İstanbul
08 Nisan, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

KÜSTÜM: SESSİZ BİR ÇIĞLIĞIN ADI...

08 Nisan 2026, Çarşamba 11:39

Bazı kelimeler vardır; kısa, sade ama taşıdığı anlam ağırdır.

Küstüm” de o kelimelerden biridir.

İlk bakışta basit bir duygunun ifadesi gibi görünür. Oysa içinde biriken kırgınlıklar, tutulmamış sözler, karşılık bulmamış beklentiler ve en önemlisi zedelenmiş bir güven vardır.

Küsmek; bir anda ortaya çıkan bir duygu değildir.

Bir sürecin sonucudur.

Görülmeyenlerin, duyulmayanların, hissedilmeyenlerin birikimidir.

İnsan, doğası gereği kırılgandır. Bir söz, bir tavır, bir ihmal…

Bazen küçük gibi görünen şeyler, büyük kırgınlıklara dönüşebilir. Bireyler arasında yaşanan küslükler çoğu zaman konuşularak, gönül alınarak çözülebilir. Çünkü ortada iki kişi vardır ve aradaki mesafe kapatılabilir.

Ancak mesele bireyleri aşar, toplumsal bir boyut kazanırsa…

İşte o zaman “küslük” bir duygudan çıkar, bir toplumsal uyarıya dönüşür.

Bir inanç grubu, bir topluluk kendi devletine küsmüşse, bu durum hafife alınacak bir mesele değildir.

Çünkü devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yalnızca hukuki bir bağ değildir. Bu ilişki; güven, adalet ve eşitlik duygusu üzerine kuruludur.

Devlet;

- Tüm vatandaşlarına eşit mesafede durduğu ölçüde, güçlüdür.

- Eşitliği hissettirdiği ölçüde, adildir.

- Adalet sağlandığı ölçüde, güven inşa edilir.

Bu üçlüden biri eksildiğinde ise, ortaya kırgınlık çıkar.

Aleviler, bu ülkenin köklü ve asli unsurlarından biridir. Tarih boyunca bu toprakların savunulmasında, korunmasında ve bugünlere gelmesinde önemli bedeller ödemiştir. Devletine bağlılığı, sadakati ve toplumsal barıştan yana duruşu tartışma götürmez bir gerçektir.

Ancak buna rağmen, yıllardır dile getirilen bazı taleplerin karşılıksız kalması, verilen sözlerin yerine getirilmemesi ya da eşit yurttaşlık ilkesinin pratikte yeterince hissedilmemesi; bu bağlılığın içinde bir kırgınlık oluşturmuştur.

İşte bu kırgınlık, zamanla “küslüğe” dönüşür.

Bu küslük; bir isyan değildir.

Bir kopuş değildir.

Devlete sırt dönmek hiç değildir.

Aksine bu küslük, “Ben buradayım, bu ülkenin bir parçasıyım ama yeterince görülmüyorum” diyen sessiz bir çağrıdır.

En tehlikeli olan da, bu sessizliktir.

Çünkü, sesini yükselten bir toplumla konuşabilirsiniz.

Ama susan bir toplumun ne hissettiğini anlamak için çaba göstermeniz gerekir.

Toplumsal barış, sadece büyük sözlerle değil; küçük ama samimi adımlarla sağlanır.

Eşit yurttaşlık ilkesi, sadece anayasal bir hüküm olarak kalmamalı; vatandaşın günlük hayatında hissedebildiği bir gerçek olmalıdır.

Devletin görevi; hiçbir ayrım gözetmeden, tüm inançlara ve tüm kesimlere aynı hassasiyetle yaklaşmaktır.

Bu yaklaşım, bir lütuf değil; anayasal bir zorunluluktur.

Küslük uzadıkça, mesafe büyür.

Mesafe büyüdükçe, güven zayıflar.

Güven zayıfladıkça ise toplumsal birlik zarar görür.

Oysa bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey; birliktir, beraberliktir ve karşılıklı güvendir.

Bu yüzden yapılması gereken açıktır:

Kırgınlıkları görmezden gelmek değil, anlamak…

Sessizliği yok saymak değil, duymak…

Verilen sözleri ertelemek değil, yerine getirmek…

Çünkü, bir toplumu ayakta tutan en güçlü bağ, güven duygusudur.

Ve unutulmamalıdır ki;

bir toplumun devlete küsmesi, sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir uyarıdır.

Bu uyarıyı doğru okumak ve gereğini yapmak ise hem devlet aklının hem de toplumsal sorumluluğun gereğidir.

Çünkü, hiçbir vatandaşın kendini bu ülkeye küsecek kadar yalnız hissetmemesi gerekir.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Cahide Demir
    08-04-2026 12:45

    Ne güzel bir anlatım olmuş sade anlaşılır ve haklı bir sitem.çok başarılı bir çağrı notu tabi anlayana...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum