İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

FAYDALI BİLGİLER İKİ

11 Temmuz 2026, Cumartesi 17:23

Kaldığımız yerden devam edelim.

Daha önce yapılmış araştırmalara ve bilgilere dayanarak yapabileceğimiz değerli taş ve maden aramasından bahsetmiştik. İkincisi de  “kendi yapabileceğimiz araştırmalar” .Bu bölümü de  bazı maddeler haline getirelim;

 

1-)  ARAZİDE NUMUNE TOPLAYARAK

  Denkgele yerden numune toplanmaz. Minerallerin  ağır olanlarının  birikinti yaptığı yerlerden bu işi yapmamız gerekir. Basite indirgersek;  şayet aradığımız ağır metalimsi olanlar ise örneğin altın, bu durumda altının fiziksel özelliklerini dikkate alırsak  ,  önem sırası ağırlıktadır.  Çoğu arkadaşın yaptığı gibi rengi değil (çünkü sarı renkte mineral olduğu gibi alaşım olanlarda vardır ayrıca altına gümüş girdikçe beyaza gider bakır ise kırmızıya gütürür vb.).  Bunun için derelerin birikme yerlerinden ve çok derinden numune almamız gerekir. Dere veya ırmakların tipik özelliği vardır kısacası suyun sürekli akması sonucu taşlar sürekli aşınır,yuvarlanır,parçalanır. Derenin çıkışından göle veya denize kavuştuğu yere doğru artık kum haline gelir. İnternette birikim yerleri şema veya resimleri ile gösteren bilgiler mevcut. Ben kısaca yazayım.Altının en belirgin özelliği ağırlığı yazmıştık (19.3 bu şu demektir altın aynı hacimdeki su dan 19,3 misli ağırdır)  Ağırlık nedeni ile ağır metaller (platin,gümüş,kurşun,osmiyum vs.) zamanla aşağı doğru (dibe)  iner genellikle  “mother land” denilen yani  “ana kayaç”  üzerinde ki oyuk,girinti,delik gibi yerlere takılıp kalır bazılarıda akıntı ile sürüklenirken kayaç altı yuvalara veya oyuklara yerleşir çok ağır olduğu için buralara hapsolur. Bazende doğal setlerin esiri olur mesela şelalelerin döküldüğü çukurda (bunlara kazan denir) kalakalırlar. Bu durumda akıntı yönünde kazanın duvarının en alt kısmında bulunurlar. Ayrıca bazı nehir ve derelerde çok büyük kayaların hemen ön altı ile su istikametinde suyun küçük anafor yaptığı yerde bulunurlar. Şu çok önemli kuralı akla kazımak gerekir ”altın daima en kısa yolu takip eder”.

 

 2-)   DİĞERLERİ  İÇİN  

 

Her Zaman altın aranmaz. Arayacağımız mineralin ağırlığı çok önemli diye bir kez daha yazalım. Diyelim ki elmas arıyoruz,unutmayalım nehirlerde de elmas aranır. Bunun için o bölgede kimberlit veya lamproit gibi elmas üreten jeolojik yapılar olması gerekir. Dünyada bilindiği kadarıyla ilk defa elmas Hindistan’da bulunmuştur. Bulunduğu yer nehir yatakları idi bu yataklara “plaser yataklar”  denir. Elmasın özgül ağırlığı 3.51 dir. Dünya yer kabuğunda en sık karşılaşacağımız iki mineral feldspat ve kuvars tır. Kuvarsın ö.ağırlığı 2.65  feldspat ise biraz daha hafifce  yüksektir. Kısacası elmas bunlarda daha ağırdır ancak aradaki fark altında olduğu gibi yüksek değildir. Bu durumda altında olduğu kadar rahat değiliz demektir. Bu sefer elmasın diğer özellikleri devreye girer. Nedir bunlar? sertlik,dayanıklılık,parlaklık,kristal yapısı,ıslanmaması,saydamlığı vb.  Aynı mantık yürütme diğer mineraller içinde geçerlidir. Bir örnek daha verelim.Garnet arıyor olalım.  Bu taş en ağır değerli taşlardandır (çeşidine göre değişmekle birlikte 3.70-4.1  arası diyelim. Kısacası elmastan daha ağırdır bu nedenle “pan”la yapılan elemede dipte kalanlar arasında o bölgede varsa garnet mutlaka kalır. (en çok kalanlar en fazla bulunan demir tanecikleridir)

 

3-)  ESAS OLAN , ASIL KAYNAKLAR 

Her arkadaşa önerim ,  araştırma yaptığınız bölgedeki akarsuların uygun yerlerinden aradığınız mineralin ağırlığına uygun olarak uygun derinlikte numune alıp bir torbaya koyup o yerin bilgilerini yazmasıdır. Şartlar uygunsa yani su mevcut ise  arama yaptığınız yerde panlama yapıp ayrıştırarak neler mevcut öğrenebilirsiniz bana göre aynı işlemi evde sakin kafa ile yapmak daha yeğdir. Arazide iseniz ince elekli bir eleği hem üstten hemde yukarı kaldırıp alttan bakmak garnet gibi parlak ve saydam minerali tespit etmek kolaydır. Evde ise yukarıdan güçlü ışık vererek hatta “lup” ile bakmak daha evladır. Unutmayalım bir mineralin var olması önemlidir ufak olması veya istenen kalitede olup olmaması ikincil önemdedir. Bir mineralin kristallerinin büyük olması tamamen o mineralin hızlı veya yavaş soğuması ile ilgilidir. Kendisini bulunca daha büyüğünü  bulmak ayrı metot gerektirir. Ancak bu durum her mineral için geçerli değildir.Örnek olarak kolay kırılabilen mineral olan  “zultanit,turmalin vs.”  küçük olmasının asıl sebebi sürüklenirken ufalanmasıdır. Elmas ve kuvars bu duruma daha dayanıklıdır.

Yazmıştım öncelikle arazimizi anlamamız gerekir ki olmayan, mümkün olmayanları boşuna aramayalım. Bunun bir yolu da numuneleri laboratuvarda analiz yaptırmaktır ancak sanırım çok az kişi bunu yapabilir.Bu nedenle sürekli olarak üniversitelerin tescilli amatör arayıcılarına ücretsiz analiz yapmasını savunup durdum.

Daha önemli bir konuya gireyim; aslında yukarıda anlatılanlar biraz eksik biraz yanlıştır…Neden! Çünkü işin aslını atladım tabi bilerek.

Benim asıl önerim, bulunduğunuz arazide ki asıl mineral yataklarında arama yapmanızdır. Bunun için ya bilinen yerleri kullanacaksınız ya da siz bulacaksınız. Öncelikle mineral yatakları nelerdir ona bakalım. Bunlar; Pegmatikler,skarnlar,dayklar,lamproitler,lamrofiller hatta kimberlitelerdir. (diğerlerini mesala “evaporit” yatak gibi olanları es geçiyorum.Bu konularla ilgili yazıları yazdım oraya bakarak nasıl bulunur,ne elde edilir bulabilirsiniz.)

Kısaca bir şeyler yazayım. Özellikle pegmatitler çok önemlidir.  Kendi bölgenizde bir tane bulursanız artık oraya ağırlık vermelisiniz. Bu tip yerler herhangi bir mineral veya minerallerin yoğun bulunduğu yerlerdir. Dere yatağında pan ile ayrıştırma yapmamızın asıl nedeni bu yatakları bulmaktır. Pegmatik yataklar genellikle bir tepenin üst tepe noktasının biraz alt kısımlarında bulunur. Bu yatakların mineralleri büyük olur. Çünkü pegmatik yataklar yerin çok da  fazla derin olmayan yerinde (yanlış anlaşılmasın beş on metreden değil çok daha büyük derinlikten bahsediyoruz… 2km gibi)   uzun süre beklemenin sonucunda oluşmuştur. Normalde biz bunlara asla ulaşamayız ancak fay hareketleri gibi jeolojik hareketler pegmatik yatağı aşağıdan yukarı doğru yükseltir  (bu nedenle tepe oluşur) ve artık ulaşabileceğimiz yerdedir. Pegmatiklerin tespitinde şöyle bir problem vardır. Bu oluşumlar iç içe katmanlar halindedir ne yazık ki en dış katman (bu katman  en kolay görülenidir)  genellikle kuvarstan oluşur.  Değerli olanlar bu katmanın geçilmesinden sonra karşımıza çıkacaktır. En değerli olanı merkezde bulunanlardır. Bu katmanların sayısı bazen dördü bulabilir. Pegmatiğin tepeye göre hangi açıda olduğu en önemli bilgidir. Bu açı bazen  göre 180 derece de olabilir 60 derecede. Artık deneyerek bulacağız.

Skarn yataklar da pegmatik yatak gibidir ancak diğerinde genelde granit ağırlıklı iken bu oluşumlar ise “karbonitli kayaçların” çoğunlukta olduğu yerde bulunur. Bu kayaçlarda karbon ve kalsiyum çok bol bulunur. Mesela “dolamit kayaçları “ gibi. Bu tip yataklarda başka mineraller olmakla birlikte yeşil garnetler bulunur (kalsiyumlu garnetler) Skarn yatak kabaca şöyle oluşur; karbonatlı bir yapı vardır alttan bir dayk gelir  (elbette mantonun etkisi ile ,gelen magma eriyik halindedir yani sıvıdır.Ancak içinde çeşitli gazlarda bulunur zaten o magmanın öncüsü bu gazlardır ,çok sıcak ve eriticidir hızla yeryüzüne doğru hareketlenir tabi her  kayacın dayanıklılığı farklıdır,bu nedenle yukarı doğru doksan derece açı ile nadiren yükselir)  ve o yapıyı içinden geçerek daykın çevresini sıcaklıkla eritir ve de var olan mineralllerin  yerine yeni mineraller oluşturur. Elbette bu tip yatakların genişliği çok olmaz.

Lamproit ve kimberit yataklardan defalarca bahsettim, yazdım o yazılara bakınız. Ancak “lamprofir dayk” ile ilgili fazla yazmadım. Bu yataklarda değerli maden ve d.taş için önemlidir. Bunların kraterleri daha ufaktır. Bu tip oluşumlar diğer oluşumlar gibi yaygın değildir ayrıca özellikle kimberlite bacası(dayk)Türkiye’de varlığı kanıtlanmış değildir ancak lamproit bacaların bilhassa Batı Anadoluda varlığı bilinmektedir (Muğla,Afyon,Kütahya,Isparta,Uşak ve Denizli)  aslında bu durumda da bazı problemler mevcuttur şöyle ki; birincil olarak bu oluşumlar tekdüze değildir kısacası içerdiği element ve minerale göre çeşitleri vardır bulunan bacanın hangi tip olduğunu belirlemek gerekir. Bu ise sıradan insanın yapabileceği iş değildir. Bu konuda bilgili uzman kişi ve laboratuvar gerektirir. Not olarak ilave edeyim, pegmatiklerin de aynı biçimde alt çeşitleri vardır fakat burada ki kadar önem arz etmez.

 

4-)  FARKLI OLAN DİĞER YÖNTEMLER

Buraya kadar yazdıklarımızın dışında yöntemler olduğu açıktır. Birazda bunlardan bahsedelim. İlk akla gelen  “tarihsel bilgi”. Bilindiği gibi Anadolu çok eskiden beri insanların yaşadığı,devletler kurup medeniyetler geliştirdiği dünyanın en hareketli bölgelerinden biridir. Geçmişte yaşamış Osmanlılar,Selçuklular,Romalılar,İyonyalılar,Lidyalılar,Hititler,Hattiler,Urartular vs. Hepsi mutlaka maden ve değerli taş aramış ve işletim sağlamıştır. Elimizde bazı bilgiler de mevcuttur.Bu tür kaynakları inceleyip değerlendirebilecek arkadaşlar olabilir zaten bir kısmıda yazılmıştır. Bende bu konuda internet ortamında elde ettiğim bazı yazıları anlaşılır hale getirerek yayınladım. Bunlar halen facebook sayfalarımda mevcut olup isteyen indirebilir aynı durum bütün konu ile ilgili yazılarım için geçerlidir. Bir örnek vereyim; Mısır firavunun  eşi kocası öldüğü için soylu bir koca almak için Hitit kralına mektup yazar fakat bu damat adayı yolda Mısır soylularının tuzağı yüzünden firavun olamadan olay son bulur ancak bu yazışmada geçen bir konu daha vardır Mısırlılar o dönemde en sert olarak bronzdan silah yapabiliyordu oysa Hititler göktaşının saf demirinden çeliğe yakın kama,kılıç yapabiliyordu fakat yapımı devlet sırrı idi. Görüldüğü gibi tarih bazen ilginç bilgiler de verir. Diğer bir örnekle bu

kısmı bitireyim. Heradot’un  yazdığı tarih kitabında  Lidyalıların nereden ve nasıl hatta ne miktarda altın gümüş elde ettikleri yazılıdır.

Daha farklı mineral araştırma yöntemleride vardır. Yukarıda yazdığım ana mineral kaynakları dışında mesela yanardağlar da önemlidir. Her zaman yazıp duruyorum ülkemiz yanardağlar bakımından çok zengindir çoğumuz bu konuda yanlış bilgilere sahibiz zira okullarda bu konularda ki bilgiler hem eksik hemde yanlışlar içerir. Özellikle önemle belirteyim ki bizde aktif yanardağ sayısı fazladır. Yazılanın onlarca misli yanardağımız vardır. Bazı yanardağlar fark edilmez durumdadır. Biz yanardağ deyince hep belli çeşittekileri anlıyoruz oysa her volkan üçgensi yapıda değildir yani dağın kenarları açısının çok düşük açıda olanları hatta dağ görüntüsünde olayanları bunun ötesinde hiç krateri görünmeyenleri de mevcuttur. Türkiye’nin kendine özgü  (nadir bulunan) mineral yatakları vardır. Bunun sebebi jeolojik tarihinden kaynaklanır. Sürekli yazıyorum Anadolu'nun büyük kısmı (tetis denizinin)tabanı durumunda idi.

Bu özel durum özel minerallerin oluşmasına sebep olmuştur. Eklersek,fay hatlarının yoğun olması ve yanardağ yoğunluğu neticesinde termal yatak denilen her ülkede bulunmayan yine özel diyebileceğimiz durumu oluşturur.

Termal yataklar bizde gerektiği kadar anlaşılamamış durumdadır.Enerji üretiminde kullanılması bile uzun zaman almış, konumuz olan maden ve de özellikle değerli taş arama çıkarmada neredeyse başlangıç aşamasındadır. Konunun önemi açısından sadece tek örnek vereyim "Zümrütlerin çoğu "bu tip yataklardan elde edilir.

NOT : Yazı devam edecek

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum