İNSAN DİLİ VE EVRİMİ BİR
02 Temmuz 2026, Perşembe 17:01İnsan lisanı, bizi diğer canlılardan ayırt eden, şüphe duymadan kendimizi biricik hissettiren, nadir özelliklerimizden belki en önemlisi. Elbette bu duruma “insan zekasını “ veya “insan kültürü çıktılarını “ öne sürenler olacaktır şimdilik bu tartışmayı öteleyip en azından önemli ve ayırt edici özelliklerimizdendir yazıp,duralım.
İnsan lisanı tıpkı insan varlığı gibi biyolojik bir olgudur ve biyolojik yapı(lar) üzerine inşaa edilmiştir bu önerme yadsınamaz. Sıradan insanlar veya olup biten her şeyin her şeyi planlayarak inşaa ederek yaptığına inanılan Tanrı olgusu ile izah edip her şeyi basitçe izah ediverenler muhakkakki var ve olmaya devam edecekler ancak insanlığın büyük yolculuğunun yol açıcıları olarak değil asalakları olarak yaşamaya devam edecekler. Geçmişimizde ki derin karanlıktan çıkışımız hep öncüler sayesinde oldu “büyük öncülerin” gelecekteki sadık koruyucuları ise daima içe kapanmanın ve durağanlığın temsilcileri olup gelmişlerdir. Bu yazıda insanı, insan yapan dil ve ortaya çıkışı meselesi üzerine deneme mahiyetinde sınırı olmayan tartışma ortamı içinde düşünüp gerçeği veya bir kaç parçasını ortaya çıkarmaya çalışılacak. Tarih sürdüğü sürece her doğru sanılan bilginin tartışmaya açık tarafı olduğunu yaşayarak göreceğiz. Ne tek doğru mevcut ne de tamamen hatasız bir kuram.
Öncelikle lisanın temel özelliğinin diğer insanlarla iletişim kurma yöntemlerinden biri olduğunun altını çizerek başlayalım . bir ara düşünce olarak şunu eklemem lazım. Her normal insan kendisi ile konuşur ve daha önemlisi de düşünür. Bu düşünmenin ikili mi yoksa kendi kendine mi olduğu konusu üzerinde yeterli araştırma yapılmadığının altını çizelim. Beynimizin iki parça olması acaba en ilk zamanları yani geleceği kurgulayabilme ile geçmişi hatırlama yetisinin başlangıcında , nasıl bir travmayı getirdiği konusu da incelenmedi. Bu kısmı araya sıkıştırarak devam edelim…. Bu durumda diğer canlılarda olduğu gibi iletişim kurmanın pek çok çeşidi olduğunu kabul ediyor ve hiç birini kutsamadan devam ediyoruz. Canlılar varlığını sürdürebilmek için bazı temel özelliklere sahiptir özellikle görece daha gelişmiş ve cinsiyetli üreyen canlılar gerek eşi ile gerekse yavruları ile özel iletişim kurmak zorundadır bu olmadığı veya zayıfladığı zaman o canlınin nesli tehlikeye girer eğer bir canlı belli bir süre neslini sürdürebilmiş se en azından bu konuda doğru yolda olduğu kabul edilmelidir ancak sadece bu yetkinliğin genetik devamlılığın garantisi olamayacağı da açıktır.Doğa her şeyi var ettiği gibi yok edebilme kapasitesine de sahiptir.
Büyük resimden küçüğe doğru gidelim.Her canlının çevre ve diğer canlılarla iletişim halinde olduğu temel gerçeği üzerine devam edelim.Bunun aksi savunulamaz aslında çevre ile iletişim halinde olmayan varlık yoktur ve buna cansızlarda dahildir.Bu iletişimin ışık,ses,gaz vb. pek çok farklı yolu olduğunu biliyoruz henüz keşfedemediğimiz başka çeşitleri bile olabilir daha iki yüz yıl önce Mikro dalgaları veya röntgen ışığını bilmiyorduk bilim bizim okulumuz yaşadığımız sürece öğretecek.
İlk önemli soruyu soralım ; İnsan dili yegane uygun iletişim biçimi midir? Derhal “hayır “ diyebiliriz canlılar aleminde çok farklı yöntemlerin olduğunu biliyoruz.Bazı böcek türlerinde “koku” önemli iletişim olarak kullanılır..O, böcek türünün varlığını sürdürmesine yetecek derecede vardır gereksiz olduğu için örnekleri yazmayacağım.Bazı canlılar bizim gibi ses çıkararak belli bir yere kadar iletişim kurar.Ancak yüzlerce milyon yıl içinde çok farklı ve farklı avantajları olan yöntemlerin olduğunu biliyoruz bunların içinde en mükemmelinin bizimki olduğunu ileri sürmek ancak zaman faktörünün niceliği ile evet denilebilir başka bir ortamda var olan bir veya birkaç canlı türünün farklı iletişim yöntemlerini çok geliştirmiş olabileceği gerçeğini de en azından teorik olarak kabul etmeliyiz.Işık ile haberleşen ve ışık hızının avantajını kullanan bir canlı istemese bile evrimsel süreçte bizden daha hızlı algılama ve yorumlama durumunda kalacaktır.Şimdi bize çok hızlı görünen ses parçalarını yorumlama yeteneğimiz bu zeka sahibi canlı karşısında zavallı duruma düşebiliriz.
İnsan kutsayıcıları bize ait her güçlü özelliği öne çıkarıp,insanın tamamen özel yaratılmış olduğunu sözde ispatlarken onlarca özelliğimizin de çok geriden geldiğini görmezden gelirler ( bırakın diğer özellikleri hızlı düşünme ve karar verme açısından dahi bazı canlılar karşısında çok geriyiz) . Sadece insana has saf bir özellik gösterilemez hemen akla gelen zeka ise kademeli olarak mevcuttur hatta zekanın ögelerinden kabul edilen bazı parçalarında bizden üstün canlı mevcuttur.Elbette toplamda üstün olduğumuz da apaçıktır. Fakat bu toplamın başlangıç noktasının biraz sorunlu olması da yüksek olasılık. Bugün devasa gözüken ayrımlar başlangıçta minnacık olmuş olabilir.
Bazı temel varsayımlar olmadan bir kuram inşa edemezsiniz insan lisanı gibi en karmaşık konuda temel olarak ortaya konulanlar dahi yanlışlanabilir.Bu nedenle bu yolculuğa çıkarken bazı engelleri yerinde çözüm yolları bulunmak zorunda burada esas olan başlangıca uzanabilmek ve doğru noktayı ayırt edebilmek. Başlangıcımızın artık doğada ayrıcalıklı bir tür haline çoktan gelmiş alet aygıt yapabilen çağları es geçmemiz gerekiyor yani lisanın “big bang” ı çok uzak geçmişte olmalı. Bu demektir ki günümüzden 10.000 veya 30.000 yıl geçmiş bizim araştırma sahamız olamaz çok iyi incelenmedi ancak bazı belirtilerden ve sezgisel buluntulardan yola çıkarak en az 300.000 yıl önceye gitmeliyiz bu da bizi şimdiki bilgilerimize göre Afrika ‘ya götürür. Amerika kıtalarında insan varlığı çok uzak zamana uzanmıyor aynı durum Avustralya içinde geçerli. Kalan “dünya ana kıtası” ise bazı bakımlardan doğal kısıtlamalara sahip. Afrika’nın güneyi insanlık için geçilemez engel ile önü kesilmiş. Aynı şekilde batıya ve doğuya yönelenler içinde geçerli.Tek çıkış yolu kuzey ve kuzeybatı. Gelecekte buralarda en eski göçün izleri bulundukça elimizde tartışılacak materyal çoğalacak şimdilik özellikle OrtaDoğu'nun insanlık için ikinci özel önemde bir coğrafya olduğunu belirterek geçiyoruz.
Jeolojinin yardımı olmadan lisan meselesini çözemeyiz.Bir başka özel araştırma noktaları ise uzak geçmişin insanlığın bir kısmı için yok olup gittiği “ada kapanları veya sonradan ada haline gelmiş bölgeler” olmalı. Bu dönemin insanlarının bu kapanlarda kısarak bir süre yaşadığını ancak yok olduğunu kabul etmemiz gerekiyor elbette bize son derece az kalıntı bırakarak.Yeteri kadar büyük olmayan bir ada kısa sürede bir grup insanı besleyemez hale gelecektir. Araştırma için artık geç döneme ait olan Sibirya düzlükleri olabilir binlerce yılın buzulları arasında ihtiyacımız olan değerli bilgiler var olması mümkündür.
Yukarıdaki son paragraf ile genel geçer kabul edilen “insanlığın geçmişi ana görüşünü “ kabul etmiş oluyoruz. Afrika çıkış bölgesi ise, devamı da yazıldığı gibi olmalıdır. Burada tek sorun birden fazla insanımsının değişik yörelerde ortaya çıkmasını savunan görüşün doğru olma olasılığıdır. Bu “birden fazla Adem HİKAYESİ” şimdilik belirsizlik içinde olduğundan hala geçerli olan üzerinden gitmek mantıklı olacaktır.
NOT: Yazı devam edecek.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum