KURAN BİZE YETERLİ Mİ? -3
10 Ağustos 2026, Pazartesi 21:36“ALLAH’IN KİTABI BİZE YETER” SÖZÜNÜ İSLAM TARİHİNDE İLK SÖYLEYEN KİM OLMUŞTUR?
Tarihi kayıtlara göre bu söz, ilk olarak İslam tarihinin başlangıcında Resulullah’ın vefatı esnasında “Kırtas” olayı içerisinde yer almıştır.
Şii kaynaklara göre “Kırtas Hadisesi”, Resulullah'ın son vasiyetinin yazıya geçirilmesinin engellenmesi olarak görülür ve Gadir Hum'daki bildirimin bu vasiyetle uyumlu olduğu kabul edilir.
Sünni kaynaklarda ise İmam Ali'nin “kırtas hadisesi” sırasında: “Bize Allah'ın kitabı yeter” dediğine dair sahih bir rivayet bulunmaz. Aksine birçok Sünni âlim bunun sahabiler arasındaki bir içtihat ihtilafı olduğunu, Resulullah'ın ise tartışma büyüyünce vasiyetini yazdırmaktan vazgeçtiğini aktarır.
İbn Abbas'tan rivayet edilen bir söz dikkat çekicidir:
Sahih-i Buhârî'de İbn Abbas'tan rivayet edilen meşhur “Kırtas Hadisesi” rivayeti şöyledir! “İbn Abbas şöyle der:
-“Perşembe günü! Ah o perşembe günü!” Sonra gözyaşları çakıl taşlarını ıslatıncaya kadar ağlar ve şöyle devam eder:
- “Resûlullah’ın hastalığı ağırlaşmıştı. 'Bana Kırtas (yazı malzemesi) getirin, size benden sonra asla sapmayacağınız bir yazı yazayım'buyurdu. Bunun üzerine oradakiler arasında tartışma çıktı. Oysa bir peygamberin huzurunda tartışmak uygun değildi. Bazıları, “Ona ne oldu, sayıklıyor mu? Sorunuz.”dediler. Bunun üzerine Peygamber aynı isteği tekrarladı. Sonra şöyle buyurdu:'Beni bırakın, içinde bulunduğum hâl, beni çağırdığınız şeyden daha hayırlıdır.'Sonra onlara üç tavsiyede bulundu:Müşrikleri Arap Yarımadası'ndan çıkarın, heyetlere benim ikram ettiğim gibi ikram edin.(Buhari der ki, peygamber üçüncü tavsiyeyi ya söylemedi ya da rivayetçi onu söylemeyi unuttu.)
İbn Abbas, sonra şunu söylüyor:
- “Asıl musibet, Resulullah ile yazdırmak istediği şey arasına girilmesi ve çıkan ihtilaftır.” (Sahih-i Buhari’nin rivayeti burada tamam oluyor!)
Konuyla ilgili nakledilen rivayetlerde lafız farklılıkları bulunduğuna dikkat edilmesi gerekiyor! Bazı rivayetlerde “hecere/sayıklıyor” ifadesi geçerken bazı rivayetlerde “Resûlullah'ın hastalığı ağır bastı” lafzı yer alıyor. Bu farklı lafızlar âlimlerce değişik şekillerde değerlendirilmiştir. Bu yüzden ilgili rivayet incelenirken hangi hadis kitabındaki hangi rivayet tariki esas alınıyor buna bakmak gerekiyor.
Oradakiler arasında Hz. Ömer b. Hattab ilk olarak: “Bize Allah'ın kitabı yeter” ifadesini kullanmıştır! Bazı âlimlerce Hattab’ın oğlunun bu sözü, o anki bir görüş ayrılığında Kur'an'ın yeterliliğine duyulan bir vurgu olarak değerlendirilir. Ancak bu, zorunlu olarak Kur'an'ın sünnetten bağımsız olarak yeterli görüldüğü anlamına gelmez.
Bu yorum, daha çok Sünni âlimlerin önemli bir kısmının yaptığı yorumdur.
Asırlardır uzunca tartışılan bu konuyu şöyle özetlemek mümkündür:
Şii anlayışında, "Hasbunâ Kitâbullâh" (Bize Allah'ın kitabı yeter) sözünün o anda söylenmesi doğru görülmez. Çünkü Resûlullah, "Size bir şey yazdırayım ki benden sonra sapıtmayasınız." buyurmuştur. Şii âlimler, Peygamber'in bu isteğine itiraz edilmesini isabetli bulmazlar.
Sünni âlimlerin büyük kısmı ise Hz. Ömer'in bunu iyi niyetle söylediğini, Resûlullah'ın hastalığının ağırlaştığını düşündüğünü ve Kur'an'ın temel hidayet kaynağı olduğuna güvenerek böyle bir içtihatta bulunduğunu söyler. Onlar bunu bir içtihat olarak değerlendirirler; günah veya kasıtlı bir engelleme olarak yorumlamazlar.
Dolayısıyla, "Hz. Ömer kesinlikle haklıydı." veya "kesinlikle haksızdı” demek, mezhepler arasında ihtilaflı bir meseledir!
Eğer sadece metinlere bakarsak, Sahih Buhari'deki rivayette Resûlullah'ın şu sözü açıkça yer alır:
"Bana yazı malzemesi getirin; size öyle bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıtmayasınız."
Bunun üzerine orada ihtilaf çıkıyor ve yazı yazılmıyor.
Burada herkesin üzerinde birleştiği bir nokta vardır: “Resûlullah yazdırmak istemiştir; yazı ise yazılamamıştır”. Bunun nedenini ve sorumluluğunu ise Şii ve Sünni gelenek farklı şekilde yorumlar.
Biz burada bu olayı sadece Sahih Buhari, Sahih Müslim ve diğer erken Sünni kaynaklardaki rivayetler üzerinden, hiçbir mezhep yorumu katmadan, satır satır inceleyebiliriz. Bunu böyle yapmamız, konuyu daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olur.
Yani biz burada yalnızca erken Sünni kaynakları esas alacağız ve mezhep yorumu eklemeyeceğiz. Sadece Buhârî ve Müslim'deki rivayet zincirini özetleyeceğiz.
Peygamberin vefatından kısa bir süre önce, perşembe günü bu olay geçiyor. Kaynaklarda "Hadîsü'l-Kırtâs" veya "Perşembe musibeti" diye anılır. Resûlullah, “Bana yazı malzemesi getirin, size bir yazı yazdırayım, benden sonra sapıtmayasınız” buyuruyor. Orada bulunanlar arasında görüş ayrılığı çıktığı rivayet ediliyor. Bazı rivayetlerde: "Bazıları dediler ki, rahatsızlığı ağırlaştı, yanımızda Allah'ın kitabı var, bize Allah'ın kitabı yeter" dediler. Bunun üzerine tartışma büyüyor. Rivayete göre Resûlullah "Kalkın yanımdan ayrılın" buyuruyor. İbn Abbas daha sonra bu olayı hatırlayıp, "Asıl musibet, Resûlullah ile yazdırmak istediği şey arasına girilmesi ve çıkan ihtilaftır," diyor.
Buraya kadar anlattıklarımız, Sahih Buhari ve Sahih Müslim gibi erken Sünni kaynaklarda geçen rivayetlerin tafsilatı değil, özetidir. Henüz mezheplerin yorumlarına girmedik.
Bir sonraki adımda, bu rivayetleri Sünni muhaddisler (örn. İbn Hacer, Nevevî, Aynî gibi) ve Şii âlimlerin nasıl değerlendirdiğini de yine metinlere bağlı kalarak ayrı ayrı inceleyeceğiz.
Önce Sünni şerhlerden başlayıp, ardından Şii âlimlerin değerlendirmelerine geçeceğiz.
Sünni kaynaklarda, örneğin İbn Hacer el-Askalânî (Fethu'l-Bârî'de), Hz. Ömer'in maksadının Resûlullah'a karşı gelmek olmadığını, hastalığın ağırlaştığını görünce meşakkat olmasın diye böyle düşündüğünü aktarır.
Nevevî de benzer bir çizgide, sahabiler arasında bir içtihat farklılığı yaşandığını söyler. Aynî de olayı sahabe içtihadı çerçevesinde değerlendirir.
Şii âlimler ise aynı rivayeti esas alarak farklı bir sonuca ulaşırlar. Resûlullah’ın “Size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıtmayasınız” talebinin yerine getirilmediğini, bunun önemli bir kayıp olarak gördüklerini ifade ederler. Yani rivayet büyük ölçüde ortak, fakat yorum farklıdır.
Yalnızca Sahih Buhari'deki metin üzerinden gidecek olur isek, önce Resûlullah'ın sözü şöyle rivayet ediliyor:
- “Bana yazı malzemesi getirin, size bir yazı yazdırayım ki ondan sonra sapıtmayasınız.”
Devamında rivayette oradakilerin ihtilafa düştüğü belirtiliyor. Rivayetin bazı varyantlarında “Bizim yanımızda Allah'ın kitabı var, bize Allah'ın kitabı yeter” ifadesi geçiyor, fakat kimin söylediği bazı varyantlarda açık bazı varyantlarda ise isimsizdir. Ardından tartışma ve sesler çoğalınca Resûlullah “Yanımdan kalkın” buyuruyor.
Buhari'de bu hadisin sonunda İbn Abbas'ın şu değerlendirmesi yer alıyor:
- “Asıl büyük musibet, Resûlullah ile o yazıyı yazması arasına girilmesidir.”
Şu ana kadar anlattıklarımız Buhari'deki rivayet metninin özeti ve Türkçe tercümesidir!
Şimdi de sadece Sahih Müslim'deki rivayeti yine metin açısından inceleyeceğiz. Müslim'de de İbn Abbas'tan rivayetle benzer şekilde: “Bana yazı malzemesi getirin, size sapıklığa düşmeyeceğiniz bir şey yazdırayım” buyuruluyor. Ardından mecliste ihtilaf çıktığı aktarılıyor. Müslim'de de bazı rivayetlerde "İnne Resûlallâhi qad hecera/Şüphesiz Resulullah sayıklıyor" lafzı geçiyor. Bu lafız etrafında tarih boyunca farklı açıklamalar yapılmıştır. Nihayetinde tartışma büyüyor ve Resûlullah yazı yazdırmıyor. Böylece Müslim'deki rivayet de sonuç olarak Buhârî'dekine benziyor. Şu aşamada ortak noktalar şunlardır: “Resûlullah yazı malzemesi istemiş, maksadının ümmetin sapmaması için bir rehberlik bırakmak olduğunu belirtmiş, mecliste ihtilaf çıkmış, yazı yazılmamış ve İbn Abbas bunu büyük bir kayıp olarak nitelemiş.”
Bu çerçeveyi netleştirdikten sonra şimdi de Buhari'deki farklı rivayet yollarını tek tek metinleriyle inceleyeceğiz.
Şimdi Sahih Buhârî'deki aynı olaya ait farklı rivayet yollarını görelim:
Bir rivayette İbn Abbas'tan nakille Resûlullah yazı malzemesi istiyor ve ümmetin sapmaması için bir yazı yazdıracağını belirtiyor. Başka bir rivayette “Yanımızda Allah'ın kitabı var, bize Allah'ın kitabı yeter” ifadesi geçiyor; bazı varyantlarda bu söz Hz. Ömer'e nispet ediliyor. Ardından ihtilafın büyüdüğü, “İnsanlar ihtilafa düştü, sesler yükseldi, tartışma çoğaldı” deniyor. Resûlullah bunun üzerine “Yanımdan kalkın” buyuruyor. Bu rivayet yollarında da yazının yazıldığına dair bir ifade gelmiyor.
Diğer bir rivayette de İbn Abbas “Bütün musibetlerin en büyüğü, Resûlullah ile yazdırmak istediği yazı arasına girilmesidir” diyor. Ortak iskelet aynı şekilde korunuyor. Resûlullah yazı yazdırmak istiyor, bir ihtilaf çıkıyor, yazı yazılmıyor ve İbn Abbas bunu büyük bir kayıp olarak değerlendiriyor.
Bir sonraki adımda sadece bu rivayetlerin lafız farklılıklarını karşılaştırıp İbn Hacer'in “Fethu'l-Bârî” deki açıklamalarını da metne bağlı kalarak tek tek inceleyeceğiz.
Şimdi İbn Hacer el-Askalânî'nin “Fethu'l-Bârî” deki açıklamalarını şöyle özetleyebiliriz:
- “İbn Hacer, Resûlullah'ın yazı malzemesi istemesini gerçek bir emir olarak kabul ettiğini, fakat yazdırılacak metnin rivayette belirtilmediği için içeriği hakkında kesin hüküm vermediğini söyler. “Bize Allah'ın kitabı yeter” sözünü söyleyenlerin amacının Resûlullah'a karşı gelmek değil, hastalığın ağırlığını görünce onu yormamak düşüncesi olduğunu ekler. Meclisteki ihtilafı olumlu görmez ve Resûlullah'ın “Kalkın yanımdan gidin” buyruğuyla meclisi sonlandırdığını belirtir. Yazının daha sonra yazdırılmamasını ilahî takdir olarak yorumlar. İbn Abbas'ın “asıl musibet” sözünü büyük bir üzüntüyle söylediğini kabul eder.
(Bu yorumlar rivayet metninin kendisi değildir elbette!)
Şimdi de İmam Nevevî'nin Sahih Müslim şerhi üzerinden gidelim. Nevevî, Resûlullah'ın “Bana yazı yazdırın” buyruğunu gerçek bir talep olarak kabul eder; fakat yazdırılacak metnin içeriğinin rivayetlerde açıklanmadığını, bu sebeple kesin bir içerik belirlenemeyeceğini söyler. “Bize Allah'ın kitabı yeter” sözünün Resulullah’a muhalefet kastıyla söylenmediğini, aksine rahatsızlığın ağırlığını görünce yazı yazdırmanın o anda gerekli olmadığı kanaatiyle hareket ettiklerini belirtir. Meclisteki ihtilafı uygun görmez, Resulullah’ın huzurunda tartışılmasını doğru bulmadığını ifade eder ve “hecera/sayıklıyor” lafzının Resulullah hakkında yakışıksız bir anlamda anlaşılmaması gerektiğini vurgular, hastalığın şiddeti arttı şeklinde yorumlar. Genel sonucu olarak da meselenin sahabeler arasında bir içtihat ihtilafı olduğunu, Resulullah’a karşı kasti bir itiraz olarak değerlendirilmediğini söyler.
Bu yaklaşım, İbn Hacer’in yorumu ile benzeşir. Her ikisi de Hz. Ömer’in niyetini iyi niyetli bir içtihat olarak yorumlar! Resulullah’ın huzurundaki tartışmayı uygun görmez ve yazının yazılmamasını farklı gerekçelerle açıklar.
Şimdi de Şii Alimlerin Değerlendirmesini, Kendi Klasik Kaynaklarına Atıfla Özetleyelim:
Şii âlimler rivayetin temel metnini büyük oranda kabul eder ama şu noktalarda farklı sonuca varırlar:
1- “Resûlullah'ın emrinin bağlayıcı olduğunu ve yazı malzemesinin getirilmemesinin uygun olmadığını söylerler.”
2- “İbn Abbas'ın “Büyük musibet” sözünü önemli bir delil olarak görürler.”
3- “Resûlullah'ın Hz. Ali'nin liderliği veya Ehl-i Beyt'in rehberliği konusunda bir yazılı vasiyet bırakmak istediğini, diğer rivayetlerle birlikte düşünürler.”
4- “Bize Allah'ın kitabı yeter” sözünü Resûlullah'ın talebinin önüne geçirilmiş bir söz olarak değerlendirirler.”
5- “Kur'an'a bağlılığı elbette esas kabul ederler, fakat Resûlullah'ın emri söz konusuyken Kur'an'ı gerekçe gösterip onun önüne geçirmeyi isabetli bulmazlar!”
6- “Şii literatürde Kuran’ın en yüce ölçü olduğu kabulüyle birlikte, İmam Cafer Sadık’a nispet edilen “Size bizden bir söz ulaşırsa onu Allah’ın kitabına arz edin” ilkesi de yine Kuran’ın en yüce ölçü olduğunu gösterir, ancak Ehl-i Beyt’in sahih açıklamalarının Kuran’a aykırı olmayacağı kabul edilir.”
Yani Şii yaklaşım Kuran’ı dışlamaz. Aksine Kuran, resulün beyanı ve güvenilir ilim ehlinin açıklamaları birlikte anlaşılmalıdır der. Böylece hem Sünni hem de Şii gelenekte, Buhari ve Müslim’deki olayın vuku bulduğu kabul edilir! Fakat değerlendirme ve yorum, farklılık gösterir.
Şii âlimlerin kısaca delil özeti şöyledir:
Resûlullah'ın emri esastır. Haşr:7'de geçen “Peygamber size ne
verdiyse onu alın ve sizi neden sakındırdıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun, kuşkusuz, Allah’ın azabı çok çetindir!” ayetini delil getirip Resûlullah'ın “Bana yazı malzemesi getirin” emrinin yerine getirilmediğini söylerler.
İbn Abbas'ın “En büyük musibet” sözünü önemli bir işaret olarak
görürler.
Resûlullah'ın vefatından sonra Ehl-i Beyt'in rehberliği
meselesinin bu olayla yakından ilişkili olduğunu savunurlar.
Kur'an'a bağlılığı elbette esas kabul ederler, fakat Resûl'ün emri
varken “Kur'an yeter” diyerek o talebi geri çevirmeyi isabetli bulmazlar.
İmam Cafer es-Sadık'a nispet edilen ilke şudur: “Size bizden bir
söz ulaşırsa onu Allah’ın kitabına arz edin!” Şii âlimler bu ilkeyi Kur'an'ın en üstün ölçü olduğu, fakat sahih sünnetin ve Ehl-i Beyt'in sahih açıklamalarının Kur'an'ın doğru anlaşılması için gerekli olduğunu ifade ederler.
Sonuçta Şii yaklaşım Kur'an'ı dışlamaz; aksine Kur'an'ın yanında
sahih sünnetin ve Resul'ün beyanının da vazgeçilmez olduğunu söyler.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum