İstanbul
20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

TÜRKİYE NİN DEĞERLENDİRİEMEYEN DEĞERLİ KAYNAKLARI BİR

28 Haziran 2026, Pazar 21:11

Türkiye, Avrupa’nın en büyük coğrafyasına sahip ülkesidir. Hep Anadolu’nun stratejik öneminden bahsedilir elbet doğrudur ancak es geçilen konu ise onun kadar önemli olan bu topraklarda mevcut değerli maden ve değerli taşlar gereken ilgi ve alakayı görmemekte veya görünmez hale getirilmektedir.

Birkaç bölüm halinde bu akıl kabul etmez gerçeği ilgili makam ve sahipleri ile vatandaşlar görebilsin diye gayret sarf edilecek.

Öncelikle bu kadar geniş ve üç kıtanın köprüsü olan ve bu nedenle hem iklim değişikliği ve de  buna uygun hayvan, kuş, bitki çeşitliliği ile zengin bu toprakların altının bundan yoksun olduğunu düşünmek gerçekçi değildir.

Gelelim işin esasına; dünyada değerli maden ve taşlar bellidir toplu olarak baktığımızda özellikle son on yılı dışlarsak son derece cılız olarak bu zenginlikten yararlandığımız çok açık. Altın, platin, gümüş,palladium, osmiyum vb.değerli madenlerden  sadece altın ve gümüşün  o da çok son zamanlarda çıkarıldığını görüyoruz, ayrıca stratejik olarak değerlendirilen wolfram,titanyum,uranyum,toryum benzeri elementler apayrı bir gerçek.Bunları ele alıp bazı değerlendirmeler yapılacak.

Özellikle değerli taş kapsamında olan ; elmas, yakut,  safir,Zümrüt, turmalin, Topaz,garnet çeşitleri,akuamarin , heliodor, beril, krisoberil, Aleksandra taşı vb. tanınan taşlar hiç çıkarılmaz (almandin garnet aşındırıcı olarak çıkarıldığını biliyorum ancak değerli taş olarak değil)

Ayrıca ya çok ender olduğu için bilinmeyen fakat son derece pahalı bazı taşlar  bizim jeolojik yapımız müsait olduğu halde hiç çıkarılamayan ; jeremejevite,painite, dunburite,  tanzanite, fenakit, poudretteite, serendibite vb. Ya da yarı değerli kabul edilen ametist, sitrin, kaplan gözü, Şahin gözü vb.taşlarda hiç çıkarılmamaktadır.

Öncelikli meselemiz var olan bu sorunu ortaya koyup çözüm yolları önermektir.

Siyasetin benzersiz belirleyiciliğini açıkça ortaya koymak gerekir. Hiçbir ülkede siyasetten bağımsız ne bilim ne sanat ne de başka bir insani faaliyet söz konusu olamaz. Bu bakımdan siyasi alan sadece siyasilere terk edilemez,  durumuna uygun bilim insanları veya sanatçılar ve benzerleri hem etkileyerek hem de yol göstererek bu alanda bulunmak zorundalar, akıllı siyasetçiler bu yaklaşımdan hoşnut olması gerekir ancak bir ülke şu veya bu biçimde veya ölçüde yabancı güçlerce kontrol altında ise tıpkı Afrika’da çokça rastladığımız gibi, yöneticiler toplumunun değil başka toplumun egemenlerinin kontrolünde olacağından şiddetli karşı çıkış göstermeleri de olağan kabul edilen anormalliktir. Yakın geçmişte OSMANLI doğal zenginlikleri dış güçlerce kontrol altına alınmış ; toprak altı ve üstü zenginlikler yağmalanmıştır.

Halkın ve aydınların en bildiği yağma tarım ve arkeoloji alanlarında olmuş ne yazık ki Batı Dünyasının kendi yazıp uyguladığı kurallar ile elimizden çıkan tarihi değerlerimizi geri almak da mümkün olamamaktadır.Tütün Rejisi nedeni ile öldürülen üreticilerimiz için yazılan dramatik türküsü düğünlerde göbek atma havasına dönüştürülmüş, bir garip alemde yaşamaktayız…

Unutan,uyutulan toplumlar kara örümceklerin yemleri olarak paketlenip paketlenip Batının yiyecek kilerinde tutulmakta aydınlarımız daha geçen yüzyılda başardığımız “Kutsal İsyan” ateşini yakmak zorundadır.

Az bilindiğini düşündüğüm bazı örnekleri sıralayacağım;

1-) EMERY MADENİ : Batı’da başlayan endüstri devrimi şiddetle bazı ham maddelere ihtiyaç duyuyordu bunlardan biri de “emery”adını verdikleri maden topluluğu idi. Bizde bu topluluğa “ZIMPARA MADENİ “denir. Bu  madeni biraz tanıyalım. Aslında bir grubun bileşimi, bunlar ise ; korund (Alüminyum oksit,sertliği 9), hematit (Demir minerali), götit (Demir minerali), spinel (sertliği 8.5 ayrıca değerli taştır). Özetle bu dört mineral birlikte bulunur.İlk defa bize ait ada olan fakat Yunanistan'ın bağımsızlığı ile bu ülkeye geçen Naksos adasında bulunmuştur.Yunanistan'ın bu madenin fiatını dört misli artırması sonucu İngiliz ve Fransızlar bu adaya yakın Anadolu kıyılarında arama yaptılar ve Kuşadası ve sonrasında pek çok yörede buldular.

1838 yılında ilk defa OSMANLI ile İngiltere arasında ticaret antlaşması yapıldı (kapitülasyonlar) daha sonra “Balta Limanı Antlaşması “ile yeni ayrıcalıklar elde etti,1861 yılında ek bir “Nizanname”ile bu imtiyazlar artırıldı sonra yeni imtiyazlar devam etti en son ek Nizanname 1906 yılında verilmiştir.Bu anlaşmaların sonucu olarak OSMANLI çıkarılan “ÇİNKO”nun ⅔ ve kurşun ile manganezin  ise %80 ni,zımpara taşının (emery) nin ise %90 nı, BOR madeni ve  ANTİMUAN nın ise tamamı yabancılara verilmişti. Bu imtiyazların çoğu bir İngiliz aile şirketi “ABBOTT”lara verilmiştir.

Bazı yaşanmış olayları yazarsak işin vahameti anlaşılır.Yöresel müteşebbisler de  maden çıkarmak için kolları sıvamıştı mesela Aydın ilinden bir eşraf köylülerden amele tutup bu madeni çıkarttı üç sene içinde sadece işçilere 4.000 lira harcamıştı binbir zahmetle develerle çıkarılan maden İzmir Limanına taşındı fakat Abbott şirketi itiraz etti ve Padişahı da devreye sokarak limandaki bütün madene jandarma ile el koydu bu şirket hiçbir emek para sarf etmeden o zaman için büyük para olan 30.000 lira kazandı…

İşin çok ilginç ve iğrenç tarafı da bu kişiye “Üçüncü Sınıf Mecidiye Nişanı “verilerek ödüllendirilmesidir.

NOT:Burada yazılan bilgilerin önemli kısmı yazı yazıldığı zaman Pamukkale Üniversitesinde görevli  Doç.Dr.Yusuf Ziya BİLDİRİCİ nin yazdığı akademik makaleden yararlanılmıştır.Yazı devam edecek.

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum