İstanbul
15 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLER ÜZERİNDEN OYUN OYNAMAYIN!

14 Eylül 2026, Pazartesi 23:42

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan KURTULMUŞ tarafından TBMM’de temsil edilen siyasi partilere gönderilen bir yazı ile kurulmuş ve 05.08.2025 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.

TBMM sitesinde böyle yazıyor.

Bu çalışmaların sonucunda, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kabul edildi. Hem de, uzun zamandır meclis çatısı altında görmediğimiz bir ittifak ile! Yasa teklifi, 10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapılan nihai oylamada 467 kabul,88 ret ve 7 çekimser oy aldı!

Ancak, daha bu komisyonun çalışmalarına başlaması ile birlikte, birileri Alevi Bektaşiler üzerinden çeşitli olumsuz senaryolar hayata geçirmeye çalıştı.

İlginç bir şekilde, Alevi Bektaşilere yönelik tüm bu olumsuz senaryoların sahibi olmasalar da, girişimlerin baş aktörünün DEM Parti yetkilileri veya çevrelerinde bulunan kesimler olduğunu da kaydetmeden geçmeyelim.

Burası önemli. Sonra detaylıca inceleyeceğiz.

PKK terör örgütünün feshi koşullarının konuşulacağı komisyon amaçlarına Alevi Bektaşilerin sorun ve talepleri eklenmek istendi, önce.

Bu girişime Alevi Bektaşiler güçlü bir tepki veriince, komisyona sadece DEM Parti Milletvekili Celal Fırat eklenebildi! DEM kontenjanından!

Binlerce Alevi Bektaşi katleden terör örgütünün mağdurları arasında yer alan bir sosyal grubun çözüm bekleyen sorunlarını da, terör örgütünün feshi koşullarını görüşecek komisyonun görev alanına dahil etmek, açık bir provokasyon değilse, aymazlıktan başka bir ifade ile karşılanamazdı!

Nitekim, hem Alevi Bektaşi örgütleri ve hem de inançlı yurttaşlar tepkilerini güçlü bir şekilde gösterdiler. 7 federasyon ve yüzlerce cemevi, vakıf ve dernek birlikte yaptıkları açıklama, “terör ve şiddet olaylarının mağduru olarak binlerce canı şehit vermiş olan Alevilerin; güvenlik, terör veya çatışma merkezli müzakerelerde taraf olarak gösterilmesi ya da bu alanla ilişkilendirilmesi, toplumumuz nezdinde derin üzüntü ve rahatsızlık yaratmakta” olduğunu vurguluyor ve “kendi kimliğimizin, inancımızın ve taleplerimizin yalnızca kendi irademizle temsil edilebileceğini duyuruyor”, Alevi Bektaşilerin hassasiyetinin “hem kamuoyu hem de ilgili devlet kurumları nezdinde dikkate alınmasını önemle talep ediyor; tüm vatandaşlarımızı barış, sevgi ve kardeşlik değerleri etrafında birlik olmaya davet ediyoruz.” sözleri ile ortak açıklama noktalanıyordu!

Ama, aynı süreçte, Cuma Erçe, Mustafa Aslan gibi, tabelasında Alevi yazan bazı kuruluşların “çok radikal ve devrimci” yöneticileri hem aracılı, hem de aracısız yoldan Kurtulmuş ile buluştular. Yemek yediler.

Okurlarımız bilirler; Kurtulmuş PKK terör örgütünün feshinin görüşüldüğü süreçte “Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı” fikrini ana akım siyaset kanadından dillendiren isimdi.

Ama, bize, yani medyaya yansımadığı için, bu “Alevi kuruluşlarının” başkanlarının TBMM Başkanı’na, Alevi Bektaşilerin “Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı” fikrini benimseme ihtimalinin olmadığını söyleyip söylemediklerini bilmiyoruz!

Öte yandan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş basın yoluyla kapısının Alevi Bektaşi kuruluşlara açık olduğunu duyurduğu halde, 7 federasyon olarak yaptığımız randevu başvurusuna bugüne kadar bir cevap vermedi. Dolayısıyla, bizim hassasiyetimizi kendisine ifade etme fırsatımız olmadı.

* * *

Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, Türkiye’nin büyük bir dönüşüm aşamasına doğru ilerlediğini tespit ederek, devletin yeniden yapılandırılması anlamına gelecek yeni anayasada ve diğer yasalarda Alevi Bektaşilerin talepleri konusunu tartışmaya açmıştı.

Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu olarak, ilkini 17 Kasım 2024 tarihinde İstanbul’da düzenlediğimiz panelin ikincisi, Alevi Vakıfları Federasyonu tarafından 62. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde, üçüncüsü ise, Alevi-Bektaşi Güçbirliği Platformu tarafından Ankara’nın Mamak ilçesinde bulunan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yaptık.

Panellerimizle toplumda Alevi Bektaşilerin hukuksal hakları ve sorumlulukları alanında farkındalık yaratmayı amaçladık.

Övünçle söyleyebilirim ki, panellerimize katılan hukukçular Türkiye Barolar Birliği eski Başkan Yardımcısı, Hüseyin Özbek, AK Parti Kültür ve Sanat Politikaları Başkan Yardımcısı Metin Tarhan ve Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Erdem Cömert ile birlikte, Ali Hamamcı, Özgür Piroğlu ve Arslan Temel Alevi Bektaşi toplumunun hukuksal meşruiyeti ile ilgili olarak son derede parlak önerileri gündeme taşıdılar.

Önerilerin hepsi de, 21. Yüzyılın dünya çapında geçerli hukuksal normlarının vatandaşlık hukuku kapsamında değerlendirilmesi ve somutlaştırılması çıkış noktasından hareketle ele alınmışlardı.

Hiçbir panelde ve hiçbir konuşmacımızın aklına yapay zeka, robotik otomasyon, gen teknolojisi, uzay bilimi, vesair konularla haşır neşir bir dünyaya, 16. Yüzyılda, nasıl olduğu da tartışmalı bir işbirliğinin (ittifak değil!) model olabileceği gelmemişti!

Gelmeyişi de doğru yolda olduğumuzun delilidir.

* * *
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “toplumsal barış ve bütünleşme” çalışmaları arasında en önemsedikleri meselenin Alevi Bektaşi toplumunun sorunlarının süratle çözülmesi olduğunu biliyoruz.

Devlet Bahçeli, genel başkan seçilmesinden bu güne kadar defaatle ve kesin bir dille cemevlerinin Alevi Bektaşilerin ibadethanesi olduğunu ve bu konunun tartışma dışı olduğunu vurgulamıştı.

Bunun yanında, Hacıbektaş ilçesinde sahip olduğu 6 dönümlük arsayı Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu’na hibe etmesi, hibeyle de yetinmeyerek, ilçemizde Alevi Bektaşilere hizmet verecek bir “anıt-eser” ortaya çıkmasını sağlaması her türlü takdirin üzerindedir.

Aynı şekilde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilikler ve AK Parti yönetimindeki belediyeler aracılığı ile yüzlerce cemevinin yapılmasını sağladığını biliyoruz.

Küçük bir örnek olsun diye bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.

Sadece deprem bölgesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2023 yılı yatırım programına aldığı 54 cemevinin bakım-onarım işlerinin ve 47 cemevinin tefrişat taleplerinin tamamının karşılandı, yeniden hizmete hazır hale getirildi.

2024 yılında ise, yine deprem bölgesinde bulunan 33 cemevinin bakım-onarım işleri ile 32 cemevinin tefrişat talepleri karşılandı ve cemevlerimiz yeniden hizmet vermeye başladı.

Öte yandan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan 112 no’lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 9 Kasım 2022’de kuruldu.

İçişleri Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi toplumu ile istişare ve tespit çalışmalarını yürüten ekibin başı olan Ali Arif Özzeybek de, kurumun başkanı olarak atandı.

Özzeybek’in özellikle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde örneği olmayan bir kurumun yapılandırılması sorunları öne çıkarken, halefi Ali Rıza Özdemir başkanlığın çalışmalarını yurt içine yaymada büyük ilerleme kaydetti.

Üniversitelerin Alevilik Bektaşilik çalışmalarına katılımının teşvik edilmesi, TRT’de Alevi Bektaşi ozanların eserlerinin düzenli olarak yayınlanması, “yol hizmeti” için dedelerimize saygı organizasyonları, illerde canlarla buluşmalar Alevi Bektaşilerin toplumsal meşruiyetini yaygınlaştırırken, kamusal görünürlüğünü de artırıyordu.

* * *

Tam bu noktada, “görünmez bir el”, müdahale etti!

Ana akım medyada neredeyse her gün Alevi Bektaşiler hakkında haberler yayınlanırken, bıçak gibi kesildi. TRT yayınları kesti, üniversitelerin çalışmaları durduruldu, dedelere saygı organizasyonları yok!

Bunu yerine, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı binasından çıkarılmak isteniyor, Ankara, Tuzluçayır’da on yılı aşkın süredir boş duran “cami-cemevi projesi”nden kalan bir binaya taşınması gündemde, sanki ülkede Alevi Bektaşi akademisyen kalmamış gibi, Danışma Kurulu’na Sünni kökenli akademisyen sokuldu, aynı şekilde Alevi Bektaşi Ansiklopedisi de Sünni akademisyenlerin yönettiği bir çalışmaya dönüştü!

Bu kadar cemevi çok fazla” cümlesi cemevleri yöneticilerine empoze edilirken, sürekli fısıldanan bilgi ise şu: bütçemiz yok!

Anlaşılan o ki, bir Bakanımızın ifadesiyle bazı “karanlık odaklar”, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin üzerine titredikleri toplumsal bütünleşme girişiminden ve Alevi Bektaşilerin gösterdiği olumlu yaklaşımdan rahatsız olmuşlardı!

Bu noktada en kritik soru şudur: Alevi Bektaşiler, gündemden çıkması beklenen etnik terör yerine, ülkemize karşı şantaj unsuru olarak istismar edilebilecek yeni bir fay hattı olarak dizayn edilmek mi isteniyor?

Bu soruyu cevaplaması gereken ve varsa, böyle bir tehlikeye karşı önlem alması gereken güvenlik bürokrasisidir.

* * *

Son iki haftada DEM Parti ile Alevi Bektaşiler arasında ortaya çıkan gerilim de, aslında bu noktadan değerlendirilmesi gerek bir konudur.

Alevi Bektaşi toplumun kahir ekseriyeti ne dün, ne bugün ve ne de gelecekte DEM Parti anlayışı ile yan yana gelmemiştir ve gelmeyecektir.

Peki, PKK terör örgütü liderinin 90’ların başından beri ortaya attığı “Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi İttifakı”na tarihsel konteksti içerisinde olağan karşılanması gereken Alevi Bektaşilerin tepkisi neden DEM Parti’yi çileden çıkardı?

Günlerdir İlke TV, Medya TV, Sercem TV gibi yayın organlarında sürdürülen hakaret ve itibarsızlaştırma kampanyasının nedenini, Abdullah Öcalan’ın sözünü eleştirme cesareti gösterilmiş olmasına bağlayamayız.

Yoksa, Alevi Bektaşiler “Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi İttifakı”na itiraz ederek, (bilmeden) başka bir oyunu mu bozdular?

Bu fikre kapılmamın sebebi, DEM Parti heyetinin basınla paylaştığı Öcalan’ın son mesajı oldu.

Görünen o ki, DEM Parti’nin ve PKK yöneticilerinin “top çevirmesinden” Öcalan’ın bile sabrı taşmıştı.

Öcalan, 13 Eylül’de kendisini ziyaret eden DEM Parti heyetine aynen şu açıklamayı yayınlamalarını istedi: “Bölgedeki gelişmeler, sürecin hassas dengeler üzerinde işlediğini açıkça göstermektedir ve bunlar süreci doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle muhtemel provokasyonların boşa çıkarılması için bölgedeki sorunların diyalog ve müzakere temelinde ele alınması esas olmalıdır. Rojava’da gerçekleşen olaylar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Öcalan açıkça, terör örgütü PKK’nın içindeki bazı kesimleri provokatörlükle suçluyor!

DEM Parti içinden “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un uygulanmasını engellemekle görevli birileri, acaba Alevi Bektaşileri (teşbihte hata olmaz) “mayın eşeği” gibi kullanmak mı istedi?

Şurası bir gerçek ki, Alevi Bektaşiler içerisinde barış sürecine muhalif hiçbir kesim, kuruluş yoktur! DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın buna rağmen, Alevi Bektaşileri özellikle hedef alması anlaşılır değildir.

Televizyona çıkardıkları konuşmacıların sürekli tekrarladıkları, Alevi Bektaşilerin içinde “ulusalcı, kemalist, faşist, tekçi” bir kesimin olduğu ve bu kesimin “süreci sabote ettiği” bilgisi ise katıksız bir yalandır!

O halde, açıkça soralım: Tuncer Bakırhan ve ekibi Alevi Bektaşiler üzerinden ne oyun oynuyor?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum