İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

TÜRKÇE VE DİLLER BİR

02 Temmuz 2026, Perşembe 16:54

TÜRKÇE VE DİLLER HAKKINDA

 

Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği gerçekleri alt alta yazalım ; 

 

1-) Türkçe, doğu da  doğmuş bir dildir.

 

2-) Türkçe, insan dilleri içinde ayrı bir kümededir.

 

3-) İnsan dili ait olduğu toplumla doğrudan bağlıdır ve bu toplumda yaşadığı coğrafyanın doğrudan etkisi altındadır.

 

4-) İnsan dili kendi iç dünyası için değildir ancak her insan iç dünyasında kendi ile “konuşur” ancak bir başkası ile “dil” vasıtası ile konuşabilir ( doğa koşulları içinde)

 

5-) İnsan dili ancak “yalıtılmış” alanda yeterli süre diğer insan ve dillerinden ayrı kalmış ise farklılaşır ve de  ayrı bir dil kurabilir.

 

6-)  Türkçenin doğuş yeri Orta Asya olamaz çünkü bu bölge kadim zamandan beri değişik insan topluluklarının yaşadığı bölgedir.Yalıtılmış bölge değildir.

 

7-) İnsanlık tarihi hakkında ileri sürülen teoriler yetersiz kanıtlara dayalıdır zira çok açıktır ki dilin doğuşu on yirmi bin yıllık olamayacak derecede eski zamana dayandığı belirgin olup büyük olasılıkla yüz binlerce  yıllık geçmişe dayanır.

 

8-) Tarihleme yöntemleri henüz yeterli  gelişmişliğe sahip değildir. Bu durum bizi dil ve diğer konularda tahminlere götürmeye zorluyor ve her toplumun  bilim insanı kendi toplumunun değer yargıları ile tahmin yapıyor bu kaçınılmaz şekilde yanlış tarih bilgisi oluşturuyor.

 

9-) İnsanlık tarihinde yazının icadı çok önemli bir dönüm noktasıdır ancak bu konuda da yeterli bilgiye haiz değiliz çünkü şimdilik ilk olan “Sümer Dili ve yazısı” gerçek bilim ve insanları tarafından incelenmedi hala “tarihi ” kan davasının etkisinden çıkılmış  değildir ve Sümer yazısının öncülü ortaya konmuş değildir (Sümer dili,nasıl Mezopotamya'da doğmadı ise yazısının da  orada doğmaması mümkündür)

 

10-) Sümer dili bir şekilde Türkçe ve akrabaları ile bağlantılıdır. Batı dünyasının ileri sürdüğü “akrabası olmayan dil” iddiası  tarih ile uyumsuz “ırkçı bir teoridir” çünkü günümüzden dört beş bin yıl önce olan bir dili “bağlantısız” ilan etmek şu manaya gelir; o dil kendi başına yani yalıtılmış bir bölgede oluştu ve gelişti. İnsanlık tarihi için bu derece önemli buluşun tüm çevresine  yayılmasına karşın geleceğe ulaşamadığını savunmak irdelenecek her açıdan yanlışlanabilecek  bir düşüncedir ve bu düşünce bilimsel olarak değil ön kabullerin doğrulanması için ortaya konulmuştur.

 

11-) Durum böyle kabul edilirse, bu insanların geldiği “yalıtılmış bölge” neresidir? Ayrıca bu yalıtılmış bölge tamamen boşaltılmışmıdır!  Açıktır ki böyle bir şey olmadı ve olması da  mümkün değildir…

Yazıya yapacağım ek konuya ışık tutabilir;

Batılı dil uzmanlarına göre OrtaDoğu'da tespit edilen Sümerler,Kas lar, Urartular, Hattiler, Subar lar, Elam lılar, Hurriler bu halkların hepsi “ölü dil “ mensubudur.Bu kadar halk tarihin nerde ise en etkili bölgesinde devletler kuracak fakat hiçbir nesil bırakmadan yok olup gidecekler …Tam bir Batı tarzı film gibi düşünce.Ayrıca bu kadar hepside eklemli yapıya sahip dil bu mantığın gereği “YALITILMIŞ BÖLGE” ler hepsi için ayrı ayrı olacak! Peki Batılı bu uzmanlar bu konuda çalışma yapıp her biri için yalıtılmış bölge tespitini yapmışlar mı? Hayır yok böyle bir bilgi ayrıca olamaz da ! …Nedeni ise çok basit yer ve zaman faktörünü devreye sokarsanız ve diğer bütün dil mensublarını da işin içine katarsanız ,ayrıca iklim gereği pek çok bölge yaşanmaz yer ise dünya gibi on tane daha olsa yer bulamazsınız.

 

12-) Neden aynı tarihlerde (MÖ 5.000)  diğer yüzlerce insan  topluluğu( Mısırlılar, Elamlar, Akadlar, Hititler vs.) yalıtılmış bölge ile alakası olmaması gerektiğini ileri sürülüyor? tersi durumda Sümerce nin akraba dilleri kaçınılmaz olacaktır. İnsanlık tarihini en çok etkileyen tarihi başlatan Sümer lerin tamamen ayrı bir koldan gelip inanılmaz gelişmeler yapıp sonra hiçbir zaman var olmamış gibi yok oluvermesi  ve hiçbir mirasçısının da olmadığını ileri sürmek ancak “bu miras bana değilse hiç kimsenindir”bencilliğinin belirtisidir. Burada bir benzetme yapma zorunluluğu hissettim. Dinozorlar milyonlarca yıl önce yaşadı ve büyük felaket sonucu (meteor çarpması)  yok oldular fakat aslında hala yaşamaya devam ediyorlar (kuşlar ve sürüngenler).Demek istediğim bir zamanlar yeryüzünün iktidar sahipleri olan dinozorlar olabilecek en büyük felakete rağmen o ufacık beyinleri ile yaşamayı başarabiliyor ama insanlık uygarlığının başlatıcısı Sümerler nedense hiç akraba ve nesil bırakamadan yok olup gidiyorlar !  Bu çok acayip bir çıkarım değilmidir? 

 

13-) Gerçek şu ki, Batılı bilim insanları ırkçılığın etkisi ile gerçekleri ters yüz etmekte sakınca görmemektedirler.

 

14-) Bilimsel gerçekliğe göre tahmin yaparsak; Sümerler Mezopotamya’ya dıştan gelmişlerdir, dillerinin oluşum sürecin tamamlanması on binlerce yıl önce olmuştur, geldikleri yerde yaşam koşullarının zorlaması nedeni ile (hayvancılığın etkisi düşünülebilir) yazının ilk adımları belkide ilkel formunu bu bölgeye getirmişlerdir (yazının ortaya çıkması birincil olarak nüfus yoğunluğu gerektirir ayrıca nesnelerin hayvan,sürü,alet,vb.

çokluğu, dilin “ilksel alfabe“uygunluğu zorunluluğudur).  Bu mantıkla bakarsak; ses değişimine dayalı olan Batı Dilleri ve Sami Dilleri ilksel alfabe için uygun değildir bu dillerin sahiplerinin  böyle bir alfabe yaratması da mümkün değildir.  

 

15-) Nitekim ilk alfabelerden biri olan Çin Yazısı ve alfabesi bu “zorunlu uygunluklara” uyumlu olduğu için yaratılabilmiştir benzeri örneğin bağımsız bir örneği de Orta Amerika’da doğduğu bilinir ve bu yöre insanları geldikleri yer itibari ile Sümerce ile köksel birlikteliği olduğu apaçıktır. Sonuç olarak ses değişmelerine dayalı diller Sümer tipi alfabe yaratmaya uygun değildir.Tarihi yanıltmak hiçbir topluma yaramayacaktır bu konuda Batı dürüst olmak zorundadır.

 

16-) Zorunlu  uygunluk nedir? Sesin kodlanması demek olan yazı, ilkel oluşum süreci iyi düşünülürse bazı zorunlulukları içerir. Bunlara kısaca bakalım;

A-) Bütün insan dilleri insan aklının en önemli ilk buluşudur. Hiçbir dil doğuşu itibari ile bu anlamı ile ayrıcalıklı değildir. Hayvanların ve diğer canlıların iletişim için ses kullandığı çok eski bir gerçektir diğer iletişim biçimlerinden daha fazla gelişmesi hala araştırıp incelenmesi bitirilmemiş bir sorgu olarak durmaktadır veya farkına varamadığımız ancak çok farklı biçimleri ile doğup, incelemediğimiz farklı iletişim biçimlerinin varlığı konusunu yok saymadan “ses ile iletişimin” insanlık tarafından sürekli olarak geliştirildiği kabul edilmelidir. Kısacası insanlık dili süreklilik arz eder ve diğer etkilerden (diğer insan dilleri, sesli canlılar, doğanın sesler vb.)  azami derece de etkilenerek dallanıp büyüdüğü düşünülmelidir.

 

B-) İnsanlık çok uzun süre doğal yaşamın parçası olarak ve bu anlamı ile eşit düzeyde olarak yaşamını sürdürdü. Bunun doğal sonucu olarak oluşan her insan dili aklın ürünü olup ilksel biçimi ile birbirine üstünlüğü söz konusu olamaz. Gelişimi ve değişimi tarih içinde olmakla birlikte köken ve amacı ile uzun süre boyunca bu eşit dil çeşitliliği farklı kulvarlarda yoluna devam etmiş farklı sorunların farklı çözümleri yaratılmış fakat bu durum yazının doğuşuna kadar “belirleyici ayrıcalık” durumunda olmamıştır. Netice olarak ayrışmış dil grubuna mensup insanlar oluşan “yeni olguları” kolaylıkla diline adapte edip çözüme kavuşturmuştur. Yeni görülen bir canlıya isim verilmesi veya küçük buluşların getirdiği eşyaların adlandırılması sorun teşkil etmeden sürdürülebilmiştir. Fakat tarihin bir yerinde bu süreç akimete uğrayıp iş yazıya varamamıştır ve de bu durumun  çok uzun süre sürdüğü çok açıktır. Yazının ilk olarak canlı ve cansız malların işaretlenmesi olan damga ve sayımı yani rakamların ortaya çıkması neredeyse evrensellik gösterse de yazıya bir türlü geçilememiştir. Elbette bu durumun çok mantıklı açıklamaları da mevcuttur, kısaca yazarsak; yazı ile dil arasında ki en önemli fark muhatap sorunudur. Dili,  insan aile çevresinden doğal olarak kolayca öğrenir ancak yazı için bunu anlayacak insanlar gerekeceğinden bu alıcıların yaratılması  gerekir ( tarihte ilk radyo dalga alıcısı icat edildiğinde aslında doğada radyo dalgaları karmaşası mevcuttu fakat hiçbir insan bunu algılayacak doğal donanımda değildir. Belli ki   başka canlılar için bu durum geçerli değildir , bazı balıklar ve yeraltı canlıları gibi) . Tam burada da başka bir sorun ortaya çıkar. Ses ile ifade edeceğinizi yazıya aktarımında ki evrensel sorun !  Bir sesin damga benzeri yani resimsel ifade doğal olarak tek bir “şeyi”  anlatır. İşte burada o zamana kadar ayrıcalıklı olmayan farklı dil gruplarının “ayrılıcalığı”ortaya çıkar. Diyelim ki  “Karanlık ormanda yangın çıktı buraya geliyor” benzeri bir bilgiyi yazıya dökmeye çalışırsanız karşımıza pek çok engel çıkacağı açıktır. Tarihte bu işin yaşanmışını Sümerlerin Komşusu sayılabilecek antik Mısır’da bunun ilk örneğini görüyoruz. Esas olarak ilk oluşturması inanılmaz zor olan yazı buraya ulaştığında zaruri olarak resim yazısı olarak tekrardan düzenlenmek zorunda kalındı. Fakat bu toplum tüm gelişmişliğine rağmen yazıyı yaratabilecek kolaylaştırıcı dilden yoksundu zaten benzeri durumlar her Sümer çevre devletlerinde tekrar tekrar yinelendi bazı Sümer kadim bilgi ve belgelerinin mecburi yanlışlığını  bu gerçekte aramak gerekir. Komşu ülke insanları farklı dil grubuna mensuptur ve bazen (özellikle ilk yazı oluşturulması  sırasında) ciddi yanlışlıklar yaptılar ve de bu yanlış anlamalar sürüp günümüze intikal etti.

 

17-) Toparlarsak; Türkçe ve akraba dilleri yalıtılmış sahada uzun süre kalıp yeni bir dil yaratmışlar tam bilemediğimiz nedenlerden (nüfusun bulunulan coğrafyaya yetersiz gelmesi düşünülebilir veya iklim değişikliği vb.) göç etmeleri ile bu dil grubu ayrışmaya başlamış ancak köken birliği hala devam etmektedir.Türkçe diğer diller gibi insan zekasının ürünü olup dillerin gelişimi tıpkı canlıların evrimi gibi evrim kurallarına uyar bundan kasıt şudur;  bir canlının rengi, büyüklüğü, yürüme şekli, görme kabiliyeti gibi yetenekleri doğrudan doğruya yaşadığı ortamla ilişkilidir eğer bu özellikler ortama uygunsa çoğalıp yaşamaya devam eder ancak ortamda meydana gelecek radikal değişim (uygun değil ise o türün yok olmasına sebeb olabilir benzeri şekilde diller asla yazmak için doğmadığı gibi planlama ile alakalı değildir. Bu basit gerçek herhangi bir dilin neden alfabe yaratamamasını da açıklar.

 

NOT: Yazı devam edecek.Katkı anlamında ki eleştiriler gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum