İstanbul
25 Ağustos, 2026, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

DİL ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

01 Ağustos 2026, Cumartesi 18:51

Dil, insanlığın hem en büyük buluşu hemde özellik kazandıranıdır. Sanırım ilk yargıya pek itiraz edilemez ancak ikinciyi açmak gerekebilir;

Özellik kazandırmak. Her dil insan beyninin işletim sistemi gibidir. Kişi dilin özelliğine bağımlı olarak düşünür hatta yorumlar. Birkaç örnek vereyim, doğada pek çok ses vardır. Bu sesleri her dil grubu mensubu kendi işletim sisteminin (dilinin) yapısına uygun algılar. Bir ingiliz horozun ötüşünü (kikurukikki benzeri algılar ve seslendirir) oysa bir türk bunu  (üürrüü üüü) olarak seslendirir oysa horoz aynı horozdur sesi de  aynı sesdir. Diğer bir örnek,  bir ingilize göre kuşlar (tivit tivit ,meşhur haberleşme sitesinin isim kökeni)) diye öter bir türk için kuşlar cıvıldar ( cik cik).

Sadece seslerin yorum farkı değil dünyanın (çevrenin) algısında da ciddi farklılıklara sebep olur. Batı dillerinin düşünüş tarzına göre etraflarındaki her şey ya dişidir ya eril. Örnekliyelim, deniz gibi içine girilecek şeyler örneğin fransızcada dişil takı ile belirtilir aslında bu durum ingilizcede de mevcudiyetini sürdürür. Kısacası Batı dünyası farkına varsın veya varmasın cinsiyetcidir. Türkçede şahıs zamirleri cinsiyetsizdir (ben,sen,siz,o,onlar vb) oysa ingilizcede dişiler için olan "o" ile erkekler için olan "o"farklıdır (he  ve she) . Aynı özelliğin uzantısı olarak Türkçe de bu durum çok önemli sonuçlara ulaşır. Türçede her canlının dişi veya erkek olmasına göre adlandırılması farklıdır. Birkaç örnek; kurdun erkeği "börü" iken dişisine "asena"denir veya sığırın erkeğine "boğa" denirken dişisine "inek "denir hatta yavrularının dişisi ve erkeği için ayrı adlandırması vardır (düve ve  dana hatta yeni doğmuşa buzağı ) dahada ötesi hepsinede "sığır" denir. İşte bu durum Türkçenin zenginliğinin temellerini oluşturur. Bir türk aynı hayvan grubu için en az beş altı kelime yaratırken Batlı bu konuda varoluşsal sebeple kısırdır. Ayrıca bugün türkçede bazı hayvanların bu şekilde adlandırılmasındaki durağanlık veya kısırlık bizim ana dil yurdundan uzaklaşması ile oluşmuş ve diğer dillerin etkisi iledir. Oysa tavuk grubu veya ördekler için de hala yaşarken (veya at larda düşünün kaç atla ilgili adlandırma var, tay- beygir- küheylan-at - kısrak vb. Ayrıca buna renklerine göre adlandırmayı da ilave etmemiz gerekir “doru,kır, gibi)

Bir diğer farklılık sayı ile ilgili kelimelerde belirgindir. Biz on sayısından sonra on+bir;on+iki diye sürdürürken batı dillerinde farklı farklı çözümlenmiştir. Bir Batı dili mensubu “üç elmalar “ diye meramını ifade ederken biz “üç elma”deriz .

Türkçede anlatılmak istenen genellikle tam olarak ifade edilebilir  bu durum kelimelere getirillen eklerle başarılır (gidi le bi lir ken de ) görüldüğü gibi türkçede hem son ekler hemde ortaya giren eklerle zenginleşmiştir belki tartışma yaratacak ancak benim düşünceme göre Türkçede ön eklerde mevcuttur.

Bu konuyu bırakarak önemli olarak gördüğüm çok daha önem arz eden başka birine geçelim; en önemli olgulardan biri de aslında hiçbir dile ait yazının doğal sesleri seslendirmediği gerçeğidir. Evet artık günümüzde sesi "hapsedebiliyoruz" ama yakın geçmişe kadar bu mümkün değildi biri konuştuğu zaman ses sadece saliseler için var olabiliyordu… İşte bu basit gerçek pek çok yanlış anlaşılmanın temel nedenini oluşturur. Bu durum biraz karmaşık. Açalım; ilk sesin nesneye döndürme girişimi muhakkak ki resimle olmuştur bir geyik resmi çizersiniz eğer diğer kişi aynı dili konuşuyorsa kendi dilinde "geyik " diyecektir. Diyelim ingiliz ise "deer"  diyecektir daha doğrusu bu yazılan kelimeyi sesli olarak ifade edecektir (unutmamak gerekir yazı on binlerce yıl sonra yaratılmıştır fakat dil çok eski bir yaratıdır) fakat yazı ile seslendirme arasındaki fark sanılanın ötesindedir mesela ingilizcede bu durumun kurallı  olanı azdır bunun mantıki sonucu olarak bu dilde ezberlemek önem kazanır ve kelime bilgisi yetersiz kitleler oluşumuna neden olur oysa türk dili yapısı gereği (büyük sesli ve küçük sesli uyumu gibi) şayet dile uygun alfabe kullanılırsa okunması seslendirilmesi) hayli kolay olacaktır. Bu anlamda henüz alfabemizi millileştirdiğimizi yazamıyoruz (bu kurulan türk birliğinin yapacağı bilimsel çalışmalarla giderilmesi olasıdır)

Yukarıda yazılı olan çelişkinin bir diğer sonucu da  özellikle bilim dünyasının günümüz hakimi Batı dil grubu mensup bilim insanlarının bir dili yorumlarken kendi dili ve yazısının doğrudan etkisinde kalarak bilimsel değil önyargılı olmasına sebep olmaktadır bir örnek Kuzey Amerikada onlarca Kızılderili kabilesi ve dili vardır bizim bilim insanları bu toplum hakkında bilgiyi bu arıtımdan geçmiş ve farklı yorumlanmış bilgileri öğrenmektedir. Bunun çaresinden biri de ses kayıt cihazlarının kullanılması olacaktır zira bu diller hakkında yazılanlar kendi dilinin etkisinden kurtulamaz ve eğer o dille akrabalığı yoksa kelimeleri değiştirerek yazar (Çinlilerin "r"harfini söyleyememesi neticesinde yazı dillerinde aşina olduğumuz kelimeleri bile tanıyamayız.)

Türkçe,bugünü ile değerlendirilemez her dil doğuşu ile değerlendirilmek durumundadır.Bu anlamı ile de günümüze bakarak bir  

dil tam olarak anlaşılamaz kelime sayısı ile ölçümlenemez.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum