İstanbul
29 Ekim, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

İLHAM ALİYEV DİKTATÖR MÜ?

29 Ekim 2026, Perşembe 11:38

Azerbaycan’da kız öğrencilerin türbanla okullara girmesinin yasaklanmasından sonra, özellikle din üzerinden nemalananların tümü birden İlham Aiyev’i  hem “İslam düşmanı” hem de “diktatör” olmakla suçladılar.  Bu çevrelerin Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için kullandıkları “İslam düşmanı” suçlamalarına bir önceki makalemizde cevap vermiştik. Bugünkü makalemizde “diktatör” iddialarını ele alacağız.

Önce diktatör kime denir, onu ele alalım. Uluslararası literatürde diktatör ve diktatörlük tanımı şu şekilde yapılmaktadır:

“Diktatör, bir ülkenin siyasi iktidarını mutlak, sınırsız ve denetlenemez bir şekilde tek başına ya da küçük bir grubun yardımıyla elinde bulunduran, güçler ayrılığının ortadan kaldıran rejimlerin liderine denir.”

“Diktatörlüklerde, Yasama, Yürütme ve Yargı yetkileri tek bir kişide toplanır. Temel hak ve hürriyetler, ifade özgürlüğü ve bağımsız basın baskı altına alınır. Muhalefet tasfiye edilir, siyasi faaliyetler imkansız hale getirilir.”

Peki, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve yönetimi bu kıstasları taşıyor mu? Kısaca özetleyelim.

Azerbaycan Cumhuriyetinde, seçimlere yirmi beş siyasi parti katılmakta olup, cumhurbaşkanı halkın oyları ile belirlenmektedir. Yüz yirmi beş üyeden oluşan parlamento üyeleri de yine halkın oyları ile seçilmektedir. Seçimlere, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Bağımsız Devletler Topluluğu, İnsan Hakları Bürosu, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden temsilciler gözlemci olarak katılmaktadırlar.

Azerbaycan Anayasasına göre, yasama yetkisi 125 sandalyeli Milli Meclis'e, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve kabinesine, yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelere aittir.

Laik ve Üniter bir devlet olan Azerbaycan Cumhuriyetinde, elbette ki demokrasi tam anlamıyla henüz yerleşmemiştir. Bunun tam anlamıyla yerleşmesi için zamana ihtiyaç bulunmaktadır. 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni oluşturan devletler arasında, demokrasi konusunda en hızlı gelişen ülkelerden birisidir. Bu konuda önemli mesafeler kat etmiştir. İşgal altındaki topraklarını kurtarmış, çok partili sisteme geçmiş, toplumun refahını artırmış, uluslararası alanda etkisi olan bir ülke haline gelmiştir. Tüm bu gelişme ve kalkınma Haydar Aliyev ile başlamış, oğlu İlham Aliyev ile başarılı bir şekilde devam etmektedir. Yeni kurulan bir devlet için bu önemli bir başarıdır.

Yüz üç yıllık bir cumhuriyet olan ülkemizin bile henüz Avrupa standartlarına uygun demokrasiye ulaşamadığı göz önüne alındığında, Azerbaycan Cumhuriyetinin gelişimi ve değişimi daha iyi anlaşılacaktır. Azerbaycan tüm bu başarısını, zengin doğal kaynaklarını iyi bir şekilde kullanan kadrolar sayesinde gerçekleştirmiştir. Zira aynı zengin doğal kaynaklara sahip olan körfez ülkeleri bu değişimi ve kurumsallaşmayı sağlayamamışlardır.

Azerbaycan Cumhurbaşkanına “diktatör” suçlamasını getiren çevreler, din konusunda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri gizlemektedirler. Azerbaycan’dan daha fazla doğal kaynaklara sahip olan Suudi Arabistan’da, Katar’da, Birleşik Arap Emirliklerinde ve diğer Arap ülkelerinde demokrasi mi var? Bırakın demokrasiyi ondan vazgeçtik, Parlemento var mı, siyasi parti kurmak serbest mi, kadınlar özgür mü, basın hür mü, yasama, yürütme ve yargı bağımsız mı? Hiç birisi bulunmamaktadır. Bütün yönetim kadroları, bakanlıklar ve devlet bürokrasisi hanedan bir ailenin denetiminde bulunmaktadır.

Ancak her ne hikmetse, Azerbaycan Cumhurbaşkanına diktatör diyen bu din tüccarları, konu Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri olunca susmaktadırlar. Acaba neden? Onlarla aynı inanca ve düşünceye mi sahipler? Örneğin; Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi olan Vahabiliği mi savunmaktalar?

İlham Aliyev’e “din düşmanı” ve “diktatör” diyenlerin kimliklerine bakınca bunların amacını anlamak daha da kolay olmaktadır. Suudi Arabistan’ı yöneten Suud kabilesi mensuplarından pek de farklı bir inanca ve düşünceye sahip olmadıkları anlaşılmaktadır.

İlham Aliyev’e yaptıkları hakaret ve suçlamalar nedeniyle Azerbaycan’a girişleri yasaklananlar arasında Hüda-Par genel Başkan yardımcısı Yahya Uğraş, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Yeni Şafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçarsalan ve Ayasofya Camisi eski imamı Mehmet Boynu Kalın’ın yer aldıkları görülmektedir.

Bu şahısların savundukları düzende acaba demokrasi var mı? Özgürlük var mı? Kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olacaklar mı? Kesinlikle olmayacaktır. Zira, bu şahısların savundukları rejim, Afganistan’daki Taliban rejimi, Suudi Arabistan’daki Vahabi Suud rejimidir. Bu ülkelerde bırakın demokrasiyi, insan haklarının, kadın haklarının zerresi bile yoktur. Kadına hala yedinci yüzyıldaki gibi  köle-cariye olarak bakılmakta, insanların yaşam şartları bin yıl öncekinden daha da kötü durumdadır.

Ancak ne var ki, İlham Aliyev’i diktatör olmakla suçlayanlar konu Afganistan ve Suudi Arabistan olunca sessiz kalmaktalar. Burada çifte standartlık yok mu? Diktatör ve diktatörlük aranıyorsa önce bu ülkelere bakılması gerekmiyor mu? Ama aynı yolun yolcusu olunca elbette ki söyleyecekleri bir şeyleri olmuyor. Zira hepsi aynı damardan besleniyorlar. Sermayeleri din tüccarlığı, kuracakları düzen köle, cariye düzeni.

Dini kendi çıkarlarına maske yapanlar,  kuracakları vahşi diktatörlükte saraylarda sefa sürmeyi hedeflemektedirler. Halkın bin yıl geriye gitmesi, insan haklarından ve refahtan mahrum olması onları ilgilendirmemektedir. Kuracakları düzen, halkı köle olarak gören saltanat rejimidir. Zira, rol modelleri Ebu Süfyan oğlu Muaviye’dir. Ancak, Muaviye rejimleri, miadını dolduran rejimlerdir. İnsanlığın yönü daha ileriye bakmaktadır, daha ileriye gitmektedir. Karanlık peşinde gidenlerin çabaları beyhudedir.

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum