ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI NEREYE BAĞLANMALI?
17 Nisan 2026, Cuma 22:51Cumhuriyet tarihinde ilk defa Alevî-Bektaşî adını taşıyan bir başkanlığın kurulmuş olması, kuşkusuz önemli bir adımdır.
Bu adım, yıllardır görmezden gelindiğini düşünen Alevî toplumuna yönelik bir “tanıma” iradesi olarak değerlendirilmiştir.
Ancak mesele sadece bir kurumun kurulması değildir. Asıl mesele, o kurumun ne kadar güçlü, ne kadar etkili ve ne kadar karşılık bulduğudur.
Bugün gelinen noktada Alevî-Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, adeta bir genel müdürlük gibi işlev görmesi; hem yetki hem de bütçe açısından sınırlı kalması, beraberinde ciddi tartışmaları da getirmektedir.
Özellikle bütçe noktasında, doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile kıyaslandığında ortaya çıkan fark, bu yapının ne kadar etkisiz bırakıldığını açıkça göstermektedir.
Birçok Alevî kurumu, bu başkanlığın kurulmasını önemli bulmakla birlikte, işleyişine yönelik eleştirilerini açıkça dile getirmektedir.
Çünkü sahada karşılık bulmayan, taleplere cevap veremeyen, bürokratik engeller içinde sıkışmış bir yapı; ne kadar iyi niyetle kurulmuş olursa olsun, zamanla güven kaybına yol açar.
İşte tam da bu noktada sorulması gereken soru nettir:
Alevî-Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı, neden aracı bir bakanlık bünyesinde tutulmaktadır?
İnanç hizmeti, sıradan bir kültürel faaliyet değildir.
İnanç, toplumun vicdanıdır, kimliğidir, hafızasıdır. Bu kadar hayati bir alanın, bürokratik katmanlar arasında zayıflatılması kabul edilebilir değildir.
Eğer devlet, Alevî yurttaşlarını gerçekten muhatap almak istiyorsa, bunu güçlü ve doğrudan bir yapı ile göstermelidir.
Bu nedenle açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, Alevî-Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı, doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlanmalıdır.
Aracı bakanlıklar kaldırılmalı, kurum doğrudan karar alma mekanizmasının merkezine yerleştirilmelidir. Ancak bu şekilde hem yetki hem bütçe hem de etki gücü anlamında gerçek bir karşılık oluşturulabilir.
Aksi halde bu yapı, iyi niyetli ama etkisiz bir kurum olarak kalmaya mahkûm olur.
Elbette mesele sadece idari bağlılık değildir. En az onun kadar önemli olan bir diğer konu da kadro meselesidir.
Bu kurumda görev alacak isimler; Alevî-Bektaşî inancını bilen, bu yolun erkânına hâkim, liyakat sahibi, devlet ciddiyetini taşıyan ve en önemlisi siyasetin günlük hesaplarından uzak kişiler olmalıdır.
İnanç kurumu, siyasi kadrolaşmanın alanı olamaz.
Alevî toplumu ayrıcalık talep etmemektedir. Talep edilen şey çok nettir: Eşit yurttaşlık, samimi muhataplık ve güçlü temsil!
Bugün yapılması gereken; sembolik adımlar değil, gerçek çözümlerdir.
Eğer bu başkanlık gerçekten tarihî bir ihtiyaca cevap vermek için kurulduysa, o zaman gereği yapılmalı; yetkisi artırılmalı, bütçesi güçlendirilmeli ve en önemlisi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanarak etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Çünkü yarım bırakılmış her adım, umut olmaktan çıkar; hayal kırıklığına dönüşür.
Ve unutulmamalıdır ki:
Toplumsal güveni adı olan değil, karşılığı olan kurumlar inşa eder.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum