İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

TOPAZ TAŞI DÖRT

05 Temmuz 2026, Pazar 18:15

TOPAZ TAŞI DÖRT

 

Değerli arkadaşlar topaz taşı yazımıza devam ediyoruz.û Bu bölümde topaz taşının özellikleri ve oluşum sürecine daha yakından bakmaya çalışacağız böylece belki  bu taşın  ülkemizde bulunmasına dolaylı katkı yapmış olabiliriz.

Topaz gibi nisbeten ederi yüksek taşları bulmada başarılı değiliz. Belki sık tekrarlıyorum ancak bu handikapı aşmamız gerekiyor bu nedenle yineleyeceğim; bizim ülkemizde nedense  (!) hep değeri düşük taşlar ve madenler çıkartılır. Bazı örnekler vereyim; taş  çıkartmada aklımıza hemen kaya kuvarsı, dumanlı kuvars, agat, kalsedon, lüle taşı,obsidyen, çakmak taşı, çeşitli kayaçlar, mermer, traverten, bir yerde ateş , adi opal vb. değeri az olan genellikle ton başına ederle satılanları çıkarıyoruz. Zultanit gibi sadece bizde çıkarılan ve hakikaten değerli olması gereken taşımıza da sahip çıkamamışız öncelikle çok ucuza satılıyor halbuki bu taşın ham halinin satılmasının yasaklanması gerekiyor (yurtdışı anlamında) , çok sayıda bu taşı işleyen yetiştirip dışarıya satmalıyız.Yine sadece bizde bulunan "kemmerite " taşıda önemlidir aynı önlemler bu taş içinde alınmalı.

Değerli taş denilince akla geliveren  "elmas, yakut, safir, zümrüt, topaz, turmalin vb." taşlar bizde çıkarılmaz veya çıkartılmasında bazı engeller mevcuttur. Açık konuşmak gerekiyor bu gibi özel bilgi gerektiren alanlarda söz sahibi olması gereken akademik çevrelerde (çevremizde ) sorun olduğu çok açıktır. Değerli taşların satılması veya çıkartılması dünyada bazı ülkelerin tekeli altında olduğu bilinen gerçektir. Bu ülkelerin çıkarlarını korumak için hareket etmesi çok anlaşılabilir bir olgu iken bizim yetki sahibi siyasetçilerimizin bigane kalması gerçeği de artık irdelenmelidir…

Madenlerde de durum benzeridir.Bakalım,bizde en çok çıkarılanlar; demir, bakır, krom, bor, yakın zamanlarda altın, jips, kaolin, kömür, alüminyum vb. Hemen hepsi ya tarihsel sorunlu ya da yeni yeni bazı olumlu gelişmeler var (altın gibi)  fakat taa  Osmanlı dan beri çıkarılan bor, emery (zımpara taşı) benzeri madenler hep kayaç olarak çıkarılıp çok ucuza satılmış!  Bu kadar hükümetler gelip geçmiş bor madeninin hiç oûygvclmaz ise yarı işlenmiş satılması için küçük yatırımla kurulabilecek i  etme (fabrika)  kurulmamış. Son beş yılda bu konularda gözlediğimiz bir milli uyanış olduğu da gerçek (bor karbür işletmesi veya bor külü fabrikası) Ancak hala platin grubu bizde çıkarılmıyor veya çok önem kazanmış olan "nadir toprak elementleri" konusunda adım bile atılmadı. Yapılmak  istenen atılımlarda ne yazık ki ülke içinde çeşitli bahaneler ile insanlarımız kullanılarak engeller çıkartılıyor (altın aramada araya sözde çevrecilerin girmesi gibi)

Kısacası bu konularda daha gidilecek çok yolumuz var. Öncelikle MTA da değerli taş bölümü kurulmalıdır. Amatör ve profosyonel araştırmacı ve girişimcilere ön açılmalıdır, üniversiteler değerli taş ve maden aramanın ön keseni değil ön açanı olmalı , akademisyenlere teşvik primi benzeri yasal haklara sahip kılınıp doğrudan işin içine girmesinin sağlanması gerekiyor.

Evet, topaz konusunda üç bölümlük yazı yazdık bu son bölümde üçüncü bölümde bahsettiğimiz üzere biraz daha derinlikli konulara girelim.

Topaz taşının doğal olup olmadığı üzerine özellikle son zamanlarda araştırmalar yapılmıştır bunun nedeni artık mineraloji ve ilgili  yan veya alt bilim dalları vasıtası ile hemen her değerli taşın sentetiğinin veya imitasyonunun yapılabiliyor olmasıdır.Bu konuyu doğru anlamak için bazı ön bilgileri vermek gerekiyor.

Her değerli taş (mineral halinde veya element hatta kayaç halinde) kayaç olduğu halde değerli kabul edilip takı olarak kullanılanlar da mevcuttur.Muhakkak ki bazı elementlerin yaptığı bileşiklerden oluşur (bu durum doğal yolla olmuş ise mineral veya değerli taş diyoruz laboratuvarda imal edilmişse o taşın sentetiği diyoruz) çok kısa olarak yazarsak; ilk defa sentetiği yapılan değerli taşlardan biri korund grubu üyesi yakut ve safirin sentetiği yapılmıştır.Bunun nedeni de açıktır ki yakutun değeri yüksek olması ve belki bilmeyene ters gelecek ancak yapısının oldukça basit  olması sebebi iledir (yakut: alüminyum+oksijen+kromdioksit) Bu formülde esas olan ikili oksijen ve alüminyum elementleridir krom ise kırmızı rengi vermekle beraber oran olarak çok az miktarda bulunur (içine krom fazla girdikçe renk koyu kırmızıya kayar azaldıkça morumsu kırmızı veya pembeye kayar,eğer toplam miktarın % 1 seviyesine yaklaşırsa kırmızı renk çekici halde olur ancak çoğu zaman iş böyle gitmez ve içine demir de girer hatta başka elementlerde girince renkte kahverengiye de kayabilir bu durum istenmez) bu nedenler yüzünden ve en önemlisi de kromun varlığı nedeni ile yakutta daima inklüzyonlar (kapanımlar) ve de çatlaklar oluşur ne yazık ki   yakuta o güzelim rengi veren krom aynı zamanda taşın kalitesiz olmasına da sebeb olur bu durum yine krom sayesinde zümrütte de geçerlidir .Kısacası ne zümrüt ne yakut krom nedeni ile çok büyük oranda kirliliğe ve çatlaklara neden olur ve bu yüzden de dünyada çok kaliteli yakut ve zümrüt çok ender bulunur bu durum da fiyatlarının çok   artmasına sebep olur. Peki aynı krom birinde kırmızı diğerinde yeşil rengi nasıl veriyor? Evet,bunun cevabını da verelim; krom, saf olarak kristalleşirse bünyeye girmiyor oksitli halde ve farklı değerlikte girdiği için ayrı ayrı renk verebiliyor. Aynı durum pek çok arkadaşın özellikle kuvars taşlarında da olması nedeni ile kafasının karışmasına neden oluyor.Bunuda açıklayalım. Normalde saf kuvars renksizdir. Eğer kristalleşir iken  ortamda bulunan bazı elementler mevcutsa  (demir bileşikleri, titanyum, alüminyum, vanadyum vb.)  ve basınç ve de sıcaklık uygunsa veya şöyle diyelim bu değerlere hangi element ve bileşikler kristal yapıya girebilecek özelliklere haizse onlar bünyeye katılır ve artık bunlar kalıcı olur (demirin belli değerlikte olanı katılırsa "sitrin"oluşur şayet bölgede radyoaktif mineraller yeteri kadar var ise uzun bir süreç sonucunda "dumanlı kuvars"oluşur ancak dumanlı kuvarslar çok uzun süre güneş ışığına maruz kalırsa gittikçe renk açılır) anlatmaya çalıştığım bir taşa pek çok farklı nedenle renk verilir aslında bu konu ile ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum. Kabaca özetlersek; farklı elementlerin  bünyeye katılımı, ısı etkisi ile renk kazanımı, radyasyon ile renk kazanımı, basınç ve ısı etkisi ile renk kazanımı, taş oluştuktan sonra renk kazanımı, sentetik taş yapımı ile ve kaplama yolu ile renk kazanımı vb. 

Konu biraz açıklığa kavuştuğuna göre topaz konusuna devam edelim.Topaz, bir kuvars gibi az değerli taş değildir. Fakat elmas ile kıyaslanamaz. Pek çok taşta olduğu gibi bu mineralinde birçok rengi bulunur. Ancak en çok rastlanılan genelde renksiz ve sarımsı olanlarıdır (kimi zaman dumanlı kuvarsı andıran k.rengimsi sarı) her taşın en çok değer verilen rengi genelde farklıdır. Mesela elmas da en arzu edilen renk kırmızı ve pembedir ardından mavi olanı gelir.Kuvarsta mor olanı daha çok istenir (ametist) turmalinde en değerlisi ise elektrik mavisi olan "Paraiba turmalinidir", garnet taşlarında ise bilinenler içinde zümrüt renge sahip olanlar (birde mavi garnet var ama çok çok ender bulunur), beril grubunda yeşil renk (zümrüt), ile kırmızı renkte ki (kırmızı beril ki çok nadirdir) vb.

Topazın ise en değerlisi genelde Brezilya'da çıkarılan "Empreiyum topaz " dedikleri çeşididir. Fakat eğer yeterli doygunlukta mavi topazda  (doğal olanı) değerlidir. Gelelim esas konumuza,bilim insanları değerli veya değersiz taşların kapanımlarını inceleyerek çok değerli bilgiler edinir. Zira kapanımlar o taşın hangi ortamda oluştuğunu gösterir (basınç,sıcaklık, stres) bazı kapanımlar ise petrol aramada önemlidir. Kısacası taşın  içinde gerek mineral halde gerek sıvı halde ve de gaz halinde kapanımlar çok önemli bilgiler saklar. Bazende bu kapanımlar o taşa daha fazla çekicilik kazandırdığı için de önemlidir.Birkaç örnek yazalım; kaya kuvarsına eğer rutil girerse (ki bunlar sarı,beyazımsı,kırmızı,bakır rengi hatta mavimsi gibi farklı renklerde olabilirler.) 

H.Albert Gilg ve Rainer Thomas topaz taşının doğal olup olmadığını anlamak için kapanımları inceleyerek ayırt etme yöntemi geliştirmişlerdir. Fakat bu belirleme yöntemi bazı iyileştirme yöntemlerini kapsamaz (yani ışınlama,ısıtma,yüzey kaplaması ile yapılan iyileştirmeler) esas olarak taşlardaki mineral tanecikleri, boşluklar, sıvılar ve  gazlar inceleyerek o taşın sentetik olup olmadığı ile hangi ülke hatta yataktan çıkarıldığını anlamamıza yarar.

Petrologlar için ise  önemli olan topazın hangi ortamda oluştuğunu anlamak için kapanımları inceler.Topazın kristalleştiği magmalar, hidrotermal  çözeltiler, süper kritik akışkanlar, gazlar gibi ortamın türü ve çeşitliliği ile bilgi edinmeye çalışırlar. Petrologlar bu çalışmalar sayesinde topazın oluştuğu sıcaklık, basınç ve ortamı bilebilirler. Bu konuda gemeloglardan farklı bakış açısı ile gözlemde bulunurlar (Edvard Gübel ve John Kajvula). Bu kişiler yaptıkları çalışma sonucunda, topazın diğer değerli taşlara oranla daha az kapanımlara sahip olduklarını yazmışlardır. Bununla birlikte yinede topaz içinde ayırt etmede inklüzyonlardan (kapanımlardan ) yararlanılır. Bu iş için mikroskop kullanılır. Bu araçla topaz içinde ki mineraller ve sıvılar belirlenebilir. Fakat tek başına mikroskop bir kapanımı inceleme yeterli olmayabilir. Bunun içinde başka yöntemler kullanılır (X ışınımı kırınımı, elektron miktarı sonda analizi yani "EMPA")  bu sayede topazda bulunan minerallerin tespiti için 60  yıldır bu yöntem kullanılmaktadır. XRD yöntemi için (bu yöntem her yöntem gibi bazı avantajlara ve dezavantajlara sahiptir.En önemlisi ise analizi yapılan maddeye çok az zarar vermesi ile küçük bir parçayla muhteviyatının öğrenilebilmezidir)

Elektron mikroskobu ile mineralin yüzeyinden ve hemen altındaki kapanımdan bilgi edinmemizi sağlar. Fakat burada problem şu ki; topaz taşında çok yaygın olarak bulunan kapanımlarda ki "Lityum, Bor, Berilyum" gibi hafif elementleri tespit edemez. (hafif element:  elektron sayısı ve proton sayısı düşük sayıya sahip olan element demektir)  İşte bu nedenle ilk önceleri yapılan topaz kapanımı analiz çalışmaları sonucunda yanlış çıkarımlar yapılmıştır.Yirminci yüzyılın sonuna doğru "Lazer mikro-raman spektroskopisi " nin bulunması ile yanlızca katı ve sıvı kapanımların tanımlanması değil aynı zamanda silikat eriyiğinde belirlenmesi ile devrimsel gelişmeler olmuştur. Bu yöntem tahribatsız ve sonucu kesindir. Raman-spektroskopisi özel numune hazırlanması ve vakum odası gerektirmez ve yaklaşık olarak 1 kübit mikrometre çözünürlüğe izin verir. Dezavantajı ise halit ve silvit gibi tamamen iyonik kristallerin raman etkisi göstermemesidir bununla birlikte Raman çalışmaları ile katı haldeki  "triklinite barit asit(H3BO3)"  in varlığı belirlemiştir. (Bu bileşik bir bor minerali olan 'kolametten' elde  edilen ve adı "sasolite" olan bileşik) 

"Zabiyelit" denen ve  lityum kaynağı olan (Li2CO3)  ile özellikle sıvı kapanımlarda bulunan (bu topazlar ise genelde pegmatiklerde oluşandır)  "Berilanit"  (NaBePo4)  gibi topaz kapanımlarında bu üç kapanım mineralleri  bulunabilmektedir. Bütün bunların sonucunda topaz oluşmadan önce bu mineraller oluşmuştur bu duruma  "protogenetik" denilir bu durumun karşıtı ise  "Singenetik"  dir bu durumda kapanım içinde mineral bulunursa bunun anlamı bu mineraller topaz ile birlikte oluşmuş demektir.

NOT:YAZI UZADI ZORUNLU OLARAK BEŞİNCİ BÖLÜM OLACAK 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum