S Ü M E R L E R H A K K I N D A ÜÇ
01 Temmuz 2026, Çarşamba 19:32Batının “Altın Geçmiş” arayışının ilk istasyonu İran ( Pers İmparatorluğu) olmuştur. Persler MÖ birinci yüzyılda bir imparatorluk kurmuştur daha sonraları bu devlet önce Anadoluya oradanda Yunanistan ( Balkanlar) uzanmıştı ve bu iki halk arasında uzun süren savaşlar ve ilişkiler olmuştu.Batı mecburen bu ilişkileri incelemek ve değerlendirmek zorunda kalmıştır. Persler MÖ 600 lü yıllarda kendilerinden önce aynı topraklarda yaklaşık olarak 2.500 yıl hüküm süren ELAMLILARI yenerek iktidara geldiler
Elamlılar halen haklarında az bilinen bir medeniyettir konuştukları dil eklemlidir ve Batı tarafından ileride göreceğimiz gibi “İzole Diller” olarak değerlendirilmiştir fakat bu değerlendirmenin siyasi olduğu apaçıktır.
Pers İmparatorluğunu ise Ahameniş ler ( PERS İMPARATORLUĞU) MÖ 500 lü yıllarda yıkıp yerine egemenlik kurmuştur bu devlet de MÖ 300'lü yıllarda Büyük İskender tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Asurlular ise MÖ 2.000 li yıllarda Mezopotamyada gelişip tarihin ilk büyük imparatorluk larından birini kurmuş, bu devlet Babil ve Med birlikteliği ile MÖ 7 nci YY da yıkılmıştır.Asurlular yaklaşık 1.200 yıl egemenlik sürdürmüştür.Geçmiş ile en güçlü bağların olduğu ve Batının kendine kimlik aradığı dönemde adı bilinen bir tarihsel figür idi. Bu nedenle de Asuri kaynaklara yönelmeleri de normaldi. Asurlular hakkında ayrıca Tevratta bazı bilgiler de mevcuttur. Hatırlamak lazımdır ki ; Yahudilerin en çok etkilendiği sürgün bu devlet tarafından yapılmıştır. Var olan küçük İbrani devleti bu güç tarafından yıkılmış ve halkı Mezopotamyaya sürgüne gitmiştir. Bu uzun süren yeni kölelik dönemi ayrıca Tevratın yazılma temellerini teşkil eder. Uzun süren bu sürgün bu halkın Mezopotamya kültürü ve dini etkisinde kalmış daha sonra yaratacakları gerek kültür gerekse dinide etkileyecektir ( bu sürgün ON KAYIP KABİLE OLAYI diye adlandırılmıştır) .Ancak Tevratın ilk başlarda yazılı olması mümkün değildi sözlü aktarımlara dayanıyordu çok sonraları çok farklı kişilerce değişik zamanlarda farklı sayfalar halinde yaratılmış olup bunların düzenlenip yeni kitaplar haline getirilmesi sırasında en eski anlatımlarla daha yeni olanlar arasında ki farklılığında temel nedenini teşkil eder. Tam burada İbranilerin antik Mısır’da bu halkın yüzyıllarca bu ülkede köle olarak bulunduğunu ve bu uzun süreç sonunda bu ilişkilerden etkilenmemeleri mümkün değildir. Nitekim İbraniler bu münasebetler sonucunda sünnet olayını kendi inanışlarına eklemişlerdir. Ayrıca gelişmiş bir din anlayışına sahip olan bu toplumdan irili ufaklı çok sayıda etkileşimler olduğu çok nettir. En tepeye yazıyı eklemek gerekiyor çünkü bütün araştırmalar tarihde önce antik Mısır’da ortaya çıkan İbraniler denen bu kavim aslında öyle görünüyor ki çölde soygunculuk yapan karma bir grup insan topluluğuna dayandığı anlaşılıyor ( Haburiler veya HEBREW ) . Böyle basit bir ve karışık bir grubun yazıyı bilmesi o dönem içinde olanaksız görülüyor. Ayrıca çok önemli olan fakat tam bir bağlantı kurmak için halen yeterli belge tam olarak bulunmasa da ; İbranilerin Mısırı terk ettiği zamana denk gelen tarihte bildiğimiz kadarı ile çok tanrılı dinden ilk defa tek tanrıya geçiş olan Akhenaton iktidarı ile bu olay arasında bir şekilde ilişki olduğu da anlaşılıyor. Zira 18 hanedanın 17 yıl süre ile firavunluk yapan Akhenaton bütün Mısır’a tek tanrılı bir yeni dini gücüne dayatmıştı.Ancak iktidarı sona erince büyük bir hınçla eski din geri getirildi ve kendisini tarihten silmek için olağandışı uygulamalar yapıldı.Eşide çok meşhur olan Nefertiti idi. Bir çok araştırmacı bu ilginç olayı incelemiş ve çeşitli sonuçlar çıkarmıştır. Hatta Hz.Musa olarak bilinen kişiliği bu kişi ile ilişki kuranlar olmuştur. Elbette tam bilgiye sahip değiliz fakat bu kişinin iktidar olduğu yıllar yaklaşık MÖ 1.300 lü yıllar ile Hz.Musa'nın da yaşadığı varsayılan yıllardır. En azından çok tanrılı bir dine inanan İbranilerin bu süreç sonunda tek tanrılı dini seçmeleri de çok çok ilginçtir fakat burada ek bir bilgiyi araya sıkıştırmak gerekiyor. İlk yıkılan İbrani devleti İsrail olmuştur ancak güneydeki YAHUDA Devleti biraz daha var olmuş ancak Babiller tarafından ele geçirilip halkı Mezopotamyaya sürülmüştür.Bu iki sürgün günümüze de intikal eden özellikle dinsel farklılıkların da kaynağı durumundadır.
Yukarıda ki yazılanlardan da anlaşılacağı üzere Yahudi tarihi ile gerçek tarih birbiri ile uyuşmaz. Uzun süre Batılı tarihçiler Tevrat ve İncil anlatılarını gerçek olarak değerlendirip yeni baştan yarattıkları tarihi de bu varsayımlara dayandırmışlardır. Oysa Tevrat yazıları olaylardan yüzyıllar sonra yazılmıştır ve eldeki belgelere uyum göstermez.Fakat bu tarih yaratımı esnasında bu gerçekler hemüz bilinmiyordu. Batılı yeni tarih yazıcıları en çok bilinen Pers İmparatorluk kayıtlarını bulmak için bu nedenle bu kaynaklara yöneldiler. Bilindiği gibi bu devlete son veren Büyük İskender’di ve nispeten yakın tarihli sayılırdı.Persler bazı kitabeleri üç ayrı dilde yazmışlardı.Bu diller ise Persce, diğeri Elamca ve Babilliler ile Asurluların konuştuğu Akadca idi. Bu taş halindeki kitabe İran’da bulunmuştur.Bir yönü ile Mısır’ın ROZETTA TAŞI işlevini görmüştür.
Geçmişte bu medeniyetlerle ilgili ilk bilgi ( Asur ve Babiller) 12 ci YY da Tudella Hahamı Musul’a ziyarete gittiğinde bu kentin yakınlarında ki kalıntıların NİNOVA olduğunu teşhis etmişti ( Ninova kenti eski Asur devletinin başkentidir) .
Diğer bir keşif ise,1616 yılında Roman Pietro Della Valle’nin Babil şehrini saptamasıdır ( Babil devleti başkenti) . Bu kişi bir gezgindi sadece bu yeri keşfetmekle kalmamış buradan aldığı yazılı tuğlaları ilk örnekler olarak Avrupa’ya götürmüştür.
Bu keşiflerden sonra yenileri hızlanarak devam etmiştir. 1761-1767 yıllarında Danimarkalı Carsten Niebuhr İran’a gitmiş ve Persepolis ( Perslerin başkenti) yazıtların kopyasını çıkarmıştır.
Aynı yıllarda Bağdat’ın bölgesel papazı ve Bilimler Akademisi üyesi olan Başrahip Beauchamp Mezopotamya’da bilinen ilk kazıyı yaptırmış ve bulunan bilgileri kapsayan bir kitap yayınlamış,etkisi büyük olmuştur.
İşte bu kitabın etkisi ile Doğu Hindistan Şirketinin görevlileri üzerinde yarattığı etki ile 1811 yılında bu bu şirkette görevli olan Claudius James Rich , Babil kentinin haritasını çıkarmaya çalışmış ayrıca kısa süreli kazılar yaptırmıştır. Aynı kişi dokuz yıl sonra Ninova’ya giderek bu şehrin krokisini çıkarmıştır.Bazı yazılı kitabeleri çözümlemesi için dil bilimci Gratefen’e göndermiştir. C.J.Rich 1821 yılında ölmüş fakat iki anı kitabı ve çivi yazılarını gösteren çizimleri yeni araştırmaların başlamasına vesile olmuştur.1828 yılında bir başka araştırmacı olan Robert Mignan kazılar yaptırmış ve ilk defa “Silindir Mühür “ bulan kişi olmuştur. 1830 yılında ise J.Baile Fiazer ve William F. Ainsworth adlı iki İngiliz güney Mezopotamyayı ziyaret etmiştir fakat bu kişiler bu araştırmaları yaparken bu bölgenin eski Sümer bölgesi olduğuna dair herhangi bir bilgi mevcut değildi.
NOT: Yazı devam edecek.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum