İstanbul
20 Mayıs, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

FETÖ’NÜN BİRİNCİ ABANT TOPLANTISI

20 Mayıs 2026, Çarşamba 18:50

1992 yılında düzenlenen “Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik” sempozyumuna bir bildiri sunan Sünni ilahiyatçı akademisyen Abdülkadir Sezgin, Alevilere yönelik önyargı ve hurafeleri içeren bir sunum yapmıştı.

Sezgin’in sunumunda halk arasından derlediğini vurguladığı ön yargılar içerisinde şöyle ifadeler var:

- “Alevinin müslüman olması için, önce ayağının altına bir tuğla yada kiremit alması ve öyle yakınması lazım imiş. Ayağının altında kiremit erirse adam müslüman olur.

- “Alevinin müslüman olması için, önce hıristiyan olması lazım imiş.

- “Alevinin kestiği yenir mi?

- “Aleviler yemek ikram ederken içine tükürür.

* * *

Abdülkadir Sezgin hayatı boyunca Alevi ve Sünnileri bir araya getirmek için uğraştı.

Önce, Suriye’de yönetimin değişmesi ve ardından İran’a İsrail ve ABD tarafından saldırı başlatılması Alevilere yönelik büyük bir nefret dalgasını da beraberinde getirdi.

Şam’da yönetimi bırakan Beşir Esad’ın Nusayrî Alevîsi olması, İran’ın Şiî olması; yani Hacı Bektaş Velî’nin kurduğu Alevî yolundan bambaşka inanç özelliklerine sahip olmaları nefret silahlarını kuşanan sosyal medya silahşörleri için önemli değildi.

* * *

8 Ağustos 2024 tarihinde, “asimetrik” saldırılardan bunalan Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Dr. Haydar Baki Doğan Facebook hesabından şu satırları paylaştı:

... bizim gördüğümüz, bize yoldan, Alevi değerlerinden bahseden ama bizim anladığımız Hakk Muhammed Ali Yolu’nun Aleviliğini değil, sosyopolitik bir Alevilik savunan bu gruplar boğazlarına kadar siyasete batmış durumdadırlar.

Tüm kurumlar önce bağırsaklarını temizlemelidirler.

Hem dede, hem belediye meclis üyesi, hem cemevi başkanı mı dersiniz?

Hem dede, hem kurum başkanı, hem milletvekili mi dersiniz?

Hem ABKCB’nı eleştirip, hem iktidar partisinin belediyelerinden, hem muhalefet parti belediyelerinden maaş alan federasyon başkanları mı dersiniz?

Hem devrimcilikten dem vurup, hem Sivas Katliamı davasındaki sanık avukatlarının büyük boy resimlerini cemevlerine asan federasyon başkanları mı dersiniz?

Hem eski bakan Süleyman Soylu’nun bakanlık döneminde kurulan ABKCB’nı reddettiğini söyleyip, hem de kendi üyelerinden ve tüm Alevi toplumundan gizlice Soylu’dan gizlice milyonlarca TL alan kurum başkanları mı dersiniz?

Her sene iktidar partisi belediyesinden 7-8 milyon TL proje desteği alan bir federasyon, cemevi yönetimi mi dersiniz?

Açık açık, “biz her ay İçişleri Bakanlığına düzenli rapor veriyoruz”, diyen kurum başkanları mı dersiniz?

* * *

Her iki örneği bir kontrast yaratmak için verdim.

Bir yanda, ister Alevi Bektaşi veya Sünni meşrepli olsun; kardeşliği tesis etmek için çırpınan “Canlar”, diğer yanda ise, var olan kaotik ortamın içinden şahsi menfaatleri için rant üretmeye odaklı insancıklar!

Peki, neden?

* * *

Benim bu konuyla ilgili bir açıklamam, emperyalistlerin bölgesel politikaları ile ilgili.

Emperyalistler bölgeye hakim olabilmek için yerel işbirlikçilerini çoğunluk arasından seçerler.

Böl-parçala-yönet” ilkesi çerçevesinde kuracakları hakimiyet/iktidar ilişkilerinde ise düşmanlaştırabilecekleri bir topluluğa ihtiyaç duyarlar.

Türkiye’de bu Alevîlerdir.

* * *

Fethullahçı Terör Örgütü’nün Alevi Bektaşilere yönelik çalışmalarını bu çerçevede değerlendirmez isek, ya mezhepçilik batağında veya terörizm batağında, ama; yine emperyalizme ve siyonizme payanda oluruz.

Bu durumda, Alevi Bektaşilerin her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı gibi, onurlu ve başı dik, bir arada barış içerisinde yaşama arzusu da hayal olmaktan öteye gidemez.

* * *

Konuyu şuraya getirmek istiyorum:

FETÖ’nün Alevi Bektaşilere yönelik çalışmalarında izlediği yolun çeşitlilik arz ettiğini, bir yandan doğrudan Alevi Bektaşileri etkilemeye yönelik çalışmalar sürerken, diğer yandan devletin üst kademelerinde hizmet eden Alevi Bektaşi meşrepli memur ve subayları tasfiye etmek üzere projeler hayata geçirdiğini, yine aynı zaman diliminde Alevi Bektaşiler arasından kendisine hizmetkâr devşirdiğini bilmek zorundayız.

* * *

Nitekim, bir FETÖ projesi olan Abant Platformu, bazı çevrelerde öne sürüldüğü gibi, “Alevi Açılımı”nın akamete uğraması sonrasında Alevilerle ilgili aktif olmamıştı. FETÖ’nün Alevilere ilgisi bir yana, Abant Platformu da, “Aleviler” üst başlığı ile ilk toplantısını 2007 yılında İstanbul’da, Grand Cevahir Otel’de düzenlemişti.

Prof. Dr. Mete Tunçay'ın açış konuşmasıyla başlayan “Tarihî, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik” başlıklı toplantı, 45 konuşmacı ve 100 katılımcı ile 18 ve 19 Mart 2007 tarihlerinde yapıldı.

Zaman gazetesinden Habibe Demircan’ın haberine göre, Abant Platformu’nun 13. Toplantısı olan bu buluşmada düzenlenen 3 oturuma sırasıyla Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, kısa bir süre önce Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) tarafından “Bilim Ödülü” verilen Prof. Dr. Niyazi Öktem ve Türkiye’de din eğitimi alanında tartışmasız yön verici etkiye sahip olduğu bilinen Prof. Dr. Beyza Bilgin başkanlık etmişti.

Prof. Dr. Ocak’ın başkanlığındaki oturumun konuşmacıları Prof. Dr. Mustafa Öz, Doç. Dr. İlyas Üzüm ve şimdilerde Avusturya’nın Alevilik eğitimine yön veren Rıza Yıldırım, Prof. Dr. Beyza Bilgin'in yöneteceği üçüncü oturumda ise Doç. Dr. Osman Eğri, Dr. Ali Yaman ve Reha Çamuroğlu konuşmacı olarak yer almışlardı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar dışında siyaset dünyasının ilgi göstermediği toplantıya, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın başında bulunduğu Cem Vakfı, Almanya Alevi Federasyonları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi örgütler de katılmadı.

2007 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri olan Turan Eser, Aleviler için başlık açılmasını “Abant platformu” kendiliğinde oluşan ya da farklı görüşlerden, çevrelerden yan yana gelen bir kaç, aydın, yazar ve gazetecinin oluşturduğu bir proje değildir” sözleri ile eleştirerek, oluşumun arkasında Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı”nın varlığını vurgularken, “Bu kesime yeni dönemin, yeni politik stratejileri gereği, sözüm ana “sol” ve sözüm ona , “Alevi kanaat önderi” sıfatları ile yeni takviyeler yapılıyor” şeklinde dikkati çekmişti.

Abant platformu için, fikri bulanmış birkaç Alevi “aydınının”  “özgürlükçü, demokrasiden ve eşitlikten yana  çağdaş insan haklarına saygılı bir platform” diye söz etmesini bir “cehalet göstergesi” olarak değerlendiren Turan Eser toplantıyı “Alevileri ABD eksenli Ilımlı İslam Projesinin bir parçası yapma oyunu” olarak nitelendirmişti.

Eser’in ABD/FETÖ eksenine dikkati çektiği toplantıya konuşmacı olarak katılan Ali Yaman ise,  sorunun AB’ye taşınmadan ülke içinde çözülmesi gerektiğini vurgulayarak “Etnik ve dinsel kimliğimizi ön plana çıkarmadan kendi içimizde sorunumuzu çözebiliriz” önerisinde bulunuyordu!

Turan Eser’in tartışmaya yer vermeyecek netlikteki duruşuna karşın, sonraki dönemde HDP Milletvekili de olan Ali Kenanoğlu ise, Evrensel gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyordu: “Abant Platformu toplantısı sonuç bildirgesinde; Alevilik tanımı anlamına gelebilecek hiçbir cümleye yer verilmemesi, devletin inançları düzenlemesinin ve tanımlamasının kesin bir cümleyle reddedilmesi, devletin inanç farklılıklarını Anayasal eşitlik temelinde güvence altına alması, cemevlerinin ibadethane olmasının kabul edilmesi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu ders olmaktan çıkartılması, Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılması veya bütçesiyle birlikte özerkleştirilmesi, Alevilerin kamuda yaşadığı ayrımcılığın giderilmesi gibi maddeler yer aldı.

Bunları okuduğumda çok şaşırdım. Yıllarca bizim dile getirdiğimiz taleplerdi bunlar.

2007 Abant Toplantısına katılan Aleviler içerisinden herhangi birisi Ali Bulaç’ın densizce sarfettiği “Alevilerin her ağızlarını açtıklarında önce iyi - doğru insan olmak lazım demeleri de doğru değildir; iyi ve doğru insan olmak için, önce Müslüman olmak gerekir.” sözlerine itiraz etti mi, bilmiyorum.

Bugün nedamet getirse de, FETÖ’nün o günlerdeki “entelektüel kadrosu”nun içerisinde en popüler şahsiyetler arasında gösterilen Ali Bulaç’ın ifadelerine kendi mahallesinde de itiraz gelmeyişinden hareketle, “Müslüman olmayan Alevileri yola getirmek” arka planlı bir etkinlik amacının var olduğunu öne sürebiliriz.

Yine, dönemin Alevi Vakıflar Federasyon Başkanı Doğan Bermek’in “Türkiye'de yapay olarak Alevilik sorunu oluşturulmaya çalışıldığını” öne sürmesine de itiraz geldiğini hatırlamıyorum.

Öte yandan, toplantıya katılan dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez ise, Aleviliğin doğru tanıtılmamasında Diyanet’in ihmallerinin bulunduğuna işaret ederek “Alevilerin isteklerini, şikayet ve taleplerini dinlememiz gerekirdi.” diyordu.

FETÖ’nün Alevilik Bektaşilik çalışmalarının bilimsel ayağının “imamı” konumundaki Doç. Dr. Osman Eğri ise, konuşmasında adeta planlarını ifşa etti: “Diyanet, 6 Alevi dedesini eğitim için Almanya'ya gönderdi. Sünni din adamlarını Ehl-i Beyt ve Alevilik hakkında bilgilendiriyor. Alevi ve Bektaşi kaynaklarından orijinal el yazması eserlerini yayınlıyor. Bu çalışmalar Alevilik konusunda tarihi adımlardır.

Sonuç olarak, 18-19 Mart 2007 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Abant Toplantısı’nın bir fikir toplama ve durum tespiti amacıyla yapıldığını söyleyebiliriz.

Eğitim, yayıncılık, Diyanet’in rolü vb konularda Alevi Bektaşilerin tepkilerinin test edildiğini, konu başlıkları ve toplantının liderlerinin konuşmalarında yaptıkları vurgulardan anlayabiliyoruz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum