ÇAL 'DA KALAN AKLIMIN HATIRLAFIKLARI BİR
15 Ağustos 2026, Cumartesi 15:32Çardak ilçesinden babamın tayini Çal’a çıkmış elektriği olmayan yerden kurtulmuş oluyorduk fakat babam ev tutarken biraz aceleye getirmiş ki annem bu eve hiç ısınmadı. Aradan çok zaman geçti zaten o evde bir iki ay anca kalabildik,Osman Gürcan nın evlerine yakındı galiba ve eğer Belediye binasını yukarı dersek o mahalle aşağıda kalıyordu hemen yakınında da küçük bir cami vardı hatta arka bahçesinde de birkaç mezar bulunuyordu.
Yeni taşındığımız yer, Eşek Pazarına giderken ( Hançalar Yolu üzerinde) sağda kalan geniş alanın ağaçlıklı kısmında bulunuyordu( burada o zamanlarda sirk falan gelirdi sonradan devlet binaları yapılmış). Sol karşımızda Cihan ların evi vardı tam karşınızdada Tefik lerin evi. Bu evde de çok uzun zaman kalmamıştık evin tuvaleti küçük bahçemizin içinde bulunuyordu buraya açılan kapıda lambası olmayan duy bulunuyordu. Bir gün türkü mırıldanıp tuvalete giderken nasıl becerdi isem parmağım duya girmiş sanki beni öküz çarptı fırladım gittim bu benim elektrikle hatırladığım ilk tanışmamdı.
Aynı küçük bahçede çocukluk hazinemin saklandığı yer bulunuyordu,hazinemde neler vardı neler…Ta o zamanlar değerli taşlara ve madenlere ilgim vardı bir tanesini topaz diyordum ( o zamanlar arkadaşlarımın arasında bu ismi duyan kimse olduğunu hiç sanmam) ayrıca uzun yıllardır sakladığım benim için çok değerli olan ve Çardakta babamın hediye ettiği mıknatıs bulunuyordu.Bu mıknatısa adeta aşıktım. Onunla saatlerce oynayabilirdim. İlkokul üçüncü sınıfta sahip olmuştum. Onu durmadan neye etki edip etmediğine ve hangi mesafeden etkilediğine en önemlisi nasıl etkilediğine kafa yorar dururdum elbette bir kütüphane kurdu olsamda bilgim yetersizdi. İşte bu taşımı ( diğer bildiğim hiçbir mıknatısa benzemiyordu hakim renk beyazdı sanki plastik gibi görünümü vardı ve yanlış hatırlamıyorsam bir kalemtraş gibi sanki iki parçalı izlenimi veriyordu. Bir gün taşındık ve o hengamede hazinem o bahçede kaldı…
Çal’a ilk gittiğimizde ben İlkokul beşe geçmiştim biz sanırım temmuz ayında Çal’a gelmiştik. İlk arkadaşlarımda ikinci ev civarında oturan kişilerdi. Ali SÖZBİLEN ile arkadaştık sonra ki zamanlarda bu arkadaşlık düşmanlığa dönüşecekti elbette çocukluk dönemi karşıtlığı olan bir ilişki idi. Onu en son yeni astsubay olduğum sıralarda İzmir’de sanırım Pamukkale Turizm ( belki Köseoğlu da olabilr) yazıhanesinde karşılaştık yanımda kardeşim Kudret te bulunyordu Ali bizi görünce bize yöneldi ikimizde tedirgin olmuştuk ki gülerek “bunlar benim en iyi arkadaşlarım “ diyerek yanındakilere bizi tanıttı. Birden içimdeki kem duygular gitti gerçekten içten sohbet ettik halbuki aramızda az olaylar olmamıştı.
Bekir AĞIRDIR ın babası ( Muharrem amcam) babamla aynı devlet dairesinde çalışıyordu ( Özel İdare Memurluğu , o yıllarda bu dairenin özellikle köyler açısından çok büyük önemi vardı. Çalışan sayısıda epeyce vardı ) nedeni ile ailecek yakın dostlar olmuştuk. Bekir değişik bir insandı. Sanırım o yıllarda onun en iyi arkadaşı bendim fakat benim en iyi arkadaşım olduğu söylenemezdi ,zira benim arkadaş çevrem çok genişti ve bunlar benim yapıma uygun insanlardı ; Özcan KURAN, Cengiz BAŞARAN, Osman DURMAZLAR, Osman ERTEKİN, Osman ( GÜRCAN !…( FUSTAP) , İbrahim KURAN, Ali KONT, Nail DEDA , Memet Musa KARAGÖNLÜ, Mehmet Akın FERMANLI, Ahmet BATMAZ, Mehmet SOLAK, Zafer Akın FERMANLI, Osman ATMACA, Atalay SÖZBİLEN , Nejdet ….( PELE) , Sait KOÇBERBER, Hüseyin HALLAÇ (!) , Hikmet BAŞARAN, Halil KIRCA, İsmail …( MİLASLI ) , Cengiz ….( MİLASLI) , Yılmaz DURMAZLAR ve artık bazılarının adını unuttuğum pek çok kişi.
Biz derken kastettiğim spora meraklı ( özellikle futbola) ayrıca Menderse yüzmeye giden ,gerektiğinde bağa bahçeye dalan kişilerdik . Macerayı seviyorduk. Özellikle Bekir bu konularda isteksizdi. Fakat bu arkadaşda olan bazı özellikler diğerlerinde ya yoktu ya da gelişmemişti. İkimizde kitap okumayı seviyorduk. Fakat ayrıcalıklı yanı babasıydı. Muharrem amca , okumanın önemini bilen farklı bir insandı oğlunun okuması ile çok yakından ilgilenirdi. Babamla kıyas bile edilemezdi. Zaman zaman bana sorduğu soruların farklı çıkarımlar için olduğunu çok sonra anlayabildim. Nitekim bu farklı yetişme tarzı etkisini çabuk gösterdi Bekir aramızdan ilk kopanlardan oldu. Yatılı lise kazanmıştı ve daha sonra bunu sürdürdü. Sanırım ODTÜ yü bitirdi iyi yerlere geldi.
Bekir ile pek çok anım hala hatıralarım arasında duruyor gerçi biz aslında rakip olacak kişilerdik, eğer herkesten önce kopmasa idi aradaki gerginlik zamanla artabilirdi. Onun çok arkadaşı olmadığı için beraber oyun oynar veya sohbet ederdik çoğu zaman oyunlarda bilinçli yenilirdim çünkü bir oyundan dolayı surat asabilirdi. Benim için böyle konuların önemi hiç olmamıştı ancak iş ciddiye varırsa durum değişebilirdi. Neticede o benim arkadaşımdı ve hiçbir arkadaşımın üzülmesini de istememişimdir.
Bir gün ÇAMLIKTA sadece ikimiz varız ve ben ağaçlarda birşeyler arıyorum sanırım ağaçtan kozalak koparmaya çalışırken nasıl olduğunu hala bilmiyorum sağ kulağıma bir böcek giriverdi. Kısa süre sonra birileri kulağımın içinde davul çalma başlayıverdi! Önce can havli ile kulağıma el attım dahada kötü oldu. Nalet böcek ( kırkayak) içerilere doğru ilerlemeye çalışıyor ve kulak zarını da kırk ayağı ile tırmalıyordu çok nadir yaptığım iştir kolay kolay ağlamam acıdan kendimi yere attım .Bir yandan da bağırıyorum artık normal düşünemiyordum. Aslında Bekir’e ben öğretmiştim ( sık sık yüzünce kulağa sıkca su kaçıyor. Bu durumda sıcak bir taşı kulağa dayayıp başka bir taşla vurarak suyun dökülmesini sağlardık) beni kaldırıp iki taş buldu ve aynı yöntemi uygulayarak böceği çıkardı ,deli gibi saldırıp böceği ufaladım.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum