli bulguları yazmak bu yazının kapsamındadır.

 

Bu yöntemler gerek aradığımız madenin çeşidine gerekse de arama yaptığımız sahanın özelliklerine bağlı olacağı açık gerçektir. Öncelikle şunu vurgulamak lazım ki, arama yaptığımız saha öncelikli önemdedir bu durumu bizlerin özelliğine bakarak çıkarıyorum. Hemen hepimiz amatör veya yarı profosyenel çalışıyoruz bizim elimizde firmaların olanakları yok. Çok büyük ihtimalle yaşadığımız çevrede arama yapıyoruz. Bu durumu değiştirebilmek de başka özellikler gerektireceğinden asli olarak bulunduğumuz yakın çevreye göre hareket etmemiz gerekeceğini düşünüyorum.

Bu şekilde olacağını kabul ederek;öncelikle kendi sahamız hakkında 1-)kendi imkanlarımız ile yapılacak araştırmalar.

2- önceden yapılmış araştırmaları değerlendirmek durumundayız.

 

İlk önce kolay olandan başlayalım. Bizden önce MTA, yöre Üniversitesi gibi kurum ve kuruluşların yaptığı araştırmalara bakmamız gerekir, günümüzde bu zor bir iş değil. Bunun için bilgisayar veya telefonlarımız yeterlidir. Önemli olan doğru bilgiye ulaşmak. Şayet ticari amaçlı ve uyduruk sitelere gidersek sonumuz hüsran olur. Ayrıca her arkadaşa “google earth” programı gibi programlar ile kendi bölgesini kuşbakışı yöntemle incelemesini tavsiye ederim elbette bu konuda çalıştıkça tecrübeniz artacaktır. Unutmayın bu haritalar gerçek dünyanın yukarıdan çekilmiş fotoğraflarından oluşur tarihte hiçbir madenci bu olanağa sahip olamadı. Basitçe örneklersek, aradığımız minerale bağlı olarak değerlendirmeler yapabiliriz. Diyelim ki elmas aranıyor. Elmas her yerde bulunmaz sadece özel birkaç jeolojik ortamda bulunur.Kimberlit,lamproit vs. Bunlar genelde büyük veya küçük krater oluşturmuştur. Çukur olduğu için içlerinin su ile dolması büyük ihtimaldir bir yerde su varsa orası biraz daha yeşil olur. Ancak bu oluşumlar ağır metaller ihtiva ettiği için biraz özel durum arz ederler yani bir göl vardır ancak hemen yakın civarı biraz çorak olabilir. Kısacası yeşilliğin içinde dairemsi kıraç alan aramalıyız. Kıraç içe doğru su ihtiva etmeli. Türkiye’de bu oluşumlara benzer başka yerler olduğu unutulmamalı (Orman İdaresinin yangın söndürme havuzları, gerçek yanardağ kraterleri, doğal göletler gibi)

Başka bir örnek; altın arıyoruz. Altın esas olarak süt kuvarsı ile birlikte bulunur (sadece süt kuvarsında bulunmaz örnek kalsitle de  bulunur. Ayrıca bileşik halinde de bulunduğunu bilmemiz lazım bu bileşikler  “tellüritli” olarak bilinir)

 

ARAMA İÇİN BAZI PRATİK ÖNERİLER

.Doğada milyonlarca yıldır suyun devirdaimi vardır kısacası her yerde mutlaka dere,çay,nehir olmuştur. İşte bu google haritalar ile gerek var olan dereleri gerekse tarihi dereleri (bunlar kurumuştur ancak hala yatakları görülür , ANTİK DERELER) Normal şartlar altında süt kuvarsı damarlarını bulmak zor iştir ancak dereler bu işi bizim için yaparlar. Bunca sene sonra ortaya çıkarılmış ve aranmaya hazırdır. Bazı temel bilgilere de başvurarak yani süt kuvarsının  olması gereken özelliklerine bakarak (bunun için oraya gitmek gerekir) anlıyabiliriz (kuvars oksitlenmiş olmalı,bünyesinde demir(antimon,bakır,arsenik,kurşun vb.) gibi metalleri barındırmalı,rengi kırmızımsı, kahverengimsi, sarımsı olmalı. Sade bir süt kuvarsı işimize yaramaz. Not edelim ki süt kuvarsını normal kuvarstan ayıran şey bulutlu görüntüsüdür bunun sebebide içindeki gazlardır. Neden içinde gaz var çünkü alttan gelen mağma içinde de gazlar bulunur bunların hareket kabiliyeti yüksek olduğundan hızla ve önde  ilerler ve o bölgeyi eritir veya nüfuz ederler. Ardından mağma gelir ve ya basınç düşmesi ya da  ısı düşmesi ile birlikte derinliğe bağlı olarak ya yavaşça ya da hızlıca soğurlar. Ne kadar yavaş soğuma olursa oluşacak mineralin (veya kayacın) kristalleri büyük olur. Kuvarsta altın (veya diğer madenlerin) bulunma sebebi aslında basitçe izah edilirse şöyle denilebilir; kuvars en son oluşan minerallerdendir (diğeri kalsit) yer kabuğunun üstü  çoğunluğu bu mineral ile örtülüdür. Alttan gelen eriyik halde ki mağma kuvarsı eritir ve yukarı doğru hareket eder önce yazdığım gibi gazlar daha önde ilerlerler.Bu şu demektir eğer bir yerde metal içermeyen süt kuvarsı damarı varsa (ki bu durumda yüzeyde  bulmuşuz demektir) şayet damar açısına bağlı olarak derinliğe doğru takip edilirse maden de içeren süt kuvarsını buluruz. Elbette yer kabuğunda en çok bulunan minerallerden olan (%5 yakın bulunur) demir olduğu için en çok demir oluşacaktır (mineralleri anlamında). Burada da bir not ekleyelim; alüminyum oran olarak demirden daha fazla bulunur ancak bu element asla saf halde bulunmaz oysa demir bulunabilir. Ayrıca bileşik halde ki (çok sayıdadır) alüminyumu ( mineralleri anlamında)   tanıyamayız. En bilinen minerali boksittir.  Bundan anlamamız gereken ise yer kabuğunda fazla bulunmasının o elementi çok bulacağımız anlamına gelmez yani bileşik yapmış ve tanınmayacak durumda olabilir,  örnek oksijen. Oksijen yer kabuğunda en fazla bulunan element olmasına rağmen elde edilmesi zordur büyük çoğunluğu suyu oluşturmuştur ayrıca binlerce mineralin yapısında bulunur.

 

 

NOT:  Yazı devam edecek.

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum