İstanbul
11 Ağustos, 2026, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

İSTANBUL: HASAN HÜSEYİN ŞEHRİ

10 Ağustos 2026, Pazartesi 21:21

“Âşık Paşa (ö.1323), Garibnâme’de * alplar (gaziler) ile alp-erenleri birlikte ele alır; alp olmanın dokuz şartını yazdıktan sonra Alp Eren, dîn alpı olmanın, velâyetin şartlarını sayar: İlk şart Velî olmaktır…”1. Der.

Prof. Dr. Fuat Köprülü Avrupa’da sunduğu bilimsel bildirilerinde bu Anadolu’ya ilk gelenlerin Alevi olduklarını vurgulamaktadır.” * Tasavvufu Anadolu’ya getirenlerin de Türk-Türkmenler olduğu bilinmektedir.” * Hacı Bektaş gibi mutasavvıf düşünceler, Asya’dan gelen Yesevi dervişleri ile “Horasan Erenleri” İslamlığı Anadolu’da adeta bir Türk ulusal dinine çevirdiler.”2

“Özetle denilebilir ki Anadolu’nun tüm yörelerinde Baba diye anılan dergâh ve yatırlar, Bektaşilik dergâh ve Erenlerinden başka bir şey değildir.

Bursa’nın kuşatılması sırasında Doglu Baba ile Geyikli Babalar ellerindeki tahta kılıçlarla büyük kerametler ve yararlılıklar gösterirler.”3.

F.R. Haslok ise, “İstanbul Merdivenköy-Bektaşiler, bu önemli tekkenin, Konstantin ile cenk edip buraya gömülen eski cihad erlerinden Şâh Kulu’nun mezarını barındırdığını söyler. 1826’da tarikatleri lağvedildiği zaman başşehirde * on dört tekke olup bunlardan dokuzu tahrip edilmişti.”4. der.

İstanbul’un alınmasında işte Alp; yiğit, cesur ve kahramanlar İslam tarihinde Ali’nin; Allah’ın aslanı sıfatı ile özdeşleşerek, Velî sıfatlı Horasan Erenleri olarak adlandırılır, İstanbul’un alınmasında Gözcü Karaca Ahmet başta olmak üzere, Otman Baba vd. “tahta kılıçlı” erenler olarak hareket ederler.

Yeniçeri ocağı sancaklarında Alp simgesi “Zülfikar”, dostluk ve barış elçisi “tahta kılıçlı” erenlerin ise halk kültür ve inancına yansımış sembolü olarak mavi bir boncuktan el ki, bu elde “Fatma Ana’nın eli”, yani “hamset-el li-âba” ehlibeyt simgesi olarak taşınırdı. Ayrıca, Türklerdeki “kut” inancı, Tanrı ve Hızır yoldaşın, “Ali’nin eli” sırtında olsun anlamlarını taşırdı.

Bu inançsal simgeler Anadolu’nun fatihi Selçuklu Alp Eren “Kut”almış oğlu Süleyman Şah’ın adı ve künyesine “kut” olarak işlenmiştir. Sosyal yaşamda ise Türkmen boy, oba ve oymakları inançsal olarak “ocak” lara ayrılmış. Ocak; Türkmen Alevi-Bektaşiler için ocak kültü ile milli kimlik ve inançlarını ifade ederken, milli kimliklerinden kaynaklanan askeri misyonlarını da ocak olarak kurmuşlardır ki, işte bunun da en başında Hacı Bektaş ve Edebalî, kurumsal olarak da “Yeniçeri Ocağı” gelmektedir.

Esâme, Yeniçerilerin Ana Kütükte: “Kayıtlı olan isimleri ve ulufe defteri mânasına kullanılan Arapça “esami”den bozmadır. Bu kütükler Yeniçeri kâtipleri tarafından yazılır, Yeniçerilerin yoklaması bu defter üzerinden yapılırdı.

Siyakat yazısıyla tutulan defterler, uzunlama ikişer sayfalık tabakalardan ibaretti. Her sayfa 110 esame yazılırdı. Yalnızca Sekbanların defterlerine isimleri yazılabilirdi.

Defterlerin serlevhası (başlığı) şöyledir: “Ya Hasan ya Ali ya Hüseyin” “Cemaat” “Bölük” şeklindedir. Bu serlevhadan sonra ulûfe alacakların isimleri gelirdi. Defterin arkasında da “Gülbank” yazılırdı.

Yeniçerilerin törenlerinde ve bir işe girişmeden önce okudukları Türkçe duâya “Gülbank” denirdi. Bektaşi tekkelerinde ve Mevlevi dergâhlarında da Gülbank okunurdu. Metni, gür sesli bir Yeniçerinin okumasına “Gülbank Çekmek” denirdi.

Her sabah, bölük ve ortalarda et dağıtımı yapılmadan önce; tahta geçen padişahın cülûs bahşiş dağıtmasında; yılda dört defa ulûfe dağıtıldığında ve sefere çıkmadan önce kışladan ayrılırken Gülbank çekilmesi âdetti. Gülbank kimi kaynaklara göre Yeniçeri kışlalarının avlusunda bulunan Gülbank taşının üzerine çıkılarak çekilirdi. Her törenin ayrı bir Gülbankı vardı. Ve o devirde tahtta hangi padişah varsa onun adına okunurdu. Gülbanklardan birinci Mahmut dönemine ait birinin tam metni günümüz Türkçesiyle şöyledir:

“Allah Allah İllallah, kuvvetli ve büyük, gizleyenlerin yardımcısı, gecelerin ve gündüzlerin yaratıcısı, sonsuz olan, ululuk ve kerem sahibi Allah’ın birliğine; perişan olası düşmanın kör olması için Allah birdir diye duâ edelim. Mutlu, halka şefkatli, fakir olanlara acıma ve yardım hissi besleyen sultan oğlu sultan olan Sultan Mahmut Han Hazretlerinin tahtta olduğu şu kutsal zamanda aşk ve tutku ile Allah birdir diye duâ edelim.

Öncesi Kur’an sonrası Kur’an ki göklerden indirilmiş iyi ile kötünün farkını gösteren kutsal kitaptır. Eli kan, kılıcı kan, göğsü çıplak, ciğeri yanık Muhammed dini aşkına, şehit ve gâzi olanlar aşkına diyelim bir Allah. Öncesi gazâ, yardım Allah’tan, kuvvet peygamberden, destek Peygamberlerin büyüğü ve sultanı, Allah’ın Peygamber ve sevgilisinden O, ahirette de koruyucumuz olan, Ebi Kasım Muhammed Mustafa’dır.

Ona saygımızla da aşkla, içtenlike Allah birdir diyelim. Ve bütün ulular, zaman bekçileri olan Üçler’e Yediler’e, Kırklar’a Muhammed Gülbenki ve Peygamber nuru olsun. Evliyanın en ulusu Ali Pirimiz Sultan Hacı Bektaş Veli, erenler, evliyalar, gerçekler için aşk ile içtenlikle hu diyelim hu…”5.

Şehzade Beyazıd dört bin atlı ile yola çıktı. İstanbul’a ulaştı. Maiyetiyle birlikte saraya doğru yürürken, yeniçeriler ve halk avaz avaz bağırıyordu: “Padişahım çok Yaşa!”

Mağrur olma (gururlanma) padişahım, senden büyük Allah var.”. Padişahın cuma selamlığı alkış töreninde ise aşağıdaki gülbang okunarak, bir yerde padişaha sorumluluğu hatırlatılırdı:

“Uğrun hayır ola..

Ömrün uzun ola!..

Yolun açık ola!....

Saltanatına mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!...

Sonsuz salahiyat ve kudrete sahip bir fani her vesileyle bu sesi işitmesi, zannederim ki pak manalıdır. II. Abdülhamid bu alkışın en son cümlesini değiştirmiş: Saltanatınla mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” yerine “Padişahım… Şevketinle, devletinle bin yaşa!..” dedittirmişti.”6

Böylesi öz kültürel ve inançsal değeri gözetmeyen II. Abdulhamid için bazıları “Halife”, bazıları “Ulu Hakan”, bazıları “Kürtlerin Babası”, bazıları da “Kızıl (Kanlı) Sultan diyerek tarihe geçirmişlerdir.

Aslında bu duygu, düşünce ve inanç önderlerinin gayrimüslim halkla ilişkilerinde barışçıl ilişkilerle İslam’ı sevdirme çalışmalarının simgesi ehlibeyt sevgisi taşıyan Horasan Erenleri taşıdıkları “tahta kılıç” misyonu ile İstanbul’un alınması sağlanmış, ancak sonrası Mehmet “Han’ın “sultan” sıfatı takınması ile milli kültürden ve Muhammedî İslâm’dan uzaklaşılarak Emevi zihniyeti bir İslam anlayışı hâkim kılınmış olup, gerek “kardeş kani vacip” yasası ve gerekse çok eş evlilikle vb. bir Bizans saray yaşantısı başlatılmıştır.

Büyük Selçuklu komutanları Çağrı ve Tuğrul devri Selçuklu devrinde Türk töresi hakimdi. “…Hânedana mensup olanların, kanlarını akıtmamak için, yay kirişi ile boğdurulması Selçuklularda mevcut idi.”7

Osmanlı devrinde Türk töresinden uzaklaşılınca kılıçla boyun vurdurma yöntemine, Timur’un oğlu Şahruh, “Çelebi Sultan Mehmed’e yazdığı bir mektupta: Süleyman Beğ ve İsa Beg ile mücadele ettiğinizi ve Osmanlı töresince onları bu fani dünyadan uzaklaştırdığınız haberini aldık. Ama biraderler arasında bu usul İlhanî töresince münasip değidir.”8. Der ve karşı çıkar.

İşte buna karşı duran ve Fatih’e karşı direnen kişilerin başında da Otman Baba gelmektedir:

“Fatih tahta çıkar çıkmaz, kendisinden önce tahta çıkmış atalarının yaptığı gibi, küçük kardeşi Ahmed’i ortadan kaldırdı. O. Bu eski uygulamayı kanunnamesinde, Karındaşların nizam-ı âlem için katletmek münasibdir, ekser ulema tecviz etmiştir.” Formülüyle ifade etti.

Bu kanunnâmanin düzenlenmesinde sistemli bir sınıflandırma gerçekleştirilememiştir. Aynı zamanda kanûnnâme padişah tarafından gözden geçirilirken, aklına gelen bir hususun araya sıkıştırıldığı ve bölümlerin sıralanmasını kaybettiği açıkça görülmektedir. Mesela kardeş katline ait madde, cep harçlığı maddesiyle hâs-oda oğlanlarının yıllık kaftan maddesi arasına konulmuştur. * Belirtmek gerekir ki bu ddu’â-gûyân ve cami hatipleri arasında birçok tarikat şeyhi bulunmaktadır. Hükümdarı destekleyen, para ve vakıf kabul eden bu gibi işbirlikçi (coformist) şeyhler ve dervişlere karşı Otman Baba ateş püskürür: “Bu meşâyih deyü bilinenler evliyâyüz deyüb halka yalan yanlış çürük ma’rifet satarlar ve dünyâlar cem’ edüb irşâd ve mürid bizimdir deyüb şermsâr-i Hakk olurlar”

“Baba’nın iki yüzlü yalancılar olarak suçladığı bu gibiler arasında ulemâ, sûfiler, danişmendler ve vakıf ve zâviye yöneten meşâyih sayılmıştır. Bu yüzden ulemâ, kadılar ve medrese öğrencisi danişmendler Otman Baba ve abdallarının baş düşmanıdırlar ve onlara karşı hükümet sorumlularından, en sert önlemlerin alınmasını isterler.

Fatih Sultan Mehmed, eşi görülmemiş başarılarıyla İslâm tarihinde gelip geçmiş padişahların en güçlülerinden biri olduğundan ve kendi imparatorluk ve fetih planları uğruna uyruklarına, özellikle de Yörüklere ağır yükümlülük ve baskılar yaptığından Otman Baba, kutb-i ‘alem olarak onun karşısına çıkmayı ödev bilmiştir.

Bir gün Baba, Silivri-Kapısı’nda oturuyordu. Fâtihin Mahmud Paşa ile yapacağı, seferi konuşurken, Macarlardan Belgrad Kalesi’ni almak niyetinde olduğunu işitti. Baba doğrularak sultanı bu seferi yapmaması için uyardı ve dedi ki, “Çanlarına ot tıkarlar, kaçarsın”. Sultan bu söz üzerine hiddete geldi, kılıcını çekip yürüdü. Mahmut Paşa ileri atılıp, “Hay sultanım neylersin, zinhar ve zinhar sakın sen tasavvur ettiğin kimse değildir, gafil ki bu kimse sâhib-i velâyettir” dedi, önledi. Bu uyarıya aldırmayan sultan Belgrad seferini yaptı (1456) ve her şey Baba’nın dediği gibi çıktı.

Otman Baba dervişleriyle birlikte Doğu-Balkan’da öz-yurdları doğrultusunda yola çıktı ise de sonra fikrini değiştirip Kırk-Kilise’de (Kırklareli) tekrar Edirne’ye geldi. Bunun nedeni, Velâyetnâme’ye göre, Baba yolda İstanbul tarafına bir “nazar” atmış ve “Hasan Hüseyin Şehri” dediği İstanbul’a gitmek için yukarıdan emir almıştı.”9.

“Burada öncelikle üzerinde durulması gereken konu, Bâtın Kılıcı, “tahta kılıç” kavramlarında gizlenen ve bir savaş aracı olan kılıç motifidir. Ancak, tahta kılıç çok yönlü bir simgedir. Yani “Anadolu İslam”ında, “gönülleri fethetmektir.” O dönemlerde fetih aracı kılıçtır. Fakat fetih aracı olan kılıç, baskı aracıdır, keser, doğrar, öldürür; çeliktendir, pahalıdır, devletlerin saldırgan evrenine ve beylere yaraşır. Ama tahta kılıç öyle değildir, savaşı değil, barışı simgeler. Tahta kılıç hem Kur’an’daki fetih çağrısını, istemini ulaştırır; hem de uzlaşma istemini. “Beylerin kılıcı zora yönelik çelikten Heteredoks dervişlerin kılıcı gönüllere yönelik tahtadandır. *” “Tahta kılıç savaşı değil barışın simgesidir. * Alevi-Bektaşilerdeki temel inanca ve bu inanç panteonundaki her şeye barışçı bir görünüm verir.

“Çünkü tahta kılıç, dinsel törenin vazgeçilmez kullanım aracıdır. Hattâ Osmanlı’da zorla alınan kalelerde, cuma günleri verilen dinsel söylevi, din adamı, çıplak tahta kılıca dayanarak okurdu. Bu eski Türk töresel inancını yerine getirmek için türbede de tahta kılıç sürekli asılı dururdu.

Görüldüğü gibi, tahta kılıç hemen hemen 13 ve 14. Yy.’larda yaşamış ve bir kısmı Bektaşiler arasında kabul edilen şahısların tümünde vardır. Onların velilik yönlerinin yanı sıra bir de gazilik taraflarının olduğu, kâfirlerle savaşarak mücadele ettikleri de bir gerçektir. Bunların birçoğunun ilk dönem Osmanlı fetihlerine katılmış kişiler olduğu bugün hepimizce bilinmektedir. Zaten ilk dönem bazı anonim Osmanlı tarihlerinde de hudut beylerinde savaşan derviş gazilerin tahta kılıçlı oldukları zikredilmektedir. Böylece bu anonim tarih olan Tevarih-i Âl-i Osman’da anlatıldığına göre, Menteşe taraflarında bir üryan derviş bütün o havaliyi elindeki tahta kılıçla fethetmiştir. ”10

“Bilindiği gibi, hiçbir din kılıçla ve kaba kuvvetle yayılma yolunu benimsememiştir. Kur’an’da “Dinde zorlama yoktur.” Şeklinde buyurulmasının özel bir anlamı olmalıdır.”11

Bu itibarla Ayasofya şehrin mimarisine de yansımış ehlibeyt sevgisi ve aşkı, şehrin alınmasında Horasan Erenlerinin tahta kılıç ile inançsal değerlerinin simgesel ve görsel bir değer olarak Ayasofya’da “Hasan Hüseyin” isimlerinin yazılı olduğu tabelalar, bu şehrin alınmasında “tahta kılıç” gönüllü Otman Baba’nın “Hasan Hüseyin Şehri” olarak adını koyması manidardır.

Tahta kılıç taşıyan er ve erenlere aşk olsun.

Ayasofya Camii'nde bulunan devasa hat levhalarda Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimleri yazılıdır.

*****

1- Muammer Yılmaz, “Reformcu Sultan II. Mahmut”, Selis Kitaplar, İstanbul, 2012, s.94

2- Baki Öz, “Alevilik Tarihinden İzler”, Can Yayınları: 69, İstanbul, 1997, s.96; * Doç. Dr. Belkıs Temren, “Tasavvuf Düşüncesinde Demokrası” Kültür Bakanlığı Yayınları: Ankara, 1995, s.39

2- Burhan Kocadağ, “Alevi-Bektaşi Tarihi”, Can Yayınları: 56, Anadolu Matbaa, İstanbul, 1996, s.74

3- F.R. Haslok, “Bektaşîlik Tetkikleri”, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 2000, s.15; *Bu Esad Efendi, Dest. Des Janissaires, 326.

4- Prof. Dr. Osman Turan, “Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi”, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1993, s.15

5- İskender Pala, “İki Dirhem Bir Çekirdek”, Kapı Yayınları, İstanbul, 2009, s.19-20-32; * Yavuz Bahadıroğlu, “Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler”, Panama Yayın No:150, Ankara, 2014, s.30; * Reşad Ekrem Koçu, “Topkapı Sarayı”, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic.A.Ş., İstanbul, 2015, s.53

* Osmanlı Padişahlarının hiçbiri hacca gitmediği gibi, padişah sadece cuma selamlığına çıkarak yeniçeriler ve halk tarafından bu şekilde alkışlanırdı.

6- Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, “Selçuklu Tarihi”, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2141, İstanbul, 1992, s.78

7- Muammer Yılmaz, “Reformcu Sultan II. Mahmut”, Selis Kitaplar, İstanbul, 2012, s.67-68

8- Halil İnalcık, “Osmanlı Tarihinde İslâmi,yet ve Devlet”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, s.71-92-98- 100-101-102

9- İsmail Özmen, “Hacım Sultan Velayetnamesi ve Ocaklar”, Dumat Ofset, Ankara, 2009, s.20-21-23; *Sencer Divitçioğlu, Asya Üretim Tarzı, s.154; * Reha Çamuroğlu, Babailer, s.161; F. Bozkurt, Çağdaşlaşma Sürecinde Alevilik, s.211. * Türk milli tarih, kimlik ve karakteristik özelliklerinde kılıçla boyun vurdurarak kanın etrafa saçılması yoktur. Selçuklular askeri kişilerin (komutanların) hatalarından ötürü yağlı kemend ile boğma vardır.

10- Dr. İsa Doğan, “Anadolu’da Alevîliğin Doğuşu ve Samsun Alevileri”, Ondokuzmayıs Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Aksiseda Matbaası, Samsun, 1990, s.14.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum