MÜRCİE EKOLÜ NASIL HANEFİ MEZHEBİ OLDU?
13 Şubat 2026, Cuma 02:22“ Ehli Sünnet “ mezheplerinin nasıl oluştuğunu daha önceki yazılarımızda açıklamıştık. Bugünkü makalemizde ” Ehli Sünnet” mezheplerine dahil edilen Hanefiliğin nasıl ortaya çıktığını ve İslami yorumunu anlatacağız.
Bu konudaki kaynağımız, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün “İmamı Azam Savunması” adlı eseri ile Prof. Dr. Sönmez Kutlu’nun Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisine yazdığı “ Mürcie “ maddesi olacaktır.
Ehli sünnet mezhepleri Abbasi halifesi Kadir Billah döneminde (M. 1029) “ Ehli Sünnet İtikadı “ adıyla hazırlanan mutabakatın din adamlarının saraya çağrılarak imzalatılmasıyla oluşturulmuştu. Yetmişin üzerinde olan mezhep sayısı dörtle sınırlandırılmış ve her mezhebe de bir imamın adı verilmişti. Abbasi halifesinin bunu yapmasının nedeni iktidarının devamını sağlamak ve Mısır’da devlet kuran Şiiliğin İsmailiye koluna mensup olan Fatimiliği engelleme amacını taşıyordu.
Bu mutabakatın din adamlarına zorla imzalatılmasından sonra, diğer mezhepler yasaklandı ve “ İslam dışı” sayıldı. Bu dört mezhepten birisine de İmam Ebu Hanife’nin ismi verilerek “ Hanefi Mezhebi” denildi. Ancak İmam Ebu Hanife bundan 262 yıl önce vefat etmişti. Görüşlerini öğrencileri devam ettiriyordu. Üstelik, Ebu Hanife Abbasi Halifeleri döneminde eziyet görmüş, kırbaçlanmış ve en sonunda saraya çağrılıp zehirletilerek katledilmişti.
Ebu Hanife’nin Küfe’de temsilcisi olduğu mezhep ya da ekolün ismine “ Mürcie” deniliyordu. Kelimenin içeriği “ Ertelemek” “ Sonraya bırakmak “ ”ümit etmek” anlamlarını taşıyordu. Mürcie Mezhebi, İslam coğrafyasında en çok taraftarı olan bir ekoldü. Bunun nedeni diğer mezheplere karşı hoşgörülü olması, ibadetler konusunda zorlayıcı olmamasından kaynaklanıyordu. Ehli Sünnet mezheplerine dahil edilmesinin nedeni de buydu. Amaç, bu ekole mensup olanların desteğini almaktı. Savundukları görüşlerin özeti şöyleydi:
-Dinde aklı kullanmayı öne alıyordu.
-İmanın kalple tasdikini ve dil ile ikrarını savunuyordu.
-Amellerin -İbadetlerin yapılıp, yapılmamasının imanı artırıp ya da azaltmayacağını savunuyordu. Bu görüşünü de ibadetlerin imandan dolayı yapılmasına dayandırıyordu.
-Büyük günah işleyenlerin Cennet ya da Cehennem’e gidip, gitmeyeceğinin, Allah’ın taktirinde olduğunu savunuyordu.
-Bütün Müslümanları eşit görüyordu. Mevali – Arap ayırımına karşıydı.
-Emevi ve Abbasi iktidarlarının Ehlibeyt’e ve Mevali’ye (Arap olmayan Müslümanlar) uyguladıkları baskı ve zulme karşı çıkıyorlardı.
-Kur’an’ın tercümesiyle namazın kılınabileceğini savunuyorlardı.
-Emevi ve Abbasi iktidarlarını İslam dışı bir despotizm olarak görüyorlardı.
- Zeyd bin Ali’nin ve Eba Müslim Horasani’nin isyanlarını bu nedenle haklı bulup, destek vermişlerdi.
-Şarap dışındaki içkilerin, sarhoş olmayacak kadar içilmesine ceza verilemeyeceğini savunuyorlardı.
-Din ile şeriatın eşitlenmesine karşı çıkıyorlardı. “ Din değişmez, ama Şeriat değişir” diyorlardı.
Hanefilik mezhebinin kaynağını oluşturan Mürcie ekolünün İslam dini ile ilgili olarak savunduğu görüşlerin özeti kısaca böyleydi. Bu görüşleri nedeniyle, İslam coğrafyasında daha çok kabul gördüler. Bu bölgelerin başında İran, Horasan, Maveraünnehir, Anadolu, Suriye geliyordu. Bu ekol, miladi 11. Yüzyıla kadar “ Mürcie Mezhebi” olarak tanınıyordu. Miladi 1029 yılında Abbasi Halifesi tarafından yasal olarak tanınan Şafiilik, Malikilik ve Hanbeliliğin yanına dördüncü mezhep olarak eklendi. Ekolün en etkili temsilcisi olan Ebu Hanife’den dolayı bu mezhebe “Hanefilik” adı verildi.
Ancak, Ebu Hanife’nin İslam yorumu ile diğer üç mezhep arasında çok farklı görüşler bulunuyordu. Diğer üç mezhep imamı (İmam Şafi, İmam Maliki, İmam İbn Hanbel) yukarıda görüşlerini özetlediğimiz İmam Ebu Hanife’nin görüşlerine karşı çıkıyorlardı. Hatta, Ebu Hanife’yi “Dalalet içinde olmakla” yani, kafirlik sınırına gelmekle itham ediyorlardı.
Maliki mezhebinin İmamı Maliki ise, en sert tepki verenlerdendi. İmam Ebu Hanife İçin şu sözleri kullanmıştı:
“Ebu Hanife, dini mahveden hastalıklardan biridir.” (İbn Adi, el Kamil fi Zuafai’r Rical, 8/237, Aktaran Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmam Azam Savunması, Sayfa, 233, Yeni Boyut Yayınları, 2. Baskı, 2017)
İmam Maliki’nin, Hatib El Bağdadi’nin yazdığı “Tarihu Bağdad” adlı eserindeki sözleri ise şöyledi:
“Ebu Hanife’nin yaşadığı bir beldede yaşamak caiz değildir.”
“Ebu Hanife dine tuzak kurup hile yaptı. Dine tuzak kuranın dini olmaz.”
“Ebu Hanife’nin bu ümmet içinde yarattığı fitne, İblis’in fitnesinden daha zararlıdır. Böyle olmasının iki sebebi var: Birincisi, Ebu Hanife’nin Mürcie mezhebinden oluşu, İkincisi ise, Ebu Hanife’nin sünneti işe yaramaz hale getirmesidir.” (Hatib el Bağdadi, Tarihu Bağdad,13/400, Aktaran Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması, Sayfa, 233, Yani Boyut Yayınları, 2. Baskı, 2017)
İmam Maliki’nin sözlerinden de görüleceği gibi, Ebu Hanife ile diğer üç mezhep imamının, İslam dinin yorumu hakkındaki görüşlerinin birbirine zıt olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Abbasi halifelerinin amacı, Hanefi ekolünün taraftarlarını önce tarafsızlaştırmak, sonra da desteğini alarak, iktidarını devam ettirmekti. Bunda da başarılı oldular. Ebu Hanife’nin ekolünden olan din alimlerini kadılık makamlarına atayarak, kendilerine bağlı kıldılar. Yani, Ebu Hanife’nin çizgisinden koparıp, menfaat karşılığında kendilerine yandaş yaptılar.
Sonuç olarak, Hanefilik ekolünün Ehli-Sünnet’e dahil edilmesinin nedeni tamamen siyasiydi. Zira, dört İmamın ismi ile kurulan mezhepler, Abbasi Halifesinin iktidarına destek vermek amacıyla oluşturulmuştu.
Bu tarihten sonra, Abbasi İmparatorluğunun yönetim merkezinde, Ehli-Sünnet Mezheplerinden en şekilci olan Ahmet İbn Hanbel’ın ekolü hakim oldu. Dinde aklı kullanmak yerine, nakil esas alındı. Fikir ve inanç özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Bu yönetim anlayışı sonucunda, İslam coğrafyası ortaçağ karanlığına gömüldü. Bu anlayışı devam ettiren ülkeler, bugün emperyalistlerin hegemonyasında yaşamaya devam ediyorlar.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum