İstanbul
19 Nisan, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ATATÜRK’Ü YIPRATMAYIN!

19 Nisan 2026, Pazar 10:21

Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir tarihsel figür değil; bir milletin yeniden doğuşunun, bağımsızlık iradesinin ve çağdaşlaşma hedefinin adıdır.

Bu yüzden Atatürk’ün adı, günlük siyasetin dar hesaplarına kurban edilemeyecek kadar büyük; kişisel hataların, yanlışların ve hatta suçların üstünü örtmek için kullanılmayacak kadar değerlidir.

Günümüze baktığımızda ise üzücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Atatürk’ün adı, bazı çevreler tarafından bir “dokunulmazlık zırhı” gibi kullanılmaya başlanmıştır.

Özellikle siyaset arenasında, sorumluluk sahibi olması gereken bazı isimler; yaptıkları hataları, etik dışı davranışları ya da kamu vicdanını yaralayan eylemleri örtmek adına hemen aynı söyleme sarılıyor:

Ben Mustafa Kemal’in askeriyim.

Peki gerçekten öyle mi?

Eğer bir insan kamu malına zarar veriyorsa, görevini kötüye kullanıyorsa, rüşvetle, yolsuzlukla, ahlaki zaaflarla anılıyorsa; onun dilinden düşürmediği bu söz, Atatürk’ü yüceltmez.

Tam tersine, Atatürk’ün temsil ettiği değerleri tartışmalı hale getirir, toplum nezdinde aşındırır.

Bugün sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve siyasi meydanlarda sıkça gördüğümüz bir başka gerçek daha var: Suçüstü yakalanan, hakkında ciddi iddialar bulunan bazı kişilerin, hiçbir şey olmamış gibi Atatürk söylemine sarılması ve bunu bir savunma hattı olarak kullanması…

Üstelik bunu yaparken bir de zafer işaretleri, hamasi söylemler…

İşte tam da bu noktada toplumun vicdanı devreye giriyor ve şu soruyu soruyor:

Atatürk’ün adı, gerçekten bu kadar kolay mı kullanılmalı?

Atatürk’ün “askeri” olmak; slogan atmakla, kürsüde birkaç cümle kurmakla olmaz.

Atatürk’ün askeri olmak; dürüst olmaktır, hesap verebilir olmaktır, milletin emanetine sahip çıkmaktır.

Liyakati esas almaktır, adaleti gözetmektir, halkı aldatmamaktır.

Atatürk’ün mirası; temiz siyaset, şeffaf yönetim ve ahlaklı duruş demektir.

Bu mirası taşıyamayanların, o mirasın arkasına saklanmaya çalışması ise en hafif ifadeyle bir çelişkidir.

Daha da önemlisi; bu tür davranışlar sadece bireysel bir yozlaşma değil, aynı zamanda toplumsal bir erozyona da yol açar.

Çünkü genç nesiller, söylenenlerle yapılanlar arasındaki farkı gördükçe inançlarını kaybeder. Değerlere olan bağlılık zayıflar, güven duygusu sarsılır. Bu da uzun vadede toplumun ortak değerlerine zarar verir.

Gerçek Atatürkçülük; onun adını kullanmak değil, onun ilkelerini yaşatmaktır. “Ben Atatürkçüyüm” diyen birinin önce kendisine şu soruları sorması gerekir:

Ben görevimi hakkıyla yapıyor muyum?

Kamuya karşı sorumluluğumu yerine getiriyor muyum?

Davranışlarım, Atatürk’ün çizdiği yola uygun mu?

Eğer bu sorulara verilecek cevaplar samimi değilse, o zaman Atatürk’ün adını ağıza almak da samimiyetsizdir.

Kimse kusura bakmasın; Atatürk bu milletin ortak değeridir ve bu değer kimsenin şahsi çıkarlarına alet edilemez. Ne bir siyasi kimliğin, ne bir makamın, ne de bir kişinin arka bahçesi değildir.

Sözün özü şudur:

Her hatanın, her yanlışın, her suçun üstüne Atatürk’ün adını örtmeye çalışmak; ne o hatayı gizler ne de o kişiyi aklar.

Aksine, Atatürk’ün hatırasına zarar verir.

Bu yüzden artık açık ve net konuşmak gerekiyor:

Atatürk’ü sevmek kolaydır.

Onun adını anmak da kolaydır.

Ama onun mirasına layık olmak zordur.

Ve o mirasa layık olamayanların yapması gereken tek şey vardır:

Atatürk’ü yıpratmayı bırakmak!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum