S Ü M E R L E R H A K K I N D A DOKUZ
01 Temmuz 2026, Çarşamba 20:40Buraya kadar yazılanların önemli bir kısmı genellikle Batılı bilim insanlarının bize aktardığı bilgilerden oluşuyor hatta bu duruma yerli yazarlarımızı da ihtiyatlı olarak eklemek mümkündür.
Bu son yazılanın ne anlama geldiğini biraz açmak istiyorum.
İnsanlığın macerası bilimsel veriler çoğaldıkça hep daha erken tarihlere kaydığı net şekilde gözlenmektedir. En basit örnek, nerdeyse bütün ilgili bilim insanlarının “yerleşik hayata geçişi” hakkındaki bütün bildiklerimiz “GÖBEKLİTEPE “ sonuçları tarafından geçersiz kılınmıştır…
En acınası olan ise aslında tamamen bilim dışı hurafelere dayalı Batı nın dünyanın yaradılışı, insanın yaradılışı inanışlarının elde edilen her gerçek bilimsel gelişme ile nasıl geçersiz kıldığı, ancak hala aynı düşüncelerin ( inanışların) gerek ekonomik gerekse siyasi sebeplerle devam ettirebilmek için inanılmaz para desteği ile yayılmaya çalışıldığı görülmektedir.
İnsan bu dünyadaki en özel canlıdır ,bunun sebebi ise neredeyse sadece aklı ve dilidir. Diğer bakımlardan karşılaştırıldığında çoğu zaman vasat bile olmadığı özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Belkide biz “zayıflığımızın eseriyiz “
Not: Zayıflıktan kasıt, insan yavrusunun uzun süre bakılmaya ihtiyaç duyacak olarak erken doğması kast edilmiştir.
İnsanlık on binlerce yıllık serüveninde çok çeşitli aşamalardan geçmiş daha geriye gidilirse belli bir canlının ( insansıların) sürekli evrimsel gelişmelerle dallanıp süregiden fakat her zaman daha iyiye ( neye göre iyi !) değil ortama uymaya dayalı değişmenin şekillendirdiği şartların sonucudunda bugünlere gelmiştir.
Dünya üzerine dağılan insansılar o zamanki iklim ve çevrenin durumuna göre yaşamak için araç kullanmaya başlaması ile adı konmamış bir yarış ( rekabet ) da başlamış oldu. Elbette o zamanlarda ne ırksal ne dilsel farklılıklara dayalı mücadele olmadı belki küçük grup düzeyinde olmuş olabilir. Aradan geçen zamanda gerek aletlerini gerekse kendisini geliştiren insanlık çevreyi değiştirmeye başlaması ile hem diğer canlılara hemde kendi hemcinslerine karşı davranışları dışlayıcı ve egemen olma amaçlı ola gelmiştir. İlk önemli araç ve silah büyük ihtimal “ateş “ idi. Hem ısınmak için ,hem yiyecekleri pişirmek için , hem ormanlık alanları yakmak için ( av amaçlı) hemde büyük yırtıcıları uzak tutmak için kullanıldı. Elin uzantısı olarak işlenmiş taş ve bir adım ötesi olan balta ile artık pek çok hayvanla baş etmeye başladı. Baltanın uzak etkilisi mızrak ise en tehlikeli yırtıcıların dahi etkisiz kılınmasının sağladı. Ok ve yay bilebildiğimiz kadarıyla birkaç on bin yılın eseri görülüyor ancak bu bilgide değişebilir.
Bunlar niye yazılıyor? Yaşananlar daima alışkanılığın tembelliği olarak kanıksamayı getirir. Pek çok insan görüp yaşadıklarını olağan kabul ediyor oysa neyin olağan olduğu zamanın penceresinden ziyade pencerelerini açıp görürsek fotoğraf netleşir.
Amerika’da çok uzun süre ırkçılık olağan sayılıyordu , özellikle zenciler hem köle hem de yarı insan kabul ediliyordu hatta tarihde şanlı yeri olan bazı insanlara bakılırsa köleliği olağan kabul ettikleri görülecektir. Demokrasinin beşiği denilen Tarihi Yunanlılar zamanında kadınlar oy kullanamazdı elbette kölelerde, fakat kölelerin nüfusu mesela Isparta da hür insanlardan daha fazla idi…
Batının tarih ile geldiği yer ile diyelim Türklerin geldiği yer aynı değildi. Orta Asya’da Batının anlamında kölelik yoktur. Bir kabile diğerini boyun eğdirir ise yaptırımı sadece savaşta kendisine destek vermesidir. Eşyaları,hayvanları,eşi ve çocukları vs. kendisine aittir. Oysa köleci Batı dünyasında doğan çocukta köledir ve satılır…
Anlatılmak istenen konu ; bugünün toplulukları aslında geçmişin uzantısı olduğu gerçeğidir. Coğrafi keşiflerle “Yeni Dünya” ya giden Batı , burada binlerce yıldır yaşayan insanların , insan sayılamayacağını Tevrat ve İncili delil göstererek en ağır işkencelerle yok etmeye çalışmış pek çok insan topluluğu tamamen yok edilmiştir. Aslında bugünde aynı kafa ile diğer insanlara bakılmaya devam edilmektedir. Kafamızı kaldırıp Vietnam'a, Irak’a, Suriye’ye, Lübnan’a, Filistin’e, Kamboçya’ya vb. baktığımızda izah edemediğimiz barbarlığın kökü çok derindedir.
İnsanlığın hiçbir zaman paylaşamadığı “Tarih” ola gelmiştir. Özellikle belli sebeplerden Yahudiler ( İbraniler ) de bu durum çok nettir. Her çocuğu okutup ezberledikleri Tevrat inanılmaz yalan ve iftira ile ahlaksızlıklarla doludur. Tarihlerindeki kendilerince utanç saydığı olaylar tamamen ters yüz edilerek yeniden oluşturulmuştur. Bir adamın eşini kardeşim diye defalarca takdim edip çıkar sağlaması veya babasını sarhoş edip koynuna giren kızların çok madah yapmışlarcasına anlatılması veya ele geçirilen her şehrin bütün insanlarının sözde tanrı emri ile öldürülmesi, göç ederken komşusundan ödünç aldığı kıymetli eşyaları geri vermemesini bizzat yine tanrılarının buyruğu saymak … Elbette bunun gibi binlerce örneği olan akla,bilime, vicdana,ahlaka aykırı davranışların olağanlaştırılması bütün insanlık tarihinin en rezil düşüncesidir.
Bu yazılar karşısında pek çok insan haklı olarak “peki madem öyle, niye Batı bilimde teknolojide ileri? “ sorusu gayet yerindedir.
Tarihte öne geçmek bir yerde yaşayan insanların kendi öznesi ile değil çevre ile ilişkili olduğu çok açık gerçektir. Bir iki örnek verelim : denizde yaşayan bazı canlılar ( yunus balığı’ aslında memeli hayvan’ ; ahtapot ) zeka düzeyi olarak yüksekcedir ( diğer canlılara göre ) ancak bunların dahada evrimsel dönüşümle insan gibi üretim yapması bulunduğu yerden dolayı olanaksızdır.
Kutupta yaşayan Eskimolar şartların gereği ilerlemeleri sınırlı kalmıştır ancak uyku tulumu gibi ilginç buluşları da vardır ve eksi kırklar da binlerce yıldır varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Şimdi bu insanlara niye uçağı icat etmedin demek abestir…
Tarihin bize öğrettiği şudur ; uygun ortamda olan toplumlar daha hızlı gelişmişlerdir ancak bu süreklilik arz etmez. Eşit olmayan şartlar başka bir topluma ilerleme olasılığı getirir. En son Batı dünyası bu şansı yakalamıştır. Ancak bu durum sürekli olmayacaktır. Bundan birkaç yüzyıl önceye bakarsak Avrupa’nın ortaçağ karanlığında iken Doğu ileride olandı , pek çok önemli belirleyici buluşların sahipleri idiler. Daha öncede yazdığım gibi özellikle Batı’nın bu gelişimi özellikle Osmanlının Akdeniz ve İpek Yoluna hakim olmasının getirdiği büyük krizi çözmek için ( Çin ve Hindistan’a ulaşmak için) mecburiyetten okyanuslara açılması ile olmuştur. Ancak şu bir gerçektir ; denizlere açılanlar asla yeni kıtalar bulacağını düşünmediler,gerçekten sanıldığı gibi dünyanın diğer yarısı olmasaydı tarih başka türlü ilerleyecekti. Ayrıca Osmanlı niye coğrafi keşiflere girişmedi diye aşağılamaya kalkan bazı yazarlar olayın özünü kavramamışlardır. Osmanlı bunu yapmadı çünkü ihtiyacı yoktu…
Buraya kadar yazılanlar ileride sunulacak fikirlere taban oluşturacağına inanıyorum.
Esas konuya gelirsek ; Batı Sümerlilerin ya izole bir dil olduğunu ya da hiç akrabası kalmamış bir dil olduğunu yazıp söylemektedir. Elbette farklı düşünen bilim insanları da mevcuttur zaten bu bilgiler daha önce sıraladık.
İşin garip tarafı yukarıdaki görüşlere bizim ilgili bilim dünyası esas olarak katılır , kanımca bunun sebebi aşağıda vereceğim örneklerle aynıdır.
1-) Türkiye ve maden ile değerli taşlar :
Konu ile ilgili olarak çok sayıda yazım var oralara bakılabilir. ( mesela , Türkiye’nin değerlendirilmeyen değerli kaynakları adlı yazı dizim)
Özetlersek; uzun yıllar Türkiye ne kritik ve değerli maden ne de d.taş çıkarabilmiştir. Çıkarılan taşlar ise ton bazında satılanlardır ( mermer,krom,kalsedon,feldispat,bor, traverten vs.) mesela altın ne hikmetse Roma,Bizans ,Lidyalılar döneminde bolca çıkarılmış ancak daha sonra hiç çıkarılmamıştır. Bergama’da ilk altın çıkarımı hemen ( doğa aşıkları !) tarafından engellenmeye çalışılmış ,işin içine yabancı ülkelerin istihbaratı dahil olmuştur (rahatca yazıyorum çünkü Bergama’da aylarca kaldım) Dahada kötüsü sözde yerli bilim insanları bizde altın yoktur deyip durmuşlardır. Aynı terane doğal gaz ve petrol için ( özellikle unutmuyorum seksenli yıllarda devletin konu ile sorumlu müdürü var diyenleri TRT de neredeyse dövecekti!)
Gerçekler halkın önüne konmamaktadır, yalan yazanlar en üst mevkilere getirilip ödüllendirilmiştir. Türkiye’de maden ve mineraller çobanların insafına bırakılmıştır.
Bor gibi dünya rezervlerin %70 ler gibi yüksek oranda olan ülkemizde sözde milliyetçi veya sözde solcu hükümetlerin hüküm sürdüğü onlarca yıl bu maden sadece adi taş gibi Batı ya satılmıştır. Sadece birkaç milyon dolar ile kurulacak bir işletme ile yarı mamül olarak en az yedi sekiz misli satılacak iken ne hikmetse hiçbir hükümet bu yatırımı yapmamıştır. İlk defa özellikle son onbeş yıldır bu konuda da hızlı adımlar atılmış bırakın yarı işlenmiş boru “BOR KARBÜR” gibi sadece birkaç devletin yapabildiği ve satış fiyatının öncesi ile kıyaslanamaz değer ifade ettiğini ( binlerce misli) sevinerek yazalım.
Sadece iş Bor da kalsa …Hayır bakın yazalım en değerli madenlerden “PLATİN, PALLADIUM, RENYUM, OSMİYUM” yani platin grubu bizde çıkarılmaz. NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ yeni yeni üzerinde düşünülüyor bu elementler Tv,bilgisayar,cep telefonu vs.üretimi için olmazsa olmazıdır.
VOLFRAM madeni sadece Uludağ'da çıkarılıyordu bir yangın sonucu üretim durdu oysa bu maden ton la değil kilo ile ( işlenmemişi ) satılır ayrıca silah ve uzay sanayisinin ana metalidir.
Bizde bakır Ergani de çıkarılmıştır ( ki bu eski çağlarda da bilinen madendir) ama içinde olan altın ise bize değil yabancıya yaramıştır ( altın ile bakır ve gümüş ilişkilidir)
Birazda değerli taşlara bakalım ; burada daha kötü bir durum var. Bir kere MTA da bu konuda ne uzman ne bölüm mevcut.
Safir ve yakut ile yazdığım yazılarda neden ülkemizde bu d,taşların bulunması gerektiğini uzun uzun açıkladım. Bu yazılara bakabilir.
BERİL GRUBU DEĞERLİ TAŞLAR ; zümrüt,akuamarin, heliodor, goşinit vb. taşları kapsayan bu grup taşlar ülkemizin çok boyutlu jeolojisi nedeni ile mevcuttur, yazıma bakılabilir.
ELMAS : En değerli taşlardan olan elmas “var “ dediğim için duymadığım laf kalmadı. Konuştuğum ilgili kişiler ta otuz sene öncesinin bilgileri ile Türkiye’de elmas yoktur çünkü bizde “kimberlite dayk “ yoktur deyip işin içinden çıkıyorlar ( isim belirtmek istemiyorum ama en önemli yere getirilen şahıs beni odasında kovdurmak istedi halbuki sadece yabancı kaynaklı belgelere bakmasını istemiştim…) Bir başka hoca “benim kendisine getirdiğim mineralleri değişik illerde topladığımı söyledi halbuki hepsi aynı yerden idi. Neyse uzatmadan artık en azından epey bir akademisyen Türkiye’de Lamproite dayk olduğunu kabul ediyor. Bu lamproitlerin bir çeşidinde elmas çıkarılmaktadır ve bizdeki lamproitlerin çoğu bu gruba girmektedir ( bunu yazanlar Batılı konunun uzmanlarıdır ) bu konuda çok sayıda yazım mevcut,bakılabilir.
Not: Dünya Elmas Konseyi , düzenli olarak elmas çıkan ülke ve kaynağını yayınlamaktadır , yazdığım yazıda ilgili linki mevcuttur.
Burada kesiyorum , aslında yazılacak çok konu var. Anlaşılmasını istediğim mesele şudur; tıpkı madenler meselesinde olduğu gibi tarihin değerlendirilmesinde de Batı düşüncesi farklı değildir. Kendi yeraltı zenginliğine sahip çıkamayan toplumlar yerin üstünde başkalarına çalışırlar. Tarihlerine sahip çıkmayanlar ise gönüllü olarak efendilerine amade olacaktır.
Yazının devamında Sümerce ve Türkçe ilişkisine girilecektir.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum